Diktatör ve İtalya 94

Mussolini gölgesi altındaki gök mavililer...

Dünya Kupası’nı “Global bir sportif etkinlik olmasının yanı sıra, derin kültürel ve politik etkileri tescillenmiş çok önemli bir organizasyondur.” şeklinde tanımlıyor İngiliz gazeteci Martin Jacques. Pek de haksız sayılmaz.

Dünya televizyonlarında en fazla izlenen sportif etkinlikler listesinin en tepesine aşağı yukarı 3,5 milyar izleyici sayısıyla kurulmuş olan dünya kupalarını, yaz olimpiyatları ve fransa bisiklet turu gibi organizasyonlar takip ediyor. Bu sefer Rusya’da gerçekleşecek olan ve politik hareketliliği ile henüz başlamadan kupa tarihinde kendisine önemli bir yer edinen 2018 Dünya Kupası, siz bu satırları okurken belki de çoktan başlamış olan Rusya- Suudi Arabistan karşılaşmasıyla start vermiş olacak.

Kupa sadece futbolseverler ve futbolcular için değil aynı zamanda ülkeler ve iktidarları için de önemli bir yere sahip. Öyle ki spor tarihi başarılı sonuölarla ülkelerinin üstünlüğünü ve dolayısızla iktidarlarının kuvvetini ispatlamak isteyen ve bunun için de her yolu deneyen devlet başkanlarıyla dolu. Bunların da ilk akla gelenleri Benito Mussolini ve Adolf Hitler. Bilindiği üzere Mussolini önderliğindeki Ulusal Faşist Partisi 1934 Dünya kupasını, Hitler ve mutlak kontrolündeki Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi de 1936 Yaz Olimpiyatlarını propaganda amaçlı kullanmışlardı.

Hitler’in Olimpiyatlardaki amacı Aryan Irk propagandası iken; Mussolini 1934 Dünya kupası ev sahipliliğiyle 1. Dünya savaşı sonunda galip tarafta yer almasına rağmen beklediği kazanımları elde edememiş İtalyan Krallığı’nda hayal kırıklığı içerisindeki halkın gururunu okşamak ve Dünya’ya ülkesinin gücünü göstermekti.

Şüphesiz hem Hitler, hem Mussolini hem de yukarıda yer vermemiş olsam da futbolu yerel politikalarında kullanmasızla meşhur bir başka isim olan general Franco ve sporun kitleler üzerindeki etkisini iyi gözlemlemiş ve genel olarak sporu kendi yararlarına kullanabilecekleri bir gereç olarak kabul etmişlerdi.

Mussolini (nam-ı diğer İl Duce) bu konuda o kadar takıntılıydı ki yaptıklarıyla bugün arkasında koca bir kütüphane kurmaya yetecek olaylar dizisi bırakmış durumda.

Mussolini İtalyası’nın ilk vukuatı 1930 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak ülkelerin belirleneceği kurada başlıyor. İtalya’nın yanı sıra İsveç, Hollanda, İspanya, Macaristan ve Uruguay’ın da başvurduğu turnuvanın Güney Amerika temsilcisine verilmesi iç politikada güçlü bir imaj çizmek zorunluluğundaki bir diğer diktatörü zor durumunda bırakıyor ve böylece gök mavililer Uruguay’da düzenlenen kupaya katılmıyor.

Dört yıl sonra bu sefer turnuvaya İtalya ev sahipliği yapacağı zaman boykot sırası 1930 şampiyonasını unutmayan Uruguay’a geçiyor. Turnuvaya katılmamayı tercih eden Uruguay’ın yanı sıra italyan aile köklerine sahip başarılı oyuncularının adeta çalınmasından çekinen Arjantin ise turnuvaya görece zayıf bir kadro ile katılıyor.

Gururlu Mussolini İtalya’sının bir başka özelliği de ileride popüler hale gelecek devşirme sporcu faaliyetlerine önem vermiş olmaları. Zira 1934 Dünya Kupasına Arjantin’in zayıf bir kadro ile katılmasına sebep olan olay: 1930 Uruguay’da final oynama başarısı gösteren, 20 ve 30’lu yılların en önemli futbolcularından olan Luis Monti başta olmak üzere yine Arjantin için ter dökmüş Enrique Guaita ve Riumonda Bibian Orsi gibi isimlerin 1934 yılında Çekoslovakya karşısında alınan 2-1’lik galibiyetle gelen ilk dünya şampiyonluğunda önemli rol oynayacak olmalarıydı.

Burada dikkatinizi çekmek istediğim önemli bir isim mevcut. Futbol hayatına 1921 yılında Huracan’da başlayan ve kariyerinde sırasıyla Boca Juniors, San Lorenzo ve 1930-39 yılları arasında arasında 225 maçta 20 gol atma başarısı gösterip ve hatta kaptanlığa kadar yükseldiği Juventus yıllarını barındıran Luis Monti, futbol tarihinde çok önemli bir yere sahip. Monti dünya kupası tarihinde iki farklı takımla final oynama başarısı gösterebilmiş yegane futbolcu konumunda.

1930 yılında Arjantin milli takımı ile finale çıkan ancak ev sahibi Uruguay karşısında 4-2 gibi onur kırıcı bir yenilgi yaşayan takımın en önemli ğarçalarından olan efsane futbolcu, 1934 yılında ve bu kez mavi italyan formasıyla Çekoslovakya karşısındaki mücadelede yer almış ve sahadan 2-1’lik galibiyetle ayrılarak ilk yıldızına kavuşan gök mavililerin orta sahasında önemli bir rol amıştı.

Devşirme sporcular konusu günümüzde hayretle karşılanacak bir olgu olmaktan çıkmış durumda. Artık hemen her ulusal takımda devşirme bir sporcu görmemiz mümkün. Bu yazıda Luis Monti ismine özel bir yer ayrılmasının sebebi ise mevcut FİFA kuralları dolayısıyla belki de bir başkası tarafından gerçekleştirilmesi asla mümkün olmayacak bir istatistiğin öznesi konumunda olması.

Bundan yıllar sonra Mussolini, Hitler, Franco veya benzeri başka isimler sebep oldukları hüzünler ve acılarla anılacakken Monti gibi efsaneler her dünya kupası ile akla gelecek ve tebessüm ile anılacaktır.

Esenlikle kalın.

 

Dipnot:

Dünya Kupası boyunca elimden geldiğince eşeleyerek ortaya çıkaracağım hikayelerden kaleme almayı planladığım başka yazılarımla sizlere futbol keyfini yeşil sahanın dışında da tattırmaya çalışacağım.