Endülüs Şövalyesi: Frederic Kanoute

”Bazen hayatınızda geçtiğiniz en tehlikeli aşama, zaten yeterince iyi olduğunuzu hissettiğiniz zamandır. Daha fazlasını aramak ve çalışmak için her zaman tevazuya ihtiyacınız var.”

Kimilerine göre egoizmin en şiddetli hali, kimilerine göre ise insanın kendine yakışmasıdır tevazu. İsmet Paşa ise “Mütevazı olma, sahi zannederler” demiş alçakgönüllülüğün de bir dozu olması gerektiğini vurgularcasına. Hiç de fena olmayan bir Premier Lig kariyeri, La Liga’da 209 lig maçında 89 gol, her ikisinin finalinde de gol attığı iki UEFA Kupası, iki Copa Del Rey, bir UEFA Süper Kupası ve bir İspanya Kral Kupası… Frederic Kanoute’nin gururlanması ve hatta biraz kibirli olması için fazlasıyla malzemesi vardı elinde. Ancak onun mirası, Sevilla ile her şeyi kazanmasına, kulüp tarihinin ve Afrika futbolunun en saygı duyulan oyuncularından biri olmasına rağmen, kazandığı tüm bu kupalar ve göz kamaştırıcı kariyeri değil, ona çok yakışan şövalye ruhu ve sahici tevazusu oldu.

Premier Lig’de bir yabancı

2000 yılının Mart ayında Lyon’dan West Ham United’a kiralandığında, Frederic Kanoute’nin Premier Lig’de kendini kabul ettirebilmesi için çok fazla zamanı yoktu. Zira kiralık kontratı sezon sonuna kadardı ve sonrası ancak Kanoute’nin o bahar aylarında Boleyn Ground’da* neler göstereceğine bağlıydı.

Lige başlangıcı pek parlak sayılmazdı Malili oyuncunun. İlk dört maçta kadroya dahi giremedi Kanoute. West Ham’ın milenyum takımında, ileride İngiltere futboluna damga vuracak Frank Lampard, Rio Ferdinand ve Joe Cole gibi yıldız adayları ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir alfa karakter Paolo Di Canio vardı. 26 Mart tarihinde Kanoute formasına kavuştuğu ve bir de gol attığı Wimbledon karşısında son derece etkili bir performans ortaya koydu. Bu maçı West Ham taraftarları yıllar geçse de unutmadı ama bu silinmeyen hatıranın sebebi Kanoute değil, ileri uçtaki partneri Paolo Di Canio idi. Tüm kariyeri tartışmalarla ve bazı affedilemeyecek skandallarla dolu, ancak bir o kadar da yetenekli olan İtalyan oyuncu, sağ kanattan gelen bir ortaya ceza sahası sol köşesinde muhteşem bir vole vurarak Premier Lig tarihinin en güzel gollerinden birini atacaktı. Genç Kanoute ise gol sevincini paylaşmak için Di Canio’ya ilk koşanlar arasındaydı.

Paolo Di Canio’nun muhteşem volesi ve Kanoute ile birlikte gol sevinçleri

 

Kanoute bu sınırlı kiralık sürecinde kalan maçlarda da oldukça iyi bir performans ortaya koyup, Harry Redknapp’ı etkileyerek West Ham’dan 3 yıllık kontratı kaptı. İlk iki senesinde formaya adeta el koymuştu Malili santrfor. 2000/2001 ve 2001/2002 sezonlarında tüm kulvarlarda sırasıyla 36 ve 28 maçta forma giyen oyuncu, üst düzey fiziksel performans isteyen Premier Lig’e hızlı adapte olmuştu. Bu iki sezonda yine sırasıyla attığı 14 ve 12 gol onun Avrupa futbolundaki ilk ayak izleriydi. Toplu ve topsuz dripling özelliği, boyuna rağmen hızı, yumuşak bilekleri ve yavaş yavaş gelişen son vuruşları onun ileride bu ligin özel santrforları arasına gireceğinin sinyalleriydi.

Frederic Kanoute West Ham forması ile

Kanoute, West Ham’da 14 numaralı formayı giyiyordu. Sadece forma numarası değil, fiziksel özellikleri ve oyun tarzı da o yıllarda Premier Lig’i domine etmiş bir yıldızı fena halde andırıyordu. Topla olan sürati ve özellikle kanatlara deplase olup içeri katederek attığı goller ile Arsenal’in 14 numarası Thierry Henry’nin yolundan gidiyordu Kanoute. Attıkları goller sonrası, mağrur ve ağırbaşlı sevinçleri bile birbirlerine benziyordu. Her ne kadar ikisi de 1977 doğumlu olsalar da, Henry, Juventus sonrası geldiği Arsenal’de basamakları çok hızlı tırmanmış ve Premier Lig’in seçkin golcüleri arasındaki yerini çoktan almıştı. Peki ya Kanoute onun yolunu takip edebilecek miydi?

Cevap maalesef pek de olumlu değildi. West Ham’daki 3. senesi, Kanoute için bir kabustan farksızdı. Redknapp ayrılmış ve yerine gelen Glenn Roeder ile takım o sezon küme düşmeme mücadelesi veriyordu. Redknapp sonrası yıldız oyuncuların da teker teker ayrılması ile tipik bir alt sıra takımı kimliğine bürünen West Ham’da Roeder, kontratak futboluna dönerek takımı ileride bir kişi eksiltecekti. İngiliz teknik adamın tercihi ise bu oyuna yatkın, hızı ile ele avuca sığmayan genç Jermain Defoe oluyordu. Frederic Kanoute formasını kaybetmişti ve kolay kolay da geri alabileceğe benzemiyordu. Onu dört aylığına sahalardan koparacak kasık sakatlığı ise her şeyin üstüne tuz biber ekiyordu. West Ham defteri Kanoute için kapanmıştı.

Boleyn Ground’da geçirdiği yaklaşık 3.5 senede gelişen oyunu ve son senesindeki belli bir dönem hariç müthiş devamlılığı ile acımasız İngiliz medyasından bile sık sık övgü almıştı Kanoute. West Ham sonrası birçok kulübün kapılarını ona açmak istemesi şaşırtıcı değildi. Sadece oyuncunun sessiz ve geri planda durmayı seven karakteri kafalarda az da olsa bir soru işareti bırakıyordu. Ancak Tottenham Hotspur ve çiçeği burnunda menajeri Jacques Santini onu White Hart Lane’e getirmeye kararlıydı.

Londra’da geçirdiği iki sezon boyunca Kanoute için kötü bir performanstan bahsetmek mümkün değil. Sakatlığını atlatmasının ardından devamlılık anlamında eski günlerine dönmüştü. Kaderin bir cilvesi, West Ham’daki son senesinde formasını kaptırdığı Jermain Defoe, 2003/2004 sezonu devre arasında bu sefer Tottenham’da karşısına çıkacaktı. Kanoute her ne kadar ilk 11’deki yerini korusa da, özellikle Henry ile benzeşen stili üzerine kurulu olan o kendisinden beklenilen büyük sıçramayı yapamadı ve 9-10 gollük sezonları ile Defoe’nin bile gölgesinde kaldı. Ancak onu Londra’dan ayıran sebep ne performansı, ne de ondan hep beklenilen yıldız mertebesine erişememesi oldu. West Ham’daki yıllarında eleştirilmesine sebep olan o geri planda duran yapısı aslında onun tevazu sahibi karakterinin bir yansımasıydı. Kanoute’nin o sezonun kış aylarında yapacağı tercih, hem onun karakterini anlatıyor hem de kariyerinin bambaşka bir dönemine girmesine sebep oluyordu.

Frederic Kanoute Tottenham’da

Baba topraklarında

Frederic Kanoute 1977 yılında Fransa’nın Lyon şehrinde dünyaya geldi. Babasının toprakları olan Mali’den binlerce kilometre uzakta başka bir kültürde büyüdü, yoğruldu ve meslek edindi. 20 yaşına geldiğinde futbolcu olan her göçmen Fransız çocuğu gibi, doğduğu ve yetiştiği ülkeyi mi yoksa atalarının topraklarını mı tercih edecekti? Kanoute’nin tercihi Fransa oldu. U20 ve U21 takımlarında on bir kez milli formayı giydi. Kanoute bu kararından pişman oldu mu bilinmez ancak 2004 yılı geldiğinde FIFA’nın, henüz ülkelerinin A milli takımlarında forma giymeyen oyuncuların başka bir ülkeyi temsil edebileceklerine dair aldığı karar sayesinde ona ikinci bir şans doğmuştu. Kanoute de bir çok Afrikalı futbolcu gibi kendi topraklarının formasını giyip, başarılar kazanmak ve kendisi ile gurur duyulmasını istiyordu. O yıl Tunus’da düzenlenecek Afrika Uluslar Kupası için Mali formasını giymeye karar verdi. Kanoute için her ne kadar kolay bir tercih olsa da, Tottenham açısından ligin ortasında ilk 11’deki önemli bir oyuncusunu kaybetmek kabul edilebilir değildi. FIFA’ya başvurdular ve Kanoute’nin Mali formasını giymesinin mümkün olup olmadığının peşine düştüler. Ancak cevap netti ve Kanoute Tunus’a gidiyordu.

Kanoute Mali milli takımı ile

Kanoute, birkaç ay sonra başka bir takımda birlikte forma giyeceği vatandaşı Seydou Keita ile birlikte Mali’yi kupada yarı finale çıkardı. Aynı zamanda turnuvada attığı 4 gol ile de altın ayakkabı sahibi oldu. Kanoute çok mutluydu. Yaptığı bu tercih ile uluslararası düzeyde repütasyonu yüksek bir forma yerine büyük tevazu gösterip Mali’yi tercih etmişti. O ana kadar futbolda herhangi bir başarısı olmayan ülkesini gururlandırmıştı. Mali forması altında bundan sonra oynayacağı 38 maçta 23 gol atarak da ülke futbol tarihinin en golcü ismi olacaktı.

Ancak Londra’ya geri döndüğünde, Kanoute’yi bekleyen yüzlerin gülümsediğini söylemek mümkün değildi. Tottenham, oyuncunun ligin ortasında ani bir kararla takımdan ayrılmasından hoşnut kalmamış ve ara transfer döneminde 10.5 milyon euro harcayarak West Ham’dan Defoe’yi getirmek zorunda kalmıştı. Kanoute onlara pahalıya patlamıştı ve ellerinde Robbie Keane ve Defoe varken kulübede ona ihtiyaç yoktu. Kanoute’nin İngiltere’ye veda zamanı gelmişti.

Endülüs seferi

Kanoute ikonik 12 numaralı forması ile Sevilla’da

Kanoute, kariyerinde büyük bir değişiklik yapmasına neden olsa da o kış Mali forması giydiğine hiç pişman olmadığını şu sözlerle ifade ediyordu.

Dürüst olmam gerekirse, daha büyük resmi görüp Mali için oynamayı seçmemden dolayı pişman değilim. Afrika futbolunun daima hayranı oldum ve Mali’ye bir şeyler kazandırmak ve futbollarının gelişimine bir parçası olmak istedim. Bu şekilde Fransa’ya verebileceklerim oldukça sınırlıydı.

Kaynak: www.beinsports.com

Ancak Kanoute’nin pişmanlık duymasını gerektirmeyecek başka bir gelişme de 2004 yazında olacaktı. İspanya’nın güneyinde, La Liga’nın en eski ve muhafazakar kulüplerinden olan Sevilla’da sıradışı günler yaşanıyordu. Ramón Rodríguez Verdejo “Monchi”, 2000 yılında Sevilla’da futbol direktörü olarak işe başladığında onu zor bir görev bekliyordu. Çünkü Sevilla küme düşmüştü ve ekonomik olarak da ciddi bir darboğazın içinde olan kulübü belirsiz bir gelecek bekliyordu. Monchi’nin kulübü düzlüğe çıkarmak için izleyeceği iki ana rota vardı. Kulübün özkaynaklarına yönelip, geleceğin yıldızlarını yetiştirerek hem başarı hem de para kazanmak istiyordu İspanyol yönetici. Aynı zamanda maliyeti düşük yıldız adaylarını ve gözden düşmüş potansiyelleri de Endülüs’e getirmek istiyordu. Sonraları dünyanın en üretken altyapılarından birine dönüşecek olan Sevilla Gençlik Akademi’si ve tüm dünyaya yayılan 700 gözlemci ile bilinen ilk modern scouting sistemini hayata geçirdi Monchi. Altyapıdan yetişen Sergio Ramos, Jesus Navas, Jose Antonio Reyes, Diego Capel ve Antonio Puerta gibi isimlerin yanında scouting sistemi sayesinde son derece düşük maliyetlere transfer edilen Dani Alves, Julio Baptista ve Luis Fabiano gibi potansiyeller ile o ana kadar uluslararası seviyede herhangi bir başarısı olmayan ve La Liga’nın sıradan takımları arasında yer alan Sevilla, 2000’li yıllar ile beraber dünyanın sayılı takımları arasına girdi. Frederic Kanoute de Monchi’nin bu yenilikçi projesinin önemli bir parçası olarak 2004 Ağustos’unda Estadio Ramón Sánchez Pizjuán’a ayak bastı.

Monchi ilk 3 seneyi takımı düze çıkarmak için kullanırken, Kanoute’nin de ekibe katılmasının ardından 2005/2006 senesiyle birlikte Sevilla önlenemez bir yükselişe geçti. Arka arkaya gelen iki UEFA Kupası şampiyonluğu, ligde Real Madrid ve Barcelona’nın ensesinde geçen yıllar ve Şampiyonlar Ligi gelirleri derken Sevilla, oyuncular için de çekim merkezi haline gelmişti.

Kanoute, ilk yılından itibaren kadronun düzenli bir parçası haline geldi. Juande Ramos, takıma önemli bir hücüm kimliği kazandırmıştı. Navas ve Capel gibi son derece hızlı ve üretken iki kanat oyuncusunun yanında ileride Luis Fabiona gibi bir muhteşem bir bitirici ile tutulamıyorlardı. Kanoute ise bu 11 içinde son derece önemli bir role sahipti. West Ham yıllarında geliştirdiği bağlantı oyunun bir parçası olan yanı ile Fabiano’nun yanında ama çokça da hücumun merkezi konumundaydı. Sevilla’da geçirdiği yıllarda daima iki basamaklı sayılarda skor üretmesinin yanında, merkez santrfor olarak takıma alınan bir oyuncu için önemli sayılabilecek ölçüde asist rakamlarına da ulaştı Malili oyuncu. Ancak onun kariyerindeki en önemli anları sayarsak üst üste kazanılan iki UEFA finalinde ve 2006’da Süper Kupa finalinde Barcelona’ya karşı attığı goller olacaktır. 2006 senesinde Eindhoven’daki finalde Middlesborough’a karşı 1 gol bulan oyuncu, 2007’de Glasgow’daki şampiyonluk maçında Espanyol’a karşı önce uzatmalarda attığı beraberlik golü ile ve ardından da seri penaltı atışlarında bulacağı gol ile kupayı Sevilla’ya ikinci kez getirecekti. 2006 yılında ise Sevilla, sezonun en büyüğü olan Barcelona’yı Süper Kupa finalinde 3-0 ile hezimete uğratırken tabelada yine onun ismi vardı.

2006 UEFA Süper Kupa finalinin ardından

2012 yılına kadar kaldığı Sevilla’da kulüp tarihinin simge oyuncularından biri haline geldi Frederic Kanoute. Attığı 131 golün yanında, alçakgönüllüğü ve pozitif yapısı ile şehrin ve taraftarın kalbinde önemli bir yere sahip oldu. Sevilla’daki performansı ve kulüp ile olan her daim iyi ilişkileri onun Mali forması altındaki performansına da yansıdı. 2007 yılında Afrika’da yılın futbolcusu seçildi. Sevilla’ya gelişi ile ilgili, yıllar sonra şu sözleri söyleyecekti yıldız futbolcu.

Geldiğimde çok fazla beklentim yoktu. 2005’ten önce Sevilla, Avrupa kupalarını kazanan bir kulüp olarak bilinmiyordu. İlk yıldan itibaren ulusal düzeyde ve Avrupa düzeyinde kazanmaya devam ettik. Oraya olumlu bir şey yapabileceğime dair büyük umutlar ve inançlarla gitmiştim ama başardıklarımız beklentilerimi bile aştı, ki bu iyiydi.

Kaynak: www.africanfootball.com

Filantropik** bir futbol elçisi

Frederic Kanoute Mali’de kurmuş olduğu gençlik akademisinde

Sevilla’dan ayrılmasının ardından 2 sene Çin Ligi’nde top koşturan Kanoute, 2013 sonunda 35 yaşında emekliliğini açıkladı ve yıllardan beri ailesi ile birlikte emek verdikleri hayırseverlik işlerine kendini adadı.

Kanoute, 20 yaşında iken İslam dinini seçti ve gereklilikleri yerine getirme konusunda da sonuna kadar gitti. Hayırseverlik işlerine girmesinin arkasında, onun tevazu sahibi kişiliğinin yanında yaptığı bu seçimin de önemli rolü vardı. Öyle ki 2007 senesinde, Sevilla’nın sponsoru olan bahis sitesi 888.com‘un isminin yazılı olduğu formayı giymeyi, İslam’ın prensiplerine aykırı olması sebebiyle reddetti. Kulüp ve şirket onu ancak İslami bir cemiyete yapacakları yüklü miktarda bir bağış ile ikna edebildiler.

Emekliliğinin ardından da, tüm zamanını 2004 yılında hayata geçirdiği “Kanoute Vakfı” ve 2006’da Mali’de kurduğu “Children’s Village” isimli yetimhanenin işlerine ayırmaya başladı. UNICEF ve “Making Poverty History” gibi küresel yardım organizasyonlarında aktif görev aldı. Kanoute futboldan da tümüyle kopmuş değil. Her ne kadar artık saha içinde olmasa da La Liga’nın uluslararası tanıtım elçilerinden biri. Aynı zamanda “12Management” isimli menajerlik şirketi için özellikle Afrikalı gençleri futbola kazandırma anlamında danışmanlık yapıyor.

Başarılarla dolu bir kariyer, gittiği her kulüpte sevilen ve egolarından arınmış bir karakter Frederic Kanoute. Futbol hayatının ilk baharında Thierry Henry’ye benzetilen stili, Sevilla’daki ikonik 12 numarası ve iki UEFA Kupası finalinde attığı goller ile futbol tarihinin müstesna sayfalarında yerini çoktan aldı. Tüm bu göz alıcı başarıların yanında, onun daima ısrarla arkasında durduğu bir tarafı var. Kariyeri boyunca nerede olursa olsun, ne kazanırsa kazansın hiç elden bırakmadığı tevazusu. Arkasından onun yolunu takip edeceklere de bundan farklı ne tavsiye edebilirdi ki Endülüs’ün alçakgönüllü şövalyesi…

18 yaşımdaki halime ve futbola yeni başlayan gençlere vereceğim tavsiyeler kendine güven, dayanıklılık, kararlılık ve çokça da alçakgönüllülük olurdu. Bazen hayatınızda geçtiğiniz en tehlikeli aşama, zaten yeterince iyi olduğunuzu hissettiğiniz zamandır. Daha fazlasını aramak ve çalışmak için her zaman tevazuya ihtiyacınız var.

Kaynak: www.africanfootball.com

Frederic Kanoute

Bonus:

2006 UEFA Kupası finali özeti

2007 UEFA Kupası finali özeti

2006 UEFA Süper Kupa finali özeti

Kanoute’nin Twitter hesabı

 

*Boleyn Ground: 904-2016 yılları arasında West Ham’a ev sahipliği yapan stadyum. 

**Filantropik: Bir kişinin zamanını, yeteneğini, uzmanlığını veya varlıklarını, kamu yararını gözeterek gönüllü olarak sunması demektir. Kısaca ”planlı bağışçılık” anlamına gelir.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

İlk Profesyonel Siyahi Futbolcu: Arthur Wharton

Plase Tanrısı: Thierry Henry

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More