FC Barcelona: Susturulan Bir Ulusun Futbol İle Çığlığı

Devleti olmayan bir ulusun silahsız ordusu FC Barcelona’nın Katalan kültürünü nasıl yükselttiğinin epik hikayesi.

Visca Barça, visca el Cataluna! – FC Barcelona kazanırsa Katalunya kazanır!

FC Barcelona, Katalanlar tarafından “Mas que un club” yani bir kulüpten daha ötesi olarak ifade edilen çok ama çok önemli bir organizasyon. Bu söz kulübün karakterini tanımlamaya fazlasıyla yetiyor. Dünyanın en büyük sivil toplum kuruluşlarının başında gelen FC Barcelona’nın yüz binin üzerinde üyesi olduğu düşünüldüğünde ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacaktır. 29 Kasım 1899 tarihinde kurulan FC Barcelona’yı anlamanın en doğru yolu ise Katalunya’yı anlayabilmekten geçiyor.

İFC Barcelonasviçreli ragbi oyuncusu Hans Gamper’in birkaç İngiliz ve Katalan ile kurduğu FC Barcelona, Katalanların kültürel ve siyasi yaşamlarına kurulduğu andan itibaren etki eden geniş tabanlı demokratik bir örgüt olma görevini üstlenmiştir. Katalonya’nın özerkliğinin kazanılmasına yönelik hemen hemen tüm faaliyetlerde sahada olduğu gibi yerini almıştır. Sahibi olduğu mavi ve erguvan renkleri Gamper tarafından seçilir. Renkler Gamper’ın İsviçre’de dünyaya geldiği kantonun yerel renkleridir. Kulüp günümüzde kullandığı armaya kavuşmadan önce Barcelona şehrinin armasını kullanmıştır. Barça, ulusun renklerini ve Katalonya’nın hamisi olan Aziz Jordi’nin haçını bünyesinde barındıran bir armaya sahip olur.[1] Bu armada Saint Jordi Haçı ve Katalan bayrağı La Senyera bir defne ve palmiye dalı ile çevrilidir ayrıca tepesinde bir taçla bir yarasa bulunur. Yarasa ve taç Orta Çağ boyunca Akdeniz’in çoğunu kapsayan bir imparatorluğa hükmeden Barcelona kontlarının hanedan sembolleridir.[2]

Kurulduğu ilk yıllarda güçlükle hayatta kalmayı başaran FC Barcelona yirmili yıllardan sonra yükselişe geçerek günümüzdeki halini alır. 1922 yılında 40 bin seyirci kapasiteli Les Corts stadı açılır ve 1957 yılında Nou Camp inşa edilene kadar maçlarını burada oynar. Katalanca “Yeni Saha” anlamına gelen Nou Camp, General Franco’nun el sürmeye cesaret edemeyeceği tek yer olarak hafızalara kazınacak Katalanların varlıklarını sürdürdükleri bir mabede dönüşecekti.

Primo de Rivera’nın diktatörlüğü döneminde (1923-1929) Les Corts Stadı altı aylığına kapatılmıştır. 1925 yılında hem Katalonya hem de İspanya şampiyonu olmayı başaran Barcelona’nın taraftarları Barcelona’da oynanan bir İspanya – İngiltere gösteri maçı öncesi İspanya milli marşını ıslıklayıp Britanya ulusal marşını alkışlamışlardır. Bunun bedelini başkanın ülkeden gönderilmesi, her türlü faaliyetin yasaklanması ve stadının altı aylığına kapanması ile ödeyen kulüp büyük bir darbe yemiştir. Ancak yaşanan bunca olumsuz durum aksine Katalanları daha çok birbirine bağlamış, tüm üyeler bu süreçte düzenli olarak aidatlarını ödemiş, kulübü destekleyen iş adamlarının sayısı artmış ve daha önemlisi hiçbir futbolcu kulübü terk etmemiştir. Primo de Rivera diktatörlüğü sırasında kamusal toplantılarda ve gösterilerde Katalonya bayrağı “Senyra”nın yerini Barça’nın bayrağı almıştır.[3]

Özellikle Franco döneminde İspanyolca dışında ülkede konuşulan dillere uygulanan yasaklara en güçlü direnen de yine Katalanlar olmuştu. Franco’nun silahlı güçleri ülkeden temizlenmesi gerekenler listesinde Barcelona kulübü de yer alıyordu. Hatta Barcelona’nın sol eğilimli başkanı Josef Sunyol bu dönemde tutuklanıp infaz edildi. Kulübün kupalarının yer aldığı bina Franco’nun birlikleri tarafından silahlı saldırıya uğradı. Takım armasından Katalan bayrağının çıkarılmasını talep ettiler.

Katalanlar İspanya İç Savaşı’nın bittiği 1939 yılından itibaren üzerinde çok büyük bir baskı oluşmasına rağmen silahlı direniş fikrine sıcak bakmıyorlar. Ama buna rağmen Cumhuriyetçilerin teslim olduğu iç savaş sonrası Franco’nun öldüğü 1975 yılına kadar tam 36 sene anadilini konuşması yasaklanmış. Katalan kültürünün en temel direği; konuşulması, yazılması yıllarca yasaklanan ve yok edilmeye çalışılan dilidir. Her türlü baskıya rağmen Katalan dili Numancia Caddesi ile Travessara Les Corts Bulvarı’nın kesiştiği yerde ikamet eden Camp Nou tribünlerinde hayata tutunmuş. FC Barcelona, Artells tarafından Katalan halkının bir futbol takımı suretindeki epik yükselişi olarak yorumlanmıştı. FC Barcelona devletsiz bir ulusun silahsız ordusu olarak görülmekteydi. Alınan sportif zaferler bu sebeple halk tarafından siyasi bir zafer ile eş anlamlıdır. Yenilgi ise onlar adına bir yok oluşu simgeler. O yüzden her zaman kazanmak isteyen bir izleyici kitlesine sahiptir.

FC Barcelona bir kültürü temsil eder. Sadece bir futbol takımı olarak düşünülmemesi gerekir. Her hafta BBC’de yayınlanan bir hiciv programına, Salvador Dali’nin bile katılmak için müracaat ettiği resim yarışmasına ve Picasso Müzesi’nden daha fazla ziyaret edilen bir müzeye sahiptir. Salvador Dali’nin dışında ünlü Katalan ressam ve heykeltıraş Antoni Tapies ve Joan Miro’nun da eserlerine ev sahipliği yapan Barcelona Müzesi 24 Eylül 1984 tarihinde halka açılmıştı. Başkan Nunez müzesi olarak da adlandırılan müzenin ilk bölümü kulübün tarihini anlatan fotoğraf, belge ve kupalardan oluşuyor. İkinci bölümde yerel sanatçıların eserleri sergileniyor. Üçüncü ve son bölümde ise kulübün sanat koleksiyonu ve hatıraları bulunuyor. Müze yılda 1.2 milyon rekor bir ziyaretçi kitlesini ağırlıyor.

Real Madrid, Katalanların gözünde Franco’nun merkezdeki gücünü ve iktidarını temsil eder. Franco saplantılı bir futbol düşkünü ve koyu bir Real Madrid taraftarıdır. Real Madrid Franco’nun döneminde onun desteğini arkasına alarak sayısız başarı elde eder ve hiçbir takıma layık görülmeyen madalya ve ödüllerle onurlandırılır. Haliyle FC Barcelona için rival(düşman) kulüp ilan edilmiştir. Hatta öyle ki Katalanlar İspanya’da demokrasiye geçişe Aralık 1973’te Carrero Blanco’nun suikast ile öldürülmesiyle değil, Şubat 1974’te FC Barcelona’nın Madrid’de Real’i 5-0 yenmesiyle sağlandığı fikrine sahiptirler. Hatta bir söylentiye göre Franco’nun Real Madrid’in bu yenilgisi sonrası kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiği söylenir. Real Madrid düşmanlığından önce FC Barcelona’nın ezeli rakibi olarak görülen 1900 doğumlu Espanyol da alt edilmesi gerek bir iç düşman gibidir. Espanyol yani İspanyol adını Barça’yla alay etmek amacıyla almıştır. Dönemin faşist iktidarına yakınlığı ile bilinen Espanyol günümüzde bile faşizan eğilimini dönemsel olarak sürdürmektedir.

31 Ekim 1978 tarihinde İspanya halkının yeni anayasayı kabul etmesinden 7 ay sonra Basel’de kazanılan Avrupa Kupa Galipleri Kupası sonrasında yaklaşık 30 bin taraftar zaferi kutlarken hep bir ağızdan “Kupayı aldık, sıra özerklikte” diye slogan atarak taleplerini dile getiriyorlardı.

1989 Başkanlık seçimleri ise bugün bile hatırlanır. Cambra’nın arkasında Milliyetçi Katalan Partisi vardı ve zaferden onun galip çıkması halinde kulübün, bir siyasi partiyle bağlantılı hale geleceği anlaşılıyordu. Aslında kişi olarak Cambra’dan daha da sağda olan Nunez’i de Sosyalist Parti destekliyordu ve bütün kent iki rakip partinin afişleri ve pankartlarıyla doldu. Seçimi Nunez kazandı.[4]

1980-2001 yılları arasında Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanlığı görevini yürüten Jaun Antonio Samaranch’ın FC Barcelona’nın üyesi olması 1992 yılında yapılan Olimpiyatların Barcelona’ya verilmesinde çok etkisi olmuştu. 25 Temmuz – 9 Ağustos tarihleri arasında organize edilen oyunların açılışı Kral I. Juan tarafından yapıldı. Açılış töreni esnasında Katalan izleyiciler özellikle bağımsızlıklarını yeni kazanmış olan Litvanya ve Hırvatistan gibi ülkelerin lehine tezahürat yaptılar. Bu durum Madrid’deki politikacıların panik olmasına neden oldu. İspanyol yöneticiler en büyük paniği de futbol şampiyonasının finalinde yaşadılar. Ev sahibi İspanya finalde Polonya ile Nou Camp’da karşılaştığında Katalanların gösteri yapmasından ya da stadı doldurmayacak olmalarından endişe ediliyordu. Ancak korkulan olmadı ve 95 bin kişinin izlediği finali İspanya olimpik takımı 3-2 kazanarak altın madalya elde etti. Katalanlar maçı sabote etmediler ancak maç sonrası Barcelona sokaklarında “Pujol bizi kandırıyor, Katalonya İspanya’dır” diye slogan attılar.

FC Barcelona 1992 yılında yeni bir forma tasarlayıp mevcut renklerinin arasına çok ince de olsa beyaz bir çizgi ekleyince büyük bir tepki ile karşılaşmıştı. Ne de olsa beyaz Real’in rengiydi. Uzun yıllar formasına reklam almayarak formanın kutsallığını korumak isteyen bir camia için radikal bir hamle gibiydi.

İspanya’da başbakanı Katalonya valisi, Katalonya valisini ise Barça başkanı belirler diye sıklıkla konuşulan bir ifade bulunmaktadır. Barcelona hentbol takımında kaptanlık yapmış olan Bask kökenli Urdangarin, Prenses Christina ile evli olduğu için Kral Juan Carlos, damadını izlemek için Barcelona maçlarında şeref tribününde yer alırdı. Göğsündeki Barça ambleminde Katalan renklerini taşıyan bir Basklı genci ve onu bağrına basan Kastilya kralı… İşte İspanya budur.[5]

FC Barcelona takımının en önemli özelliklerinden bir tanesi de kendi yıldız oyuncularını kendisinin üretebilmesidir. Johan Cruyff bu alanda takımda öncülük yapmış bir teknik adamdır. 1970’lerde kulübü futbolcu olarak hizmet eden Hollandalı ünlü oyuncu 1988’de takımın başına teknik adam olarak gelmiş ve Barcelona onun ikinci evi haline bürünmüştü. Öyle ki Barcelona’da dünyaya gelen oğluna Katalonya’lı aziz Jordi’den esinlenerek Jordi adını koyacak kadar aidiyet yüklüydü.

Kulüpte elbette efsaneleşmiş birçok futbolcu bulunmaktadır ancak bunların arasında 1990-1994 yılları arasında FC Barcelona adına 104 gol kaydeden Hristo Stoichkov’un yeri çok özeldir. Stoichkov 1998 Dünya Kupasında ülkesi Bulgaristan ile İspanya karşısına çıkmadan önce kaldığı otel odasının balkonuna Katalan bayrağı asar. Stoichkov, Barcelona’da oynadığı yıllarda Katalan oyuncuların İspanya milli takımında yer almaması ve turnuvalara bağımsız bir takım ile katılmalarına yönelik bir kampanyaya liderlik yapmıştı.

Kulübün sportif anlamda başarılı olmasının en büyük nedeni bütçenin neredeyse beşte birini amatör branşlara, altyapıya ve kültürel etkinliklere ayırmalarıdır. Barcelona kenti ayrıca Formula 1, Fransa Bisiklet Turu ve Olimpiyatlar gibi önemli organizasyonlarda temsil edilen sporculara her daim sahip olmayı başarmıştır. Rakibi olmadığı dönemlerde bile bir beyzbol takımına sahip olmuşlardır.

Ünlü Katalan Sosyolog Lluis Flaquer’in “Barça hakkında yazı yazılmayacak kadar kutsal konular vardır. Barça hala üzerinde bir şeyler yazılamayacak kadar kutsaldır.” sözlerine rağmen kulüp ve kültürü üzerine anlamlı bir şeyler yazmaya çalıştım. Ancak ne kadar yazarsanız yazın hep bir şeyler Katalan gururunun en önemli kaynağı olan kulübü ifade etmede eksik kalacaktır.

Katalanca Sözlük:[6]

Carnet: Sezonluk bilet, kombine

Colchonero: Atletico Madrid taraftarları. Kelime olarak yatak yapıcıları anlamına gelir çünkü ilk çizgili formalarının eski yatakların yapıldığı malzemeyi çağrıştırdığı düşünülmüştür.

Cules: FC Barcelona taraftarları için kullanılan şefkatli söz. Kulübün eski stadı Les Corts’un tepesindeki tahta sıraların arasından çıkan arka taraftaki seyirciler için kullanılmıştır.

El Nino: Fernando Torres’in Lakabı: “Çocuk”

El Submarino Amarillo: Villareal’in lakabı: Sarı Denizaltı

Jornada: La Liga sezonunda maç günü

La Roja: İspanya milli takımının lakabı: “Kırmızı”

Madrileno: Real Madridli

Mes Que Un Club: “Bir kulüpten fazlası”, Ocak 1968’den bu yana sahada ve dışarıda FCB mottosu

Panolada: Taraftarların hoşnutsuzluklarını göstermek için beyaz mendil salladıkları bir tribün protestosu.

Socis: Yıllık aidat ödeyen ve başkanlık seçimlerinde oy kullanan FC Barcelona üyeleri

Kaynakça:

[1] Foer F., 2012, Futbol Dünyayı Nasıl Açıklar, İthaki Yayınları, İstanbul

[2] Kaplan S., Eylül 2020, Barcelona, Siyah Beyaz Yayınları, İstanbul

[3] Colome, G. (1993), FC Barcelona ve Katalan Kimliği, Horak R., Reiter W. Bora T. (Yay.haz.), Futbol ve Kültürü, (s.125-132), İletişim Yayınları, İstanbul

[4] Kuper S., 1996, Futbol Asla Sadece Futbol Değildir, Sabah Kitapları, İstanbul

[5] Uluğ, Y. (2001), Fenerbahçe Barcelona Olabilir mi? Bora T. (Yay.haz.), Takımdan Ayrı Düz Koşu, (s.195-206), İletişim Yayınları, İstanbul

[6] Hunter G., 2017, Tüm Zamanların En Büyük Futbol Takımının Hikayesi Barça, Pegasus Yayınları, İstanbul


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Real Madrid: Dünya Devi Mi? Kralın Takımı Mı?

AC Milan Formaları: Sempre Milan!

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More