Gıannıs Antetokounmpo: Greek Freak*

Yarın neyle karşı karşıya kalacağınızı bilmediğiniz kendi dünyanızda yaşadığınız o kaotik hâl. Giannis Antetokounmpo’nun her günü öyleydi ve günün sonunda nasıl kazandığının hiç de önemi yok.

İç savaş… Bir ülkenin başına gelebilecek en zorlu koşullara zemin hazırlayan olay belki de. Hele ki sınırlarını masa başında oturan ve Afrika’yı tek ülke olarak gören ‘büyük adamlar’ın çizdiği bir coğrafyada. 20. yüzyıl, birçok Afrika ülkesi gibi Nijerya için de bağımsızlık anlamına geliyordu. Ülkenin bağımsızlığının üzerine gölge düşmesi ise çok uzun sürmeyecekti. 1967’de başlayan iç savaş tam üç yıl sürdü, toplumun üzerinde bıraktığı sosyal, siyasi ve ekonomik etkileri ise onlarca yıl. Charles-Veronica Antetokounmpo çifti de bu süreçte evlerini bırakmak zorunda kalan binlerce aileden sadece biriydi. Üç yıl sonra doğacak Giannis adlı çocuklarından habersiz Yunanistan’a gitmek zorunda kaldılar. Daha sonrasında o çocuğun Yeni Kıta’ya ayak basacağından habersizlerdi elbette.

Uncut Gems filmi açılış sahnesinde bizi 2010 yılına, Etiyopya’daki bir maden ocağına götürür. Hayatta kalabilme ve daha sonrasında var olabilme mücadelesinin ortasındayızdır. Bağırış çağırışların ortasında maden ocağının bir başka köşesine konuk olmamız çok uzun sürmez. Filmin isminden de anlaşılacağı üzere işlenmemiş bir taştan başlar hikâye. Saf, pür, oldukça sade ama aynı zamanda alacalı gözüken o taş parçası… Filmin ana ekseni bir anda 2012’ye kayar, Birleşik Devletler’in orta yerinde hayatta kendine bir alan açmaktan ziyade köşeyi dönmeye çalışan Howard’ın New York sokaklarındaki koşuşturmasına. Bazen günlük hayatta canımızı sıkan ve bize ne yaptığımızı sorgulatan o aşırılık ve bizi oradan oraya sürükleyen tempoyu izler dururuz. Giannis Antetokounmpo’nun hayatı da bazı açılardan öyle işte. Bu hikâyede canına tak ettiği ve evine ekmek getiremediği zamanlarda basketbolu bırakıp bir işe girme düşüncesi de var, 18 yaşına kadar kimliksiz yaşaması da.

* * *

İç savaşın etkileri hâlâ hissediliyor diye yuvanızı terk etmek zorunda kaldığınız bir dünyada işler beklenildiği gibi gitmiyor elbette. Veya zaten en başında öyle gitmesini beklemiyorsunuz. Ülkenizde milli formayı terletmiş bir futbolcu olsanız ve hayat arkadaşınız bir yüksek atlamacı olsa dahi içinde yaşadığınız dünya sizi oradan oraya savurabiliyor. Kendilerine bir ev bulabilmek ve yaşamlarını idame ettirecek bir iş bulabilmek için Avrupa’da birçok ülkenin âdeta kapısını çalmıştı Adetokunbolar. Duraklarından biri de Almanya olmuştu, beklentileri de büyüktü. Charles, Bundesliga’nın kapısına kadar dayanmayı başarmıştı aslında ama işler bekledikleri gibi gitmeyecekti. Çapraz bağlarında yaşadığı sakatlık Charles’ın futbol hayatının bitmesi anlamına geliyordu. Almanya ve Bundesliga hayallerinden sonra Yunanistan’da eğitimin ücretsiz olduğunu duyan Adetokunbo çifti rotayı aniden Yunanistan’a kırar. Yeni bir ev ve aynı zamanda yeni bir meydan okuma vaktidir onlar adına.

Adetokunbolar sporcu bir çiftti ve tahmin edersiniz ki spor dışındaki becerileri ve ilgi-alakaları, muadillerinden farklı değildi. Hayata en aşağıdan, tekrar başlamak zorundaydılar artık. Ülkesinde bir yüksek atlamacı olarak tanınan Veronica, çocuk bakıcısı olarak evlere gitmeye başlamıştı. Milli takıma kadar yükselme başarısı gösteren Charles ise elinden her iş gelen ve aynı zamanda bulduğu her işe koşmaya çalışan bir tamirciydi artık.

Yunan hükümeti, diğer pek çok ülkede olduğu gibi, ülkeye yasal olmayan yollardan giriş yapanların ülkede kalması konusunda zorluk çıkarıyordu. Ülkeye yasal yollardan gelmedikleri gibi yasal yollardan da konaklamıyorlardı. Giannis ve kardeşleri için geceler, Sepolia’daki kutu gibi evde; gündüzler ise sokaklarda bir şeyler satmakla geçiyordu. Geçtiğimiz yıl BBC’ye verdiği bir röportajda “Saatler, çantalar, güneş gözlükleri, anahtarlıklar. Elimize ne geçerse satıyorduk.” diyerek anlatıyor o günleri Antetokounmpo. Elbette her çocuğun yaptığı gibi Giannis ve kardeşleri de sokakta oynayarak büyüyorlardı. Muhtemelen onlara da ‘mültecinin eğlenecek vakti mi olur, çalışsınlar işte, ses falan da çıkarmasınlar’ gözüyle bakanlar da olmuştur ama sokakta topun peşinde koşmak her çocuğun hakkı. Hatta bazen hayatınızı dahi değiştirebiliyor.

“Atina’nın kuzeyindeki Sepolia’da yan yana iki adet oyun alanı vardır. Birinde çocuklar tercihlerini basketbol oynamaktan yana kullanırken diğerinde Giannis ve kardeşleri yakalamaç oynuyorlardı.” diyerek anlatıyor o günü Spiros Velliniatis. Çifte vatandaşlığın ve iki kültür arasına sıkışmanın ne demek olduğunu bilen ve o gün bir tesadüf sonucu oradan geçen Spiros, Giannis’e başkalarının baktığından farklı bir gözle bakar. Alman ve Yunan kökenlerine sahip bir aileden gelen Spiros, gençliğinde NBA hayalleri kuran bir gençtir. Nitekim işler beklenildiği gibi gitmemiştir onun adına. 16 yaşındayken bir öğrenci değişim programı sayesinde Amerika’nın yolunu tutan Spiros, geçirdiği bir motor kazasından sonra hayatının yönünü kısmen değiştirir ve scout olmaya karar verir. “Eğer gözlerini açarsanız birinin içindeki yeteneği, ayağında veya elinde futbol veya basketbol topu yokken de anlayabilirsiniz.” diyerek anlatıyor scout olmanın ne anlama geldiğini.

AGONA Spotlight: Giannis Antetokounmpo, from the streets of Sepolia to NBA stardom — AGONAsport.com
Spiros Velliniatis ve Antetokounmpo

Afrika kökenlerine sahip bir aile ve Yunanistan’da doğup büyüyen Giannis için basketbol çok da ön planda olan bir spor değildir o zamana kadar. Ailesinin geldiği kültür için öncelikli sporlar futbol ve atletizmdi. Çünkü eğer bir hayat kurtarılacaksa ancak onlar sayesinde kurtarılabilirdi. Giannis de onlardan farklı bir düşünceye sahip değildi. Spiros’un ilk teklifini, futbol oynamak istediği için reddetmişti. İkinci teklif ise anne ve babası için iş imkânını da kapsıyordu. Spiros’un gördüğü yetenek, daha önce gözlemlediklerinden o kadar farklıydı ki kendisi, kulübüne 13 yaşında bir çocuğa yatırım yapmayı kabul ettirecek kadar ısrarcı oldu. Anne ve babası çalıştıkları işlerde 500 euro kazanacak ve aslında futbolcu olma hayalleri kuran Giannis parkeye ilk adımını atacaktı.

Çocukluk yıllarında hayatı, mahallesi Sepolia ile kulübün bulunduğu Zografou arasına sıkışmıştı. Yaklaşık yedi-sekiz kilometrelik bir mesafeyi ya otobüsle ya da yürüyerek gidip geliyordu. Bazı günler antrenman sonrasında kardeşi Thanasis’le birlikte o kadar yorgun düşüyorlardı ki spor salonunda bulunan minderleri birleştirip geceyi orada geçiriyorlardı. Thanasis’le birlikte yaptığı şeyler sadece basketbol oynamak veya sokakta güneş gözlüğü, anahtarlık, o ‘elimize ne geçerse’ diye tarif ettiği şeyleri satmaktan ibaret değildi. Boş zamanlarında soluğu internet kafede alan iki kardeş, Allen Iverson’ın videolarına da göz atmayı ihmal etmiyorlardı. Allen Iverson’ı Jason Kidd’den çok daha önce tanımıştı anlayacağınız.

Yunanistan’dan ayrılmadan önceki son maçlarından birinde parkeye bir oyun kurucu olarak çıkmıştı Antetokounmpo. Takis Zivas’ın ondan istediği şeyi gayet iyi biliyordu. Deneyimli koç onun Allen Iverson gibi oynamasını istiyordu. O zamana kadar çok büyük bir gelişim gösteren ve o videoları bir rehber gibi kullanan Giannis, karşılaşmayı 50 sayıyla tamamlamıştı. 50 sayı kulağa oldukça hoş geliyor. Yunanistan’dan ayrılmadan, ABD’nin yolunu tutmadan önce çıktığınız son maçta rakip takımın koruduğu çemberden geçirdiğiniz tam 50 sayı. Şimdilerde nasıl oluyor da bir guard mantalitesiyle oyunu baştan yazabiliyor sorusunu yöneltmemizin çıkış noktası orasıydı belki de ve elbette sattığı gözlüğün parasıyla gittiği internet kafe.

* * *

Antetokounmpo’yu 15. sıradan seçmek, 35. sıradan Draymond Green’i veya 41. sıradan Nikola Jokic’i draft etmek gibi bir başarı hikâyesi değildi. İçinde yaşadığımız çağda bir oyuncudan haberdar olmamak, onu izlemeye gitmemiş olmak imkânsız neredeyse. Antetokounmpo’yu o dönemde izlemeye gitmemiş olmanız için ancak New York Knicks olmanız gerekiyordu. Draft günü yaklaşırken de Antetokounmpo hakkındaki endişeler tahmin edilir cinstendi: Yunanistan İkinci Ligi’nde oynuyordu ve basketbola çok erken bir yaşta başlamadığı için gelişiminin bir yerde tıkanacağı, duvara çarpacağı düşünülüyordu. Kısacası bir projeydi Antetokounmpo. En nihayetinde spor, hayal kırıklıklarıyla dolu bir külliyattı ve NBA’in yarattığı külliyat o güne kadar aslında bir kütüphane hâlini almıştı. Hele bir de birkaç adım arkanızdan seçilen bir oyuncu sizden daha iyi performans gösterirse medyanın alacağı tavır ilginç bir noktaya varabilir, hatta acımasızca kalemlerini size doğru sivriltebilirdi.

Dönemin Milwaukee Bucks Genel Menajeri John Hammond, Antetokounmpo ‘riski’ni alan isimdi. Antetokounmpo’nun belki de en büyük şansı, spot ışıklarının göz bebeğine dik açıyla gelmeyeceği bir takım tarafından draft edilmesiydi. Burası ‘hadi çık oyna, senin pişmeni bekleyemeyiz’ tavırlarının sergilenebileceği Lakers veya Knicks gibi bir yer değildi. ‘Şehrin evladı’ titrini alabilme imkânınızın olduğu, çok büyük ihtimalle daha yumuşak tavırların sergileneceği, formsuz kalmayın diye G League’e gönderilseniz dahi kimsenin kafasında soru işaretlerinin oluşmayacağı bir yerdi.

Antetokounmpo Bucks dfaft

Büyük pazarlara rağbetin yavaş yavaş azalmaya başladığı bir dönemdeydik. İnan Özdemir’in socratesdergi.com’da Antetokounmpo üzerine kaleme aldığı yazıda değindiği gibi League Pass’in ortaya çıkışıyla izleyicinin, ulusal kanalın veya uluslararası yayına verilen ve sezon öncesinde belirlenen fikstürün boyunduruğundan yavaş yavaş kurtulduğu bir dönemdi bu. Belki içinde yaşadığımız o yoğun tempoda farkında değildik ama yıllar sonra dönüp bakınca o kesişim bir dönüm noktasıydı. Dünyanın herhangi bir yerindeki basketbolsever maç izlemek için absürt bir saatte kalkıp ertesi gün işe veya okula geç kalmayı göze aldığında artık Antetokounmpo’yu ve onun potansiyelini izleyebilecek, geleceği hakkında kafasında oluşan beklentilerini sosyal medya havuzuna aktarabilecekti. NBA, Golden State ile Cleveland arasındaki Soğuk Savaş’a bakadursun, Antetokounmpo günden güne doğal sınırlarına ne zaman ulaşacağı tam olarak kestirilemeyen bir fenomene dönüşüyordu.

Saint Francis’te yeni taşındığı evin mobilya ihtiyacını karşılayan takım arkadaşı O.J Mayo, uzun yolculuklardan önce kıyafet seçiminde ona yardımcı olan Caron Butler ile Zaza Pachulia ve hatta boş buldukları bir okulun bahçesinde ona paralel park yapmayı öğreten genel menajer John Hammond… Geride bıraktığımız yıllarda Greek Freak¹ ve Milwaukee Bucks parkede gördüklerimizden çok daha fazlasıydı.

2021'in En Gözde Hedefi: Giannis Antetokounmpo - Her Şey NBA
Antetokounmpo’nun Nba kariyeri ortalamaları: 20.1 sayı, 8.9 ribaund, 5.6 asist

Bleacher Report’ta 2011 yılında çıkan bir yazıda Rob Schimke imzası vardır. Yazının giriş kısmına, küçük pazar-büyük pazar ayrımının gitgide ufaldığı bir dönemden baktığımızda biraz ilginç gelecektir: “Milwaukee Bucks soğuk bir şehirdeki küçük pazar takımı. Bundan kaçışları yok.” O yazının üstünden tam dokuz yıl sonra Milwaukee Bucks, Charlotte Hornets karşısına çıktı. Maç Fiserv Forum’da veya Spectrum Center’da değildi. Bucks ve Hornets, NBA’in globalleşme yolunda attığı şimdilik son adımın bir parçası olarak Paris’te maç yapmadılar, daha ziyade sahne aldılar. Artık küçük pazar diye bir şeyden bahsetmenin zor olduğu bir dönemdeydik ve bunda aslan payının Antetokounmpo’ya ait olduğunu söylemenin hiç de zor bir tarafı yoktu.

* * *

135 dakikalık tıpkı hayat veya basketbol gibi geçen o yoğun tempolu sürüncemenin sonuna yaklaşırken hayatını mücadeleye, kendini kurtarmaya, köşeyi dönmeye adamış başrolümüz Howard, “This is how I win.” diyerek anlatır kendisi olmanın ne demek olduğunu. Bazen nasıl olduğu değildir asıl mesele, nasıl sonuçlandığıdır. Her ne kadar MVP yarışındaki en yakın rakibi James Harden, onun repertuvarını eleştirip yalnızca güce dayalı bir oyun sergilediğini söylese de günün sonunda kimse sizden buz pistine çıkıp hünerlerinizi sergilemenizi beklemez.

Safdie Kardeşlerin²  filmin iki numaralı başrolünü emanet ettikleri Kevin Garnett de finalde söz alanlardan biridir. 2012 play-off’larında takımı Boston Celtics’le Philadelphia engelini geride bırakmıştır ve Doris Burke’ün yönelttiği soruya şöyle cevap verir: “Kazanıyorsan önemli olan tek şey budur. ‘Kesin sesinizi, susun!’ der gibi.”

Kazanmaya devam Giannis, nasıl kazandığın önemli değil.

 

1- Greak Freak: Antetokounmpo”nun üstün fiziksel özellikleri sebebiyle ona takılan lakap.

2- Benny Safdie ve Josh Safdie, Uncut Gems filminin senaristileri ve yönetmenleridir.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Shaquille O’Neal: Dominant

Juan Manuel Fangio: Öncü

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More