Dünya Kupaları: 1938-1950-1954

Dünya Siyasi Tarihi Işığında Dünya Kupaları - 2

Yazı dizisinin 2. bölümüne 1938 – 1950 ve 1954 Dünya Kupaları ile devam ediyoruz.

Dizinin ilk yazısı için tıklayınız.

1938 FRANSA

Avrupa siyasi karışıklıklarla çalkalanıyordu. FIFA beklenmeyen bir karar ile kupanın Fransa’da düzenlenmesine karar verdi. Turnuva savaşın gölgesinde cereyan etti. İspanya iç savaşı devam ediyordu, İtalya ise Etiyopya ve Habeşistan’ı işgal etmişti.

Uruguaylılar, Avrupa’ya gitmeyi yine reddediyordu. Arjantin ev sahipliğinin kendilerine verilmemesinden dolayı kupadan çekilme kararı aldı. Dünya Kupası’nda yer almama kararı sonrası futbol aşığı Arjantin halkı isyan etti.

Brezilya, futbolcu kadrosunda siyahi oyunculara yer vermemesinden dolayı o yıllarda Arjantin ve Uruguay’ın gerisindeydi.

Almanya’daki Nazi rejimi, Almanya ve Avusturya’nın turnuvaya bir arada katılmasına karar vermişti. Ancak Matthias Sindelar, Almanya formasını giymeyi reddetti. Avusturya’nın Almanya ile oynadığı veda amaçlı gösteri maçında Sindelar ve Avusturyalı futbolcuların adeta rakiple dalga geçmesi, Nazi rejimi tarafından hoş karşılanmadı. Sindelar’ın şüpheli ölümüne giden bir süreç böylece başlamış oluyordu. Paris’teki anti-faşist göstericiler İsviçre maçı öncesinde Alman futbolcuları şişe ve çürük meyve yağmuruna tutmuşlardı.[1] Alman takımı, oyuncularının boynunda gamalı haçlarla ve öbür Nazi sembolleriyle, yenilmez bir havayla sahaya çıktı, ama mütevazı İsviçre karşısında tökezleyip düştüler.[2] Almanlar İsviçre’ye yenilerek elendiklerinde en büyük korkuları Almanya acaba İsviçre’yi işgal eder mi olmuştu.

Faşist rejimden kaçan İtalyanlar, Mussolini’nin takımı olarak gördükleri milli takımlarına tepkiliydiler. Sahaya çıkan İtalyan takımı, üstten gelen emirle tribünlere faşist selamı yaptı.[3] 100 bin İtalyan siyasi sürgünün hazır bulunduğu maçta İtalyan topçuların milli marşlar okunurken verdikleri bu faşist selamı güçlü bir psikolojik üstünlük olacağı düşünülüyordu. Bu kupa Mussolini için milli bir meseleydi. Finalden bir gün önce İtalyan futbolcular Roma’dan faşist lider tarafından imzalanmış, dört kelimelik bir telgraf aldılar: ‘’Ya galibiyet ya ölüm!’’.

Kupanın finali İtalya ile Macaristan arasında oynandı. Rakibini 4-2 mağlup eden İtalya peş peşe ikinci kez dünya şampiyonu oluyordu. Futbolcular Duce’nin katıldığı kutlama törenlerine askeri üniformalarla geldiler. Ünlü spor gazetesi ‘La Gazetta Della Sport’ onlara şu şekilde övgü yağdırdı: ‘’Bu faşist sporun ırk bazında elde ettiği en büyük zaferdir’’.

4. Dünya Kupası 1942’de oynanacaktı. Ama Dünya Kupası’nın yerini Dünya Savaşı almıştı. Masum futbol topları, vahşi bombaların yıktığı binaların altında kalmıştı, onlarla oynayacak gençlerle beraber.[4] 2. Dünya Savaşı yüzünden bir Dünya Kupası daha izleyebilmek için futbolseverler 12 yıl beklemek zorunda kalacaklardı.

* * *

1950 BREZİLYA

Rio de Janerio’da, 1948’de yapımına başlanan stadyumlarda koltuk zorunluluğu sonrası kapasitesi 82 bine inen 200 bin kişilik Maracana Stadı, turnuvanın ev sahibi Brezilyalıların futbola olan aşklarını ispatlamaya yetiyor ve artıyordu.

Uruguay, 20 yıl sonra yeniden turnuvaya katılma kararı almıştı. 1946’da FIFA’ya katılan Britanya ülkeleri de turnuvada boy göstereceklerdi.

Milli takımımız, Suriye ile 20 Kasım 1949’da Ankara 19 Mayıs Stadı’nda karşılaştı ve 7-0 galip geldi. Sonraki rakip Avusturya’nın Dünya Kupası’na katılmama kararı ile direkt olarak Dünya Kupası vizesi almıştık. Ama Brezilya’ya gitmek masraflı olacağı için maalesef turnuvaya katılamadık. Milli takımını ekonomik sıkıntılar yüzünden Haziran’da Brezilya’ya yollamayan Türkiye, aynı ay aldığı kararı 21 Eylül’de hayata geçiriyor ve Kore Savaşı’na ilk tugayı yola çıkarıyordu.[5]

Hindistan, çıplak ayakla oynama isteği FIFA tarafından kabul edilmeyince kupaya katılmama kararı aldı.

Japonya, Nazi Almanyası’nın 2.Dünya Savaşı’nda destekçisi olduğu için kupaya girişi veto edilen iki ülkeden biriydi.

4 grubun liderleriyle bir play-off ligi yapıldı. Sonuç olarak resmi bir Dünya Kupası finali olmadı. Brezilya bu maçlardan birinde İsveç’i 7-1 mağlup etti. Maçtan sonra çıkan arbede ciddi boyutlara ulaşınca 1 kişi öldü ve 200 kişi yaralandı.

Futbol tarihine ‘’Belo-Horizonte Mucizesi’’ olarak geçen maçta Amerikalılar tarihi bir galibiyet alarak (1-0) İngilizleri kupada zor durumda bıraktılari (Bu maçın hikayesi Gerard Butler’ın yıldızlaştığı 2005 yapımı The Games of Their Lives filminde anlatıldı.) İngiltere’ye tek golü atan Gaetjens yaşamını bulaşıkçılık yaparak sürdürüyordu. Dünya Kupası’na ilk kez katılan İngilizler, son maçta İspanya karşısında kazanmak zorundaydı. İspanyollar 1588’in intikamını almayı planlıyorlardı. İspanya galip gelerek ‘’Yenilmez Armada’’ denilen İspanyol donanmasının İngilizler tarafından bozguna uğratılmasına yanıt vermişti.

İtalya, 1949 yılında efsane Torino takımının(II Grande Torino) geçirdiği uçak kazası sonrası milli oyuncularının belirli bir kısmını kaybetmişti.

1950’de Maracana’da yaşananlar çağdaş Brezilya tarihindeki en büyük felakettir. Brezilya 1950 Dünya Kupası’nın son maçında Uruguay’a karşı aldığı yenilgiyi günümüzde dahi unutmadı. Alınan bu trajedik yenilgi ‘’Maracanazo’’ ismiyle anıldı. 16 Temmuz 1950’de Maracana Stadı’nda oynanan maçı Brezilya’nın kesin galibiyetine inanmış 199 bin 954 seyirci izledi. Uruguay 2-1 kazanmıştı. Seyirciler adeta donmuştu ve saatlerce kımıldamadılar.

Uruguay’ın galibiyet golünü atan Ghiggia, Frank Sinatra ve Papa 2.Jean Paul gibi Maracana’yı tek bir hareket ile susturmayı başarmıştı. Brezilya’yı bu yenilgi o kadar etkiledi ki 1952’nin Nisan ayına kadar bir daha milli maç yapmadılar. Maracana’ya 1954’ün Mart ayına kadar gitmediler. 3 siyahi oyuncu Bigode, Juvenal ve kaleci Barbosa, günah keçisi ilan edildi.[6] Barbosa’nın o hatası kitaplara ve filmlere dahi konu edildi. Dida’nın Brezilya kalesini korumaya başladığı 1995 senesine kadar Brezilya’nın kalesini siyahi bir oyuncu korumadı. Yazar Nelson Rodriguez durumu ‘’Bizim Hiroşima’mız” diyerek özetlemişti. Milli formayı değiştirme kararı alan Brezilya futbol federasyonu ülke çapında bir yarışma düzenledi. Forma için bayraktaki renklerin tamamının kullanılması gerekiyordu. Günümüzde kullanılan formanın mimarı yarışmayı kazanan 19 yaşındaki Aldyr Garcia Schlee Uruguay sınırına çok yakın bir yerde yaşıyordu ve Uruguay Milli Takımı’nı tutuyordu. Şampiyon Uruguay’da ise Cumhurbaşkanı ulusal bayram ilan ediyordu.

* * *

1954 İSVİÇRE

Elemelerde Türk Milli Takımı, İspanya ile aynı gruba düşmüştü. Averaj hesabı kullanılmadan yapılan İlk karşılaşmada 4-1’lik skorla yenik ayrıldık. 14 Mart 1954’deki rövanş maçında takımımız 1-0 kazandı. 17 Mart 1954’te Roma’da üçüncü maç oynandı. 120 dakika sonunda 2-2 biten maçın galibi kura seçimine kalmıştı. Tribünlerden bir İtalyan çocuk seçildi. Franco’nun ‘’Turchia’’ bağırışı sonrası Türkiye, tarihinde ilk kez Dünya Kupası’na gidiyordu.

Türkiye grubunda Macaristan ile seri başıydı, Batı Almanya ve Güney Kore rakiplerimizdi. Batı Almanya’ya 4-1 mağlup olan millilerimiz Güney Kore’yi 7-0 mağlup etti. Batı Almanya ile aynı puanda olan millilerimiz format yüzünden Batı Almanya ile bir kez daha karşılaştı ve 7-2 mağlup olarak elendi.

Avusturya ile İsviçre arasında oynanan ve 7-5 Avusturya’nın galibiyeti ile sonuçlanan bu maç Dünya Kupaları tarihinin en gollü maçı olarak tarihe geçti.

Yeni tasarlanan formalar ile turnuvaya gelen Brezilya, çeyrek finalde Macaristan karşısında bozguna uğradı.  Brezilya delegasyonu, İngiliz hakemi FIFA’ya şikayet etti ve onu, Hristiyan Batı Uygarlığına karşı, uluslararası komünizme hizmet etmek ile suçladı.

Aldyr Garcia Schlee’nin Brezilya forması tasarımları-1953

Fritz Walter, 2. Dünya Savaşı’nda Sovyetler tarafından esir alınmıştı. Ukrayna’da bir esir kampında Çek, Macar ve Polonyalı askerler futbol oynuyordu. Fritz onlarla futbol oynamaya başlamıştı. Kısa sürede yeteneğini fark ettirdi. Bir Macar subay yanına gelerek ‘’1942’de bizi yenmiştiniz ve sen 2 gol atmıştın ‘’ diyerek onu sabah Sibirya’ya giden trenle göndermemişti. Ukrayna’daki kampta 8 ay esirlere futbol öğretti ve ardından Kaiserslautern’e döndü. 9 yıl sonra, 34 yaşında Dünya Kupası’nı kaptan olarak aldığındaki rakibi, onu kurtaran subayın ülkesi Macaristan’dı.

Batı Almanya, finalde Macaristan’ı 3-2 mağlup ederek kupayı kazanıyordu. Bern mucizesi bir ulusun yeniden doğuşunun simgesi olmuştu. Bern mucizesi, ülkenin o dönem giriştiği ekonomik devrime de destekçi oldu. Rahn’ın golü her anlamda yeniden doğuşu simgeliyordu. İnsanlar milli takım dünya şampiyonu demek yerine biz dünya şampiyonuyuz sözünü kullanıyordu. Ülke yeniden birlik olmuştu. Harpten mağlup çıkan Almanya, sanki bir futbol sahasında dirilmişti. Alman Milli Takımı bir futbol zaferi değil de, bir milli mücadele kazanmış gibiydi.[7] (Bern Mucizesi’nin hikayesi 2003 yapımı Das Wunder von Bern filminde anlatıldı).

Devamı için tıklayınız.

 

KAYNAKLAR:

[1] Squires, David, Temmuz 2018, Çizgilerle Dünya Futbol Tarihi, İthaki Yayınları, İstanbul

[2] Galeano, Eduardo, Ağustos 1998, Gölgede ve Güneşte Futbol, Can Yayınları, İstanbul

[3] Aydın, Mert, Mayıs 2018, Dünya Kupası Tarihi, Profil Kitap, İstanbul

[4] Kıvanç, Halit, Haziran 2002, Kupaların Kupası Dünya Kupası, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul

[5] Görgün, Ege, Eylül 2017, Takımdan Ayrı Düz Yazılar, Karakarga Yayınları, İstanbul

[6] Aydın, Mert, Mayıs 2018, Dünya Kupası Tarihi, Profil Kitap, İstanbul

[7] Kıvanç, Halit, Haziran 2002, Kupaların Kupası Dünya Kupası, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Billy Miske: Noel’den Önceki Son Dövüş

Futbolda Savunma Sanatları: 1. Sone

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More