Dünya Kupaları: 1982-1986-1990

Dünya Siyasi Tarihi Işığında Dünya Kupaları - 5

Yazı dizisinin beşinci bölümünde 1982 İspanya, 1986 Meksika ve 1990 İtalya Dünya Kupaları ile devam ediyoruz.

Dizinin ilk yazısı için tıklayınız.

1982 İSPANYA

Şampiyona, uzun süren Franco diktatörlüğünü bırakıp dünya ile kucaklaşan ve demokrasi heyecanı yaşayan İspanya’da düzenlendi. Kupaya katılan takım sayısı 24’e çıkarılmıştı. Afrika kıtasının temsilci sayısı ikiye yükseldi. Grup sayısı ise 6’ya çıkmıştı. Gruplarda ilk iki sırayı alacak ekipler üçerli 4 gruba dağıtılacaktı. Bu grupların birincileri de yarı finale yükselecekti.

Falkland Savaşı’nın başlaması sonucu İngiltere’de Muhafazakar Parti ve İşçi Partisi milletvekilleri Arjantin’in Dünya Kupasına alınmamasını talep etti. Britanya takımlarının kupaya katılmama tehditlerine rağmen İspanya hükümeti Arjantin’i kupada görmek istiyordu. Hatta İspanyol taraftarlar müsabakalara ‘Falkland Arjantin’indir’ pankart ve sloganlarıyla katıldılar. İngiliz taraftarlar buna Bask bayrakları açarak ve polislerle kavga ederek karşılık verdiler. İngiltere Milli takım menajeri Ron Greenwood daha turnuva başlamadan takımını Falkland’daki Britanya askerleriyle kıyaslıyordu.[1]

Finallerde Batı Almanya, Avusturya’yı 1-0 yenerse Cezayir elenecek, Almanca konuşan iki ülke bir üst tura yükselecekti. Dünya Kupası tarihinin utanç verici maçlarından birisi olarak tarihe geçen bu karşılaşma Batı Almanya’nın 1-0 galibiyeti ile sonuçlandı. Olan, finallerde ilk kez Avrupalı rakibini deviren Afrika temsilcisi Cezayir’e oldu. Yaşananları protesto ettiler. Bu yaşanan olaydan dolayı sonraki turnuvalarda grupların son maçları aynı saatlerde oynanmaya başlandı.

Macarlar bir Dünya Kupası’nda elde edilen en yüksek skoru El Salvador’a karşı 10-1 ile elde ettiler.

Fransa Kuveyt maçında kupa tarihinin en komik olaylarından biri yaşandı. Müsabaka Fransa’nın 3-1 lik üstünlüğü ile devam ederken Giresse şık bir gol attı. Ancak pozisyon sırasında tribünden bir düdük sesi gelmişti. Kuveytli futbolcular, hakeme bu düdük yüzünden durduklarını söylediler. Sovyet hakem Stupar ise golü vermekte kararlıydı. Oyun 15 dakika durdu. Kuveyt Futbol Federasyonu Başkanı Şeyh El Sabah, sahaya inip takımını sahadan çekme kararı aldığını duyurdu. O anda olmayacak bir şey gerçekleşti. Şeyhden korkan Stupar, golü iptal etti. Her ne kadar Bossis, birkaç dakika içinde attığı golle skoru yine 4-1’e getirdiyse de bu skandal tarihte yerini aldı. Golü iptal ettiren şeyh ise, 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında yaşamını yitirecekti.

Dünya Kupası tarihinde ilk kez bir maç penaltı atışları sonucunda belli oldu. Batı Almanya, Fransa karşısında başarılı olarak finalist oldu. Müsabaka esnasında Fransız oyuncu Battiston’a futbol tarihinin en sert faullerinden birini yapan ve sarı kart dahi görmeyen Alman kaleci Schumacher kurtardığı iki penaltı sonucunda ülkesinde ulusal kahraman ilan edildi.

11 Temmuz 1982; Madrid’de Santiago Bernabeu Stadı’nda Batı Almanya ile İtalya final için karşı karşıya geliyordu. Batı Almanya’yı 3-1 mağlup eden İtalya 44 yıl sonra Dünya Kupası’nı kazanmıştı ve İtalya Milli Takımı’nın 40 yaşındaki kaptanı kaleci Dino Zoff, kupayı gururla kaldırıyordu. İlk turda oynadığı üç maçı da kazanamayan İtalya şampiyon oluyordu. İtalyanların unutulmaz gollerinden birini atan Tardelli’nin gol sonrası attığı çığlık tüm İtalyanların kulağında çınlıyordu. Bu olay ‘L’urlo di Tardelli’ (Tardelli’nin çığlığı) olarak hafızalara kazınıyordu. İtalyanlar için zaferin bir diğer simgesi de 7. Cumhurbaşkanı Sandro Pertini idi. İtalyan Cumhurbaşkanı Sandro Pertini şeref tribününde maçı izlemişti. Pertini sevilen bir adam, Toto Cutugno’nun ünlü şarkısı L’Italiano onun için yazılmıştı. İtalya’nın attığı gollerden sonra piposunu tüttürerek sevinmesi ile finalin sembollerinden oldu. Dönüşte milli takım ile aynı uçaktaydı ve İtalya’ya indiklerinde Dünya Kupası’nı propaganda aracı olarak kullanan Mussolini ya da Videla gibi liderlerden farklı olduğunu gösterecekti. Kupayla poz vermesini isteyen basına cevabı şuydu: ‘Onlar kazandı onlar kaldıracak. Bu, onların kupası!’

* * * 

1986 MEKSİKA

Kolombiya’nın ülkesindeki fakirliği gerekçe göstererek turnuva ev sahipliğinden çekilmesiyle ev sahibi olan Meksika, Dünya Kupası’na hazırlanırken 19 Eylül 1985 tarihinde 8.1 şiddetinde büyük bir depreme maruz kaldı. On iki binin üzerinde insanın öldüğü deprem sonrası FIFA, Meksika’ya büyük bir destek vererek depreme rağmen kupanın bu ülkede yapılması kararını sürdürdü.

Bulgaristan’ın o dönemki politikası futbola da yansımıştı. Orta sahada yer alan Anjo Sadkov, aslında adı değiştirilmiş Ayhan Sadık’tı. Türkiye’nin ilk olarak 1986’da Naim Süleymanoğlu ile duyduğu bu uygulama; Bulgaristan’da iktidarda bulunan Komünist Parti’nin lideri Tudor Zhivkov’un, 1984’ten itibaren Bulgaristan sınırları dahilindeki Türkleri ve Türk asıllı vatandaşları asimile ederek isimlerini Bulgar isimlerine çevirmeye yönelik bir devlet politikasıdır ve pek çoklarına göre Zhivkov’un ülkedeki iktidarını sona erdiren başlıca sebeptir. Halktan ve dünya devletlerinden gelen büyük tepkiler neticesinde Zhivkov, 1989 senesinde bu politikaya son verip ülkedeki Türklerin yurt dışına çıkmalarına müsaade etmiş ve 300.000 civarında Türk nüfus Bulgaristan’ı terk etmiştir. Devam eden süreçte Zhivkov bu ve benzeri meşum icraatları sebebiyle tutuklanıp ev hapsine mahkum edilmiş ve iktidardan uzaklaştırılmıştır.

Günümüzde de Meksika dalgası adı verilen tribün gösterisi tüm dünyaya bu turnuvadan yayılmıştı. Ayrıca 1986 Kupası unutulmaz jenerik müziği ve maçları canlı seyredebilmek için uykusuz kalmamız ile hafızalarda kalmıştı.

Meksika polisi için en büyük korku, holiganlardı. 80’lerde iyice çirkinleşen fanatik İngilizler, 1985 Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde 35 İtalyan’ın ölümüne neden olunca İngiliz takımları, Avrupa kupalarından men edilecekti.

Sovyetler Birliği’nin kalesini dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kalecileri arasında gösterilen Türkmen asıllı Rinat Dasayev koruyordu.

1832’de İngilizlerin sahiplendiği, 1960’larda Arjantin’in hak iddia ettiği ve ardından 1982 yılında asker çıkardığı uğruna İngiltere ile çarpıştığı bir grup adaydı Falkland Adaları. Nisan 1982’de Galtieri, İngilizlerin elinde bulunan Falkland adalarını işgal etmiştir. İngilizler kısa sürede adaları geri almış ve Galtieri istifa etmek zorunda kalmıştır. Bu savaş tabiatıyla iki ülke arasındaki iplerin gerilmesine neden olmuştur. Arjantin yakınlarında bulunan ve Güney Amerikalıların Malvinas adını verdiği bu ada grubu nedeniyle bir sürü insan yaşamını yitirmişti. Özellikle Arjantin için acılarla dolu bir savaştı bu. Şimdi iki ülke, Dünya Kupası çeyrek finalinde karşı karşıya geliyordu. Arjantin takımının liberosu Brown, ”Hepimizin Malvinas’ta bir yakını vardı. Hepimiz acılar çektik. Ama bu bir futbol karşılaşması.’’ diyerek tansiyonu düşürmeye çalışıyordu. 51. dakikada Maradona yükseldi ve eliyle topu kaleye gönderdi. O kadar akıllıca yapılmıştı ki bu işi, neredeyse Shilton dışında olayın iç yüzünü gören yoktu. Herkes itirazın ofsayt iddiasıyla yapıldığını sanıyordu. Tunuslu hakem Ben Nasser ise eli görmemişti. O, Tanrı’nın eliydi. Bir İngiliz bahis şirketi, maçın skoruna 1-1 oynayanları kazanmış bile ilan etti! Ama dünyada, özellikle de Güney Amerika’da Maradona kahramandı. O el, aslında Falkland Savaşı’nda öldürülen gençlerin intikamını almıştı.

2018 Dünya Kupası'nda neler yaşandı? Maradona'nın 'Tanrı eli ...

Finalde Batı Almanya’yı 3-2 mağlup eden Arjantin ikinci kez Dünya Şampiyonluğuna uzanıyor Maradona ise tartışmasız dünyanın en iyi futbolcusu seçiliyordu. Maradona sayesinde ikinci kez kupayı kazanan Arjantin, Falkland Savaşı’ndan sonra çok kötü biçimde zedelenen milli gururunu onarıyordu.

* * *

1990 İTALYA

1990 Dünya Kupası’nı organize eden İtalya için Duçe (1919-1945 yılları arasında İtalya’yı yöneten Faşist diktatör Benito Mussolini’nin ünvanı) zamanında kazanılan kupanın kötü anılarından kurtulmanın tam zamanıydı.

Finaller başlarken Berlin Duvarı yıkılmış, iki Almanya birleşme aşamasına gelmişti. Bu yüzden de Batı Almanya takımı bir anlamda tüm Almanya’yı temsil ediyordu.

Arjantin antrenörü Bilardo, Arjantin Milli Marşı’nın çok uzun olduğunu ve maçlarda çalınmaya uygun olmadığını düşünüyordu. Marş ona göre oyuncuların konsantrasyonunu bozuyor ve iyi niyetli olmayan taraftarların daha maç başlamadan oyunculara öfkelerini kusmaları için çok fazla zaman sağlıyordu. En azından marşın biraz kısaltılmasını, Arjantinlilerin bayrakları için canlarını vereceklerine yemin ettikleri, uzun bir operayı andıran son kısmın kesilmesini istiyordu.

İtalyan polisi, İngiliz holiganlardan ölesiye korkuyordu. Bu yüzden de organizasyon komitesi, İngiltere’nin tüm maçlarını Sardinya Adası’ndaki Cagliari kentine alıyordu. Bu, aynı zamanda bir sınavdı. 5 yıldır Avrupa kupalarından uzak tutulan İngiliz takımlarının kaderi belli olacaktı. Britanya hükümeti, UEFA’dan daha katıydı ve holiganlar uslanmazsa kendi takımlarına Avrupa kupaları için izin vermeyeceklerdi. Ortalama boyları 1.90 olan, polis dahil hiç kimseden ve hiçbir şeyden korkmayan, gözü kara, toplumsal şiddet olaylarında ve kavgada adeta profesyonel olmuş, aşırı fanatik, sarhoş, organize ve aşırı milliyetçi binlerce İngiliz holiganla baş etmenin imkansız olduğunu anlamak için onları uzaktan bile görmek yeterliydi.

Boyun Eğmeyen Aslanlar olarak adlandırılan Kamerun, çeyrek finale yükselen ilk Afrika takımı oldu. Futbola bir moda getirmek istediler. Kolsuz formayla sahaya çıktılar ama FIFA bunu hemen yasakladı. 38’lik Roger Milla’nın köşe bayrağı ile raks ettiği anlar, en ikonik gol sevinçleri arasında yerini aldı. 1987 yılında futbolu bırakmış olan Milla, Kamerun Devlet Başkanı Paul Biya’nın ricasını kırmayarak Kamerun’un kadrosunda yer almayı kabul etmişti. Milla, dünyaya futbolun bir eğlence olduğunu hatırlatıyordu.

İtalyan kaleci Zenga, Madonna tarafından turnuvanın en yakışıklı futbolcusu ilan edildi. İtalya, gol yemeden yarı finale çıkmıştı ve karşısında Maradonalı Arjantin vardı. Maç İtalya’nın nüfus olarak üçüncü büyük şehri ancak güneyli ve fakir Napoli’de oynanacaktı. Napoli, İtalya’nın en ilginç şehirlerinden birisidir. Kuzeye gittiklerinde, ‘Avrupa’ya hoş geldiniz’ pankartlarıyla karşılaşan bir takıma sahipti Napoli halkı. Hep aşağılanan, hep hor görülen bir kentti Napoli. Ve bir gün, Maradona geldi. Napoli ile iki şampiyonluk kazandı. Üstüne bir de UEFA Kupası kazandırdı. Yıllarca ezilen Napoli için bir mucizeydi bu. Artık başları dik dolaşmaktaydılar. İtalyan göçmeni bir ailenin çocuğu olan, Buenos Aires’in kenar mahallesi Fiorita’da büyümüş Maradona onlardan biriydi. Ve Napoli’de İtalya ile Arjantin karşı karşıya geliyordu. Maradona, Napoli halkına şöyle diyordu, ‘’Size ‘Afrikalı’ diyenleri, sizi kendilerinden saymayanları mı destekleyeceksiniz, yoksa benim, yani sizin Diego’nuzun takımını mı?’’  Napoli halkı! San Paulo Stadı’nı doldurun ve 364 gün sizi unutan, sadece bugün için hatırlayan İtalyanları değil gelin size büyük mutlulukları yaşatan, sizden biri olan Maradona’yı destekleyin.”  Maradona verdiği bu beyanatla İtalya’yı karıştırdı. Tüm ülke ayağa kalktı. Çizme Maradona’yı küstahlıkla suçlarken Napoli kenti ikiye bölündü. Arjantin penaltı atışları sonrasında finaldeydi. Maradona, Napoli haricinde nefret edildiği İtalya’da kendi ipini iyice çekmiş oldu. Maradona’ya başta medya ve diğer güçler adeta savaş açtı, Arjantinli yıldız için İtalya macerası noktalandı.

Diğer yarı final karşılaşması yine penaltılara kalmış ve İngiltere’yi eleyen Almanya finaldeydi. Kart gördüğü için finalde oynayamayacak olan Gazza’nın gözyaşları, İngilizler için 1990 Dünya Kupası’nın simgesi haline gelmişti. İngilizlerin çılgın orta saha oyuncusu Gazza’nın gözyaşları dinmiyordu. Gazza, İngiltere’ye ayak bastığında, vatansever bir futbol simgesiydi. Gazza bir anda futbolun kötü çocuğundan milli kahramana dönüşüyordu.

Gelmiş geçmiş en zevksiz final olarak kabul edilen maçta 85. dakikada Brehme’nin penaltı golüyle Batı Almanya kupaya uzandı. Roma Olimpiyat Stadı’nda kupa Almanların elinde havaya kalkarken Dünya Kupası’nın gölgesinde bir Arjantinli, fonda ‘Un estate Italiano’ şarkısı, havada hafif bir esinti… Maradona, ellerini bağlamış hıçkıra hıçkıra ağlıyordu…

Devamı için tıklayınız.

KAYNAKLAR:

[1] Horak R., Bora T., 2004, Futbol ve Kültürü, İletişim Yayınları, İstanbul

Skor tabelasının dışında kalanlarla ilgilenenler için nefis bir podcast Camuspotu


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Hepiniz Bizi Duyuyorsunuz Ama Dinlemiyorsunuz

Trapattoni’nin Unutulmaz Basın Toplantısı

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More