Beşiktaş’ın 100. Yıl Şampiyonluğu

''Sergen attı şampiyonluk geldi!''

2001/02 sezonunu şampiyon olarak tamamlayan Galatasaray, takımın başına İmparator Fatih Terim’i getirmek için sezonu şampiyon tamamlayan Rumen teknik adam Mircea Lucescu’nun sözleşmesini tek taraflı feshetmişti. Beşiktaş ise sezonu 3. sırada tamamlamıştı. Büyük takımlar her sezona şampiyon olma parolası ile başlarlar fakat bu sefer durum farklıydı. 2003 yılında 100 yıllık bir maziyi geride bırakmayı hedefleyen siyah beyazlılarda tek hedef şampiyonluktu.

100. yılda tek hedefi şampiyonluk olan ve bu doğrultuda imkanları sonuna kadar zorlama niyetindeki dönemin Beşiktaş başkanı Serdar Bilgili,  şampiyon olmasına ve rüşdünü ispat etmesine rağmen sözleşmesinin feshedilmesinin bedelini ödetmeye kararlı olan Lucescu ile anlaşmaya varmıştı. Takıma sahada liderlik edecek ve kendi değimi ile yıldız oyuncu olup maç kazandıracak[1] son parça da takıma eklenmişti; Sergen Yalçın. Henüz çocuk denecek yaştayken, Serpil Hamdi Tüzün tarafından kazandırıldığı Beşiktaş’ta şampiyonluklar ve kupalar kazanmış, tartışmasız saf yeteneği ve futbol aklına rağmen istikrarsız bir kariyer çizmiş, siyah beyazlıların öz evladı Ali Rıza Sergen Yalçın’ın yuvaya dönmesiyle eksik parça da yerine konuluyordu.

Sezon öncesi ve hazırlık kampı
Lucescu ve Feyyaz Uçar

Rumen çalıştırıcının yardımcılığına bir başka Serpil Hamdi Tüzün başarısı olan Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünden Feyyaz Uçar getirilerek Türk futbolunda çok sık duyduğumuz takıma abilik yapacak kişi eksiğini de gideren yönetim hız kesmeden transfer çalışmalarına başladı. Lucescu’nun isteği doğrultusunda kaleci transferi için 01/02 sezonunda Galatasaray’da talebesi olan  Mondragon için Fransız ekibi Metz’le görüşmelere başlayan yönetim, kulüple anlaşmasına rağmen Galatasaray Mondragon ile anlaştığını açıklayınca yılan hikayesine dönen transferden vazgeçti. Galatasaray Mondi’nin transferi için Metz’e 4.5 milyon € ödeyeceğini açıkladığında Beşiktaş benzerine günümüzde bile rastladığımız bir transfer hamlesi yaptı. Kolombiya milli takımında kaleyi koruyan ve vatandaşı Mondragon’un önünde olan Oscar Cordoba Arjantin ekibi Boca Juniors’tan kiralanarak siyah beyazlı ekibe dahil edildi. Günümüzde de kaleci sorunu yaşayan Beşiktaş, ayaklarını kullanmada son derece başarılı ve savunmayı kendisi üzerinden başlatabileceği bir kaleciye kavuşmuştu. Hucum hattını güçlendirmek için Rapid Bükreş’den Daniel Pancu kiralanmış ve taraftarın sevgili olan Pascal Nouma’nın bonservisi Olympique de Marseille’dan alınmıştı. 01/02 sezonunu 21 gol ile gol kralı olarak tamamlayan ve başarılı bir Dünya Kupası geçiren İlhan Mansız takımda tutulmuştu. Roma’dan bedelsiz olarak Brezilya’lı Antônio Carlos Zago takıma katılmaya ikna edilmişti. Kocaelispor’dan Roman Dąbrowski veya bildiğimiz adıyla Kaan Dobra transferi de dahil olmak üzere tam 13 futbolcu takıma katılmıştı.

2002 Dünya Kupası’na katılan oyuncuların ve yeni transferlerin kampa geç gelmesinin de etkisiyle oynanılan hazırlık maçlarında çok pozisyon veren ve dağınık bir görüntüsü çizen takım savunması Luce’nin canını ciddi anlamda sıkıyordu. Çok çalışmalarını gerektiğini vurgulayan Rumen çalıştırıcı, takımın ancak Kasım ayında hazır olabileceğini ifade ediyordu.

Çocukluk yıllarında ki gibi birçok renk ile oynar ve yeni bir renk bulmaya çalışırsınız. Futbol da böyledir. Bütünü elde edene kadar yenisini denemek zorundasınız.

Mircea Lucescu

Siyah beyazlıların Yunan ekibi AEK ile 31 Temmuz günü oynadığı hazırlık karşılaşmasından 5-1 yenilgiyle ayrılmasının ardından kurt hoca kararını vermişti. Bu takım dörtlü savunma ile oynayamazdı!

3-5-2

Cordoba’dan başlayarak Ahmet Yıldırım, Ronaldo ve Zago ile güvenilir bir savunma kurgusu oluşturan Luce, sağ ve sol kanadı Kaan Dobra, İbrahim Üzülmez ikilisine bıraktı. İbrahim Üzülmez’in bitmek bilmeyen dinamizmi ve süratinden sonuna kadar yararlanmak isteyen Rumen çalıştırıcı, Kaan Dobra’nın oyun kurma becerisi ve içe kat ederek çıkardığı sürpriz şutlara güveni tamdı. Kaptan Tayfur Havutçu ile orta sahayı dirençli bir şekilde elde tutmak Luce’nin planı için hayatiydi. Sergen, Tümer, Pancu ve zaman zamanda Yasin Sülün ileride oluşturulan pas trafiği Beşiktaş’ın hücum yönünün asıl belirleyici unsurlarıydı. Forvette bitirici rolü ise İlhan Mansız, Pascal Nouma ve kulübeden oyuna dahil olan Ahmet Dursun’a verilmişti.

İşte Beşiktaş'ın Süper Lig'deki rekorları - TRT Spor - Türkiye`nin ...
Ayaktakiler: Cordoba, İlhan Mansız, Emre Aşık, Ronaldo, Sergen, Zago, Tayfur(K)  Oturanlar: Yasin Sülün, İbrahim Üzülmez, Kaan Dobra, Pancu
İlk devre

Ligin açılış maçında Bursa deplasmanından iki kez öne geçmesine rağmen bir puanla dönmüştü siyah beyazlılar. İkinci hafta İnönü’de ki ilk maça çıkmak için hazırlanılırken taraftarlar özellikle bir futbolcuya seslendi. Sergen’i kendilerine söz vermesi için yanlarına çağırdılar. Tutulmayan sözlere ve hayal kırıklıklarına alışkındır Beşiktaş taraftarı. Takımları maça hızlı başlamıştı. Elde edilen net pozisyonları cömertçe harcamıştı. Kocaelispor girdiği ilk pozisyonda golü bulmuş ve 1-0 öne geçmişti. Hevesi birçok kez kırılmış ve bu durum neredeyse genlerine işlemiş olan Beşiktaş taraftarları sessizleşmişti. Bu filmi daha öncede görmüş gibiydiler ama farklı olan bir şey vardı. Takım demoralize olmaktan ziyade daha istekli ve daha baskılı oynamaya başlamıştı. Beşiktaş yarattığı ezici baskı ile maçı 2-1 kazanmıştı. Bir sonraki haftada İstanbulspor’la deplasmanda oynanan maçta Beşiktaş yine 1-0 geriye düşmüş ve yine maçı kazanmasını bilmişti. Oynanan hucuma dayalı ve güzel futbol siyah beyazlıların oyun kimliği hakkında herkese net bir mesaj vermişti. Yediğinden bir fazlasını at ve üç puanı al.

Peş peşe alınan üç puanın ardından 4 maçta 3 beraberlik alınması siyah beyazlıların lider olmasını engellese de oynanan futboldan ve takımın bütünlüğünden tüm camia memnundu.

9. haftada Denizli deplasmanına gitti siyah beyazlılar. Beşiktaş alışkanlık haline getirdiği gibi yine maça hızlı başlamış ve bulduğu pozisyonlardan yararlanamamıştı. Takım ikinci yarıda serbest vuruştan yediği golle geriye düştüğünde taraftarlar artık endişelenmiyordu bile. Sol ayağı ve teknik kapasitesi üzerine sayfalarca  yazı yazabileceğimiz Sergen Yalçın geçti bu kez duran topun başına. 18 yaşında Beşiktaş’la ilk resmi maçına çıktığı günden bu yana serbest vuruştan birçok gol izletmişti futbolseverlere; fakat bu defa topu öyle bir yere atmıştı ki maçın ardından Show TV’de yayınlanan dönemin popüler spor programı Maraton’da Erman Toroğlu “Elinle atsan o top oraya gitmez hojam!” demişti. Beşiktaş bir kez daha geriye düştüğü maçtan galip ayrılmasını bilmişti.

Sezon öncesi hazırlık kampında Lucescu “Bu takım Kasım’da hazır olur.” dediğinde spor medyasında Beşiktaş’ın durumu çok kötü, Luce zaman kazanmaya çalışılıyor diye düşünülmüştü.  Rumen çalıştırıcının haklı olduğunu ilk anlayan Beşiktaş camiası olmuştu. Kasım ayına gelindiğinde ise ülke sporseverlerinin merak ettiği tek bir şey vardı; bu zamana kadar hazır olmayan Beşiktaş buysa bundan sonra ne olacaktı? İlk yarının bitimine sadece 9 hafta kalmıştı. Beşiktaş, Ali Sami Yen’deki Galatasaray derbisi dahil dokuz maçın sekizini kazanmıştı ve bu süreçte 15. haftada İnönü’de oynanan Gençlerbirliği maçında taraflar beraberlikle ayrılmıştı.[2]

UNUTULMAZ DERBİ GOLLERİ | İbrahim Üzülmez, Galatasaray ağlarını ...
Derbideki golü sonrası İbrahim Üzülmez

8 Aralık günü ilk yarının son derbi maçı için Mecidiyeköy’e gitti Beşiktaş. Lider Galatasaray’la arasında 1 puan fark vardı Beşiktaş’ın ve Avrupa mesaisi nedeniyle bir maçı ertelenmişti. Çekişmeli geçen maçta beklenilenin aksine atak olan ve daha net bir oyun oynayan taraf siyah beyazlılardı. Taraftarın Deli İbo diye seslendiği İbrahim Üzülmez eski bir Galatasaraylı olan Ahmet Yıldırım ile nefis bir ikili oyun gerçekleştirmiş ve ceza sahasına kalabalığın içine dalmıştı. Futboldan çok denge amaçlı kullandığı sağ ayağı ile uzak köşeye yollamış ve Beşiktaş o golle Ali Samiyen deplasmanından 1-0 galip gelerek liderlik koltuğuna oturmuştu. Artık sadece Beşiktaşlılar değil tüm spor kamuoyu şampiyonluğun en ciddi adayı olarak Beşiktaş’ı görüyordu.

Beşiktaş bunu daha önce başarmıştı. Üstelik başarabilen tek takım olma özelliğine sahipti. 91/92 sezonunu nağmalup şampiyon olarak tamamlayan takımın golcüsü Feyyaz Uçar ise ilk yarıyı 1 maç eksiği ile en yakın rakibi Galatasaray’ın 5 puan önünde lider bitiren yenilgisiz takımın yardımcı antrenörlüğü yapmaktaydı.

İkinci yarı

Devre arasında kadrosunu güçlendirmek isteyen Beşiktaş, performansından memnun olduğu Oscar Cordoba’nın bonservisini alarak işe başladı. Rumen çalıştırıcının isteği ile orta sahayı iki takviye ile güçlendirdi. Orta sahayı ve oyunu tamamen elinde tutmak isteyen Rumen çalıştırıcı merkezdeki oyun kurucu eksiğini gidermek için bir dönem Milan’da da forma giyen İtalyan Federico Giunti’yi Tayfur Havutçu’nun yanına monte etti. Luce’ye göre takımın eksik olan son parçası da giderilmişti.

Beşiktaş 2002-2003 | Tarih, Mac, Fotoğraf
Ayaktakiler: İlhan Mansız, Cordoba, Ahmet Yıldırım, Nouma, Ronaldo Guiaro, Tolga Doğantez Oturanlar: Yasin Sülün, Kaan Dobra, Daniel Pancu, Serdar Topraktepe, Federico Giunti

İkinci yarıya Avrupa mesai için ertelenen Fenerbahçe derbisiyle başladı Beşiktaş. Şükrü Saraçoğlu stadında oynanan yağmurlu ve gergin maçta Ahmet Dursun’un golüyle 1-0 galip ayrıldı siyah beyazlılar. Ardından Kocaeli deplasmanından da 5-0 gibi çarpıcı bir skorla 3 puana uzandılar. Oynanan futbol ve takımın yüksek form düzeyi dosta güven düşmana ise korku salıyordu adeta. İstanbulspor maçından da 3 puanla ayrılıp galibiyet serisini bozmadan devam ettiren siyah beyazlılar 100. yaşını İnönü’deki Göztepe maçında taraftarlarıyla birlikte kutlayacaktı. 19.03.2003’de oynanan maçta 7-3 gibi sansasyonel bir skor elde ederek koca bir asırı gerisinde bırakmıştı Beşiktaş.

16 Nisan’da ertelenen 21. hafta maçı için Diyarbakır’ın yolunu tuttu Beşiktaş. Oynadığı 26 maçta sadece 7 beraberlik almış ve yenilgi yüzü görmemişti. Ligin alt sıralarında bulunun Diyarbakırspor’a karşı zorlanmadan galip gelmesi bekleniyordu Beşiktaş’ın. 4 gün sonra oynanacak Fenerbahçe derbisini düşünen Lucescu, as silahlarını dinlendirerek ciddi bir rotasyonla maça başlamıştı. Fakat işler beklendiği gibi gelişmedi. Beşiktaşlı oyuncular yakaladıkları fırsatları bir türlü gole çevirememiş ve maçtan 1-0 yenik ayrılarak sezonun ilk mağlubiyetini tatmışlardı. Kaderin cilvesi şudur ki; Beşiktaş geriye kalan tüm maçlarını kazanmasına rağmen nağmalup şampiyon olamamış, Diyarbakırspor ise bu galibiyetle aldığı üç puan sayesinde sezon sonunda ligde kalmayı başarmıştı.

”Sergen attı şampiyonluk geldi!”

25 Mayıs günü İstanbul’da çok güzel bir hava, boğazın dibinde Dolmabahçe’deki İnönü Stadı’nda ise mükemmele yakın bir atmosfer vardı. Ligin bitimine yalnızca 7 gün kalmıştı. Maça gelirken Beşiktaş 78 Galatasaray ise 74 puandaydı. Fatih Terim yönetimindeki Galatasaray’ın kazanmaktan başka şansı yoktu. Fatih Terim takımın başına geçsin diye bir önceki sezon şampiyon olmasına rağmen sözleşmesi feshedilmiş Luce’nin takımı için durum daha parlaktı. Maçtan alınacak bir puanla Beşiktaş, 94/95 sezonundan tam 8 yıl sonra, 100. yılında, ligin bitimine bir hafta kala şampiyonluğunu ilan edecekti.

Beşiktaş taraftarından Sergen Yalçın için özel istek! Yönetime ...
Beşiktaş, 25 Mayıs’taki şampiyonluk maçına, 100. yıla özel tasarlanmış bağcıklı forma ile çıkmıştı.

Maça iki takım da beklendiği üzere istekli başladı. Direkten dönen toplar ve Beşiktaş’ın değerlendiremediği fırsatlar nedeniyle skor tabelası 0-0 kaldı. Mutlak galibiyet isteyen Galatasaray’ın önde oynama isteğinin aksine daha direkt oyun oynama çabasındaydı siyah beyazlılar. Sergen, Tümer, Pancu, İlhan dörtlüsünün oluşturduğu pas trafiğiyle sonuca ulaşmayı hedeflemişti Lucescu.

Maçta bir türlü gol sesi çıkmamıştı ve son dakikalara girilirken riskleri almak zorunda olan Galatasaray tüm hatlarıyla öne çıkmıştı. Köşe gönderine yakın bir noktadan taç atışı kullanacaktı Galatasaray. Denemek zorundaydılar. Maç bitmek üzereydi ve bu işin şakası yoktu. Beşiktaş şampiyon olmak üzereydi. Beşiktaş taraftarı üzerine çökmüş olan sessizlik bulutunu delmiş, meşaleleri yakmıştı artık. Takım halinde savunmaya dönülmüş son atağı savuşturup şampiyonluğa ulaşmak için odaklanmıştı herkes. Rakip kaleye en yakın bırakılan isim ise oyuna sonradan giren Ahmet Dursun’dan başkası değildi. En yakın derken, orta sahanın kendine ait kesimindeydi ve Mondragon ile arasında en az 65-70 metre mesafe vardı. Hakan Ünsal bilindik uzun taç atışlarından birini yolladı penaltı noktasına doğru. Maç başından beri savunmada çok dikkatli olan siyah beyazlılar yine boşluk vermemiş ve boşta kalan topu ceza sahası yayının üzerinden gelişi güzel havalandırarak uzaklaştırmışlardı.

Tümer Metin’in deyimiyle saçı bozulmasın diye hava toplarına çıkmazmış Ahmet Dursun. Ama bu defa çıkmış ve üstelik topu Sergen’in önündeki boşluğa doğru sıyırmıştı kafasıyla. Sergen Yalçın topla buluştuğu anda Galatasaray’ın koruduğu kale ile arasında 70 metreye yakın bir mesafe ve acele ile geriye dönmeye çalışan Galatasaray’ın efsane savunmacılarından Kaptan Bülent Korkmaz vardı. Geri dönmeye çalışan Bülent’i tek ayağı üstünde yakalamıştı Sergen ve topu güvenli bir mesafede tutarak sol ayağına almıştı. Artık Bülent’in yapabileceği hiçbir şey yoktu. Sağ taraftan bindiren Tümer’e al ve bana asist yap pasını vermişti. Dünyanın en iyi savunmacısı bile olsanız üzerinize bu ikili geldiğinde aslında yapabileceğiz pek bir şey olmaz desek abartı olmaz sanırım. Yıllar sonra bu ikiliye ayrı ayrı “Peki ya Tümer orda pas vermeyip topa vursa ve pozisyon kaçmış olsa ne olurdu?” sorusu sorulduğunda ikisinin de cevabı aynı olmuştu; Hayır, öyle bir şey yapamazdı, o pası atmak zorundaydı! Tümer sağ çaprazda kafasını kaldırdığında dünya üzerinde yaşayan 8 milyar insandan sadece iki kişi Beşiktaş’ın şampiyon olduğunun farkındaydı; Tümer ve kendisine asist yapması için pası ona atan Sergen.

Spikerlik kariyeri boyunca klasikleşen birçok anlatıma, efsane repliklere imza atmış olan Ercan Taner belki de en unutulmaz olanını söylemiş, yarışa son noktayı koymuş, Beşiktaş’ın şampiyonluğunu ilan etmişti. Sergen atmış, Beşiktaş şampiyon olmuştu. Son maçını da kazanarak 85 puana ulaşmış ve en yakın rakibi Galatasaray’a 8 puan fark atmıştı.

Mircea Lucescu’nın Shaktar’da yaşadığı başarıların ardından A Milli Futbol Takımımız ile aldığı kötü sonuçlar ve basına verdiği ilginç açıklamalar hala hafızalarımızda sıcaklığını korumakta ama bugün çok övdüğümüz, izlemekten keyif aldığımız Pep Guardila ve Jurgen Klopp’un futbolundan birçok iz var 2002/03 Beşiktaşı’nda. Pep’in 3’lü savunmasında gördüğümüz hücumcu kanat bekleri ve mutlaka en az bir tanesinin oyun kurucu olması, ayağı çok iyi bir kaleci ile oyunu geriden kurabilme, sağ ve sol ayaklı stoperlerin pasör özellikleriyle orta sahada ve hücumda çoğalabilme, Tayfur’la direnç kazandırılmış orta alanda topların çabucak kazanılması ve Guinti gibi teknik bir oyuncudan başlatılan geçiş ile Sergen, Tümer, Pancu, İlhan dörtlüsünün kısa ve seri pas trafiği ile Kloppvari direkt oyunu…

Teknik kapasitesine şaşıracağınız bir takımın, kendisine haksızlık edilmiş bir hocanın, yuvasına dönmüş bir yıldızın ve 100. yılını kutlayan bir camianın izlemesi de anlatması da keyifli, masalsı bir şampiyonluk hikayesiydi bu; asla unutulmayacak, hep anılacak ve gururlanılacak…

 

[1] Sergen Yalçın’ın Beinsports’a yaptığı yıldız oyuncu tanımı: “Yıldız oyuncu bir kere kesinlikle gol de atar. Sezonda 5-6 mac kazandirir takim kötü oynasa bile. Büyük maçlarda karakter ortaya koyar.”

[2] Günümüzde Beşiktaş’ın Başakşehir’e (eski adıyla İBB) şansı tutmadığı gibi o dönemlerde de Gençlerbirliği Beşiktaş’a en ters gelen takımdı. 5 Mart 2003’de oynanan 2002/03 Türkiye Kupası Çeyrek Final maçında Gençlerbirliği Beşiktaş’ı Dolmabahçe’de eleyerek adını yarı finale yazdıran taraf oldu.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Zonguldakspor: İşçi Sınıfının Baldırı Çıplakları

Guy Roux: Auxerre İmparatorluğu

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More