Bir Anadolu Efsanesi; Ankaragücü

Yaşadığı maddi zorluklar akabinde 2017-2018 sezonunu 1.Lig’de şampiyon tamamlayarak, uzun yıllar sonra Süper Lig’e yükselen Ankaragücü’nün kuruluş hikayesi ve efsanevi 1980-81 sezonunda yaşadıklarına bir göz atalım…

Zeytinburnu’nda bulunan İmalatı Harbiye Mektebi; imparatorluk için hem silah, mühimmat üretimi yapmakta, hem de bunları üretecek işçileri yetiştirmektedir. Genç dimağların ellerinden çıkan bu silah ve mühimmatlar, vatan savunması için kullanılan asli unsurların başında gelmekte. İşte bu sebepten dolayı İmalat-ı Harbiye öğrencileri, büyük bir aşk içinde var güçleriyle hem meslek öğrenmekte, hem de ordularına hizmet etmektedirler. Çalışırken gelen çekiç sesleri dışında, öğrencilerin neşeli kahkahaları da mektebin koridorlarında yankılanmaktadır.

14 Haziran 1910 günü, yine mektep için rutin bir gün gibidir. Fakat tek bir farkla… Bu sefer atölyelerde diğer günlere nazaran, çalışırken gelen gülüşme ve şakalaşma sesleri yerini derin bir sessizliği bırakmıştır. Çekiç sesleri dışında adeta çıt çıkmamaktadır. Çünkü bütün öğrencilerin aklı akşam yapılacak olan toplantıdadır. Nihayet mesai sonu gelir çatar. Herkes üzerini temizler temizlemez alelacele toplantının yapılacağı mektep salonunun yolunu tutar. Mektepte uzun yıllardır futbol oynanmaktadır. Bu bir gelenek olmuştur hatta. Her atölye kendi kurduğu takım ile diğer atölyeye, hatta bazen aynı atölyedeki diğer tezgâha karşı maçlar düzenlemektedir. Mektepte müthiş bir futbol tutkusu vardır. Fakat aralarında süregelen ciddi rekabet vesilesiyle, bir türlü bir çatı altında birleşerek tek bir takım çıkaramazlar. Ta ki okulun iki gözde öğrencisi bu durum için harekete geçene kadar.

Şükrü Abbas ve Agâh Orhan, aşağı yukarı her konuda rakip olan ve birbirlerinden hiç hazzetmeyen futbol aşığı iki gençtir. Fakat söz konusu mektepleri olunca birlikte hareket etmeye karar verirler ve mektebin diğer ufak çaplı takımlarının kaptanlarını da ikna ederek bir toplantı düzenlemeyi başarırlar. Başarırlar başarmasına ama gel gör ki Şükrü Abbas ve Agâh Orhan’ın yine birbirleriyle olan rekabeti yüzünden bir orta yol bulunamaz. Toplantıdaki bütün takım ve gruplar da ikiye bölünür. Bir kısım Şükrü Abbas’ı desteklerken, öteki taraf ise Agâh Orhan’ın tarafını tutar. Bunun üzerine ikisi de diğerinden önce idealini gerçekleştirmek amacıyla alelacele harekete geçer. Şükrü ve Agâh kendi destekçileri ile beraber, mektebin diğer öğrencileri ve çalışanlarıyla birlikte büyük bir çaba içerisinde mektebi birleştirecek olan takımı kurmak için mücadele etmektedirler. Önce davranan mektebin asli takımı olacaktır adeta. Hazırlıklarını bitiren Agâh Orhan, 31 Ağustos 1910’da mutasarrıflığa gidererek Altınörs İdmanyurdu ismini verdikleri takımının kaydını yaptırır. Fakat kaderin bir cilvesi olacaktır ki aynı gün hazırlıklarını bitiren Şükrü Abbas’ta, Turan Sanatkarangücü ismini verdikleri takımın kaydını mutasarrıflığa bildirir.

Mektepte herkes bu iki takımı konuşmaktadır. Kimi Altınörs’ü destekler, kimi de Sanatkarangücü’nü. Öyle ki mektep içinde şiddetli tartışmalara neden olur bu rekabet. Her tezgâhın birbiriyle olan rekabeti artık okulun genelinde iki takım arasında sürmektedir. Nihayet aylarca süren bekleyişin ardından, 4 Nisan 1911’de İmalat-ı Harbiye Mektebi’nde kimin daha büyük olduğunu kanıtlamak için iki takım birbirleriyle karşılaşırlar. Bir tarafta yeşil-kırmızı renkleriyle Turan Sanatkarangücü, diğer tarafta ise yeşil-sarı formasıyla Altınörs İdmanyurdu sahadaki yerlerini alırlar. Maçın başlamasıyla birlikte saha içindeki kıyasıya mücadele kısa süre içerisinde kavgaya dönüşür. Maçı izleyen iki takım destekçilerinin de karışmasıyla, çıkan olaylar neticesinde karşılaşma yarıda kesilir. İlerleyen yıllarda ayrı ayrı faaliyet gösteren bu iki takım, İstanbul’un işgali üzerine futbol faaliyetlerini tamamen durdurur. Diğer takımlar gibi işgal güçlerinin hiçbir takım ile maç yapmayı kabul etmezler, onların düzenlediği turnuvalara katılmazlar. Bunun yerine her iki takımında oyuncuları, mekteplerinde öğrendikleri mesleklerini icra ederek, vatanı kurtarmak amacıyla Milli Mücadele’ye katılmak için apar topar Anadolu’ya geçerler.

Anadolu’da cepheye mühimmat yetiştirip ve bozuk silahları onararak büyük bir gayret içinde çalışırlarken, içlerindeki futbol aşkını bir türlü yenemezler. Bu yüzden Altınörs İdmanyurdu futbolcularının ağırlıkla bulunduğu bir grup, “Anadolu Sanatkarangücü” adı altında bir takım kurar. Turan Sanatkarangücü takımı oyuncuları ise 1922’de, rakipleri Altınörs(yeni adıyla Anadolu Sanatkarangücü) gibi takımlarını yeniden canlandırma kararı alırlar. Savaşın bitmesi akabinde başkentin İstanbul’dan, Ankara’ya taşınması dolayısıyla İmalat-ı Harbiye Mektebi, Makine Kimya Endüstrisi adını alarak Ankara’da faaliyetlerine devam eder. Bunun üzerine nihayet 31 Ağustos 1923 yılında, iki kardeş kulüp birleşerek Anadolu-Turan Sanatkarangücü ismini alırlar. Birleşmelerinden tam 10 yıl sonra 31 Ağustos 1933’te yapılan kongre ile birlikte, kulübün önde gelen isimleri tarafından Çankaya Güneşi, Dikmen Yıldızı, Zafer, Kurtuluş, İmalât-ı Harbiye Gücü gibi birçok isim öne sürülmesine rağmen, milli mücadeleyi temsil amacıyla Anadolu’nun kalbi olarak gördükleri Ankara’yı simgeleştirerek “Ankaragücü Gençlik ve Spor Kulübü” isminde karar kılarlar.

Birçok kez Ankara Şampiyonu olan kulüp, 1929’da katıldıkları Hakimiye-i Milliye Turnuvası finalinde Gençlerbirliği’ni 3-1 yenerek şampiyon olur. Fakat bir işçi takımı olan Ankaragücü futbolcularının ellerindeki yağ lekelerini gören Gençlerbirliği yöneticisinin, takımı kupa seremonisine çıktığı için eleştirmesi üzerine Ankaragücü kaptanının verdiği cevap uzun yıllar akıllarda kalacaktır; “Ellerimiz kirli olabilir ama alnımız aktır”.

Türkiye profesyonel futbol ligine birçok kez katılan Ankaragücü, zaman zaman alt lige düşse de üst ligin demirbaş takımları arasında yerini aldı. TSYD ve Başbakanlık Kupaları‘nı kazanan takım, altın çağını 1970-1974 arası yaşadı. Bu dönemde ilk kez Türkiye Kupası’nı kazanan Ankaragücü, biri Cumhurbaşkanlığı olmak üzere toplam 3 kez kupa finali oynadı. Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nda İngilizler’in güçlü ekibi Leeds United ile karşılaşan ekip, kendi sahasında 1-1 biten maçın rövanşında 1-0 kaybederek kupaya veda etmek zorunda kalmasına rağmen sergilediği oyun ile büyük takdir toplamıştı.

Camianın en akılda kalan sezonu ise şüphesiz 1980-81 sezonu olacaktı. 1980-81 sezonunda 2.ligde (Şimdiki adıyla 1.lig) mücadele eden sarı-lacivertli ekip, ligi şampiyon olarak bitirerek 1.Lig’e(Şimdiki adıyla Süper Lig) çıkmayı kafasına koymuştu. Harikulade bir performans ile yarışta Sakaryaspor’la çekişen Ankara temsilcisi, Türkiye Kupası’nda eşleştikleri Düzcespor maçı ile çok derin yara almıştı. Düzce maçına tam kadro çıkarak en önemli iki futbolcusu İhsan ve Cüneyt’in atılması üzerine 2.Lig şampiyonluğunda zor duruma düşen Ankaragücü’nde, teknik direktör Coşkun Süer’in görevine son verilir. Süer’in yerine Yılmaz Gökdel teknik direktörlüğe getirilse de, yapılan bu değişim takımı büyük sıkıntıya sokar. Bunun sonucunda 2.Lig şampiyonluğu için mücadele ettiği Sakaryaspor’a şampiyonluğu ve 1.Lig’e çıkma hayallerini kaptıran Ankaragücü, doludizgin ilerlediği Türkiye Kupası’na odaklanmak durumunda kalır. Türkiye Kupası’nda, kupanın son şampiyonu Altay’ı eleyerek çeyrek finalde Beşiktaş’la eşleşen ekip; İnönü’de oynanan ilk maçı 2-0 kaybeder. Büyük moral bozukluğu ile ikinci maç hazırlıklarına başlasalar da kısa sürede kendilerine çeki düzen vererek rövanş maçına konsantre olurlar.

Ankara’da oynanan ikinci maç harika bir atmosferde başlar. Tribünler cıvıl cıvıldır ve Ankaragücü müthiş bir futbol resitali sunmaktadır. 90 dakika sonunda Beşiktaş karşısında 2-0 galip gelerek maçı uzatmalara taşımayı başarırlar. Uzatmalarda İrfan Ertürk’ün ayağından buldukları gol ile rakibini 3-0’la geçen Ankara temsilcisinin yarı finaldeki yeni rakibi Fenerbahçe olur. İstanbul’da oynanan ilk maçı 1-0 kazanan Ankaragücü, Ankara’da ki ikinci maçta da Fenerbahçe’yle seyircisinin önünde 0-0 berabere kalarak adını finale yazdırır.

Finaldeki rakip ise bir başka Anadolu temsilcisi Boluspor’dur. O dönemler 2 aşamalı oynanan final maçının ilk ayağında Ankara’da 2-1 galip gelen sarı lacivertliler, 13 Mayıs 1981’de Bolu’da oynanan rövanş maçına büyük umutlarla gitmişlerdi. Ankaralı taraftarların tıklım tıklım doldurdukları tribünlerde karnaval havası yaşanırken maçın 0-0 bitmesi ile birlikte ilk kez 2.ligde mücadele eden bir takım Türkiye Kupasının sahibi oluyordu. Bitiş düdüğünün ardından yaşanan coşku ise uzun süre akıllarda yer edinecekti. Tellere tırmanarak taraftarıyla kucaklaşan Ankaragüçlü futbolcuların, 1.lig’e yükselemeseler de sezonu kupa ile kapatmanın sevincini yaşamaktaydılar. 80 Darbesi ile Cumhurbaşkanı olan Kenan Evren, Ankara’da yaşanan bu coşku üzerine Ankara Valisi Mustafa Gönül ile görüşür. Bu görüşme akabinde spora teşvik amacıyla, Türkiye Kupası’nı kazanan takımın hangi ligde olursa olsun, 1.Lig’e(Bugünkü adıyla Süper Lig) yükselmesi hakkında bir yasa çıkartılır. Böylece Ankaragücü, 1.Lig’e yükseltilir. Bu koşulda 2.Lig şampiyonu Sakaryaspor’un da hakkını yememek amacıyla, 1.Lig 17 takımdan 18’e çıkartılır ve Sakaryaspor ile Ankaragücü beraberce 1.Lig’in yolunu tutarlar.

1980-81 sezonu 1.Lig şampiyonu Trabzonspor ile Cumhurbaşkanlığı kupası için mücadele veren Türkiye Kupası Şampiyonu Ankaragücü maçın favorileri arasında gösterilmemekteydi. O dönem 1.Ligde adeta fırtınalar estiren Karadeniz temsilcisi, Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı 5 kere üst üste kazanmıştı. 3 Haziran 1981 yılında oynanan maçta Ankaragücü, Bombacı lakaplı Nazmi’nin attığı gol ile 1-0 kazanarak Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı müzesine götürür.

Ankaragücü’nün bu başarısı pek çok Anadolu takımı için ilham olacak ve ilerleyen yıllarda Türkiye Kupası’na çok farklı bir boyut kazandıracaktır.