Futbol ve Siyaset: İngiliz İcadı Osmanlı’da

Bölüm 1

Futbolun Osmanlı topraklarına attığı ilk adımlar ve siyaset ile asırlarca sürecek yolculuklarının başlangıcı.

Türkiye’de futbol ve siyaset dedikodularının benzer yanı her iki alanın toplumu meşgul edişiyle toplumun bu alanlardaki yeterliliği arasındaki oransızlıktır.

İsmet Özel, Faydasız Randevu, s. 326

1870’lerin ortalarında güzeller güzeli liman kenti Selanik’in kıyılarında, gemisinden inen bir İngiliz’in aklında ilk adımlarını atıyordu bu topraklara futbol. Asya’dan gelen göçebelerin kurduğu bu büyük imparatorlukta, Avrupa’dan gelen her “icat” gibi başına gelecekler konusunda tedirgin; ancak bu kendine has coğrafyanın insanlarını keşfetmek içinse meraklıydı. Tüm bunlara karşın kendinden çok da emindi. Zira onunla tanışanların başına neler geldiğini çok iyi biliyordu. 1855’te İngiltere’de doğduğundan beri, görenleri kendine aşık ediyor ve onların zihinlerini ele geçirip bir anda en büyük tutkuları oluveriyordu. Bunun Osmanlı İmparatorluğu’nda da gerçekleşeceğine dair en ufak bir şüphesi bile yoktu. Sonu belli bu hikayede bilinmeyen ise, maceranın nasıl ilerleyeceğiydi.

Futbol, anavatanındaki macerasına işçi sınıfıyla oldukça yakın ilişkiler kurarak başlamıştı. Britanya‘daki işçiler ona sıkı sıkıya tutunurken, o da işçilere varlıklarını futbol üzerinden gösterme fırsatı sunmuştu. Bu tecrübesinden çıkardığı derslerle futbol, Osmanlı İmparatorluğu çatısı altında da önce işçileri aradı. Fakat bu coğrafyadaki işçilerde bir örgütlenme yahut sınıf bilincinin varlığından söz edilemezdi.

Selanik’teki yolculuğunda Osmanlılar ile buluşmakta sıkıntı yaşayan futbol, çareyi bir başka liman kenti İzmir’e gitmekte buldu. İzmir’de yaşayan İngilizler, Osmanlı mülkündeki ilk futbol kulübünü kurduklarında (Football Club Smyrna), futbolun Osmanlı’daki yerleşik hayatı da başlıyordu. Bu kulüple birlikte varlığını iyiden iyiye hissettiren futbol yine de beklediği etkiyi yaratamamıştı. Buna rağmen İzmir’deki günleri futbola, Osmanlı İmparatorluğu’nu tanıma fırsatı verecekti.

Futbol, İzmir’deki günlerinde de sadece gayrimüslimler olarak tanımlanan belirli bir kesimin ilgisine mazhar olacaktı. Bu durum karşısında hayal kırıklığına uğrayan bu özgüven abidesi, Osmanlı gençlerinin neden kendisine kapılmadıklarını merak ediyordu. İzmir’de bazı cevapları bulmanın zor olduğunu anlayınca, futbolun yeni rotası Osmanlı İmparatorluğu’nun dillere destan olmuş başkenti İstanbul’a çıkacaktı.

İstanbul… Dünyanın incisi, nice masallara, efsanelere konu olmuş büyüleyici bir şehir… Bu muhteşem şehrin denize nazır bir semtinde James Lafontaine, Henry Pears ve Horace Armitage adındaki üç kişi futbola, kalacak yer ve yeni bir ev veriyordu: Kadıköy Futbol Kulübü.

Futbol ve Siyaset
Kadıköy Futbol Kulübü’nün 1904 kadrosu

Kadıköy Futbol Kulübü vasıtasıyla Osmanlı’nın başkentine yerleşen futbol, burada aradığı birçok soruya cevap bulacak ve nihayet Osmanlı gençleriyle buluşmasının önünde duran engeli tanıyacaktı. Bu engel, Sultan II.Abdülhamid idi. Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. Padişahı, sürdürdüğü istibdat politikasıyla toplum üzerinde mutlak bir kontrol sağlamak niyetindeydi. Osmanlı gençleri ve futbol arasına giren ise işte bu istibdat uygulamalarıydı. Futbol ve siyaset Osmanlı’da ilk karşılaşmalarını böyle yaşamışlardı.

Biz üç beş İngiliz, Moda çayırında bu işe başladık İki takım kuracak sayıda oynadığımız için hem canımız sıkılıyor, hem de Türk gençlerini teşvik etmekten korkuyorduk. Çünkü o zamanki yönetim her şeyden şüphelenir ve üç-beş Türk’ün bir araya gelmesini istemezdi.

James Lafontaine

Futbol, artık ne ile karşı karşıya olduğunu az çok öğrenmişti. Belli ki işler İngiltere’deki gibi yürümeyecekti. Yine de bu güzel oyun kendine güveniyor ve tüm cezbediciliğiyle Osmanlı gençlerinin aklına girmeye çalışıyordu. Derken ilk görüşte aşk, bir Osmanlı gencini dayanılamayacak noktaya getirmiş, futbol bu gencin deli kanında akmaya başlamıştı.

Fuat Hüsnü Kayacan arşivleri - FenerbahceTarihi.org
Fuat Hüsnü Karacan

Kadıköy’deki futbol sahasında oynanan oyunu iç geçirerek izleyen gençler arasındaki Fuat Hüsnü, futbolun rüzgarına kapılmış, İngilizleri imrenerek izlemekten bıkmış usanmıştı. II.Abdülhamid’in tüm yasaklarına rağmen içinde yanan ateşi söndüremeyen bu genç adam, İngilizlerden aldığı bir topla duvar karşısında kendi başına oyalanırken, nasıl olup da bir futbol takımı kuracaklarını düşünüyordu. En sonunda arkadaşı Reşat Danyal’ı yanına alarak “Biz de bir futbol takımı kuralım. İngilizlere, Rumlara duman attıralım çayırlarda!” diyerek Black Stocking’i kurduklarında Fuat Hüsnü Bey sadece ilk Türk futbol kulübünü kurdukları için sevinçliydi. Buna karşın aslında futbola, Osmanlı’da yayılmak ve yüzyıllarca yaşamak için gerekli reçeteyi sunduğunun farkında değildi…

Futbol, Osmanlı’da yayılmak için tıpkı İngiltere’de işçi hareketlerinde olduğu gibi kendine bir misyon bulmalıydı. Fuat Hüsnü Bey’in cümleleri, futbolun zihninde bir ışık yakmıştı. Dünya’da filizlenmeye başlayan milliyetçilik ideolojisi, Osmanlı’da futbolun yayılması için çok kullanışlı olabilirdi. Zira bu topraklarda taraftarlığı oluşturabilecek sınıf, örgüt vs. gibi bir kimlik yoktu. Bu da milliyetçiliğin kendini bu anlamda çok daha rahat göstermesini sağlayabilirdi. Çünkü futbolun Osmanlı İmparatorluğu’nda geçirdiği günler öyle gösteriyordu ki, bu coğrafyadaki insanlar; yüzyıllardır hakimiyetleri altında olan yabancıların gücü ele geçirmesini sindiremiyor ve onlara tabiri caizse her fırsatta bir “ders vermek” istiyorlardı. Futbol, o insanlara bunun için gerekli fırsatı verebilirdi. Eğer başarabilirse bu coğrafyada çok uzun yıllar yaşaması işten bile değildi.

Bu amacını gerçekleştirebilmek için Fuat Hüsnü Bey ile birlikte hareket etmeyi düşünse de Black Stocking ilk (ve son) maçının ardından tarihe karışacak, Fuat Hüsnü Bey’in içindeki futbol ateşi onu Bobby takma adıyla İngilizlerin Kadıköy takımından oynamaya itecekti. Futbol, tam bu noktada gelişmek ve yayılmak için daha güvenli bir liman araması gerektiğini anladı. Black Stocking’in kurucuları da Osmanlı’daki üst kademe ailelerin çocuklarıydı fakat bu futbolu korumaya yetmemişti. Futbolun yöntemi artık belliydi; ancak ona hamilik yapacak, onu özellikle II.Abdülhamid’in istibdat rejimi karşısında koruyup kollayacak birilerine de ihtiyacı vardı. Futbol ve siyaset giderek daha sık karşılaşır olmuşlardı.

Black Stockings FC - Vikipedi
Black Stocking

Meşhur dilbilimci Şemsettin Sami, oğlunun eğitimine çok önem veriyordu. Daha küçüklüğünden itibaren onun eğitimiyle yakından ilgilenmiş ve onu en iyi okullarda okutmak için varını yoğunu ortaya koymuştu. Oğlu da bu çabaya karşılık vermiş ve nihayet lise çağına geldiğinde, Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki en modern eğitim kurumuna başlayarak babasının yüzünü ağartmıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılılaşma çabası içinde, nitelikli bürokrat ve devlet adamı yetiştirme misyonuyla şekillenen bu eğitim kurumu; Osmanlı içinde çok ayrıcalıklı bir yere sahipti. Bu ayrıcalıklı okulda, Mösyö Curel’in jimnastik dersinde derin düşünceler içinde olan 889 numaralı öğrenci, futbolun kendisi hakkındaki planlarından bihaberdi. Futbol aradığı hamiyi bulmuştu. Galatasaray Lisesi ve Ali Sami.

Batılı tarzdaki eğitim anlayışıyla, Osmanlı’da modern fikirlerin filizlenmesinin önünü açan Galatasaray Lisesi, milliyetçiliğin genç zihinlerde yerleşmesini sağlamıştı. Bu dönemde Batılılarla ancak onların yöntemleriyle mücadele edilebileceği fikri hakimken, futbol kendini bu yöntemlerin en kullanışlısı olarak göstermekten geri durmayacaktı. Ali Sami Bey’i bu şekilde kendine bağlayan futbol, Galatasaray kurulurken onun kulağına, Fuat Hüsnü Bey’den duyduklarını fısıldayacak ve kulübün kuruluş felsefesini ortaya çıkaracaktı: “bir isme, bir renge malik olmak ve futbolu İngilizler gibi oynayıp, Türk olmayan takımları yenmek”

Futbol ve Siyaset
Ali Sami Bey ve Galata Saray Efendileri

Takımın kurulmasıyla, başına neler geleceğini merak eden futbol zaman geçtikçe istibdat rejiminin kendilerini “görmezden geldiğini” fark ederek doğru yolda olduğunu anlamıştı. Zira Galatasaray Lisesi’nin ayrıcalıklı konumu ve öğrencilerinin yetişmişlik seviyesi, Osmanlı’nın Batılılarla futbol üzerinden gireceği mücadelede, Osmanlı gençlerinin Batılı yaşıtlarına karşı üstünlüklerini gösterebilme ihtimalini doğuruyor ve belki de bu sebepten takım, Black Stocking’e olduğu gibi bir muameleye maruz kalmıyordu.

Futbol tam da düzenimi oturttum derken, bu coğrafya ile ilgili çarpıcı bir gerçeği daha yaşayarak öğrenecekti. İstikrar bu coğrafyayı uzun zaman önce terk etmişti ve neyin ne zaman değişeceğini kestirmek mümkün değildi. Bunu futbola öğreten ise 1908’de İkinci Meşrutiyet ilanı olacaktı. Meşrutiyet’in estirdiği özgürlük rüzgarından faydalanan futbol, yerleşme döneminin ardından yayılma aşamasına geçecek ve özellikle İstanbul – İzmir hattında etkinlik ağını genişletecekti. Tüm bu özgürlük atmosferine karşın futbol için Galatasaray Lisesi’nin koruyuculuğunun ötesinde çok daha derin bağlar kurmak gerekliliği kendini gösterecekti. Bundan böyle futbol ve siyaset, iktidar ve saray arası mücadelenin tam ortasında yer alacaktı.

Gerçi futbolun bir ruhu vardır ama o “dünyanın dışında oturan bir varlık” değildir; politikanın damgasını vurduğu toplumsal olarak biçimlenen bir spor olmuştur daima.

Roman Horak, Wolfgang Reiter, Tanıl Bora; Futbol ve Kültürü, s. 22

DEVAM EDECEK…

 

Yararlanılan kaynaklar:

Mehmet Ali Gökaçtı (2008), Bizim İçin Oyna, İstanbul: İletişim Yayınları

Dağhan Irak (2013), Hükmen Yenik, İstanbul: İstanbul: Doğa Basın Yayın

Roman Horak; Wolfgang Reiter; Tanıl Bora (2020), Futbol ve Kültürü: Takımlar, Taraftarlar, Endüstri ve Efsaneler, İstanbul: İletişim Yayınları

 


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Türk ve Yunan Savaşı 

Atatürk’ün Güneş’i

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More