Bruno Fernandes: Manchester Kahramanını Buldu

Kazanmayı unutan bir takıma bir oyuncu neler katabilir?

Manchester’ın kırmızı yakası uzun süreden beri hem eski günlerini hem de oyunu yönlendirecek gerçek bir saha içi lideri arıyordu. Sanırım aradıklarından birini buldu.

Bir şehir, iki takım, iki farklı kader… Şehrin mavi tarafı, 2009’dan sonra köklü bir değişime gitmiş ve takım Arap sermayesinin eline geçmişti. O dönemden itibaren kulüp doğru bir yapılanmaya gidiyor ve her sezon üzerine koyarak ilerliyordu. Takım yavaş yavaş değişiyor ve günümüz Manchester City’sinin temelleri atılıyordu. City’de iki önemli yapı taşı vardı: Kevin De Bruyne ve David Silva. 2009’da kulübün satın alındığı dönem gelen futbolculardan biriydi Silva. Zaman geçtikçe de kulübün efsanesi haline gelmişti. 2015 yılında ise takıma Kevin De Bruyne eklenmişti. Bu eklenmeyle, Kevin De Bruyne bayrağı David Silva’dan devralacaktı. Şehrin kırmızı tarafında ise işler tam tersiydi. Sir Alex’den sonra takımda hiçbir şey yolunda gitmiyordu. İstikrarsız hocalar ve sürekli değişen kadro, başarısızlıkları adeta çağırıyordu. Jose Mourinho ile geçen başarısız sezonların ardından takıma eski kulüp oyuncusu Ole Gunnar Solskjaer getirildi. Manchester United, yıllar sonra ilk kez “Manchester United gibi” oynamanın sinyallerini veriyordu fakat hala eksik bir şeyler vardı. Takım zaman zaman başarılı sonuçlar alsa da saha içerisinde oyunu yönlendirecek bir lidere, bir kurtarıcıya ihtiyaç duyuyordu. 2019 Ocak ayında aradıkları o kişiyi sonunda bulmuşlardı: Bruno Fernandes

Bruno Fernandes, 29 Ocak 2020’de endüstriyel futbol için kelepir denilebilecek bir bonservis ücreti olan 55 milyon euro karşılığında Manchester United’a imzayı attığı zaman beklentilerle birlikte tedirginlik de söz konusuydu. Bunun temel sebebi son dönemde United’a gelen oyuncuların (Pogba, Fred, Lindelöf vb.) eski takımlarındaki formlarından oldukça uzak kalmalarıydı. Beklentilerin yüksek olmasının temel nedeni ise şehrin artık “kurtarıcı” rolünde bir ismin takımı katıldığını düşünmesiydi. Bruno Fernandes saha içinde eksikliği fazlasıyla hissedilen taraftar ruhlu o adam, o aranan kahramandı. Ayrıca United’a gelen Portekizli oyuncular genelde takıma büyük katkılar vermiş, hatta kulübün efsanesi haline gelmiştir. Ronaldo ve Nani bu yöndeki büyük örneklerdir. Fernandes de verdiği ilk röportajda Cristiano Ronaldo’nun izinden gitmek istediğini söylemişti.

Peki Bruno Fernandes’in bir şehri kurtarabilecek ve liderlik edebilecek kadar yükselmesi nasıl gerçekleşti?

Bruno Fernandes Boavista çıkışlı olup Serie B takımlarından Novara’ya 40 bin euro’ya transfer olmuştu. Henüz 18 yaşında olan Portekizli, 16’sı ilk 11 olmak üzere 23 maçta 4 gol atmıştı. Novara’da daha çok orta sahanın merkezinde görev almıştı. Boavista’da Fernandes’i keşfeden ve onu Novara’ya kazandıran Mauro Borghetti’ye, “Fernandes’de sizi etkileyen ne vardı?” diye sorulduğunda, ”Harika teknik beceriler ve vizyon sergileyen bir futbolcuydu. Her şeyden önce, onu en üst seviyelerde futbol oynadığı için farklı kılan harika bir kişiliğe sahipti. Bildiğim kadarıyla, o sırada onunla sözleşme imzalamak isteyen tek kulüp bizdik ve teklifimizi hemen kabul etti.” ifadelerini kullanıyordu.

Fernandes’in, yetenek ve oyun görüşüyle birlikte Novara’ya transfer olduktan sonra, herhangi bir sorun yaşayıp yaşamadığını yine Borghetti’den öğreniyoruz: ”Çok çalıştı, hemen İtalyanca öğrenmeye başladı, gruba katıldı ve takım arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurabildiği için hemen uyum sağladı. Novarello’nun içindeki tüm figürlerle mükemmel ilişkileri vardı. Bazen annesi veya kız arkadaşı onu ziyarete gelirdi. Biraz derin bir insandı. Şöhret onu değiştirmedi. Daha sonra A takımına yükseldi.”

A takımına çıktığı zaman takımı sahiplenen, takım içerisindeki kimyayı bozmamak, aksine o birlikteliği iyileştirmek ve güçlendirmek adına çabalayan bir oyuncuydu ve bunu; kendini değiştirmeden, olduğu kişilikle başarabilme kabiliyeti daha genç yaşlardan itibaren Fernandes’in karakterinde bulunan bir özellikti. Soyunma odasında o genç yaşına rağmen bir kaptan edasıyla takımını motive etmesi, takım arkadaşlarını sürekli cesaretlendirmesi gibi özellikleriyle o doğuştan bir liderdi.

Udinese’ye transfer olduğu zaman genç yaşında daha olgun, daha güçlü bir şekilde kariyerine devam ederken, o dönem Udinese’nin teknik direktörü olan Francesco Guidolin, Fernandes’i her mevkide deneyen ilk teknik adamlardan biriydi. Fernandes’in Manchester United’a transferi gerçekleştiği zaman onun hakkında, “Premier Lig için mükemmel bir oyuncu, çünkü Birleşik Krallık‘ta çok teknik ve hızlı oyuncular arıyorlar. Orta sahanın sol ve sağ içlerinde veya merkez olarak oynayabilir. 4-2-3-1’de sağ veya sol kanat yapabilir ve aynı zamanda oyun kurucu olabilir. Elbette 9 numara olarak oynayamaz ama çoğu rolü oynayabilen birkaç oyuncudan biri.” ifadelerini kullanmıştı. Hal böyleyken bu kadar çok yönlü olabiliyor olması da onun ne kadar büyük bir yetenek ve oyun zekası sahibi olduğunu kanıtlıyordu.

Udinese’den ayrılıp Sampdoria’da muhteşem işlere imza atacak olan Marco Giampaolo ile çalışma fırsatı yakaladı. Giampaolo’nun oyun sisteminde daha öncelerde oynadığı “orta sahanın merkezi” yerine, daha çok “10 numara” dediğimiz pozisyonda oynamaya başladı. Torreira, Praet, Skrinar, Muriel gibi oyuncularla birlikte bu zincirleri birbirine bağlayan Fernandes, istatistik olarak pek yansımasa da Sampdoria’nın büyük bir çıkış yakalamasında önemli bir rol oynadı. Çıktığı 33 karşılaşmada 5 gol 3 asistlik bir performans sergileyen Fernandes’in yaptığı bu çıkışla birlikte bir sonraki durağı “Hayatımın sonuna kadar çalışabileceğim bir teknik direktör.” dediği Jorge Jesus’un Sporting Lizbon’u olacaktı.

Bruno Fernandes

Sporting Lizbon’a ilk adım attığında Bruno Fernandes, Jorge Jesus’un onun üzerinde bıraktığı etkiyi şöyle anlatıyordu: “Bana hep daha fazlasını yapmayı, daha iyi ve daha istekli olmayı öğretti. İtalya’dan geldiğimde taktiksel olarak iyi olduğumu düşünürken Jorge Jesus bana bu taktikleri doğru uygulayıp, oyunu doğru okuyabilmemi sağladı.”

Fernandes’in performansı artarken Lizbon’da istenmeyen olaylar yaşandı. Takımın o sezon Şampiyonlar Ligi biletini kaçırması sebebiyle 50 kişilik bir taraftar grubunun Sporting Lizbon’un antrenmanını basması ve futbolcuların yaralanmasına sebep olmasıyla birlikte takım içerisinde bir kargaşa meydana geldi. O dönem başta Jorge Jesus olmak üzere, Bas Dost, Daniel Podence, Gelson Martins, Rui Patricio gibi futbolcularla birlikte Bruno Fernandes de sözleşmesini feshetmişti. Daha sonrasında yönetimle anlaşarak kulüpte kalmaya karar vermişti. Bu kargaşayla geçen sezonla birlikte Fernandes, Sporting Lizbon’dan ayrılırken 137 maçta 63 gol 52 asistlik bir performansla kulübün efsanelerinden biri haline gelmişti.

Manchester United’a geldiğinde Ole Gunnar Solskjaer, onu hem giydiği 18 numaralı formasından dolayı hem de gösterdiği performans ve karakter olarak Paul Scholes’a benzetmişti. Ole Gunnar Solskjaer’in onunla antrenmanda birkaç kez tartıştığı da bilinirken, Bruno Fernandes karakter yapısı itibariyle de bu durumdan şikayet etmemiş, aksine böyle şeylerin takım içerisinde olabileceğini savunmuştu.

Şu an baktığımızda Manchester United’a geldiğinden beri çıktığı 62 maçta, 25.7 xG (gol beklentisi), 16.2 xA (asist beklentisi) 12.8 npxG (penaltıların sayılmadığı gol beklentisi) istatistiklerini yaparken, 34 gol 20 asiste imza attı. xG ortalaması maç başına hesaplandığında 0.54 yapıyor. Bu da tam olarak maçta sürekli bir tehdit olabildiğinin istatistiksel olarak bir ispatı. Bu istatistikler bir yana soyunma odasında, takım arkadaşlarına yaklaşımında gösterdiği isyanlar ve kazanmak için her fedakarlığı yapabilme durumu, takımda gördüğü eksiklikleri dile getirmesi, “Kazanma alışkanlığını elde etmeliyiz.” gibi açıklamaları onu hem taraftar önünde hem de takım içerisindeki lider yapıyor.

Bruno Fernandes
Bruno Fernandes, Premier Lig’de 2020 Şubat ayının oyuncusu ödülünü kazanmıştı.

Bruno Fernandes’in, Manchester United için bir dönüm noktası olduğu bir gerçek. Kendisi de zaten bu kulüpte oldukça mutlu olduğunu her seferinde ifade ediyor ancak buradaki püf nokta, Manchester United, her ne kadar bazı kupaları kazanmış olsa da uzun yıllardır bir kupa istikrarı söz konusu değil. Bruno Fernandes ise kupalar kazandırmak isteyen bir profil. Yaptıklarıyla çoktan bir lider ve kurtarıcı oldu ama futbolda esas olan sonuçtur, ya kazanırsınız ya da kaybedersiniz. Bruno Fernandes mükemmel bir lider. Ancak geriye kalan tek bir engeli kaldı, kupa kazanmak…


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Tugay Kerimoğlu: Turkish Delight

Michael Owen: Mini Mücevher

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More