Futbolda Savunma Sanatları: 4. Sone

CATENACCIO

Yazıdaki bazı terimlerin tam anlaşılması için, eğer okumadıysanız, öncelikle 1, 2 ve 3. Soneleri okumanızı öneririz.

Savurgan güzel, nedir bu kendini harcaman
Senin mirasın olan güzellikleri böyle?
Doğa temelli vermez ödünç verir her zaman:
Eli açık olana borç verir içtenlikle.

(William Shakespeare – 4. Sone)

1930’larda İsviçre’nin yarı profesyonel takımı Servette’de ilk tohumları atılan, 1940’larda İdil Nehri ve Güney İtalya kıyılarında yeşeren, oyunun “karanlık” yüzü savunma futbolunun hasat verdiği en verimli dönemi olan Catenaccio, yani “Asma Kilit” 1960’ların Kuzey İtalya’sında hayat buldu. Futbolun gelmiş geçmiş en sert patronları olan Nereo Rocco ve Helenio Herrera‘nın ellerinde…

5 Temmuz 1982 futbolun öldüğü gündü. Bu iddianın sahibi Brezilyalı Zico’ydu. Kendisinin de dahil olduğu ve futbol tarihinin tanık olduğu en yetenekli futbolculardan oluşan Brezilya takımı, İspanya’da düzenlenen 1982 Dünya Kupası’nın ikinci tur maçında İtalya’ya 3-2 kaybedip kupadan elenince hiç kimse buna inanamamıştı. En başta da Brezilyalı futbolcuların kendileri…

Futbol tarihinde birçok ekolden ve taktikten söz etmek mümkündür. Ancak temelde bu ekollerin hepsinin doğduğu ya da birleştiği dört ana akım vardır ya da vardı! İngilizlerin uzun toplara dayalı direkt futbolu, Hollandalıların pasa ve pozisyon değiştirmeye bağlı total futbolu, Brezilyalıların bireysel yeteneklere ve doğaçlamaya bağlı akıcı futbolu ve son olarak da İtalyanların savunma ağırlıklı, katı bir taktik disiplin eşliğinde oynadıkları sistematik futbol. Zico’nun futbolu mezara koyduğu gün ise bu ekollerden en zıt olanlarının en güçlü temsilcileri karşılaşmış ve İtalya, Paolo Rossi’nin attığı 3 gol ile Brezilya önünde muhteşem bir galibiyet almıştı.

1982 Dünya Kupası: İtalyan Gentile, Brezilyalı Zico’yu savununuyor

Zico, kaybetmenin verdiği duygusallıkla futbolun öldüğünü düşünse de aslında 1980-1990 dönemi futbol taktikleri açısından bir geçiş dönemiydi. 1990 sonrası, bu kemikleşmiş ekoller yerini, oyunun ve zamanın gereksinimlerine odaklanan durumsal olarak değişebilen taktiksel anlayışlara bıraktı. Futbola artık ülkeler ve o ülkelerin yerel liglerine ait geçmişten süregelen oyun anlayışları değil, sezonu nakış gibi dokuyup her maçı bir kitap gibi okuyan teknik direktörler yön veriyor. Arrigo Sacchi‘nin 90’larda “savunmacı” İtalya liginde Milan ile yarattığı hücum zenginlikleri ya da günümüzde Jürgen Klopp’un “uzun topçu” İngilizlerin liginde yarattığı karşı prese dayalı topa sahip olma oyunu bunlara örnek olarak verilebilir. Sporda muhafazakar kafalar, yerini akla ve yenilikçiliğe bırakmış durumda.

Bu geçiş döneminin başı diyebileceğimiz 1980’lerin en efsanevi maçlarından olan İtalya-Brezilya maçında, o dönem halen katı bir ekol olarak varlıklarını sürdüren İtalyanlar, Brezilyalılara üstünlük sağlıyordu. 1950’lerde Nereo Rocco ile taktiksel altyapısı çizilen ve akabinde Helenio Herrera ile zirve yıllarını yaşayan Katenaçyo, 1980’lerde son demlerini yaşıyordu. Son nefesindeki en büyük darbeyi Zico ve arkadaşlarına indirerek…

Katenaçyo’nun patronu

Nereo Rocco “El Paron”

Maç öncesi her zamanki basın toplantılarından birinde gazeteci, karşısında duran bu şişman ve kısa boylu adama “İyi olan takım kazansın.” der ve karşılığında alacağı cevap Nereo Rocco’nun futbola bakış açısını da özetleyecektir. “Umarım iyi olan kazanmaz.”

Katenaçyo’nun sonuç ve başarı getiren versiyonu Nereo Rocco ile başlar. Ne Rappan, ne Abramov ne de Salernitana’daki Viani savunma futbolu ile uzun süreli başarılar kazandılar. Hatta onların sistemleri, takımları ile bir üst seviyeye çıktıklarında, hücum futbollarının kısırlığı sebebiyle belli bir yerde tıkandı ve sürdürülebilir olmadı. Rocco ise her ne kadar teknik direktörlük kariyerine Serie A’da memleketinin takımı olan Triestiena gibi küçük bir kulüpte başlasa da, takımı 1947-1948 sezonunda dönemin efsane takımı Grande Torino‘nun 16 puan arkasında ligi 2. olarak tamamlamıştı. Bu Rocco ve Trieste şehri için muhteşem bir başarıydı. Şehir halkı bu başarının keyfini sürerken, İtalya spor tarihinin en kara günlerinden birinde şampiyon Torino takımının uçağı düşüyor ve hem lig hem de oyuncular derinden sarsılıyordu. Bir yandan 2. Dünya Savaşı’nın yaraları da ülke üzerinde hale tazeydi. Rocco ise bu karanlık ve bunalımlı yılları Serie B takımlarından Treviso’da geçirecekti. Daha az baskı altında ve gözlerden uzak çalıştığı bu dönem, Rocco için futbolun üzerine daha çok kafa yorup hem taktik hem liderlik tarafında teknik direktörlük yetkinliklerini geliştirdiği bir dönemdi. Kayda değer bir başarı yakalayamadığı iki sezonluk Serie B tecrübesinden sonra, tekrar Trieste’te dönecekti İtalyan teknik adam. Ancak bu sefer onu bekleyen mevsim bahar değildi.

Triestiena yönetimi ile Rocco’nun planları ve gitmek istedikleri yön bambaşkaydı. Fikir ayrılıkları Rocco’nun 2. Trieste döneminin çok hızlı bir şekilde bitmesine yol açtı. Rocco kariyerinde önemli bir yol ayrımındaydı. Ya aklındakileri uygulayabileceği ve ona istediği gibi sınırsız yetki verecek bir kulüple anlaşacaktı, ya da Trieste’ye dönüp futbolda önceki mesleği olan kasaplığı tercih edecekti. Tam da bu sırada Venedik’in batısından Padova şehrinden Rocco’ya beklediği haber geldi. Padova Serie B’de kötü günler geçiriyordu ve takım küme düşmenin eşiğine gelmişti. Rocco, takımın başkanı Bruno Polazzi’den kulübün anahtarlarını, önemli bir miktarda maaş ile beraber, her hafta sonu özgür bir şekilde memleketi Trieste’ye gidebilecek esnekliği istedi. Polazzi evet dediğine pişman olmayacaktı.

Nereo Rocco, Padova ile antrenmanda

Rocco, Padova’da aradığı ortamı bulmuştu ve Katenaçyo’yu saha içinde uygularken takıma aynı zamanda hem taktik hem de iş disiplini aşılamıştı. Padova o sene ligde kalırken, bir sonraki sene de Serie A’ya yükseldi. Rocco ile tarihinin en başarılı dönemini yaşayan kulüp, 1958 senesinde Serie A’yı 3. sırada tamamlayarak aynı Triestina gibi bir daha erişemeyeceği bir seviyeye çıktı. Rocco, takıma kazandırdığı büyük başarılara rağmen, oynatmaya çalıştığı futbolun lig tarafından ne kadar hor görüldüğünü şöyle anlatmıştır:

Kimsenin anlamadığı bir oyun oynuyorduk. 2 yıl boyunca evimizde kaybetmedik. Ancak rakip takım taraftarları tarafından çok aşağılandık. SPAL’de, oynadığımız futbolla alay ettiler ve bize hakaretler yağdırdılar. Doğruyu söylüyorum, bana bağırdılar, ıslık çaldılar, suratıma tükürdüler. Ancak umutsuzluğa kapıldığım bu günlerde oyuncularım her zaman bana yakındılar ve beni sürekli teşvik ettiler. Bu kadar hakarete rağmen, Padova’da yaptıklarımı uygulayanlar oldu. Alfredo Foni, Blason’u libero olarak kullandı ve şampiyon oldu. Ancak benden kopyaladığını kabul etmemek için bu taktiği Rappan’ın Verrou’sundan aldığını söyledi. Gerçek şu ki, “yoksulların oyunu” diye anılan bu oyun hakaret ve tükürme taraflarını çıkarırsanız herkes için uygun. San Siro’da da çok fazla tükürük yedim. Bir gün Italo Allodi soyunma odasına geldi ve ertesi gün bana Angelo Moratti’den bir özür mektubu eşliğinde yeni bir yağmurluk gönderdi. Gerçekten üzgündüm…

Kaynak: storiedicalcio

Rocco’nun bu sözlerinde samimiyetsiz bir abartı olduğundan hiç şüphe yok. Zira bu sözleri sarf etmesinden yaklaşık on yıl sonra Milan’ın başında çıktığı Avrupa Kupası 2. tur maçında Ipswich Town’u elerken maç sonrası rakip takım kaptanı Andy Nelson, Milanlı oyuncuların sahada tükürmekten saçlarını çekmelerine kadar türlü çirkefliklere başvurduğunu söylemişti. Ayrıca intihal ile suçladığı Foni’nin, Katenaçyo’nun içinde uyguladığı tek yenilik libero kullanması değildi. Foni, sonradan Helenio Herrera’nın da Inter’de kanat oyuncuları Fachetti ve Jair ile kullanacağı hücumcu bek-savunmacı kanat taktiğini ilk kullanan teknik adamdı. Sağ kanat oyuncusu Armano, sağ beke gelip o kanadı baştan sona savunurken, sağ bek Blason ise Rocco’nun kendi icadı olduğunu söylediği -bu konuda haksız da sayılmaz- libero pozisyonuna kayıyordu. Ancak her ne olursa olsun, Rocco’nun o çok sevdiği alkolün de etkisiyle kimi zaman dozu kaçan söylemleri onun ne kadar büyük bir teknik adam olduğu gerçeğini değiştirmez.

1961 yılında Milan teknik direktörü ve Katenaçyo’nun öncüsü Gipo Viani kalp krizi geçirmişti. Onun sağlık problemi, Rocco’ya Milan kapılarını açtı. Viani sportif direktör koltuğuna geçince, mirasını devretmek için Rocco’dan daha uygun bir aday yoktu. El Paron, Milan’da aradığı fırsatı bulmuştu ve yıllardan beri kendisini hor gören herkesten intikamını alacaktı. Padova yıllarında sistemin savunma tarafını iyice oturtan Rocco’nun elinde artık son derece yetenekli hücum oyuncuları vardı. Hücumun merkezinde kullandığı Gianni Rivera, Rocco’nun sahada koşmamasına tahammül ettiği tek oyuncuydu. Rivera, arkasında oynayan acımasız orta saha oyuncusu Giovanni Trapattoni sayesinde sahada istediği özgürlüğe sahipti. Padova yıllarında hücumdaki tek silahı olan Kurt Hamrin’i de sonraki yıllarda Milan’da yanına alacaktı Rocco. Hamrin’i bazen en uçta bazen de kanat forveti olarak kullandı ve o Hamrin, halen Serie A’da tüm zamanların en çok gol atan 6. oyuncusu olmayı sürdürüyor. Rocco’nun hücumdaki bir başka yıldızı da kendisine ancak 1965 yılına kadar sabredebilecek Jose Altafini’ydi. Hem Brezilya hem de İtalya Milli Takımı forması giyen ve Grande Torino‘nun efsane oyuncusu Valentino Mazzola’ya benzerliği yüzünden Mazzola diye de anılan oyuncu, yakın zamana kadar uzun yıllar kırılamayan bir rekorun da sahibiydi. 1963-1964 sezonunda Avrupa Kupası’nda Milan’a tam 14 gol kazandıran Altafini, 2013-2014 sezonunda Cristiano Ronaldo’nun efanevi 17 gollük Şampiyonlar Ligi sezonuna kadar rekoru elinde tutuyordu.

Nereo Rocco, hem savunmada hem de hücumda yarattığı yeniliklerle ve Milan’ın harika kadrosundan da istifade ederek, Katenaçyo’yu yerel takımların sezonluk başarılar kazanmasına yol açan bir sistemden, uluslararası seviyede sonuç alan bir sistem haline getirdi . Bu sistem ona 2 Serie A, 2 Avrupa Kupası, 3 İtalya Kupası ve 1 kez de Kıtalararası Kupa kazandırırken ismini de futbol tarihine altın harflerle yazdırdı.

Rocco’nun Milan’a uyarladığı Katenaçyo dizilişi

Katenaçyo’nun sihirbazı

Helenio Herrera, Inter’de kazandığı Avrupa Kupaları ile…

Larbi’yi Casablanca’da keşfetmiştim. Fas’ta yönettiğim bir eğitim kampı sırasında İtalyan mahkumlar ve bir Fas takımı arasındaki bir maça gitmiştim. Onun Paris’e katılmasını istediğimde bana deli olduğumu söylediler. Ama o 1 milyon franklık rekor transfer ücreti karşılığında Paris’e geldi ve orada 4 yıl süren harika bir kariyer yaptı. Sonra Atletico Madrid’de 4 yıl daha ekledi bunun üstüne. Onu alan hiçbir takım pişman olmadı. Sigara ve alkol kullanmayan örnek bir sporcuydu. Olağanüstü bir oyuncuydu. Sadece küçük bir kusuru vardı, çok hızlı değildi ama nefesi tükenmezdi, pasları milimetrikti ve oyun zekası olağanüstüydü. Ne kadar sevimli bir çocuktu. Basit, sadık ve ciddi….

Kaynak: footballyesterdayandtoday.blogspot

Pele’nin “Ben futbolun kralıysam, Ben Barek de tanrısıdır.” diyecek kadar hayranlık beslediği bir oyuncuydu Faslı Larbi Ben Barek. Helenio Herrera ise 1945’de teknik direktörlüğünün ilk yıllarında Stade Français Football takımına getirdiği oyuncuyu yukarıdaki satırlarda anlatırken, aslında oyuna ve oyunculara bakış açısını da özetliyordu. Katenaçyo’yu mükemmelleştiren ve zirveye çıkaran Herrera için ideal oyuncu tanımı tam da Ben Barek’i tarif ettiği gibiydi. Çalışacağı oyuncunun yeteneklerinden ziyade, kişiliği ve sportif tarafı onun için önemliydi. İş ahlakı ve profesyonellik onun lügatında oyuncunun sahadaki hızından ve attığı çalımlardan daha ön plandaydı. Atletizm ve dayanıklılık, olmazsa olmazlarıydı. Çünkü Herrera mükemmel sistemi zaten bulmuştu ve şimdi o sistemi, hem teknik hem de karakter olarak ona uygun oyuncular ile donatmalıydı. Futbol felsefesinin temellerini oluşturan bu kelimeleri, Inter’de çalıştığı yıllarda soyunma odasının girişine slogan olarak astıracaktı Arjantin asıllı Fransız teknik adam.

Ders + Hazırlık + Atletizm + Zeka = Şampiyonluk

“Sihirbaz” lakaplı Herrera’nın Katenaçyo’nun mucidi olmadığı birçok kaynakta söylenir, her ne kadar kendisi hep tam tersini iddia etse de. Futbol taktikleri tarihine baktığımızda, tüm bu gelişimin tek bir insan elinden çıktığını söylemek çok da mantıklı değil zaten. Farklı dönemlerde, farklı teknik adamların süregelen katkıları ve değişim istekleri ile birlikte bir evrim sürecinden söz etmek daha olası. Herrera’nın da teknik direktörlük kariyerinin başında Katenaçyo ile çok yakın bir ilişkisi olmuyor. İlk önemli başarılarını kazandığı Barcelona’da, kadrodaki oyuncuların da vadettiği yetenekleri ile birlikte hücum anlayışlı bir sistemle takımını oynatıyor. Ancak bu kadarı bile Herrera için yeterli değildi ve o daha fazlasını kazanmanın tek yolunun savunma futbolundan geçtiğini düşünüyordu. Hayalindeki oyuna ve kupalara da 1960-1968 yılların arasında çalıştıracağı Inter’de ulaşacaktı.

Herrera’nın Inter’de uyguladığı Katenaçyo dizilişi

Herrera’nın Inter’i kağıt üzerinde 5’li bir savunma anlayışı ile oynuyor gözüküyordu. Orta saha kökenli Picchi’yi 3 merkez savunmacının arkasına süpürücü olarak koydu Herrera. Bu fikir aslında yeni değildi ve daha önce Rappan’dan başlayarak hem Rocco’nun hem de Viani’nin sistemlerinde kullanılmıştı. Herrera’nın yaptığı en büyük değişim ise kanatlarda oldu. İki kanat oyuncusunu farklı rollerde kullanarak, sağ tarafta Jair’e daha çok savunma ve sol kanatta Fachetti’ye de hücum görevleri verdi. Fachetti, Inter’e bir forvet oyuncusu olarak gelmişti ancak Herrera’nın sisteminde sol bek olarak görev aldı. Bir başka değişim de orta saha pozisyonunda oldu. Rocco’nun sisteminde ileri 3’lünün hemen arkasında bugünün tabiriyle “10 numara” oynayan hücuma dönük orta saha oyuncusu, Herrera’nın taktik dizilişinde daha derinde oynayan bir oyun kurucuya (regista) dönüşüyordu. Bu rolün hakkını tam anlamıyla veren isim ise o dönem rekor bir ücretle Barcelona’dan transfer edilen İspanyol Luis Suarez olacaktı.

Helenio Herrera’nın bu dizilişle beraber oyuncularından müthiş bir taktik disiplin, hızlı ve dikine oyun (yan paslara kesinlikle karşıydı), adanmışlık, Fachetti’nin driplingleri ve Suarez’in uzun topları ile birlikte bol bol kontratak istiyordu. Inter bu sayede onun 8 yıllık döneminde 3 kez Serie A’yı kazanırken, 2 kez de Avrupa Şampiyonu oldu.

Herrera bu kadar başarıya rağmen, sert karakteri ve oyuncularını oldukça fazla zorlaması gibi taraflarıyla çok fazla eleştiriye de maruz kaldı. Hatta onun özgüveni yüksek bir biçimde Katenaçyo’yu tamamen kendine mal etmesi de çok tepki aldı. Yıllar sonra Simon Cuper’e verdiği bir röportajda kendini şöyle savunacaktı Herrera:

Katenaçyo hep eleştirildi çünkü yanlış kullanılıyordu. Liberonun önündeki oyuncularım katı bir adam markajı yapardı ancak beklerim hep hücuma çıkmak zorundaydı. Fachetti, Inter’de benim yüzümden hücumlara katılırdı. Onu takıma aldığımda henüz yaşı 20 bile değildi. Oysa benim dönemimle beraber 70 defa milli takımda oynadı ve kaptanlık yaptı. Beni taklit eden antrenörler savunma oyuncularını ileri çıkarmadılar ve takımlarına sadece savunma futbolu oynattılar.

Kaynak: Futbol Asla Sadece Futbol Değildir, Simon Cuper

Herrera, futbol tarihinin gelmiş geçmiş en tartışmalı karakterlerindendir. Onun hakkında onlarca hikaye yazılmış ve kendisiyle birçok röportaj yapılmıştır. Bu hikayelerin hemen hepsinde, onun kazandığı onca başarıya rağmen bu başarıları elde ederken tek dayanağının mükemmelleştirdiği Katenaçyo olmaması da anlatılır. Roma yıllarında, kalp rahatsızlığı olan bir oyuncusunu antrenmanda bile bile zorlayarak onun ölümüne yol açması, Inter yıllarında maçtan önce babasını kaybeden bir oyuncusuna bu haberi vermek için maç sonunu beklemesi, Jonathan Wilson‘un kitabında geçen hakkındaki doping ve şike iddiaları onu hep tartışmalı bir karakter olarak yansıtıyor.

Herrera’nın ve “Büyük Inter” döneminin sonunu getiren ise İskoçlar ve onların o döneme damga vuran hücum futbolları oldu. 1967 yılında Avrupa Kupası finalinde Celtic’e kaybeden Inter’de tek kayıp kupa olmayacaktı. Herrera’nın katı disiplin anlayışına daha fazla dayanamayan oyuncular da eski adanmışlıklarını göstermeyecek ve Inter, Serie A’da da o sezonu 5. tamamlayarak “yenilmez” unvanını da kaybedecekti.

Böylece 1982’de yetenek ordusu Brezilya’yı yenerek hücum futboluna ve onun estetik tarafına müthiş bir darbe indiren İtalya ve Katenaçyo, yıllar önce Inter’in Celtic mağlubiyeti ile de kendisi de büyük bir darbe almış oldu. Ne Katenaçyo, ne de diğer taktik anlayışlar futbol tarihinden tam anlamıyla silindi. Günümüzde de farklı teknik direktörlerin yorumlarıyla, halen ara ara karşımıza çıkıyorlar. Ancak hiçbiri o dönemlerdeki gibi on yıllık süreçlerde ülke ve dünya futbollarını domine edecek kadar güçlü değiller. Çünkü tüm dünya gibi futbol da çok hızlı bir değişim içinde ve bu değişimin hızı artık ekollerin hanedanlıklarına müsaade etmiyor.

* * *

Bitirirken…

Katenaçyo’yu ve büyük patronlarını anlattığım bu hikaye ile, 4 bölümlük “Futbolda Savunma Sanatları” serisinin sonuna geldik. Yaklaşık 2 aydan beri yaşadığımız ve bizi derinden etkileyen karantina süreci, tüm olumsuz yanlarına rağmen hepimiz için bir nefes alma arası ve geçmişi hatırlama dönemi oluyor. Futbol tarihine dönüp baktığımızda ilgi çekici çok fazla hikaye var. Futbolun savunma tarafı her ne kadar oyunun en sempatik yönlerinden biri olmasa da, bugün seyrettiğimiz modern futbolun içindeki dengeyi ve rekabeti oluşturan ana unsurlardan biridir. Dolayısıyla Karl Rappan’a, Alexander Abramov’a, Nereo Rocco’ya ve Helenio Herrera’ya geçmişe yaptığımız bu yolculuk ile küçük bir teşekkür etmek boynumuzun borcuydu.

 

1. SONE               2. SONE               3. SONE


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Carlo Ancelotti: The Godfather

Ayrton Senna: Rüzgar Gibi Geçti

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More