Dünya Kupaları: 1994-1998-2002

Dünya Siyasi Tarihi Işığında Dünya Kupaları - 6

Yazı dizisinin altıncı bölümünde 1994 Amerika, 1998 Fransa ve 2002 Güney Kore & Japonya Dünya Kupaları ile devam ediyoruz.

Dizinin ilk yazısı için tıklayınız.

1994 AMERİKA

94 Dünya Kupası, ABD Amerika ’94, Dünya Kupaları içinde futbol ruhunun en az yaşandığı kupa olarak tarihe geçti. Aman bundan da eksik kalmayalım diyen Amerikalıların sahici futbola ittirilme çabalarıydı. 94 Dünya Kupası, Amerikan futbolu sahalarından bozma sahalarda oynandı ve kupanın ardından da maçların oynandığı statların çimlerinden parçalar satıldı. Ev sahibi ülkenin insanları maçlara pikniğe gider gibi gittiler. Amerika’da maçlar Avrupa’daki televizyon yayın saatlerine göre ayarlandığı için öğle saatlerinde 35 ile 40 derece sıcakta oynanıyordu. [1]

Rusya ve Birleşik Almanya’nın kupada yer alacak olmaları, Demir Perde’nin ve Berlin Duvarı’nın yıkıldığının en büyük göstergesiydi. Demir Perde sözü 1945-1991 yılları arasında içine kapanık, izole bir biçimde yaşayan, bu yüzden dünya kamuoyunda gizem ve korku dolu bir imaj yayan Sovyetler Birliği’nin Varşova Paktı ile etkisi altına aldığı Avrupa ülkelerinin, komünist olmayan ülkelerin olası ihlallerine karşı sınırlarındaki giriş-çıkışları çok sıkı kontrol altında tutmasına ve Sovyet vatandaşlarının yurt dışına çıkmasına hemen hiç izin vermemesine Batı ülkelerinin yapmış olduğu yakıştırmadır.

1992 senesinde Çek Cumhuriyeti ve Slovakya adında iki farklı ülkeye bölünerek dağılan Çekoslovakya, tam bölünmenin gerçekleştiği esnada Dünya Kupası’nın eleme gruplarında mücadele etmekteydi. Eleme grupları sona erene dek ‘’Çek ve Slovakların Temsili’’ adıyla maçlarda yer almışlardı.

Güney Afrika uyguladığı ırkçı rejimi sonlandırdığı için uluslararası spor faaliyetlerine tekrar kabul edilmişti.

Galibiyete 2 değil 3 puan verilmesi sistemi gelmişti. Kalecilerin, kendilerine verilen pasları elle tutmaları cezaya tabiydi. Bariz gol şansının engellenmesi, 2 yıldır kırmızı kartı gerektiriyordu ve ilk kez bir Dünya Kupası’nda bu kural uygulanacaktı.

Kolombiya tam anlamıyla yıldızlar topluluğuydu. Şampiyonluk için favori gösteriliyordu ancak bu durum strese yol açmıştı. Hagi’nin Cordoba’ya attığı muhteşem gol tarihe geçerken, Kolombiya’nın yenilgisi ortalığı karıştırıyordu. Kolombiya’nın kötü futbolunun normal olmadığı ve bahisçilerin yönlendirmesiyle böyle bir facianın yaşandığı konuşuldu. Sonraki maçta kendi kalesine attığı golle 2-1’lik yenilgide açılışı yapan Andres Escobar, bu maçtan 10 gün sonra Medellin’de bir bar çıkışında bir ilkokul öğretmeni tarafından 12 kurşunla vurularak öldürüldü. Escobar’ı neden vurduğu tam olarak anlaşılmayan öğretmenin her kurşundan sonra ‘‘Gol’’ diye bağırdığı anlatılıyordu. Acaba topu kendi kalesine yuvarladıktan sonra yerde öylece yatıp kalan Escobar, o sırada aklından böyle bir son geçirmiş olabilir mi? Kendisini kurşunlayanların onun yerine evet cevabı verdikleri ‘‘Ben bir vatan haini miyim?’’ sorusunu sormuş mudur kendine? Escobar’ın heykeli dikildi. Cenazesine 120 bin kişi katıldı. Mafyanın etkisinin üst düzey olduğu bu ülke, futbol ve Dünya Kupası sebebiyle bir evladını kaybetmişti. Dramatik sonuçları olan bu gruptan, en büyük favori Kolombiya dışındaki tüm takımlar ikinci tura çıkıyordu.

Romario, Brezilya hükümetinin Philips şirketine borçları karşılığında PSV Eindhoven’a transfer olmuştu.

Rusya’nın Kamerun’u 6-1 mağlup ettiği müsabakada 5 gol atan Salenko, Dünya Kupası’nda bir maçta en çok gol atan oyuncu unvanını elde ediyordu. Roger Milla ise kupa tarihinde oynayan en yaşlı oyuncu oluyordu.

Afrika’dan turnuvaya katılan üç takımından biri olan Nijerya efsane kadrosu ile ilk kez Dünya Kupası’nda boy gösteriyordu. 100 milyondan fazla nüfusuyla Afrika’nın futboldaki yeni gücü olarak lanse edilen Nijerya’nın turnuvadaki ilk golü Yekini’den geliyor ve futbolcu golden sonra ağlara sarılarak ağlıyordu. Dünya Kupaları’ndaki en içten en samimi gol sevinçlerinden biriydi bu.

Maradona’da doping çıkmıştı. Arjantin Futbol Federasyonu, Maradona’yı kadrodan çıkardı.

İtalya, İrlanda, Meksika ve Norveç aynı grupta yer alıyordu. Meksika grup birincisi olmuştu. İtalya’nın 3. olarak ikinci tura yükseldiği grupta 4 takımın birden aynı puan ve averaja sahip olmaları tarihi bir olay olarak akıllarda kaldı.

Amerika’nın turnuvadaki en önemli karşılaşması olan Brezilya maçının 4 Temmuz Bağımsızlık Günü’nde yapılması kararlaştırıldı. Ama maçı kaybederek çeyrek finale yükselme şansını kaybettiler.

Brezilya çeyrek finalde Hollanda karşısında 63. dakikada Bebeto’nun gölüyle 2-0 öne geçmişti. Bebeto’nun bu maçtan 2 gün önce çocuğu olmuştu. Bebeto, attığı golden sonra yanına Romario ve Mazinho’yu da alarak ve kollarını beşik gibi sallayarak aileye yeni katılan oğluna göndermede bulunmuştu.

Bulgaristan’ın yetenekli orta saha oyuncusu Letchkov, Çernobil faciası yüzünden genç yaşta saçlarını kaybetmişti.

Katolik İtalya’da ‘’Kutsal Atkuyruğu’’ lakaplı Budist Roberto Baggio kahraman olarak anılıyordu. Ama finalde penaltı kaçırarak şampiyonluğu Brezilya’ya kaptıran Baggio, kupa boyunca takımını sürükleyen isim olsa da günah keçisi ilan ediliyordu. Dünya Kupası tarihinde ilk defa penaltılar sonucu şampiyon olan Brezilya Milli Takımı, Dünya Kupası ile indiği Rio De Jenario’da yüz binlerce taraftar tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. 24 yıl sonra gelen bu kupa o sene kazada hayata gözlerini yuman ünlü Formula 1 pilotu Ayrton Senna’ya ithaf edildi.

* * *

1998 FRANSA

98 Dünya Kupası, FransaFIFA, 1998 Dünya Kupası’yla birlikte, turnuvaya katılan ülke sayısını 32’ye çıkarmıştı. Afrika artık 5 takım ile temsil edilecekti. 8 grupta ilk 2 sırayı alacak takımlar doğrudan ikinci tura katılacak, sonrası ise tek maçlı eleme sistemiyle belli olacaktı. Altın gol kuralı ise bu kupada da uygulanıyordu.

Norveç’in Teknik Direktörü Olsen turnuva öncesinde ‘‘Beni sosyalist olduğum için eleştiriyorlar, hata yapıyorlar. Ben sosyalist değil komünistim’’ demişti. [2]

Kamerunlu oyuncu Song, gördüğü kırmızı kart ile Dünya Kupası tarihinde iki kırmızı kart gören ilk ve tek oyuncu oluyordu. 1994’de de kırmızı kart görmüştü.

Yıllardır devamlı savaşın eşiğinden dönen ve birbirlerini şeytanlıktan teröristliğe kadar bin bir çeşit ithamla karalayan İran ve Amerika Birleşik Devletleri aynı grupta yer alıyordu. Açıkçası, futboldan anlamayanlar bile bu maçı bekliyordu. İran-ABD maçı 1979’daki İslam Devrimi sonrası gergin seyreden iki ülke arasındaki ilişkiler dikkate alındığında, basit bir futbol maçından daha büyük bir buluşmaydı. İran lideri Humeyni, takımının seremonide rakibin önünden yürümesini reddetmişti ve Irak destekli terörist bir grup, maç sırasında eylem hazırlığındaydı. Maçta sağduyu galip gelmişti. Centilmenliğin ön planda olduğu müsabakadan önce İranlı futbolcular, Amerikalı meslektaşlarına çiçekler verdiler. Amerikalılar, kendi federasyonlarının flamalarını hediye etti. İranlılar bununla yetinmediler ve ABD kaptanı Thomas Dooley’e gümüş bir tabak verdiler. İki takım futbolcuları maçtan önce birlikte fotoğrafçılara poz verdiler. Politikacıların 20 yılda yaptığının çok daha fazlası 90 dakikada başarılmıştı. Maçta ise ABD 4 topu direkten dönmesine rağmen sahadan 2-1 mağlup ayrıldı. Bu galibiyet İran’ın Dünya Kupası tarihinde elde ettiği ilk galibiyetti. İki takım oyuncuları, karşılaşma sonrası forma değişimi yaptı ama rakibinin formasını giyen olmadı. Maçta dostluk vardı ama İran’ın ruhani lideri Ayetullah Ali Hameney’in galibiyet mesajı pek politik değildi; ‘’Bu gece yine güçlü ve mağrur rakip, ellerinizde acı yenilgiyi tatmış oldu.”

İran adına golü atan Bagheri askerlik görevinden muaf tutulmuştu. İran’ın galibiyeti, ülkede büyük zafer olarak kutlanırken, Amerikalılar yenilgiyi sportmence karşıladılar. İki ülke futbolcularının kavga edeceklerini varsayan dünya kamuoyu, sporun her soruna çözüm bulucu özelliği karşısında bir kez daha saygıyla eğildi.  İran bu galibiyete rağmen gruptan çıkamayarak elendi. Bu vesileyle de görüyoruz ki futbol; çoğu zaman ulusal devletlerin uluslararası ilişkilerde çözümleyemediği ekonomik, askeri ve diplomatik mücadelelerin bir başka arenada aynen sürdürülmesine yarayan bir argüman olarak değerlendirilmektedir.

Finalde ev sahibi Fransa ile Brezilya karşı karşıya geldi. Ronaldo müsabaka öncesi muhtemelen stres kaynaklı bir nöbet geçirmiş ve bilinç kaybı yaşamıştı ve Zagallo onu kadrodan çıkarmak zorunda kaldı. Ancak milli takımın sponsoru olan Nike firmasının baskısıyla, maçın başlamasına yaklaşık 1 saat kala Ronaldo yeniden kadrodaydı. Nörologlar daha sonra bunun tarihi bir hata olduğunu söyleyeceklerdi. Final öncesi tüm maçlarda Barthez’in kelini öpen Blanc oynamamasına rağmen sahaya indi ve totemini tekrarladı. Fransa 3-0 kazandı ve Dünya Kupası’nı kazanan taraf oldu. Bu, çoğu göçmen ailelerden gelen gençlerin oluşturduğu bir takımın zaferiydi. Dünya Kupası’nın milliyetçiliği tetiklediği hep söylenegelmiştir. Bu bir ölçüde doğrudur ama bazı şeyler zamanla zıddına dönebilir. 98 Dünya kupasını kazanan Fransa’da “safkan” olarak nitelendirilebilecek kaç Fransız vardı ve bu takım Fransa’da milliyetçiliği ateşledi mi yoksa torpilledi mi? Aşırı sağ ulusal cephenin lideri Jean-Marie Le Pen, şampiyon olan takımın Fransa’yı temsil etmediğini iddia ederek bu durumu hazmedemediğini söylese de gerçeği değiştiremezdi. 1998 zaferi sonrası ‘’siyah, beyaz ve Mağripli’’ sloganıyla bilinen ve birçok farklı etnik kökenli oyuncunun oluşturduğu takımın yarattığı ortam, Fransızların 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa böylesine bir birliktelik hissetmesi için çok mühimdi. Eyfel Kulesi’nde ‘Mercie Zizou’ yazısı parıldarken Fransa, yükselen işsizlik, toplumsal bölünme ve terör saldırısıyla lekelenen doksanlı yıllarına güzel bir kapanış yapıyordu. Thierry Henry’nin sevinç gösterileri sırasında yaşlı bir kadından duyduğu şu cümle her şeyi özetliyordu: “Bu zafer, Liberation’dan (Nazilerden kurtuldukları gün) beri başımıza gelen en güzel şey.”

Fransa bir günde kaynaşamayacak, toplumsal tartışmalar sahalara taşınmaya devam edecekti ama bir geceliğine de olsa her şey çok parıltılı ve güzeldi.

* * *

2002 GÜNEY KORE & JAPONYA

2002 Dünya Kupası, Güney Kore ve Japonya2002 Dünya Kupası’da birçok ilke imza atan Dünya Kupalarından biriydi. Dünya Kupası ilk kez Asya’da düzenleniyordu ve yine ilk kez organizasyon iki ülkeye birden verilmişti.

Yıllarca kendilerine eziyet eden sömürgecileri Japonlarla birlikte aynı organizasyona imza atan Güney Koreliler, 90’ların sonlarında yaşadığı ekonomik sarsıntıyı hızlıca atlatıp kendine gelmiş bir ulus olarak turnuvaya ev sahipliği yapmaya hazırlandılar. Ülke ekonomisinin yarattığı dünya devi teknoloji ve otomobil markalarının hızlı gelişimi ülkeyi hızla yukarılara taşıdı.

Avustralya, Dünya Kupası Okyanusya Elemeleri’nde, Amerikan Samoa’yı 31-0 yenerek futbol tarihinde bir resmi milli maçtaki en farklı skorlu galibiyeti elde eden takım oldu. Karşılaşmada 13 gol birden atan Archie Thompson da bir resmi milli maçta en fazla gol atan futbolcu unvanını aldı. Avustralya bu maçtan 2 gün önce de gruptaki ilk maçında Tonga’yı 22-0 yenerek rekor kırmıştı.

Güney Kore ile ABD arasındaki müsabakada 78. dakikada Ahn Jung Hwan’la gelen gol aslında önemli bir mesaj içeriyordu. 2002 Salt Lake City Kış Olimpiyatları sırasında kısa kulvar hız pateninde 1500 metreyi Koreli Kim Dong-Sung kazanmıştı. Ama daha sonra rakibini bloke ettiği iddiasıyla madalyası geri alındı ve zafer ABD’li Ohno’nun oldu. Kısacası bir Güney Kore – ABD gerginliği yaşandı. Hwan’ın attığı golden sonra kısa kulvar hız pateni yapanların hareketlerini göstermesi, bu olaya gönderme yapmak içindi.

Bora Milutinoviç, bu dünya kupasına beşinci kez katılarak dünya kupalarına en çok katılan antrenör unvanını elde ediyordu.

Robbie Keane’nin gol sonrası yaptığı okçu sevinci görülmeye değerdi.

2002 Dünya Kupası’na kadar pek fazla adı sanı duyulmamış olan Senegal, son şampiyon Fransa’yı 1-0 yenerek büyük bir sürprize imza atmıştı. Kadrosundaki 23 oyuncunun 21’i Fransa liginde oynayan Senegal, maçı kazanarak adeta sömürge sistemine tokat atmıştı. Fransa tek gol bile atamadan turnuvadan eleniyordu.

İtalya ile Güney Kore arasında oynanan müsabakada dakika 118’de Ahn Jung-Hwan’ın attığı gol İtalya’yı turnuva dışında bırakıyordu. İtalya’da Perugia’da oynayan Koreli futbolcu, başkan Luciano Gaucci tarafından kovuldu. Büyük tepki toplayınca kararından vazgeçen Gaucci’nin sloganı netti; ‘’Ekmek kazandığı ülkeye ihanet etti.’’ Maçtan önce 1966 Dünya Kupası’nda Kuzey Kore’nin İtalya’yı yenişini pankartlarla rakibin gözüne sokarak hatırlatan Güneylilerin  ise keyfine diyecek yoktu.

Türkiye 1954’ten bu yana ilk kez Dünya Kupası’na katılmıştı. Şenol Güneş’in önderliğindeki milliler Dünya Kupası’na giderken futbol tarihimizin en ışıltılı karnesini aldı. Gruplarda o güne kadar topladığımız en yüksek puana ulaşırken oynadığımız 12 resmi karşılaşmanın 8’ini galibiyet, 3’ünü beraberlikle kapattık ve tek mağlubiyetle Dünya Kupası’nı bitirmeyi başardık. 5 deplasman maçının 4’ünü kazanıp birinden de beraberlikle ayrılarak elde edilmesi güç bir gurbet tablosu çizdik. Hakan Şükür 11. saniyede attığı gol ile Dünya Kupası tarihinde atılan en erken golün sahibi oldu. Güney Kore’yi 3-2 yenen millilerimiz turnuvadan Dünya üçüncüsü olarak ayrıldı. İki takımın futbolcularının omuz omuza, el ele tribünleri selamlaması akıllardan çıkmayacak görüntüler oluşturmuştu.

Dünya Kupası’na en çok katılan iki takım olan Brezilya ve Almanya’nın finalde ilk kez karşılaşacak olmalarıysa ilginçti. Brezilyalı oyuncu Cafu üst üste üç kupada (1994-1998-2002) final oynayan tek oyuncu olarak tarihe geçiyordu. Ronaldo’nun attığı 2 gol ile Brezilya 5. kez Dünya şampiyonu oldu. Brezilyalı oyuncuların sahanın ortasına dizilip dini bir ayin yaparak Tanrı’ya şükretmeleri ciddi anlamda eleştiri topladı.

Devamı için tıklayınız.

 

KAYNAKLAR:

[1] Özçelik, Levent, 2002, Dünya Kupası, İletişim Yayınları, İstanbul

[2] Morgül, Tan, 2002, Dünya Kupası, İletişim Yayınları, İstanbul


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Herbert Chapman: Teknik Adamdan Fazlası

Bir Başka Messı, Bir Başka Maradona

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More