Futbolda Savunma Sanatları: 1. Sone

RAPPAN SÜRGÜSÜ

Editörden;

Dört yazı(Rappan Sürgüsü, Volga Kıskacı, Viani Systema, Catenaccio) halinde yayımlayacağımız bu yazı dizisini okumaya başladığımda o kadar keyif aldım ki, belirli bir sıra dahilinde okunması gereken bu yazıları 1, 2, 3, 4 diyerek isimlendirmeye gönlüm el vermedi. Başlığa uygun olacak şekilde, sanatla bağdaştırmak istediğim yazılara isim arayışı, beni Shakespeare’e kadar götürdü. Sonuç olarak Shakespeare tarafından yazılan 156 adet sonenin ilk 4 tanesini yazıları sıralamak için kullanmaya karar verdim. Her yazının başında Shakespeare’in o sonesinden bir dörtlük, her yazının sonunda ise bir önceki ve bir sonraki ”sonenin” linkini bulabilirsiniz.

Plase Dergi ailesi adına yazarımız Emrah Gölbaşı’na teşekkür eder, okurlarımıza keyifli okumalar dilerim.

* * *

Şimdi sen yeryüzünün taptaze bir süsüsün,
Varlığın çiçek dolu bahardan müjde taşır,
Ama kendi koncanda ruhunla gömülüsün.
Pintiliğin arttıkça kendi sonun yaklaşır.

(William Shakespeare – 1. Sone)

Büyük bir futbol düşkünü olan Fransız yazar Albert Camus bir defasında “Tiyatro mu, futbol mu?” sorusuna “Tereddütsüz futbol.” yanıtını verir. Futbol ona göre insan ahlakı ve zekasının bir ürünüdür ve sanatla eşdeğerdir. Bu sanatın estetik yanları, hayranlık uyandıran goller ve göz alıcı çalımlar iken, taktik ve savunma daima birkaç adım geride olmuştur. Futbolun savunma sanatı ve bu sanatın icracıları ise her daim oyunun sessiz kahramanlarından oldular. Avusturyalı Karl Rappan gibi…

Camp Nou’da oynanan 2010 yılının Şampiyonlar Ligi yarı finali ikinci ayağında Tiago Motta oyundan atıldığında, Barcelona’nın finale çıkacağından hemen hemen hiç kimsenin kuşkusu kalmamıştı. Varlığı böyle anlarda daha az sorgulanan futbol tanrıları ise o gün fazla mesai yapıyorlardı. Kalan altmış dakikada Inter zoru başararak maçı 1-0 kaybetmesine rağmen, ilk maçtaki 3-1’lik galibiyetin avantajı ile rakibini sürpriz bir şekilde elemişti. Sezon finalinde ise yılın en formda takımlarından Bayern Münih’i geçip şampiyon oldular. Bu epik başarıya rağmen Jose Mourinho özellikle yarı finaldeki taktik anlayışı ile yıllar boyunca karikatürize edileceği, futbol literatüründeki o meşhur deyim ile yüzleşmek zorunda kaldı; kalenin önüne otobüs çekmek…

Chelsea’nin karikatürize edilen savunma anlayışı

Arasının hiçbir zaman çok iyi olmadığı basın, bu kez Portekizli teknik adamı kendi silahı ile vurmuştu. Çünkü bu sözlerin patenti aslında yine Mourinho’nun kendisine aitti ve başta 2014 yılındaki ikinci Chelsea macerasında olmak üzere, kariyeri boyunca tüm başarı ve başarısızlıklarında peşini bırakmayacaktı. Chelsea’deki ilk dönemi olan 2004 senesinde, Tottenham ile Eylül ayında Stamford Bridge’de oynadıkları ve 0-0 berabere kaldıkları karşılaşma sonrası, hep çok sevdiği o mikrofonlara karşı tarihe geçecek şu cümleleri söylemişti

Portekiz’de hep söylediğimiz gibi otobüsü getirdiler ve kalenin önünde bıraktılar. Eğer elli pound verip bu maçı izlemeye gelen bir Spurs taraftarı olsaydım gerçekten hayal kırıklığına uğrardım. Ben de hayal kırıklığına uğradım çünkü sahada kazanmak isteyen tek bir takım vardı. Oynadığımız oyun için bu hiç adil değil.   

Kaynak: Tribuna

Mourinho, Chelsea yılları ile birlikte kazandığı başarıların yanında o kadar medyatik ve ve antipatik bir figür haline geldi ki, onlarca şampiyonluk ve kupaya rağmen hiçbir zaman hak ettiği kadar takdir görmedi futbol kamuoyundan. Aslında o, ne kalenin önüne parkeden ilk sürücüydü ne de bundan şikayet eden ilk kurban.

Katenaçyo’ya giriş

İngilizlerin futbolu icadının ardından çok uzun bir süre, oyunun içinde savunma unsurlarını düşünüyor olmak bile büyük günah sayılıyordu. İskoçya ile İngiltere arasında 1872 yılında oynanan ilk milli maçta her iki takım da sahaya ileri uçta yan yana dizilmiş 7 oyuncu ile çıktı. Savunmayı ise kaleci dahil 3 defans oyuncusu ve yarı sahayı savunan 2 oyuncu ile yaptılar. Sonraki yıllarda ise sahanın en ucundaki bu 7 oyuncu farklı dönemlerde, ilerici teknik direktörlerin sayesinde sırayla geri hatlara doğru çekildi ve oyun zamanla daha dengeli ve zengin bir hale geldi. Modern futbolun en bilinen dizilişleri olan 4-4-2, 4-3-3, 3-5-2 ve bunları bazı varyasyonları, futbolun süregelen evriminin içinde yavaş yavaş boy gösterdi.

Her ne kadar günümüzde artık kati bir ekolden bahsetmek çok kolay olmasa da, İngiltere, Brezilya, Almanya, Hollanda ve İtalya gibi ülkeler 20. yüzyılın çeşitli dönemlerinde belirli bir futbol taktiği ve kültürü etrafında birleşip ses getiren başarılar kazandılar.

İtalya futbolu denilince ilk çağrışımlar hep savunma futbolu etrafında şekillenir. İyi kaleciler, kapı gibi fizikleri ile geçilmez savunmacılar, inatçı ve sert orta saha oyuncuları ve az gollü ligleri bunlardan bazılarıdır. 1990’da kendi topraklarında düzenlenen Dünya Kupası bile, ülkenin havasından mı suyundan mı bilinmez ancak tarihin en kısır turnuvası ve tarihin yine açık ara en zevksiz finali ile hafızalara kazınmıştır. Roberto Baggio, Paolo Rossi, Altafini, Del Piero ve Totti gibi ülke ve dünya futbol tarihin en iyi hücum oyuncuları bile zaman zaman ön yargıya kaçan bu bakış açısını değiştirememiştir.

İtalyanlar kazandıkları onca başarıya rağmen, bu ekollerin içinde yıllar boyunca en çok ezilen ve hor görüleni ile ün yaptılar. 1960’larda ülke futboluna tam anlamıyla sirayet eden, ancak ilk tohumları 1930’larda İsviçre’de atılan Katenaçyo, “Catenaccio” ya da İtalyancadan çevirisi ile “asma kilit”…

Futbol tarihine baktığımızda sürüsüyle metafor kullanıldığını görürüz. Özellikle futbol taktiklerini ve teknik adamların felsefelerini anlatmak için sık sık çeşitli benzeşimlere başvurulmuştur. Savunma futbolu anlatımında ise genelde sürgü, kilit, zincir ve kıskaç gibi hapsetme ve kapatma çağrışımları yaratan cisimler kullanılmıştır.

Katenaçyo’nun kökenleri ise savunma futboluna geçişin ilk adımlarını atan Avusturyalı teknik adam Karl Rappan’a ve yenilikçi taktik anlayışı olan sürgüye(verrou) dayanır.

Sürgücü Karl Rappan

Karl Rappan

Avusturyalı Karl Rappan, oyunculuk yıllarını ülkesinde geçirdiği halde teknik direktörlük kariyerini, doğduğu toprakların dışında inşa edecek, İsviçre ve İtalya’nın futbol felsefesine önemli ölçüde etki edecekti. Rappan, 1930’da İsviçre’nin Servette kulübünün başına geçtiğinde kulüp ve oyuncu profili açısından çok da şanslı olduğu söylenemezdi. Yarı-profesyonel ve fiziksel olarak yetersiz bir oyuncu grubuna sahipti. Bu şartlar onun futbola bakış açısının da temelini oluşturdu. Elinde yetenekli oyuncular olmadığı gerçeği ile her oyuncusundan en iyi performansı almaya yönelik pragmatik bir taktik anlayışı hayata geçirmeye çalıştı. Bu anlamda performans maksimizasyonunu ilk kez dile getiren ve uygulayıp sonuç alan teknik adamdır Rappan.

Takımının fiziksel açıdan yetersizliğini, onları belli bir taktik disiplin ile oynatıp oyuncularının bu stratejiye sadık kalmaları ile kapatacağını düşünen Rappan, bir röportajında daha sonra milli takımlarını da yöneteceği İsviçreliler için şunları söyler:

İsviçre takımında taktikler önemli rol oynar. İsviçreli, futbolcu doğmamıştır ama meselelere yaklaşımı dengelidir. İleriyi düşünüp hesabını ona göre yapmaya ikna edilebilir.

Kaynak: Futbol Taktikleri Tarihi, Jonathan Wilson

Hakikaten de Rappan tüm ülkeyi peşinden gelmeye ikna edecektir. Avusturyalı teknik adamın Servette’de uyguladığı taktiğin özünde santrhaf adı verilen merkez oyuncunun pozisyonunu kaydırarak yeni bir diziliş yaratması vardı. 20. yüzyılın başlarında en yaygın diziliş olan 2-3-5 ile birlikte takımın adeta her şeyi olan santrhaf savunma ve hücumun odak noktasıydı. Bugün çok revaçta olan box-to-box orta saha oyuncu tiplemesinin lider özellikli ve daha savaşan modeli olarak da tanımlanabilir. Takım kaptanları da genelde santrhaf oynayan oyuncular olurdu çünkü saha içinde takımın tüm yönetimi bu oyuncuya aitti. Her ne kadar takip eden yıllarda savunma futbolu, santrhafların sonunu getirmiş gibi gözükse de özellikle 2000’li yıllar ile birlikte futbolda giderek yükselen atletizm ihtiyacı, orta sahada bu tarz oyuncuların farklı bir kimlikle tekrar ortaya çıkmasına sebep oldu.

Rappan’ın sürgü taktiğinde, bir nevi yarı saha savunucusu olan santrhaf, arka bölgeye gelerek o zaman kenar bek adı verilen iki defans oyuncusunun arasında konumlanır. Savunmadaki oyuncu sayısı bir kişi artınca rakibin geliştirdiği kanat hücumlarında kenar beklerinden biri kanada açılarak rakip kanat hücumcusunu alır. Bu durumda boşa çıkan diğer kenar beki de bu savunma hattının arkasına geçerek süpürücü görevi görür. Futbolda bugün bilinen ismi ile liberonun doğuşu da Rappan’ın bu taktiğine dayanır.

Peki Rappan’ın takımları nasıl gol atıyordu? Aslında günümüzden çok da farklı değil. Baskıyı üzerine çek ve hızlı oyuncularla kontra-atak yap. Hem Servette hem de Grasshopers şampiyon oldukları senelerde rakiplerine göre ortalama on gol daha az yediler. Ancak en az onlar kadar gol atıyorlardı. Dolayısı ile Rappan’ın savunma futbolunun estetik kaygılar dışında hücum oyunundan çok çaldığı da söylenemezdi.

O yılların şartlarında oldukça defansif bir anlayış olarak görülen bu taktik ile Rappan, İsviçre Ligi’nde Servette ile 2 ve Grasshopers ile 5 kez şampiyonluk kazandı. Ancak onun en büyük başarısı ve sistemin en çok ses getirdiği turnuva ise 1938 yılında İtalya’da düzenlenen Dünya Kupası oldu. O dönem Avrupa futbolunun en zayıf ekibi olarak görülen İsviçre, önce hazırlık maçında İngiltere’yi, akabinde ise turnuvada grup maçlarında Almanya’yı yenecek ve çeyrek finalde Avrupa’nın zirvesindeki Macarlara güzel bir oyunla 2-0 kaybedecekti. Buna rağmen, alınan derece ve oynanan oyun İsviçreliler için muhteşem bir zafer demekti. Verrou rüşdünü nihayet ispatlamıştı.

İtalyanlara kendi ülkelerinde ilham veren Rappan’ın futbol felsefesi, sonraki yıllarda da Katenaçyo’nun ortaya çıkmasında önemli pay sahibi oldu. Kenar beklerin, yarı saha beklerinin ve liberonun da kenar beklerin arkasını süpürdüğü, dörtlü savunma dizilişi bugün farklı halleriyle modern futbolda hemen hemen bütün takımlar tarafından kullanılıyor. Yine de bu yenilikçi bakış açısına, kolektif futbol anlayışına ve onca başarıya rağmen, Avrupa’nın son derece muhafazakar olan futbol otoriteleri Rappan’ı ve taktiğini yıllar boyunca küçümsedi. Bir yerlerden tanıdık geldi değil mi?

Her ne kadar Jose Mourinho’nun tüm mirası, Rappan ile başlayan ve Katenaçyo ile devam eden kalenin önüne otobüs çekme felsefesinden ibaret olmasa da, Portekizli üzerine yapışan bu etiket ile yaşamak zorunda. Bu zorunluluğun içindeki en güzel cevabı ise, 2014/2015 sezonunda Chelsea ile kazandığı şampiyonluğun ardından takımın sosyal medya hesabı esprili bir dille verdi.

2014-2015 sezonu: Chelsea resmi Twitter hesabının şampiyonluk mesajı

 

2. SONE


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Siyasi Tarihin Işığında Dünya Kupası

Arsalardan Borsaya: Forma Evrimi

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More