Böyle Buyurdu 2020

Son yıllarda internetin de yaygınlaşmasıyla daha revaçta olan nostalji akımı, bizi geçmişte göremediğimiz ya da unutmaya yüz tuttuğumuz anlara götürüyor. Öyle ki özellikle doksanlı yıllara ait envai çeşit anıya birkaç tıklamayla ulaşabildiğimiz o günleri, 10’ar yıllık bölümlere ayırarak incelemek spor ve sanat başta olmak üzere pek çok sektörde mümkün. Yetmişler, seksenler, doksanlar derken o bir zamanlar “2000’e beş var” sloganı ürettiğimiz, “Milenyumda her şey çok başka olacak” beklentisine girdiğimiz 2000’li yılların da 10’ar yıllık iki parçasını bitirdik. Nostalji yapmak başka yazıların konusu olsun, biz şimdi 2020 yılını mercek altına alalım; unutmak isteyeceğimiz ama muhtemelen bugünleri yaşayanların ömür boyu unutamayacağı, hayatlarımızdan 1 yıl çalan 2020 yılını.

Aslında amacımız futbolun 2020’sini özetlemek ama Ocak ayında dünyayı sarsan, spordan tamamen uzak insanların bile haberdar olduğu Kobe Bryant’ın ölümüyle başlamazsak flaş haberlerle dolu bu yılı anlatmak biraz eksik kalır. Spor tarihinin en büyük belgeseli üzerinde son rötuşların atıldığı günlerde, en az belgeselin aktörü Michael Jordan kadar büyük bir basketbol efsanesi olan Kobe Bryant’ın helikopter kazasındaki ölümü her yönüyle sarsıcı geçecek bir yılın fragmanı gibiydi. O gün basketbolseverlerin hissettiği şokun bir benzerini Kasım ayında Maradona’nın ölüm haberini alan futbolseverler hissediyordu. Futbolun tanrısı olarak görülen, tarihin en sansasyonel futbolcusunu kaybetmek, başta Arjantin ve Napoli sokakları olmak üzere herkesi üzüyordu üzmesine ama 100 yılda bir gelen illet hastalık nedeniyle pek çok haneden çıkan cenazeler akla gelince efsane basketbolcu ve futbolcunun aynı yıl ölümü de hafif kalıyor.

2020 Kobe Maradona died

2021’e kesin, sırada bekleyen yıllara da yansıması muhtemel olan öyle bir yıl yaşadık ki hayata dair ne varsa etkilediği gibi elbette futbolu da etkiledi. Mart ayının ortasında dış dünyaya kapatılan tüm kapılar, stadyum kapılarına da kilit vurmakla neticelendi. Öyle ki Almanlar gözünü karartıp Mayıs ayında oyuna dönmeye karar verene kadar futbol topunun profesyonel anlamda döndüğü tek coğrafya Belarus topraklarına aitti. Sonrası çorap söküğü gibi geldi ve bir-iki istisna ülke hariç her federasyon sezonun kalan kısmını bitirme telaşına düştü. Normal şartlarda mayıs ortalarında henüz havalar çok fazla ısınmamışken, üstünde ince bir rüzgarlık ihtiyacı olan günlerde şampiyonluk kutlamaları yapmaya alışkın toplumları Temmuz ayı sonunda, sıcağın sıcak olduğu günlerde sevinirken gördük. Tabii salgın ihtimalini görmezden gelenler olsa da sevincini evde yaşayanlar fazlaydı. 30 yıl sonra ilk kez şampiyonluk görseniz bile.

Evet 2019 yılında topladığı muazzam puanı 2020’nin ilk aylarına da yansıtan Liverpool için rekor bir şampiyonluk kapıdaydı. Ancak resmiyete dökülmesine sadece 5 puan uzaklıktayken verilen uzun pandemi arasında ligin iptali gündeme gelince pek çok Liverpool’luyu telaş sardı. Neyse ki boş stadyumda da olsa 30 senelik hasret bitti ve bir Haziran gecesinde Liverpool zafere ulaştı.

2020 Şampiyon Liverpool

Temmuz ayında pek çok ülkede şampiyonlar kupalarını kucaklarken hiç kuşkusuz en alışkın olmadık şampiyonluk turuna Türkiye ev sahipliği yapıyordu. Liverpool’un son şampiyonluk yılı olan 1990’da kurulan İstanbul Bş. Bld.spor’dan 2014 yılında Başakşehir’e dönüştürülen kulüp 3 büyüklerin nal topladığı ortamda Trabzonspor’u da ekarte ederek bir ilki gerçekleştirdi. Sokaklarda kalabalık olmaması gereken bir yılda, ülkenin belki de en azınlıkta kalan taraftarına sahip takımının denk geldiği için salgın seyri açısından hayırlı bir şampiyonluktu. Almanya ve İtalya’da geleneksel şampiyonlar müzelerine bir kupa daha eklerken en büyük çekişmenin yaşandığı La Liga’da Real Madrid tatsız futboluna karşın Barcelona’yı geçerek rakibinin serisini durdurdu. Ancak Şampiyonlar Ligi’ne damga vurmasına alıştığımız bu iki takımın 2020 özelindeki halleri hiç de parlak değildi. Hatta Barcelona için oldukça karanlıktı dersek abartmış olmayız.

European Champions League 2020 Face Mask UEFA logo mask Set | EtsyŞampiyonlar Ligi demişken 2020 yılının Ağustos ayında Lizbon’da gördüklerimiz muhtemelen bundan 40-50 sene sonra bile dönemin futbol belgesellerinde yer alacak cinstendi. Tek bir şehre toplanmış 8 önemli takım, aşağı yukarı her gün birer maç, Dünya Kupası’nı andıran tek maçlı eliminasyon sistemi, boş tribünler, maskeli görevliler ve daha akla gelmeyen bir sürü detay. Herhalde maç öncesi çalan o 28 yıllık modası hiç geçmeyen beste ve reklam panolarındaki kendine has güzellikteki logo ekranlara gelmese belgeseli izleyen kişilere sıradan bir hazırlık turnuvası şeklinde sunulabilir. Ama bu haliyle dönemin yapımcıları için harika bir film ya da belgesel konusu çıktığı aşikar. Umarım cevabı “Hayır” olur ama bundan sonra böyle garip bir Şampiyonlar Ligi izler miyiz bilinmez. Lakin cevabımızın kocaman bir “Evet” olacağı bir soru daha var ki o da “Bir daha böyle dominant bir takım izler miyiz?” sorusu. Tarihin en iyi takımı anketlerinin revize edilmesini sağlayan Bayern Münih, hem aldığı skorlar hem de ortaya koyduğu oyun anlamında çıtayı olabildiğince üst bir noktaya çıkardı. Oyuncuların hepsi birer “Hulk” hepsi birer “Iron Man” gibi adeta süper kahramanlardan oluşan bu takım bizi ünlü Marvel evreninde gezintiye çıkarmış gibiydi. “Avengers” etkisinde izledik Bayern Münih’i. Yıllardır çeyrek final eşiğini aşamayan PSG bu kez finale kadar gelmeyi başararak yeni düzenden kendine fayda sağlamayı bildi.

Mini bir Avrupa Şampiyonası tadında olan Şampiyonlar Ligi formatı sayesinde futbola doyduk doymasına ama keşke her şey yolunda gitseydi ve milli takımımızın da yer alacağı Euro 2020’yi izleyebilseydik. 1 yıl sonra aynı yer aynı saatte görüşmek üzere randevumuzu ertelediğimiz Avrupa Futbol Şampiyona’sını 2021 yazında seyircisiz de olsa izleyeceğiz bir aksilik çıkmazsa. Önceden yılda 1-2 adet gördüğümüz ve izleme hevesi duymadığımız seyircisiz maçlar yılın olmazsa olmazlarındandı. Mayıs ayından bu yana neredeyse tüm maçlar seyircisiz oynandığı için buna da alışmak zorunda kaldık. Yayına verilen ses efektleri, tribünlere konan karton seyirciler nafile atmosfer oluşturma çabasıydı. Oysa tribünler boşalınca kulüp kasaları da bundan etkilenmişti. Halihazırda borç batağında olan dört büyükler için vaziyet 80’li yılların fakir günlerinden halliceydi. Bunun yansıması olarak Şampiyonlar Ligi grup aşamasına sadece Başakşehir ve Sivasspor katılabilirken, kış dönemine “Annemizin Ligi” adını verdiğimiz lig ile girip Avrupa Kupaları’nı uzaktan izlemekle yetineceğiz. Futbolu yönetenlerin salgın ortasında müthiş bir karar vererek 21 takıma çıkardığı Süper Lig sayesinde uzun kış geceleri maçsız geçmeyecek yeni yılda.

Trabzonspor tarihinin her kademesinde imzası olan Özkan Sümer’in vefatı, PSG-Başakşehir maçında hakem tarafından Webo’ya yapılan ırkçı davranış, kara bir yılın can sıkıcı diğer gelişmeleriydi. En son 1999 depreminin yaşandığı yıl kazandığı Kadıköy’de, Şubat 2020’de Galatasaray galibiyeti geldiğinde şüphelenmeliydik aslında bu yılın farklı olacağından ama bu kadarını herhalde yarasa yiyen Çinliler bile beklemiyordu. Her yılın başında dilenen ve çoğu zaman tutmayan “Mutlu, güzel, barış, sevgi, sağlık dolu bir yıl” temennileri yine 2019’un son günlerinde edilmişti aslında. Karşılığında her şeyin iptal olduğu, gerek kişisel gerek toplumsal olarak hiçliği en derinden hissettiğimiz bir yıl geride kaldı. Böyle bir yıla “Hiçlik Kuramı”nın sahibi olan Friedrich Nietzsche’nin eseriyle son verelim. “Böyle buyurdu 2020.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Kobe Bryant: NBA İkonu Olmak

Bir Başka Messı, Bir Başka Maradona

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More