Efsanenin Hikayesi; Brıan Clough

Mourinho’dan çok çok uzun zaman önce, ama ona pekte uzak olmayan bir ligde…

Star Wars’ın giriş temasını hep sevmişimdir. Bu yüzden sinemanın efsane repliğini, futbolun başka bir efsanesi için uyarlamak kötü bir fikir değil gibi. Özellikle de günümüzde unutulmaya yüz tutmuş bir efsane için. Futbol dünyasının en sivri dilli, egolu ismi kimdi diye sorsak, şüphesiz ki çoğu kişi José Mourinho ismini söyler. Mourinho’nun karakter profili düşünülünce, pek de haksız sayılmazlar. Portekizli teknik adam sadece taktiksel olarak sahaya yansıttıklarıyla değil, sivri dili ve acımasız söylemleriyle de her daim gündemde olan bir isim. Özellikle meslektaşları ve onların futboluna dair kullandığı sert betimlemeler ortalığı gerse de, bu durumun psikolojik savaşta kendisine ciddi avantaj sağladığı aşikar.

Peki Mourinho’dan çok uzun zaman önce, ondan çok daha sivri dilli, egolu ama bir o kadar da yetenekli yine kendisi gibi Premier Lig’de çalışan başka bir isim daha olduğunu biliyor musunuz? Üstelik Mourinho’ya hem dili, hem futboluyla kök söktürebilecek bir efsane. Huzurlarınızda Brian Clough….

                      Brian Clough

Brian Howard Clough şu tarihte, şurada doğmuştur diye Google’dan kolaylıkla elde edebileceğimiz basit bilgileri bir kenara bırakalım. Hayatında bir kez dahi sanal menajerlik oyunlarına ilgi duymuş herkesin en büyük arzusu, küçük ölçekli takımları seçerek onları adeta ilmik ilmik işleyip büyük başarılar kazanmalarını sağlamaktır değil mi? Bunu sanal menajerlik oyunlarından muzdarip herkes en az bir defa olsun denemiştir. Aldığınız kulübün yetersiz gelirleri, eldeki kötü oyuncular, transfer etmek istediğiniz genç yetenekler için yeteri kadar bütçeniz olmaması, olsa bile sahip olduğunuz kulübü küçük görüp, kiralık dahi gelmek istemeyen futbolcular vs. derken çoğu kişi yarı yolda pes edip, büyük takım seçmeye yönelir. Yani kısacası basit bir oyunda bile böyle bir başarıya ulaşmak neredeyse imkansız. Peki şimdi şöyle bir ortam düşünün; Endüstriyel futbolun gitgide ayak seslerini duyurmaya başladığı 1960’lı yılların sonlarını hayal edin. 29 yaşında sakatlıklar nedeniyle futbolu bırakmak zorunda kalmış, akabinde 30’una dahi gün almadan teknik direktörlük kariyerine başlamış bir gençsiniz. İkinci ligin sonlarına balta atmış ufak ölçekli bir takımı alıp, önce kendi liginde şampiyon yaparak üst lige çıkarıyor, ardında da çıktığı birinci ligde bu mütevazı takımı şampiyon yaptığınızı hayal edin. Yetmiyor bir başka takımı yine aynı şekilde devralıyor, bu sefer Avrupa’nın en zirvesine yerleştiriyorsunuz. Hem de kısa bir zaman içinde. Nasıl zor geldi mi? Ama düşününce bir o kadar da eğlenceli değil mi? İşte Brian Clough bu hayalleri gerçekleştiren efsanenin adı.

Genç Clough kariyerine başladığı Hartlepool United’da, Sunderland’te forma giydiği sırada tanıştığı kader yoldaşı diyebileceğimiz yardımcısı Peter Taylor ile birlikte geçirdiği iki yılın ardından, sahada oynattığı güzel futbol ve dönemin İngiliz futboluna aykırı olarak topu sürekli yerden oynatan farklı oyun stiliyle dikkatleri üzerine çeker. Yıllar sonra oyun stili hakkında sorulan bir soruya “Tanrı futbolu havadan oynamamızı isteseydi, çimleri oraya koyardı” diye havadan uzun toplarla oynamayı adet haline getirmiş, dönemin İngiliz futbolunu tiye alan bir sözle karşılık verecekti bu genç adam.  Hartlepool United ile bir üst lige çıkmaya hak kazanması akabinde, ikinci lig ekiplerinden Derby Country’nin başkanı Sam Longson bu genç ikiliyi takımın başına getirir. Genç Brian, Derby’nin başına geçtiğinde kulübün gerek maddi koşulları, gerek tesislerin durumu, gerek takımın durumu pek de iç açıcı değildir. Dibe demir atmış ve ikinci ligden düşmeme mücadelesi içindedir. Fakat kısa süre içinde Clough ve yardımcısı Peter Taylor’un gelişiyle takım adeta şaha kalkar. Oynanan harika futbol ile birlikte arka arkaya başarılar gelmeye başlar ve takım birinci lige yükselir. Birinci ligin ilk sezonunda herkesin düşer sandığı Derby sezonu dördüncü olarak bitirir. Avrupa kupalarına katılmaları gerekirken, kulübün finansal durumu yüzünden kupalardan men edilirler. Clough ve Taylor umutsuzluğa kapılmadan çalışmaya devam eder. Bu sırada Derby’nin gösterdiği harika performans bir yana dursun, İngiliz liginde o sıralar Don Revie yönetiminde Leeds United fırtınası esmektedir. İngiltere’deki tüm kupaları silip süpüren Leeds, Avrupa arenasında ne yazık ki aynı başarıyı gösterememektedir.

           Brian Clough ve Peter Taylor

İtalyan Ligi’nin gözde takımlarından Torino’nun, sert ve acımasız oyun stilini İngiliz futboluna uyarlayarak “Don Revie” lakabını alan  Donald George Revie, oynattığı sert futbolla Clough’un hedefi haline gelmiştir. Neredeyse her maç sonra verilen demeçlerde, bir türlü Brian Clough’un dilinden kurtulamaz.  Brian her fırsatta Revie’e göndermeler yapıyor, Leeds United’ı ve oynattığı futbolu yerden yere vuruyordu. Nitekim haksız da sayılmazdı. Başta takım kaptanı Billy Bremner olmak üzere, Leeds’li oyuncular rakiplerine saha içinde yaptıkları kasti fauller ve sakatlamaya yönelik çirkef hareketlerle ülke içinde de eleştiri odağındaydılar. Clough bu durumu çok iyi biliyor ve her platformda bunu dile getirerek Don Revie’ye karşı psikolojik savaşın fitilini çoktan ateşlemiş oluyordu. İkili arasında oluşan rekabet, nihayet 1971-72 sezonunda Derby’nin adeta bir mucizeyi gerçekleştirerek lig şampiyonu olmasıyla doruklara ulaşıyordu.

Şampiyon olup Don Revie’yi alt etse de, Brian Clough’un kini ve hırsı adeta sınır tanımamaktaydı. Öyle ki bu durum rekabetten çok kişisel bir kan davasına dönmüştü. Bu nefretin nereden kaynaklandığına dair farklı teoriler atıldı ortaya yıllar boyunca. Kimine göre bu Clough’un kıskançlığından ve ihtiraslarından ötürü oluşmuş bir kindi. Kimine göre ise sadece Revie ile arasında geçmişten kalan bir husumet vardı. Bir söylentiye göre ise bu husumet, Derby’de ikinci lig yıllarında Leeds ile eşleştikleri bir kupa maçında Don Revie’nin, Clough’u küçümsemesine dayanmaktaydı. Sebebi ne olursa olsun, ikili arasındaki gerilim had safhadaydı.

Bir sonraki sezon şampiyonluk yarışından kopsa da Avrupa kupalarında doludizgin giden Derby, yarı finalde Juventus ile eşleşmişti. Kulüp tarihinin en prestijli maçlarından birine çıkmadan önce, Brain Clough İtalyan futbolu ve italyanlar’ın ikinci dünya savaşındaki korkaklığı hakkında bir demeç vererek ortalığı karıştırdı. İtalya’da oynanacak ilk maçtan birkaç hafta önce Leeds United ile oynayacakları FA Cup maçında, yönetimden gelen baskılara aldırış etmeyerek maça tam kadro çıktı. Bunun sebebi ise yaklaşık bir ay önce yine Leeds’e karşı oynanan lig maçında, 90.dakikada 2-1 öne geçmelerine rağmen Leeds’ın biri penaltıdan olmak üzere Allan Clarke ve Peter Lorimer’in attığı 2 golle maçı kaybetmesiydi. Tartışmalı penaltı kararı dışında, Leeds oyuncularının saha içindeki acımasız hareketlerine maçın hakemi tepkisiz kalmıştı. Brain Clough asıl hedefin Avrupa kupalarında başarı olmasını göz ardı ederek, bu maça bir intikam maçı olarak bakıyordu. Revie’ye karşı kaybetmek istemiyordu ve ne olursa olsun bu maça tam kadro çıkacaktı. Ne yazık ki Derby maçı 1-0 kaybederek FA Cup’a veda etmişti. Daha kötüsü ise takımın en önemli oyuncularından  Roger Davies bu maçta sakatlanmış ve uzun süre sahalardan uzak kalmıştı. Bu umursamaz tavrının getirisi, başkanla arasının açılmasına sebep oldu. Juventus ile oynanan rövanş maçında 0-0 berabere kalmalarının üzerine verdiği demeçte, başkanı gelen paraları boşa harcamakla suçlaması Derby kariyerinin sonunu getirdi.

Derby’den gönderilmesinin akabinde, yardımcısı Peter Taylor ile birlikte ciddi kulüplerden teklif bekleseler de, sivri dili sebebiyle hiçbir başkan kendisiyle çalışmayı istemedi. Bir süre sonra sürpriz bir şekilde bir üçüncü lig takımı olan Brighton & Hove Albion’un başına geçti. Burada bir sezon çalıştı ve ligi 19.sırada bitirmelerinin akabinde, kulübün kendisiyle devam etmeyi istemesine rağmen istifa etme kararı aldı. Bu karar Peter Taylor ile arasını açmasına sebep oldu. Peter, hemen pes etmemesini ve sabrederek kulübü beraber kalkındırabileceklerini söylese de Brian Clough’un ayrılık kararı kesindi. O sıralar İngiltere Milli Takımı’nın Dünya Kupası’na katılamaması sebebiyle, milli takımdan gelen teklifi kabul eden Don Revie ülkenin gündemindeydi. Leeds’te Revie’den boşalacak koltuğa kimin geleceği tartışılıyorken, hiç beklenmedik bir şekilde Brain Clough ile anlaşıldığı açıklandı. Clough, Leeds’in başına geçer geçmez ayağının tozuyla yaptığı basın açıklamasıyla Leeds’e güzel futbolun nasıl oynandığını öğretmek için geldiğini söyleyerek daha ilk günden tepkileri üzerine çekmeyi başardı. Bunun üzerine ilk idmanında futbolculara kazandıkları bütün madalyaları çöpe atmaları gerektiğini, asıl başarının bundan sonra geleceğini söylemesi kulüp içinde rahatsız edici bulundu. Clough Leeds’e geçerken, Derby’den beri yanında olan antrenörü Jimmy Gordun‘u da yanına almayı ihmal etmez.

    Brian Clough’un Leeds United’ın başında ilk maçı (hemen arkasında takım kaptanı Billy Bremner)

İşin daha kötü yanı ise futbolcuların Don Revie ile olan çekişmesi sebebiyle kendisine karşı mesafeli olmasıydı. Clough’un bunu aşabilmek için yaptığı her hamle boşa çıkıyordu. Ne yazık ki Leeds kariyeri beklediği gibi başlamamıştı. Don Revie’nin kurduğu takım adeta kendisini sabote ediyor ve aldıkları kötü sonuçlar ile tepkiler çığ gibi büyüyordu. Olaylar öyle bir duruma gelmişti ki attığı adımdan, yaptığı transferlere kadar takım içinde bile eleştirilir hale gelmişti. Sonunda Johnny Giles, Norman Hunter ve Billy Bremner başını çektiği oyuncu gurubunun, yönetime açıkça Clough’u istemediklerini belirtmeleri üzerine, sadece 44 gün başında bulunduğu Leeds United’tan apar topar gönderildi. Üstüne üstük durumu anlatmak için çıktığı bir tv programında, Don Revie’de davet edilmişti. Kendisine yöneltilen suçlamalar ve ithamlar kariyerini oldukça zor duruma soktu.

Kariyeri adeta çökme noktasına gelmiş olan Clough, 12 hafta sonra hiç beklenmedik bir şekilde Nottingham Forest’ten bir teklif aldı. Teklifi kabul eden Clough, Derby ve Leeds’ten beri beraber çalıştığı antrenör Jimmy Gordon’u da yanına alır. Çünkü futbol bir ekip işidir ama ekibin hala bir dişlisi eksiktir. İlk sezonunda takımı orta sıralara taşımayı başaran Clough, ikinci sezonunda Albion’dan ayrılan eski ortağı Peter Taylor’u yeniden yanına alarak ikinci adam konumuna getirir. Artık ekip tamamlanmıştır. Yeniden çalışma fırsatı bulan ikili, Larry Lloyd gibi isimleri transfer ederek takımı adeta baştan dizayn ettiler. Bu yapılanma ve klasik oyun anlayışı ile takımı aynı sezon birinci lige çıkartmayı başardılar. Bu başarının üzerine taraftarlar Cloughe’u ve Peter’ı adeta bağırlarına bastılar. Clough taraftar için adeta bir idol haline dönüşmüştü. Hareketleri, mimikleri, sözleri ve vücut diliyle şehre bambaşka bir hava katmaktaydı. Nottingham taraftarı isterse suda bile yürür gibi sözlerle taraftarı  mest ediyor, diğer yandan da takım için yoğun mesai harcıyordu. Çünkü onun hedefi sadece bambaşkaydı. Nottingham şehrinin birinci lige yükselmenin sevinci bir yana dursun, aynı sezon kendilerini başka bir sürpriz bekliyordu. Nottingham, birinci lige çıktığı sezon büyük bir sürpriz gerçekleştirerek en yakın rakibi Liverpool’un 7 puan önünde ligi bitirdi ve şampiyon oldu. Bu şampiyonluk Nottingham Forrest’in tarihindeki ilk ve tek şampiyonluk olacaktı. Nottingham’ın gösterdiği harika performans ve oyunun getirisi olarak, ancak 2004 yılında Arsenal’in kırabileceği 42 maçlık yenilmezlik rekorun sahibi oluyorlardı. Şampiyonluğun hemen akabinde Derby yıllarından beri hayalini kurduğu Avrupa Kupasına göz diken Brian Clough, Birmingham City’den Britanya tarihinin en pahalı transferi olarak kayıtlara geçecek olan  Trevor Francis’i kadrosuna kattı.  Yeni sezonda EFL Cup ve FA Cup’ı müzesine götüren Nottingham, asıl başarıyı Münih’te oynanan finalde Malmö’yü devirip Şampiyon Kulüpler Kupası’nı müzesine götürerek gösterdi. Sadece 3 sezon önce ikinci ligde olan bir takım, 3 sezonda önce lig hemen arkasından da Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazarak bir mucizeyi gerçekleştirmişti. Bununla yetinmeyen Clough, UEFA Süper Kupa maçında Barcelona’yı 2-1 yenerek Nottingham’ı Avrupa’nı en büyüğü yaptı. Ertesi sezon Avrupa’da yine fırtına gibi esen Nottingham, bu sefer Hamburg’u yenerek yine Şampiyon Kulüpler Kupasını ikinci defa müzesine götürdü.

Clough ile Nottingham Forrest Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonu(Günümüzdeki adıyla Şampiyonlar Ligi)

Yaşanılan bu başarılar ve güzel futbolun ardından 1982 yılında yardımcısı Peter Taylor’un eski takımları Derby’nin başına geçmesi ve Avrupa Şampiyonu kadronun dağılmasıyla, takımda gerilemeler başladı.  1983 yılında Taylor’un Clough’tan habersiz olarak bir oyuncusunu Derby’e transfer etmesi ikili arasında iplerin tamamen kopmasına sebep oldu. Öyle ki bir daha Peter Taylor’un cenazesine kadar ikili görüşmediler. Takımın gerilemesine rağmen, Nottingham en son 1988-89 sezonuna kadar aktif olarak defalarca şampiyonluğun adayları arasında yerini aldı.  Aynı süre zarfında iki defa EFL Cup, bir defa da FA Cup kazanıldı. Fakat gitgide zayıflayan kadro, kulübün finansal durumları gibi etkenlerin beraberinde, Clough’un alkol bağımlılığı sebebiyle yaşadığı sağlık sorunları da artınca 1992-93 sezonunda Nottingham Forest 16 yıl aradan sonra ikinci lige düştü. Kendini bu olayın sorumlusu gören Brian Clough istifa ederek görevi bıraktığını ve teknik adamlık kariyerine son noktayı koyduğunu belirtti.  Bir süre yorumculuk ve spor yazarlığı yapsa da, sağlık sorunları yakasını bırakmadı. 2003’te karaciğer nakli olmasına rağmen 2004 yılında mide kanserinden hayata gözlerini yumdu.

Brian Clough, küçük kulüpler ve belirli koşullarla başardıklarıyla, sivri diliyle, futbol anlayışıyla akıllarda her daim yer ederek efsaneler arasına adını yazdırmayı başardı. Tarzıyla başta Jose Mourinho olmak üzere pek çok futbol adamına ilham kaynağı oldu. Taktiksel anlayışı ve oyun tarzı dışında, insan yönetimi ve motivasyon başarısı ile akıllarda yer etti. Öyle ki yıllar sonra eski öğrencisi John McGovern; “Ona inanırsanız birlikte çalışması çok keyifli biri olur. Her zaman en doğru yerde, en doğru kelimeleri kullanırdı. Bizi öyle motive ederdi ki sahada onun için ölebilirdik. Şu ana kadar herhangi bir konuda haksız çıktığını görmedim” diyecekti.