Dip ve Zirve: Dani Parejo

Temmuz sonlarına doğru bir akşam. Önündeki muhabirin sorduğu soruya “Bir daha Real Madrid B maçlarını izlemeye gelmeyeceğim” diyordu Alfredo Di Stefano. 4 Ağustos 2008 sabahı QPR kulübü transferi duyuruyordu. Daniel Parejo, 1 sezonluğuna Queens Park Rangers’ta. Real Madrid’in Castilla takımında 2007-2008 sezonunda 33 maçta 10 gol atmıştı Parejo. Alfredo Di Stefano’nun tepkisi bunaydı. 17 yaşında merkez orta saha olarak İspanya alt liglerinde bu parlamayı yapan oyuncuyu nasıl kiralarsınız? Peki o sezon Real Madrid orta sahası kimdi? Parejo QPR’da neler yaptı? Di Stefano haklı mıydı? Hepsi ve daha fazlası…

Daniel “Dani” Parejo Muñoz, 16 Nisan 1989’da, İspanya’nın Coslada şehrinde dünyaya geldi. 2 kardeşten büyük olan Parejo, 6 yaşında Coslada’da ailesinin evinin yanındaki parkta futbol macerasına başladı. E-Ticaret ile birlikte henüz büyümekte olan bu küçük şehir, Coslada, bir çocuğun hayallerinin başlangıcı oluyordu bu şekilde. 9 yaşında CD Coslada’da başlıyordu kariyerine küçük Parejo. Burada geçirdiği 2 yılın sonunda Espinilla Coslada akademisine geçiş yapıyordu. Burada eski Real Madrid gözlemcisi Sito üzerinde bıraktığı olumlu izlenimle 3 yılın sonunda Real Madrid altyapısında buluyordu kendisini. Hikayemizin çok fazla iniş ve çıkış yaşayacağının fragmanı olarak kahramanımız daha 14 yaşında maksimum nerede olabilirse orada oluyordu…

Bugünlerde de olduğu gibi top tekniği, orta sahadaki oyun hakimiyeti ve oyun görüşü ile Real Madrid akademisini de etkiliyordu genç Parejo. Bu yeteneğin görülmemesinin mümkün olmaması ile birlikte bir tanıdık olan Bernd Schuster de gözden kaçırmıyor ve Parejo’yu A takımla idmanlara çıkarmaya başlıyor. 16 yaşında Castilla’da ilk çıkışını yapıyor, ilk sezonunda 4 maç süre alırken sonraki sezona adeta damga vurarak 33 maçta 10 gol atıyordu. Bu performans sadece Schuster tarafından ilgi çekmiyordu tabii ki. Gençlere ilgisi ile de bilinen kulüp efsanesi olan Arjantin asıllı İspanyol Alfredo Di Stefano’nun da dikkatini çekmesi çok zaman almıyordu. Hatta Di Stefano Parejo’yu 2008 yılında “Los Blancos’un son dönemde çıkarmış olduğu en iyi oyuncu” diyerek de onore ediyordu. Ve ilk inişimiz başlıyordu bu övgülere rağmen…

2008-2009 Sezonu’nun başında Real Madrid yönetimi her ne kadar iyi bir performans göstermişse de o bölgeye transfer edilen Ruben de La Red, Javi Garcia, Lassana Diarra  ve bunlara ek olarak o bölgede halihazırda Guti gibi isimlerin olması yüzünden Parejo’ya şans vermeyi düşünmüyordu. Her ne kadar geleceğinin karar verileceği toplantıda Di Stefano yoğun bir ısrarda bulunmuşsa da kaale alınmıyordu kulübün efsanesi. Bu görüşmenin sonucu olarak ise muhabirlere “Castilla maçlarına daha da gitmeyeceğim” diyerek tepkisini ortaya koyuyordu. 4 Ağustos’ta Queens Park Rangers ise genç yeteneği bir yıllığına kiraladığını medya ile paylaşıyordu.

Transferi yaşandıktan 5 gün sonra Barnsley karşısında aldıkları 2-1’lik galibiyette sonradan girerek siftah yapan genç starımız her İspanyol oyuncunun yaşamış olduğu adaptasyon problemleri ile boğuşuyordu. Tüm kulvarlarda 18 maç forma giyerken 2 asistle Ada hikayesi bitecekti Parejo’nun. Ayrıca Ada futbolunun sert havasına tam alışamamıştı. Kendisinin ağzından dinlemek gerekirse “İngiltere’deki ilk tekme yiyişim çok net bir kırmızıydı. Maçtan çıktıktan sonra babama: Nereye gelmeliyim? Bizim İspanya’ya dönmemiz lazım, dedim.” Bu sertliğe ayak uydurma konusunda problem çekerken İspanya’da da Real Madrid sakatlık problemleriyle boğuşuyordu. Ruben de La Red ve Lassana Diarra sakatlanmıştı. Bunun üzerine Real Madrid yönetimi Daniel Parejo’yu kiradan geri çağırmaya karar veriyordu.

Ruud Van Nistelrooy’un yaşamış olduğu sakatlık sebebiyle boşalan 17 numara bu şekilde Parejo’ya kalıyordu. Her ne kadar 2 tane uzun dönem sakatlık yaşamış orta sahası olsa da Real Madrid her zaman Real Madrid’di ve forma yarışında her zaman starlar olacaktı. Parejo’nun geri çağrılması ise bu oyunculara alternatif olmasıydı aslında. Sporting de Gijon karşısında son 10 dakikada Sergio Ramos’un yerine dahil olarak siftah yapıyordu Parejo. Toplamda 5 maçta süre alırken 80 dakika oynayabilmişti sadece. Tekrar bir kiralama bekliyordu hatta Real Madrid’den bir şans daha bekliyordu. Fakat Temmuz 2009’da Real Madrid yine kendi adına o dönemlerde bir klasik yaşayarak kendi alt yapısından çıkarttığı Granero’yu tekrar kadrosuna katarken Getafe ile yapılan anlaşma gereği takasla Parejo 20 yaşında Getafe’nin yolunu tutuyordu.

Kalesinde Ustari, defansında Cata Diaz, orta sahasında Pedro Leon, Albin forvette de Soldado ve Manu Del Moral gibi isimlerin başına Michel ile başlamıştı sezona Getafe. Bu ekibe genç ve dinamik bir Parejo’nun da katılması ile Getafe bomba gibi başlamıştı sezona. 4-1 galip gelinen Racing deplasmanı sanki bu takımın neler yapacağını anlatıyordu. Tarihlerinde ikinci kez sezonu 6. bitirerek Avrupa kupalarına katılma hakkı kazanırken genç Parejo da takımının 58 puan toplamasına 6 gol 4 asistlik bir katkıda bulunuyordu. Copa Del Rey’de de yarı finale yükselen Getafe rüya gibi bir sezon geçirirken Parejo, her ne kadar kaybetseler de Coliseum Alfonso Pérez’de eski takımı Real Madrid’e gol atarak kendi imzasını atıyordu sezona.

Rüya gibi geçen bir sezonun ardından Getafe, 2010-2011 sezonuna Pedro Leon’u Real Madrid’e ve Roberto Soldado’yu ise Valencia’ya satarak başlıyordu. Bu iki isimden Soldado tüm kulvarlarda 20 gol 4 asist, Pedro Leon ise 9 gol 12 asist katkı vermişti. Karşılığında almış oldukları 20 Milyon Euro çok da yerlerini tutmayacaktı. Sezona içerideki APOEL Nicosia eşleşmesi ile başlayıp fena da başlangıç yapmamış olsalar da Avrupa Ligi’nde gruplara kalmak takımın maç temposunu bozuyordu. Grupta oynadıkları Stuttgart deplasmanından sonra 9 maç kazanamamışlardı. Bu şekilde sallantıda geçen bir sezonda bile Dani Parejo farkını koyarak geçen sezondan 12 gol eksik atan takımda merkez orta saha oyuncusu olarak 4 gol 6 asist ile yine 10 gol katkısı ile bu inişli çıkışlı sezonda dahi 21 yaşında 4-4-2’nin merkezinde oynasa da inanılmaz bir istikrar sergiliyordu. Getafe’nin çok sallantıda geçen sezonu sonlara doğru toparlayarak ligi 15. bitiriyor fakat Dani Parejo’nun Getafe hikayesi bu sezonun sonunda sonlanıyordu. 6 Milyon Euro+ Miguel Angel Moya’nın bir yıllık kiralanması karşılığında Valencia’nın yolunu tutuyordu genç star. O Valencia ayrıca Alfredo Di Stefano’nun da takımın başına 3 kez geldiği bir takımdı. Tesadüf mü? Tevafuk mu? Ama ne derler bilirsiniz “Kadere inanan insan tesadüfe inanmaz. Tesadüfe inanan adamsa kaderini kendi elinde tutamaz.”

PRESENTACION DE DANI PAREJO COMO JUGADOR DEL VALENCIA C.F JUNTO A MANUEL LLORENTE

BAT ALERT: Valencia ile Parejo’yu ayrı düşünmemiz imkansız olacağından dolayı çok fazla Valencia içerir

Valencia son 20 yıla kadar çok başarılı olmuş ve müthiş yönetilmiş bir kulüptü. Mendieta’lardan Canizares’lere, Baraja’lardan David(s) Silva ve Villa’lara ve daha nice süperstarları içerisinde barındırmış köklü bir kulüp olan Valencia son dönemde başarılı yönetimlerden çok uzaktaydı. Parejo takıma 14 Temmuz 2011’de transfer olurken tam tamına 14 tane hoca ile çalışacağını tahmin edemezdi herhalde. Sezon başına neredeyse 2 tane hoca düşecek kadar hoca ile çalışan bir Valencia’dan bahsediyoruz. Emery’nin özel isteği ile transfer edilmişti Dani Parejo.

Her ne kadar özel bir taleple gelmiş olsa da kendisinin bir zamanlar yaşadığı senaryoda olan Sergio Canales, Real Madrid’den yeni kiralanmış, Emery’nin sistemine Parejo’dan önce adapte olmuş ve formayı kapmıştı. Mart ayına kadar genelde sonradan giren Parejo, Mart ayında Canales’in sakatlığıyla birlikte formayı daimi hale getirse de çok aralıklı oynamış olmasının dezavantajı olarak 30 maçta sadece 1 asist yapmıştı. Valencia 2018’de Arsenal ile eşleşmeden önce Parejo, Emery için “Çok iyi bir hoca ve istatistikleri de bunu gösteriyor fakat video analizleri çok uzun sürüyordu, bir defasında Miguel Britos onu dinlerken uyumuştu” diyerek Emery’i anlatıyordu.

Durumlar Parejo adına iyi gitmiyor olsa da Valencia iyi durumdaydı ve kulübün  Alfredo Di Stefano’lu 70-74 yılları arasındaki döneminden sonra en uzun kalan hocası oluyordu Emery. Bu süreçte Valencia eski günlerine adeta göz kırpıyordu. La Liga’yı 61 puanla üçüncü bitirirken, Copa Del Rey’de yarı finalist olmuş ve UEFA’da ise yine yarı final yapmışlardı. Böyle bir sezonun ardından Unai Emery fazlasıyla dikkat çekmişti. Spartak Moskova gibi yeni sahibi olan ve zengin bir kulübün radarına giriyordu. Valencia uzun bir aradan sonra istikrar yakalamıştı fakat Unai Emery’nin takımdan ayrılışı bu sezonun tüm meyvelerini kaybettiriyordu adeta. Emery de bu ayrılıktan çok verim alamayacaktı ama olanlar olmuştu bir kere…

2012-2013’e girerken Valencia yönetimi kötü kararlarına başlamıştı. Bu denli kompakt bir takımı ilk defa A takım yönetecek olan Mauricio Pellegrino’ya emanet ettiler.  Jordi Alba ve Aritz Aduriz de takımdan ayrılmıştı. Canales’in ise opsiyonu kullanılarak kalıcı hale gelmişti transferi. Çok büyük güç kaybetmemişlerdi fakat takımı en iyi tanıyan hoca baştan ayrılmıştı. Valencia sezona oynadığı ilk 6 resmi maçta tek galibiyetle başlayınca bazı şeyler kendisini göstermişti. Pellegrino, herkesi her yerde deniyor özellikle de Parejo’yu asla bir mevkiye yerleştiremiyordu. Takımın başında 1 Aralık’a kadar kalabildi. Bu süreçte 14 maçta 21 puan toplamıştı Valencia. Çok kötü gözükmese de Valencia bu süreçte 12. idi. Bu takımın potansiyelini sonrasında gelen Ernesto Valverde ise bize çok güzel gösterdi. Pellegrino 2-5 kaybedilen Real Sociedad maçından sonra kovuldu. Takımın başına Ernesto Valverde getirildi. Valverde’nin gelişi en çok da Parejo’ya yaradı. Valverde kaldığı sürede 20+ maça çıkıp en çok galibiyet yüzdesi yakalayan hocası oldu Valencia’nın. Parejo’yu ne Emery gibi 6 numarada ne de Pellegrino gibi “fantastik” yerlerde denemeden bölgesi olan “8 numara” bölgesine koyarak verim almaya başladı. Ayrıca yanına Banega’yı entegre ederek orta sahası çok kuvvetli bir takım çıkarttı ortaya Ernesto. Bu ve benzeri dokunuşlarla Parejo’yu tekrardan canlandırdığı için Marca, Valverde için “Valverde, el profesor de Parejo en el Valencia” yani “Parejo’nun Valencia’daki profesörü” başlığını atıyordu. Pellegrino döneminde sadece 2 asist yapabilen Parejo, Valverde ile birlikte 2 gol 4 asist yaparak kendisini hatırlıyordu.

Sezonun son maçına kadar Valverde ve Valencia inanılmaz bir iş yapıp 4. idi. Son hafta Sevilla deplasmanından gelecek bir puan takımı Şampiyonlar Ligi elemelerine gönderecekti. Böyle bir sezona damga vurma şansını deplasmanda 4-3 mağlup olarak kaçırıyordu Valverde’nin talebeleri. Valverde ise böyle başarılı bir sezonun ardından eski futbolcusu olduğu ve keza Bask bölgesinden çıkmış olmasından dolayı Athletic Bilbao’nun teklifini reddetmiyor ve Bilbao’nun yolunu tutuyordu. Valencia ise yönetim değişikliğine gidiyor, başkanlığının son dönemlerini çok iyi geçirmese de “Gelen gideni aratır” mottosunun gerçek olacağı bir ortamda Manuel Llorente başkanlığı bırakıyordu.Image result for daniel parejo valverdeBir dahaki sezona geçtiğimiz iki sezonun gol kralı olan Soldado’nun Spurs’e satılması, Banega’nın Newells’a kiralanması ve kaptan David Albelda’nın futbolu bırakması ile başlıyordu Valencia. Takımın başına Miroslav Đukić getirilmişti. Đukić, 12-13 sezonunda Real Valladolid ile 14. bitirmişti ligi. Valencia lige kazanarak başlasa da 3 maç üst üste kaybetmişti, sonrasında toparlanıp 3 maç galip, sonra 4 maç mağlup… İstikrardan inanılmaz uzak bir Valencia vardı Đukić yönetiminde. Bu süreç Atletico Madrid karşısında aldıkları ağır 3-0’lık mağlubiyetle bitmişti. Valencia bu dönemde 9. idi. Albelda’nın da gidişi ile takımda liderlik görevi üstlenebilen kalmamıştı. Özellikle de Ricardo Costa’nın sezon başında kaptan seçilmesi ile işler iyice çığırından çıkmıştı. Costa düzenli oynayamamaya başlamış ve teknik kadro ile çatışan bir isim olmuştu. Kadroda oyun içi liderliği hafif hafif Parejo’ya doğru kaymaya başlamıştı. Öteki taraftan yönetim Juan Antonio Pizzi’yi takımın başına getirmişti. Yine bir klasik yaşanmış, sezon ortasında takımın başına gelen hoca takımı biraz daha yukarı taşımış. Ama bu sefer yeterli ölçekte bile taşıyamamış ligde 8. bitirmişlerdi.

Ligde işler kötü gitse de Avrupa Ligi’nde yarı finale kadar gelmişler ama takım bir noktada takılacak gibi ilerliyordu. Yarı finalde Sevilla ile eşleşmişlerdi. Sevilla’nın hocası ise Valencia’yı belki Pizzi’den iyi tanıyan Unai Emery idi. Endülüs’teki ilk maçta Sevilla rahat galip gelirken Mestalla’da Valencia direnç koymuş, Feghouli ve Jonas’ın golleriyle ilk yarı sonunda 2-0 öne geçmişti. İnanılmaz bir atmosfer vardı Mestalla’da. Dakika 70’de topun başına Parejo geçiyor ve korneri kullanıyordu… İçeride Jeremy Mathieu… Skor 3-0’dı… Mestalla’da olması ile de iyice morallenen Valencia artık turdan emin gibiydi. Fakat Valencia’nın son yıllarında olduğu üzere çok iniş çıkış yaşıyorlardı. Dakika 90+3’de Sevilla taç atışı kullandı, ceza sahasına uzun gelen bu taç atışına M’Bia vuruyor ve skoru 3-1’e getiriyordu. Valencia ve Mestalla yıkılmış bir vaziyette eski hocalarının buradan finali alıp gitmesine yalnızca tanıklık ediyorlardı…  Pizzi dönemi biterken Valencia ise iyice paramparça olmuştu. Kulüp borçtan el değiştirmek zorunda kalmıştı. Ne saha içi, ne de saha dışı lideri vardı artık takımın…

14-15 Sezonu başında yeni yönetim bazı şeyleri yoluna koymaya and içmişti. Takımın başına bugünlerde Wolves’u “underdog” bir takım olmaktan çıkarıp “Top 6” e oynayan bir takım yapan Nuno Espirito Santo’yu getirdi. Nuno ile inanılmaz bir transfer dönemi geçirdi Valencia. Fazlalıkları elden çıkartıp dinamik ve potansiyelli gençleri getirdiler takıma. Joao Cancelo, Andre Gomes, Alvaro Negredo ve halen Valencia’nın forveti olan Rodrigo gibi isimler kiralanırken Shkodran Mustafi, Nicolas Otamendi gibi isimlerle de anlaşılarak kadro güçlendirildi. Fakat geçtiğimiz sezon lidersiz kalan bu takımın bir lidere ihtiyacı vardı. Daniel Parejo, sezon başı kaptan yapılıyordu Nuno Espirito Santo tarafından. Nuno ile çıkışa geçen Valencia, ligin başlarında liderliği dahi gördü. Dani Parejo ise Valverde sonrası Nuno Espirito Santo ile hem kaptanlık hem de formunun zirvesini gördü. Kimi zaman 10 numarada kimi zaman merkezde değerlendiriyordu Nuno onu. Nuno sonrası Parejo kariyer zirvesini görüyordu adeta, sezonu 12 gol 8 asist ile tamamlarken Valencia ise ligi 4. bitirerek Şampiyonlar Ligi’ne gidiyordu. Parejo attığı 12 golle ligde en çok gol atan oyuncusu oluyordu Valencia’nın. Ayrıca Parejo’nun 12 golü 2003-2004 sezonundan beri 10+ gol atan ilk Valencialı oyuncu yapıyordu onu. Kaptan gemisini sırtlamıştı bir kere…

Müthiş geçen bir sezonun ardından Valencia geçen sene kiraladığı oyuncularla anlaşarak başladı öncelikle yola. Negredo, Cancelo, Andre Gomes ve Rodrigo ile sözleşme imzalandı. Geçen senenin starlarından Otamendi, Manchester City’e rekor bir bedelle satılırken yerine Kayseri’den tanıdığımız Aymen Abdennour geldi. Tam olarak burada başlıyordu hata silsilesi Valencia’nın. 128 Milyon Euro harcarken Otamendi’nin yeri tam manasıyla dolmamış ve bugünlerde Nuno’yu biz 3-5-2 ile görürken o günlerde dörtlü savunma ile gördüğümüz için stoper daha çok anlam ifade ediyordu. Takımın oynadığı futbolu çok derinden etkileyen bu değişiklik bir anda peri rüyasını kabusa çevirmişti. Nuno’nun oyunu bir anda bambaşka bir hal almış ve devamlı kısır sonuçlarla gelen puan kayıpları sonrası Sevilla’ya kaybedilen 1-0’lık maç sonrası Valencia 9. sırada iken Nuno istifa ediyordu. Yönetim ise Gary Neville(O dönem Nuno’nun yardımcısıydı) ile devam kararı alıyordu. Yine A takım çalıştırma tecrübesi zayıf birisiyle yola çıkma gafletinde bulunan Valencia derinden sarsılacaktı. Neville 2 Kasım’da aldığı takımda %34.62 gibi bir galibiyet oranıyla 20+ maça çıkmış teknik direktörler arasında en düşük galibiyet oranına sahip teknik direktör oluyordu. Geldikten sonraki 10 hafta Valencia La Liga’da maç kazanamazken Dani Parejo’nun kaptanlığı alınmış, taraftarlarla kafa kafaya gelmişti. Parejo, Neville dönemi bittikten sonra şunları söyleyecekti: “Biz çok iyi bir durumda değildik ama teknik direktör İspanyolca bilmiyor, bizimle iletişim kuramıyor. Etrafta hep bir tercüman ve bu kesinlikle aynı şey olmuyor”. Geçtiğimiz sezonun kahramanı olan Parejo bir anda 15-16 sezonunun günah keçisi oluyordu. 50 maçta 11 gol 6 asist yapsa da devamlı Neville tarafından eleştirildiği için asla sönmüyordu ateş ona karşı. Programa babasını alıyorlar ve babası “Oğlum Valencia için kendisini öldürür” diyordu ama işler çığırından çıkmıştı. Mart ayında Neville kovuluyor, onun yerine ise Pako Ayestaran geliyordu. İsimler değişse de Parejo’ya tepkiler dinmiyor. “Valencia’nın kötü dönemlerinde yalnızlığa ve gözyaşlarına terkedildim” diyordu eski kaptanı Valencia’nın. “Bazısı daha çok koşmam gerektiğini, her şeyimi vermediğimi söylüyor.” diyordu kaptan…

Olaylar dinmiyor, Mestalla’nın kahramanı bir anda günah keçisine dönüyordu. Sonrasında kariyerinde ikinci defa diğerlerinin göremediğini gören birisi ile tanışıyor Parejo. Marcelino 2017’de takımın başına geliyordu. 16-17 sezonunun kaptanı olan Enzo Perez takımdan ayrılıyor ve Marcelino, Parejo’yu tekrar kaptanlığa getiriyordu. Marcelino ayrıca Parejo’yu takıma skorer bir orta saha olarak değil de deep-lying midfielder diye tabir ettiğimiz bir rolü ile oynatmaya karar veriyor. Parejo, kaptanlığın tekrar verilmiş olması ile inanılmaz bir hırsla mücadele ediyor sahada. Tüm sezon Parejo’dan çok maça çıkan tek İspanyol Sergio Ramos oluyor. Bu da yetmiyor Parejo o bölgenin oyuncularının aksine inanılmaz da bir skorer performans koyuyor ortaya. 8 gol 10 asist gibi müthiş bir istatistik ile gönülleri fethediyor. Taraftarlarla arayı düzeltiyor El Capitan. Bu sırada Valencia da inanılmaz bir lig başlangıcı yapıyor ve ilk 13 haftada mağlubiyet görmüyordu. Bu inanılmaz performansı sürdürerek ligi 4. bitirip Şampiyonlar Ligi’ne tekrardan gidiyordu Valencia. Bunun yanına Copa Del Rey’de bir dahaki sezonun fragmanı niteliğinde yarı finalde Barcelona’ya kök söktürseler de Ernesto Valverde’nin takımı pragmatik futboluyla eliyordu Valencia’yı ve hayaller Valencia’nın yüzüncü yılına kalıyordu…

Yine bir Valencia klasiği yaşanıyor ve çok iyi o sezonun ertesi kötü başlıyordu, İlk 6 hafta galibiyet yüzü göremeyen takım yine eleştiri yağmuruna boğulsa da Real Sociedad’ı yenerek bir nebze nefes alıyordu Valencia. Sonrasında Barcelona deplasmanından alınan 1 puan ile toparlanma sinyalleri veriyordu Valencia. Fakat o toparlanma bir türlü gelmiyor ve Los Che kendisini 18. haftada 10. sırada buluyordu. Kaptan o noktadan sonra sazı eline alıyor ve 3 maçta 3 golle 2 galibiyetin mimarı oluyordu, yetmiyor 18. hafta ile 7 gol 5 asist yapıyor ve takımı yukarılara çekiyordu. 12 haftalık namağlup serinin başını çekiyordu kaptan. Mestalla’da müthiş bir asist de yaparak takımı 6. sıraya taşıyordu. Toparlanmış Valencia ligi 4. bitiriyordu. Hikaye mi? Hayır, bitmedi. Bu hikayeyi okuduysak henüz kupa alamamış bir Valencia görüyor olmalıyız. Evet, aynen öyle. Valencia son kupasını 2007-2008’de kazanmıştı. Geçtiğimiz sezonun yarı finali bu sefer final oluyordu. Barcelona-Valencia. Marcelino dersine iyi çalışmıştı, Barcelona’nın Pique-Semedo tarafını geçen sezon da denemiş ama sonuç alamamıştı. Bu sefer tekrar etmeyecekti bu kara talih… Üstüne Valverde’nin Alba’yı çıkarmayı sevdiğini biliyordu beklerin arkasına Rodrigo’yu ve Guedes’i sarkıtarak 2 gol buldu. 73’de Messi maçı 2-1 yapsa da Valencia 100. yılında Copa Del Rey’i kazanıyor. Parejo ise hüngür hüngür bu konuşmayı yapıyordu…

 

Albelda, Baraja, David Silva ya da O… Los Che’nin orta sahası hep böyle oyunculardan kurulu oldu ve olacak… Di Stefano gökyüzünden izleyip gülümsüyor sana El Capitan… İyi okumalar, bir dahaki yazımızda görüşmek üzere…

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More