Danimarka 92′: Kumsaldan Zirveye

Danimarka'nın peri masalı tadındaki EURO 1992 zaferi ve arkasındaki hüzünlü hikaye...

Orada güzel bir ülke var, gölgeli kayın ağaçları ile ormanları yemyeşil. Etrafı denizlerle çevrili. Tepeleri, vadileri rüzgarlı. Adı Danimarka; Shakespeare’ın ölümsüz eseri Hamlet’in ülkesi, savaşçı Vikinglerin anayurdu Danimarka.

Bir zamanlar Danimarka’ya en iyi kaybedenler derlerdi. 1984 Avrupa Şampiyonası yarı finalinde Fransa’ya karşı gerçekten de çok güzel kaybetmişlerdi.  O yıllardaki başarılı oyunun mimarı Sepp Piontek’in emekli olması sonucu göreve yardımcısı Richard Möller Nielsen getirildi. Nielsen yarım bırakılan işi tamamlamak için yeterli bir isim miydi? Göreve geldiğinde ve sonrasında bu soru peşini hiç bırakmayacaktı.

1992 Avrupa Şampiyonası’na katılabilmek için kuralar çekildiğinde Danimarka’nın grubunda Yugoslavya, Kuzey İrlanda, Avusturya ve Faroe Adaları yer alıyordu ve gruptan İsveç’de düzenlenecek olan şampiyonaya sadece bir takım katılma hakkı elde edebilecekti. Nielsen takımı yeni bir oyun düzenine kavuşturmayı hedefliyordu. Ancak takımın ona karşı iyi hisler beslediği pek söylenemezdi. Oyuncular ile arasında maalesef kuvvetli bir bağ bulunmuyordu.

Richard Moller NielsenDanimarkaDanimarka gruptaki ilk maçında çoğu futbolcusu amatörlerden oluşan ancak Avusturya’yı sürpriz bir şekilde tek golle deviren Faroe Adaları ile karşılaştı. Avusturya aldığı bu mağlubiyet ile büyük yara almış daha turnuvanın başında ben yokum demişti. Faroe Adaları, UEFA’nın onayından geçen bir stadyuma dahi sahip olmadığından maçlarını kendi ülkesinde oynayamıyordu. Üstelik nüfusu da sadece elli bindi. Danimarka kendi sahasında oynadığı karşılaşmadan 4-1’lik bir üstünlükle ayrılmıştı fakat izleyenlere doyurucu bir futbol izletmeyi başaramadı. Danimarka’nın gollerinin ikisini Michael Laudrup kaydederken diğer goller Lars Elstrup ve Flemming Polvsen’den geldi. Nielsen maç sonunda soyunma odasında Laudrup kardeşler dışındaki tüm takımı soyunma odasının dışına çıkardı. Nielsen ne yapıp edip takım üzerindeki etkisini artırmalı ve sorunu çözmeliydi. Laudrup kardeşler Richard Nielsen’in sistemi ile oynamak istemiyorlar onu Piontek’in yardımcısı döneminde olduğu gibi takımın angarya işleriyle uğraşan adam olarak hafızalarında tutuyorlardı. Nielsen’in son sözü ya benim istediğim gibi oynarsınız ya da sizin yerinize başka oyuncular ile oynarım oldu.

Danimarka gruptaki ikinci maçına 17 Ekim 1990 tarihinde Kuzey İrlanda deplasmanında çıktı. Bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmur altında oynanan müsabakada Danimarka Jan Bartram’ın penaltı golüyle ilk devreyi 1-0 önde tamamladı. İkinci devre bir türlü istediği oyunu sahaya yansıtamayan Danimarka, 1-1 sona eren maçta bir puan ile yetinmek zorunda kaldı. Bu sonuç Danimarka’yı maç fazlasıyla lider yapsa bile tam bir hayal kırıklığıydı. Nielsen, Laudrup kardeşlerin ikisini de ikinci yarı oyundan alarak onlara gözdağı vermeye ve gerçek patronun kendisi olduğunu göstermeye devam ediyordu.

Old School Panini on Twitter: "The LAUDRUP brothers #Euro96… "Sonunda Michael Laudrup’un milli takımı bıraktığını açıklayan kararı gündeme bomba gibi düştü. Brain Laudrup da aynı doğrultuda bir basın açılması yapıyor ve Danimarka Milli Takımı Teknik Direktörü’ne zerre kadar saygı duymadığını açıklıyordu. Bu şoku yüreğinde hisseden Nielsen’in işi artık eskisinden de zordu. Laudrup kardeşler Danimarka halkının gözünde kahramandı ve tercih yapılması gerekirse sonuç şüphesiz belliydi. Yapılan anketlerde Nielsen’i takımın başında görmek isteyenler sadece %5’ti. Nielsen’in göreve devam edebilmesi için önünde tek bir koşul bulunuyordu, Danimarka’yı Euro 92’ye götürmek. Bunun için önündeki en büyük engel olan Yugoslavya ile 14 Kasım 1990’da Kopenhag’da karşılaşan Danimarka sahadan 2-0 mağlup ayrıldı ve zirveden uzaklaştı. Oynadığı dört maçta sekiz puana ulaşan Yugoslavya, üç maçta sadece üç puana sahip olan Danimarka’nın beş puan önünde yer alıyordu. Daha da önemlisi Yugoslavların kalan dört maçının ikisi Faroe Adaları’na karşı olmasıydı.

Yugoslavya bu avantajların içinde 1 Mayıs 1991’de Belgrad’da Danimarka ile karşılaştı. Bent Christensen ile öne geçen Danimarka ikinci devrenin başında skorun eşitlenmesini engelleyemedi. Kazanmaktan başka bir şansı olmayan Danimarkalılar Christensen ile bir gol daha bularak bu işi sonuna kadar bırakmayacaklarının da sinyalini net bir şekilde vermiş oldular. İskadinavlar, Yugoslavya ile olan puan farkını üçe indirmişti ve bir maç eksiği bulunuyordu. Danimarka’nın hayalini gerçekleştirebilmesi için Yugoslavya mutlaka puan kaybetmek zorundaydı.

Gruptaki tüm maçlarını kazanmak zorunda olan Danimarka 5 Haziran 1991’de Avusturya’yı Bent Christensen’in iki golüyle 2-1 mağlup ederken çok da fazla zorlanmadı.

Landskrona’da  Faroe Adaları’na konuk olan Danimarka kendisi için hayati önem taşıyan iki puanı 4-0’lık net bir skorla alıyordu. Golleri sırasıyla penaltıdan Kim Christofte, Bent Christensen, Frank Pingel ve Kim Viltord kaydetti. Sarı boğa lakaplı Frank Pingel ülkemizde önce Bursaspor ardında Fenerbahçe takımlarının da formalarını giyecekti.

Danimarka galibiyet serisini 9 Ekim 1991 tarihinde Viyana’da oynadığı Avusturya karşılaşması ile sürdürdü. 3-0’lık skor sonrası Danimarka yedinci maçında 11 puan toplamış, Yugoslavya’nın ise altı maçta 10 puanı bulunuyordu. Yugoslavya sonrasında Faroe Adaları’nı bir kez daha mağlup ederek puanını son maçlar öncesi 12’ye çıkarıyordu. Yugoslavya’nın averajı da Danimarka’dan iyi olduğu için son maçta elde edeceği bir beraberlik onlara yetecekti.

Danimarka gruptaki son maçına 13 Kasım 1991 tarihinde kendi sahasında Kuzey İrlanda karşısında çıktı. Elde ettiği 2-1’lik galibiyet Yugoslavya’nın da galip geldiği haberi ile önemini yitiriyordu. Danimarka böylece şampiyonanın dışında kaldı. Maç sonrası tribünlerden “ Nielsen Defol” sesleri yükseliyordu. Bu sonuç muhtemelen onun sonu anlamına geliyordu.

* * *

Artık her şey bitmiş tüm takım bir başka bahara buluşmak ümidiyle dağılmıştı. 90’ların başı Soğuk Savaş’ın sonu anlamına geliyor Yugoslavya’da milliyetçiliğin ve dini ögelerin baş gösterdiği günler yaşanıyordu. 1991 senesi siyasi açıdan oldukça karışık bir sene olmuştu. Sovyetler Birliği öncesinde Mikhail Gorbaçov’a yapılan başarısız darbe girişimi ile çözülmeye başlamış sonrasında 1991 Aralık ayı geldiğinde dağılmıştı. Sovyetler Birliği ile aynı grupta mücadele eden ve grubu ikinci olarak tamamlayan İtalyanlar artık Sovyetler Birliği olmadığına göre turnuvada bizim yer almamız gerekiyor iddiasında bulundular. Ancak UEFA yeni Sovyetlerin yeni kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu adı altında müsabakalarda yer almasına izin verdi. Yine 1991 yılında Slovenya ve Hırvatistan’ın Yugoslavya’dan ayrılmak istemesi sonucu bölgede bir iç savaş vuku bulunmuştu. 1992 yılında ise Bosna Hersek ve Makedonya’nın bağımsızlıklarını ilan etmeleri sonucu savaş daha geniş bir alana yayılmış ve Bosna’da bir insanlık katliamı yaşanmıştı. Birleşmiş Milletler ise 757 sayılı karar neticesiyle Yugoslavya’ya Hırvatistan ve Bosna Hersek’te uyguladığı askeri saldırganlıktan dolayı uluslararası bir ambargo uyguladı. Bu uygulama aynı zamanda Yugoslavya’nın uluslararası spor etkinliklerinden de men edilmesi anlamına geliyordu. Yugoslavya için başlamadan sona eren şampiyona Danimarka için yeni bir umut ışığı anlamını taşıyordu. Yugoslavya yerine turnuvaya davet edilen Danimarkalı futbolcuların hazırlanmak için sadece 10 günleri bulunuyordu. Nielsen kalan bu süre içerisinde öncelikle kadro için gerekli olan 20 oyuncuyu bir araya getirmek zorundaydı. Futbolcuların birçoğu sezon bittiği için aileleri ile tatile çıkmışlardı. Otoriteler elbette Danimarka’ya bu turnuva özelinde hiç şans tanımıyorlardı.

Danimarka’nın başarılı orta saha oyuncusu Kim Vilfort turnuva için takıma dahil olan futbolcuların arasında yer alıyordu. Vilfort’un küçük kızı Line yedi yaşındaydı ve Lösemi hastası olduğu için tedavi görüyordu. Küçük savaşçı Line kemoterapi ile yaşam mücadelesi veriyordu. Kızına turnuvaya gitmeden üç maç sonra yanında olacağını söyleyerek yanından ayrıldı. Daha ileriye gidebileceklerine herkesin olduğu gibi onun da inancı yoktu. Brain Laudru, abisinin aksine takımda yer alma kararı aldı. Bu karar geçmişe bir sünger çekildiği anlamı taşıyordu.

Avrupa Futbol Şampiyonası 10 Haziran 1992’de Stockholm’de Rasunda Stadyumu’nda ev sahibi İsveç ile son Avrupa şampiyonu Fransa arasında oynanan müsabaka ile başladı. Ev sahibi İsveç’in 1958 Dünya Kupası’nda elde ettiği ikincilik dışında önemli bir başarısı bulunmuyordu. Karşılıklı atılan goller neticesinde karşılaşma 1-1’lik beraberlikle sonuçlandı. Statüye göre grubu ilk iki sırada bitiren takımlar yarı finale yükseleceklerdi. A Grubu’nda yer alan diğer iki takım Danimarka ile İngiltere ertesi gün Malmö’de kozlarını paylaştılar. İngilizler turnuvaya John Barnes ve Paul Gascoigne gibi iki önemli oyuncularından yoksun katılmış olmanın sıkıntısını yaşıyorlardı. Ayrıca defans dörtlüsünün tamamı çeşitli sakatlıklar dolayısıyla kadroda yoktu. Mental olarak turnuvaya hazır olmayan Danimarka ile fiziksel olarak önemli eksikleri bulunan İngiltere’nin maçı golsüz sonuçlandı. İngiltere’de Manchester United takımında ilk sezonunu tamamlamış olan Peter Schmeichel, İngiltere’nin çok da etkili olmayan ataklarını savunmayı başarmıştı. Bu turnuvada yer almalarının Tanrı’nın bir işareti olduğuna inanan Richard Möller Nielsen, İngiltere maçını sonrasında defalarca izleyerek takımın nerelerde eksikleri olduğunu tespit etmeye çalıştı. Takımı motive etmesi için Nielsen’e baskı yapılıyordu ancak ona göre en büyük motivasyon zaten böylesine önemli bir turnuvada ülkelerini temsil ediyor olmalarıydı. Nielsen futbolculuk döneminde milli formayı sadece iki kez giymişti ve o iki maçı hayatının en güzel iki günü olarak tanımlıyordu.

14 Haziran günü grubun iki favori takımı İngiltere ve Fransa golsüz berabere kaldı. Aynı akşam ev sahibi İsveç ile karşılaşan Danimarka golsüz sonuçlanan ilk yarının ardından Brolin’in golüyle yenik duruma düştü. Golden sonra ataklarına devam eden İsveç’e karşılık veremeyen Danimarka sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Danimarka Futbol Federasyonu dahil olmak üzere hemen herkesin zaten Danimarka’nın grup maçlarından öteye gideceğine dair bir umudu yoktu. Futbolcular da artık elendikleri düşüncesini çoktan benimsemişlerdi. Ama Nielsen böyle düşünmüyordu. Onun söylemesi gereken sözler henüz bitmemişti.

Kim Vilfort - Danimarka
Kim Vilfort

Gruptaki son maçlar öncesinde lider üç puanlı İsveç’in ardından İngiltere ve Fransa ikişer puana sahipti, Danimarka ise bir puanla son sırada yer alıyordu. Gruptan çıkması için öncelikle Fransa’yı yenmesi ardından İsveç’in İngiltere’yi yenmesi ya da en azından yenilmemesi gerekiyordu. Papin ve Cantona’lı Fransa grup elemelerinde oynadığı 8 maçı da kazanmış bu maçın da mutlak favorisi olarak gösteriliyordu. Danimarka için bir kötü haber de müsabaka öncesi Vilfort’un minik kızından geldi. Vilfort Fransa maçını durumu kötüleşen kızının başucunda izlemek zorunda kalacaktı. Nielsen, Papin’i onunla durdurmak istiyordu ama Vilfort’un gözünden akan bir damla yaş Nielsen için verilen en uygun cevap olmuştu. Elbette hayatta futboldan çok daha önemli şeyler vardı. Kızına geri dönmeliydi. Fransa’yı yendikten sonra seni ararım ve geri dönersin diyen Nielsen’i duymamıştı bile. Vilfort’un takımdan ayrılmış olması ve yaşamak zorunda olduğu kaderi Danimarka futbol takımının oyuncularının yüzüne bir tokat gibi çarptı. Artık sahada kazanmaları için çok daha önemli bir nedenleri vardı.

17 Haziran tarihi Danimarka ve rakibi Fransa için olmak ya da olmamak anlamı taşıyordu. Malmö’de Danimarka Henrik Larsen ile öne geçmişti ancak eş zamanlı başlayan maçta İngilizlerde İsveç karşısında öndeydi. Bu skorlar aynı puana sahip olmalarına rağmen İsveç’in bir üst tura yükselmesi anlamına geliyordu. İkinci devreler başladığında rüzgarın yönü değişmişti. Hem İsveç hem Fransa birer gol bularak skorları eşitlediler. Bu durum ise İsveç ve Fransa’yı bir üst tura taşıyordu. Tam bu esnada Danimarka teknik direktörü Richard Möller Nielsen tarihi bir karar verdi. Kendisinden bir türlü istediği verimi alamadığı dünya starı oyuncusu Brain Laudrup’u oyundan alarak yerine Lars Elstrup’u oyuna sürdü. Maçın sonu yaklaşıyordu ve birçoklarına göre gol bulmak zorunda olan Danimarka için yapılan bu hamle ahmaklıktı. Ve işte teknik direktörünün kendisine güvenerek sahaya sürdüğü Lars Elstrup, Polvsen’in ceza sahasına çıkardığı topa bitirici vuruşu yaparak Danimarka’ya üstünlüğü sağlayan golü kaydetti. Danimarka artık İngiltere’yi gol averajı ile gerisinde bırakacak pozisyondaydı. Hemen ardından Stockholm’den gelen Brolin’in gol haberi Danimarka’yı iyice rahatlatmıştı. Danimarka’nın yarı finale yükselmesi anlamına gelen bu muhteşem zaferi Vilfort, kızı Line’in yanında milyonlarca Danimarkalı gibi televizyondan izledi. Line babasını takımda oynarken görmek istiyordu. Savaştığı hastalığında onun en büyük motivasyon kaynağı babasıydı. Vilfort’un takıma geri dönmesi ve kazanmak için kızıma söz verdim ona göre oynayın sözleri B grubunu lider tamamlayan Hollanda karşısında şans verilmeyen Danimarka’yı nasıl ateşlediğinden henüz kimsenin haberi yoktu.

22 Haziran günü gelip çattığında Danimarka son şampiyon Hollanda karşısına çıkıyordu. Nielsen karşılaşma öncesi Brain Laudrup’un kulağına bugüne kadar izlediği en iyi oyuncunun kendisi olduğunu fısıldadı. O Brain Laudrup maça fırtına gibi başladı. Henrik Larsen’e yaptığı asist ile Danimarka, şaşkın Hollanda karşısında 1-0 öne geçti. Golün şokunu atlatan Hollandalılar Dennis Berkamp’ın şık volesiyle eşitliği yakaladı. Oyundan düşmeyen Danimarka Henrik Larsen ile bir kez daha öne geçti. Hollanda ikinci yarıya risk alarak forvet hattını güçlendirerek çıktı. Üstüne bir de harika bir maç çıkartan Brain Laudrup sakatlanarak oyun dışında kaldı. Danimarka hala 2-1 öndeydi ama olabilecek tüm kötü senaryolar yaşanmaya devam ediyordu. Danimarka defansının belkemiği Henrik Andersen’in diz kapağı, Marco Van Basten ile çarpışması sonrası feci şekilde kırıldı. Değişiklik hakkı dolan Danimarka’da bir üzerine John Sivabaek, sakatlanınca takımı 10 kişi bırakmamak adına sekerek de olsa oynayarak sahada kaldı. Maçın sona ermesine 20 dakika vardı ve bu dakikalar Danimarkalı oyuncular ve futbolseverler için çok uzun geçeceğe benziyordu. Hollanda kurmuş olduğu o müthiş baskının karşılığını bitime sadece dört dakika kala Frank Rijkaard’ın ayağından bulduğu golle aldı. Uzatma dakikalarında baskısını arttırarak sürdüren Hollanda aradığı golü bulamadı ve maçın kaderinin belirleneceği penaltı atışlarına geçildi. Danimarka’nın sözü henüz bitmemişti. İlk penaltılar Ronald Koeman ve Henrik Larsen tarafından gole çevrildi. Hollanda’nın dünyaca ünlü golcüsü Marco Van Basten’in kullandığı ikinci penaltıyı Peter Schmeichel müthiş bir şekilde kurtardığında avantaj artık Danimarka’ya geçmiş bulunuyordu. Hollanda’nın kalecisi Van Breukelen Danimarkalı oyuncuları her penaltı öncesi tahrik ediyor vuruş öncesi dikkatlerini dağıtmaya çalışıyordu. Ama buna rağmen sırasıyla Flemming Polvsen, Elstrup ve Vilfort penaltı atışlarında hata yapmadı. Hollanda takımı da kalan penaltıları gole çevirince artık her şey son penaltıyı kullanacak olan Kim Christofte’nin ayaklarının ucundaydı. Üzerindeki büyük stres yüzündeki gerginlikten okunuyordu ama o çok belli etmedi. Topun yerini değiştirmek için topa doğru yöneldi. Üzerindeki gerginliği çimlere bırakır gibi penaltı noktasından aldığı topu yeniden yerine bıraktı. Çok gerilmedi Christofte ve sol ayağı ile attığı plase kaleciyi ters köşeye göndererek ağlarla buluştu. Bundan tam sekiz sene önce yine bir yarı finalde İspanyollara penaltılar sonucu elenen Danimarka bu kez hata yapmıyor ve finale yükselen taraf oluyordu. Finalde diğer yarı final maçında rakip ev sahibi İsveç’i 3-2 mağlup eden Almanya olacaktı.

Elemeleri geçemeyen sıra dışı peri masalı takımı Danimarka en büyük yıldızı Michael Laudrup’tan yoksun futbol tarihindeki ilk final karşılaşmasına Göteborg kentinde Gama Ullevi Stadyumunda çıktı. Dünya basını Danimarka’nın buraya kadar bir şekilde geldiğini ama Almanya karşısında şansının asla olmadığını düşünüyordu. Ayrıca bu takımın 80’lerdeki kadar iyi olmadığını iddia ediyorlardı. Danimarka basını Richard’a haksızlık ettiklerini kabul etmiyorlar başarının takıma ait olduğunu söylüyorlardı. Takımın Richard Möller Nielsen’e rağmen galip geldiğini düşünüyorlardı Küçük köpekler ve büyük köpekler vardı. Küçük köpekler devamlı ses çıkarırlardı ama Nielsen’in başında olduğu Danimarka büyük köpekti.

26 Haziran akşamı Almanya karşısında tribünlerde 37.800 taraftar vardı. Danimarka tabiri caizse revire dönmüştü. Sakatlıklar dolayısıyla müsabakaya ideal kadro ile çıkamadı. Almanya maça baskılı başlayan taraftı. Almanya’nın baskısından kurtulan Danimarka attığı ilk şutta Jensen ile öne geçti. Almanlar baskıyı arttırdıkça Schmeichel kalesinde devleşmeye devam ediyordu. Schmeichel o gün sahada tüm Danimarkalıların ruhunu üzerinde taşıyor gibiydi. Vilfort sahada tüm benliği ile mücadele ederken hasta yatağında yatan kızı onun ve tüm Danimarka takımının şampiyonluğu için dua ediyordu. Bu maneviyat ile topla buluşan Vilfort önce topu düzeltti sonra rakibini geçti ve oldukça sert vurduğu şutu direğe çarptırıp filelere yolladı. Şimdi Danimarkalılar 2 gollü üstünlüğü ele geçirmişlerdi. Maçın bitimine kalan 14 dakika belki de yaşamlarının en uzun dakikaları olmuştu. Danimarka kalan süreyi de sorunsuz bir şekilde atlatmış ve bileğinin hakkı ile Avrupa Şampiyonu olmayı başarmıştı.

Danimarka

İsveç kahramanları Danimarka’da on binlerce taraftar tarafından coşkuyla karşılandılar. Takımı ülkeye getiren uçağa Danimarka Hava Kuvvetleri’ne ait jetler eşlik etti. Şöhretler müzesi ile onurlandırılan Richard Nielsen’li Danimarka 1995 yılında Arjantin’i de yenerek Konfederasyon Kupası’nı da kazanacaktı.

Danimarka şampiyon olmuştu ancak Kim Vilfort’un savaşı henüz bitmemişti. Kızına verdiği sözü tutmuştu ama onun hayatta kalması için mücadele etmeye devam etmesi gerekiyordu. Line, babasının attığı gol ile gelen şampiyonluğu izlediği hastane yatağından bir daha asla çıkamadı ve finallerden altı hafta sonra yaşama veda etti. Kim Vilfort, kanserle mücadele eden aileler birliğinde elçilik yaparak Line’ın ruhunu yaşatmaya çalıştı.

Brain Laudrup turnuvanın en iyi oyuncusu seçilidi. Jensen, ünlü İngiliz kulübü Arsenal’e transfer oldu. Richard Möller Nielsen, enteresan bir şekilde Danimarka’da yılın en iyi teknik adamı seçilmemişti ancak dünyanın en iyi teknik direktörü seçildi.

Danimarka futbol takımının hikayesi 1992 Avrupa Şampiyonası’nın resmi şarkısında Towe Joarnek ve Peter Jöback’ın seslendirdiği gibi bizlere bir oyundan çok daha fazlasını ifade ediyordu.

2015 yılında, Danimarka halkının Richard Möller Nielsen’e borçlu olduğunu düşünen yönetmen Kasper Barfoed tarafından “Sommeren 92” adında Danimarka’nın 92  Avrupa şampiyonluğunun hikayesini anlatan bir film çekildi.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Bosman Kuralı: Jean-Marc Bosman

Milan’ın Üç Portakalı: Van Basten, Riijkaard, Gullit

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More