Futbolda Savunma Sanatları: 2. Sone

VOLGA KISKACI

Yazıdaki bazı terimlerin tam anlaşılması için, eğer okumadıysanız, öncelikle 1. Sone‘yi okumanızı öneririz.

* * *

O zaman sorarlarsa güzelliğin nerdedir,
Dinç ve şen günlerinin hazinesi ne oldu;
Dersen yuvalarına çökmüş şu gözlerdedir,
Bencil utancıyla israfa övgüdür bu.

(William Shakespeare – 2. Sone)

20. yüzyılın ilk çeyreği ile birlikte futbolda taktiksel evrim hız kazanmaya başladı. Futbol, ileri bölgedeki 7 oyuncunun bireysel hücum oyunundan, tüm sahaya yayılan ve içinde savunma unsurlarının da olduğu dengeli ve kolektif bir yapıya bürünme yolunda ilk adımları attı. Avusturyalı Karl Rappan’ın Servette ve Grasshopers ile başlattığı ve yerel başarılar ile tanınır hale gelen dörtlü savunma anlayışı, yavaş yavaş Avrupa’nın diğer ülkelerin futbola yaklaşımlarını da etkisi altına aldı. Bu dalganın İtalya’dan önceki son durağı ise Sovyetler Birliği’nde İdil Nehri kıyıları oldu.

Rejim ve futbol

Sovyetler Birliği’ndeki komünist rejim ile birlikte devlet her yerde olduğu gibi sporun üzerinde de tartışılmaz bir hakimiyet kurmuştu. Ülkede spor, askerlik dönemine fiziksel hazırlıktan başka bir anlam taşımıyordu. Futbol da diğer spor dalları gibi bundan payını almasına rağmen özellikle Moskova’da kurulan kulüplerin devlet eksenli rekabetçi yapısı futbolun diğer dallara göre daha hızlı gelişmesini sağladı. Oyunun gelişimi ağırlıklı olarak Kızıl Ordu’nun askeri eğitim okullarında başladı. Ülkenin en eski kulübü olan CSKA Moskova ya da o dönemki ismiyle CDKA (Sports Club of Central House of the Red Army), Sovyet Ordusu’nun resmi takımıydı. Aynı şehrin öteki yakasında ise, İçişleri Bakanlığı ve Sovyet Gizli Servisi KGB’nin takımı olan Dinamo Moskova kurulmuştu. 1922 senesinde ülkedeki kamu sendikası tarafından kurulan Spartak Moskova, devlet ve ordunun karşısında yer alan “halkın takımı” olarak kendini konumlandıracaktı. Yine aynı sene içinde Ulaştırma Bakanlığı tarafından Moskova’daki demiryolu işçileri arasından seçilen sporcular ile kurulan Lokomotif Moskova ve 1924 senesinde AMO otomobil fabrikaları tarafından kurulan Torpedo Moskova ile birlikte Sovyet futbolunun 5 öncü kulübü sahnedeki yerlerini almıştı.

Rejimin getirdiği bu muhafazakar bakış açısının gölgesinde, ülkedeki futbol anlayışının da fiziksel özelliklere dayalı ve taktikten uzak olması beklenebilirdi. Ancak ülke futbolu 1940’lı yıllarda başlayacak ve sonrasında, 70 ve 80’lerde Valeriy Lobanovskyi ile birlikte zirve dönemini yaşayacak Total Futbol anlayışının en sadık uygulayıcılarından biri oldu.

1940’da Boris Arkadyev, Dinamo Moskova’da ve yine aynı dönemde Victor Maslov, Torpedo Moskova’da, oyunculara sahada daha çok özgürlük tanıdıkları, dörtlü defans ve orta sahada yoğun prese dayalı bir sistem benimsediler. Oyuncuların saha içinde pozisyon değiştirmede son derece esnek olduğu ve yaratıcı özelliklerini cömertçe gösterebildikleri bu anlayış, bugün Total Futbol olarak bildiğimiz sistemin ilk tohumlarıydı.

1950’lerde ülke futbolu, tarihinin en parlak dönemini yaşadı. Öncü futbol adamlarının taktiksel gelişim hevesi ve devletin özellikle Moskova kulüplerine katkısı sonucunda Sovyetler Birliği uluslararası düzeyde ilk başarısını 1956 Melbourne Olimpiyatları’nda kazandığı altın madalya ile yaşadı. Kazanılan 98 madalyanın içinde en anlamlısı ve ses getireni futboldaki birincilikti. Bu dönem aynı zamanda dünya futbolunun gelmiş geçmiş en büyük kalecisi kabul edilen Lev Yashin’in de parladığı ve zirveye çıktığı dönemdir.

Beyaz nehrin kıyısında

Sovyet futbolu Moskova’nın kollarında bir ekol haline gelirken, Volga ya da diğer adıyla İdil Nehri’nin etrafında bambaşka bir futbol anlayışı yeşeriyordu.

Krylia Sovetov takımı 1943 yılında Sovyet Hava Kuvvetleri tarafından bugünkü ismi Samara olan Kuybyshev şehrinde kurulmuştu. Takımın ismi de kurucularının kimliğini vurgulayan “Sovyet Kanatları” anlamına geliyordu. O dönem Moskova takımları o kadar baskındı ki, diğer şehir takımlarının görünür olmasının tek yolu herhangi bir Moskova takımını yenmelerinden geçiyordu.

Alexander Kuzmic Abramov, teknik direktör olarak Krylia Sovetov’un başına geçtiğinde beklentiler çok yüksek değildi. Abramov, jimnastik kökenli bir spor adamıydı ve futbolun içinden gelmiyordu. Ancak onun futbol çevrelerince bir miktar küçümsenmesine de yol açan bu yanı, oyuna tamamen dışarıdan bir göz ile bakmasını sağlamış ve o döneme göre yenilikçi denilebilecek antrenman yöntemleri uygulayabilmesinin önünü açmıştı.

Abramov, Moskova takımlarının gücünün farkındaydı ve onları yenebilmesi için pragmatik bir yönteme ihtiyacı vardı. İşe, oyuncuların fizik gücünü ve atletizmini geliştirmekle başladı. Burada jimnastik tecrübesinden de oldukça sık bir şekilde yararlandı ve özellikle daha önce hiçbir takımın uygulamadığı topsuz antrenmanlara ağırlık verdi. Rakibe göre taktik geliştirmede de oldukça başarılıydı Abramov. CDKA ve Dinamo Moskova gibi takımlarla baş edebilmesinin tek yolunun savunma futbolu temelli bir taktiksel disiplinden ve üst düzey fiziksel dayanıklılıktan geçtiğini düşünüyordu. Bu yaklaşıma paralel olarak da W-M’den evrilen bir taktiği uygulamaya başladı. Yarı saha savunucusu olarak geçen hafbekler(halfback) savunmaya daha yakın oynadı ve santrhaf(bkz: Sone ) da Rappan’ın Verrou’suna benzer bir şekilde 3’lü savunmanın arkasını süpürme görevini üstlendi. Rakip takımın hücum oyuncularına da sıkı bir markaj uyguluyordu Abramov’un oyuncuları ve kendi yarı sahalarında sağlam durarak, kalecinin de dahil olduğu 5’li defans ile geçilmez bir savunma hattı kuruyordu.

Kaynaklarda Volga Kıskacı teriminin kökeni hakkında net bir bilgiye rastlanmasa da dünyanın en uzun nehri olan İdil Nehri’nin üstünde yer alan ve gemileri bir havuzun içinde hapsederek farklı su seviyeleri arasındaki geçişini sağlayan yükseltme havuzu denilen yapılardan aldığı tahmini çok da yanlış sayılmaz. Zira Abramov’un uyguladığı savunma anlayışı ile Sovetov defans hattı rakip hücum oyuncularını adeta bir kıskaca alıyordu.

İdil Nehri üzerinde yer alan 13 yükseltme havuzundan bir tanesi

Abramov’un Krylia Sovetov’u bu taktik sayesinde sadece yerel olarak kalsa da sportif başarıları ile ismini ülkede duyurma imkanı buldu. Belli dönemlerde lig sıralamasında güçlü Moskova takımları arasına girmeyi başardılar. 1947’de Dinamo Moskova’yı ve 1949’da CDKA’yı hem evlerinde hem de Moskova’da 1-0’lık skorlarla yenmeyi başardılar. O dönemde Sovyetler’in en güçlü bu iki takımı, Avrupa’da bile yenilmez konumdaydı. Sonraki yıllarda ligi dördüncü sırada bitirdikleri ve kupada finale çıktıkları sezonlar ile kısmi ölçüde başarılarını devam ettirdiler.

Volga Kıskacı, ne Rappan’ın Verrou’su kadar topyekün futbol felsefesini etkiledi, ne de bu serinin dördüncü ve son yazısı olacak Katenaçyo kadar global ölçekte başarılı oldu. Ancak Sovyetler Birliği gibi bambaşka bir kültürün ve iklimin içinde yeşeren Volga’nın bu küçük takımı Krylia Sovetov’un, rejimin desteklediği Moskova takımlarına karşı dimdik ayakta durmasını sağlayarak futbol taktiklerinin evrim basamaklarındaki yerini aldı.

 

1. Sone                                               3. Sone


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Harikadan Hatıraya: 1949 Superga Uçak Kazası

Tarafını Seç: Pes vs Fifa

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More