7 numaranın Efsanesi ve Laneti

Manchester United'ın 7 numaralarının geçmişteki başarıları ve son dönemdeki başarısızlıkları üzerine bir inceleme.

Tarih boyunca Manchester’ın kırmızı tarafının en önem verdiği numarası ne 9 ne 10 oldu. United için hep 7 vardı, hep bir 7 beklentisi olacak.

 

Manchester United. Dünya futbol tarihini yazmak isteseniz dışında asla ama asla bırakamayacağınız büyüklükte bir kulüp. Her büyük kulüp gibi kendilerine ait özel ikonları, sembolleri var. Ama bir sembolü var ki dünyanın hangi köşesine giderseniz gidin, futbol ile uzaktan yakından ilgilenen birisine gösterdiğinizde tanıyacaktır United’ı. Elbette, kırmızı bir forma üzerine beyaz ile 7 numara. Peki, 7 numara United için nasıl bir efsane haline geldi ve neden son dönemde bir “lanet”  olarak görülmeye başladı?

 

     “Belfast Boy” ya da “El Beatle” George Best

 Siz onu elbette “Maradona Good – Pele Better – George Best” kalıbı ile tanıyorsunuz ama o kadar çok lakabı var ki bu 7 numara efsanesini başlatan George Best’in. Mesela o döneme göre saç kesimi ve duruşuyla efsane İngiliz grubu “The Beatles” içinden birisi gibi göründüğü için “El Beatle” ya da “The Fifth Beatle” lakabını da almıştır Best.

Kuzey İrlanda’lı süperstar kesinlikle futbolun ilk “süperstar” oyuncularından birisiydi. Çamurlu tarlaların ve sert müdahalelerin döneminde Best’in nasıl süperstar olduğunu merak ediyorsanız anlatalım. Best o sahalarda bile topla rakiplerinin arasından akıp gidebiliyor ve kimsenin yapamadıklarını yapabiliyordu. United gözlemcisi Bob Bishop tarafından 15 yaşında keşfedildiğinde, Bishop onun için raporunda “Galiba bir dahi buldum” diyordu. 17 yaşında dönemin United Menajeri Sir Matt Busby’den 1963 Eylül ayında ilk kez forma alıyordu. Sezonun geri kalanında da düzenli olarak forma giyip ilk şampiyonluğuna da ulaşıyordu böylece.

Manchester United hücum hattı (o dönemde onlara verilen isimle ‘kutsal üçlü’) içerisinde en genç isimdi Best. 1963’ten 1974’e kadar United’da kalmıştı. 470 maçta 179 gole imza atmış. 1970’de FA Cup’ta Northampton karşısında ise bir maçta tam 6 gol atmıştı. Dönemine göre düşündüğünüzde (bugün Levandowski bile 5 gol attığında olay oluyor) bu gerçekten inanılmaz bir başarı.

Elbette Best ile ilgili konuşup da yaşadığı dönemin en “hızlı” playboy’larından birisi olduğunu söylememek de olmaz. Güzel mankenler, içkiler, partiler… Ama kendisinin bıraktığı mirası ile ilgili söylediği “Ben bıraktığımda insanlar o saçmalıkları unutacak ve beni futbolumla hatırlayacaklar” sözü galiba kendisini en iyi anlatan cümle olacaktır kapanış için.

 

“Kaptan” Bryan Robson

Bir azim hikayesi olması lazım Robson’un hikayesinin. Öyle olmak zorunda çünkü. Bir futbolcu düşünün, kariyerinin başında West Bromwich Albion forması giydiği dönemde 3 kez ayağı kırılmış bir isim Robson. Buna rağmen Bromwich için çıktığı 200’e yakın maç var efsane orta sahanın.

1981’de dönemin Manchester United patronu Ron Atkinson tarafından 2 milyon pound bedel ile transfer edilmişti. Ama bu teklif geldiğinde kendisini Liverpool’da Merserside’a getirmek için uğraşıyordu. O Atkinson’un United’ını tercih etmişti. O günlerde bu bedel, evet sadece 2 milyon pound bir rekordu İngiliz futbolu için.

İlk kez transferinden birkaç gün sonra Tottenham’a karşı lig kupası maçında United formasını sırtına geçirmişti. İlk lig maçı da Manchester derbisinde City’ye karşı Maine Road’daydı. O sezon United bir şey kazanmasa bile o sezonki performansı ona 1982 Dünya Kupası için İspanya’ya giden uçakta bir koltuk ayırmayı sağladı. Orada da Fransa maçında 27 saniyede attığı gol o günler için Dünya Kupasında atılan en hızlı goldü.

Ve 2. Sezonu için Manchester’a döndüğünde kaptanlık bandı da onu bekliyordu. Bu kadar kısa sürede, yeni transfer olmuş birisinin o bandı takması alışılmadık olsa da Robson bunu liderliği ile kesinlikle hak etmişti. United için toplamda 461 maça çıkıp 99 gol atmış bir efsane Robson. 13 yıl formasını giydiği takımın efsanelerinden birisi olarak 1994’de kulüpten ayrılmıştı.

 

“Kral” Eric Cantona

Ne kadar anlatmamız gerekir, tartışılır. Her anlamda sayfalarca yazı da yazılabilir hakkında, tek bir cümle de yeterli gelir. İnanılmaz yetenekli bir forvet, karizmatik bir aktör, filozof ve kung-fu meraklısı diyebiliriz ama galiba tam olarak kendisini “dik yakalı forma” olarak da tanımlayabiliriz ki kendisine verilen “Kral” lakabı da aslında buradan geliyor. Yakasını kaldırdığı forması ile kesinlikle bir kral gibi görünüyordu o günlerde. Ve bu görüntüsüyle onun “United’da oynamak” için doğduğunu söylemek pek de yanlış olmaz.

Fransız yıldız dört buçuk sezon kaldığı United’da 4 kez şampiyonluğa ulaşmıştı. 1.2 milyon pound bedel ile (hayır, yazım yanlışı yok gerçekten bu bedel ile) 1992 yılının devre arasında gelmişti United’a. 182 kez giydi kendisi ile ikonlaşmış kırmızı formayı ve 82 gol attı. Bu dört buçuk yılda kulübün tarihine, kalbine bir damga olmuştu bile, tıpkı George Best’in ondan 20 yıl önce olduğu gibi.

Elbette, Cantona dediğinizde aklınıza gelen tek şey dik yakalı Manchester United forması olmayacaktır. Demiştik, kendisi bir kung-fu meraklısı. Ve bu merakını bir Cyrstal Palace taraftarında stadda göstermesi o dönem için çok tepki toplamıştı. Ancak sonucunda 9 ay saha içi ve 120 saat toplum hizmeti cezası alan Cantona bundan bir kez bile şikayet etmedi. Dönemin united savunmacılarından Gary Pallister “Eric’in bir fünyesi vardı. Buna şüphe yok. Sonuçta patladı…” demişti.

Cantona yakınlarda yaptığı bir açıklamada “daha sert vurmalıydım” demişti. Tekmeyi attığı kişi Matthew Simmons ise sadece “çık, çık, çık, erkenden ceza yedin Cantona” dediğini iddia etse de tribünden bazıları onun “seni çirkin Fransız p.ç, s…. Git Fransa’ya dön!” dediğini söylüyorlar. O sezonun sonunda (zaten aldığı 9 ay ceza da varken) futbolu bırakma kararı vermiş, efsane Sir Alex Ferguson tarafından bu kararını bir sene ertelemesi istenmiş ve kabul etmişti. O sezon kalmayı kabul etmesiyle David Beckham, Ryan Giggs, Roy Keane gibi diğer efsanelerin doğuşuna da futbolu ile katkı sağlamıştı kesinlikle.

 

David Beckham

Bir küresel fenomen. Bir efsane. Herkesin tanıdığı futbolun en önemli isimlerinden birisi kesinlikle Becks. Kendisi hakkında yazarken kabullenmem gerekir: Ortaokul ve Lise döneminde futbol oynarken sağ kanatta oynamamın nedeni kendisidir. Okul takımlarında özellikle “7” numarayı (ortaokulda tabi, lisede 23 istemiştim ama vermemişler 7 ile devam etmiştim gerçi) istememin nedeni kendisidir. Lise döneminde futbol takımında da olmanın özgürlüğü ile saçları onun yaptığı model her ne ise onun gibi yapmaya çalışmamın nedeni de kendisidir.

Beckham bizim dönemin gençliğinin olmaya çalıştığı o karizmatik adamdı her zaman. Çünkü yine bizim dönemin kızlarının odalarının duvarında o dönemde aldıkları dergiler ile onun da posteri verilirdi. Ama Beckham elbette sadece bir moda ikonu, bir karizma belirleyicisi değildi. Dünyanın gördüğü gelmiş geçmiş en mükemmel sağ ayaklardan birisine sahipti ve o sağ ayağı ile herhangi bir barajın üzerinden herhangi bir açıdan kaleye vurduğu her duran topun gol olma olasılığı olmama olasılığından hep yüksekti.

Kendisi idolü olan Bryan Robson’un adımlarını takip etti ve tıpkı onun gibi İngiltere Milli Takımının kaptanlığını da yaptı bir süre. Ama bu hikayesi onun 18 yaşında başlamıştı. 394 kez giydiği United formasında aslında kendisi hep 10 numarayı istediğini açıklamıştı. 1995’te kiralık gittiği Preston’da 10 numarayı giymiş ve kendisine uğurlu gelmişti. United’da da 10 numarayı giymek istediğini söylemiş, Sir Alex ise daha önce Roy Keane’e önerdiği ve Keane’in istemediği 7 numarayı ona vermek istemişti 2. Tercih olarak. Becks 10 numarayı alamamanın mutsuzluğunu yaşayacağını düşünürken Cantona’nın Best’in ve kendisi için en önemlisi Robson’ın 7 numarasını giymişti Sir Alex’in tercihi ile.

2003’e kadar United’da kaldı. Ve bu sürede ne yapsa olay oldu. Spice Girls’den Victoria ile yaşadığı ilişki, Sir Alex’in “100 defa ya da milyonlarca kez denesem bile bunu başaramazdım” dediği krampon olayı ve daha fazlası. Ama Beckham kesinlikle bizim gibi gerçek futbol severler için attığı frikikler, uzun paslar ve sahada karizma demekti. 2003’te Real Madrid’e giderken United taraftarına adeta bir “veda hediyesi” gibi Everton’la oynadığı son maçında bir frikik golü atıp gitti.

 

“CR7” Cristiano Ronaldo

Son 7. En azından gerçekten United’a gönül veren taraftarlar için. Çünkü ondan sonra hiçbir 7 o “United 7’si” olamadı kimse için. 292 maç. 118 gol. 6 yılda 118 gol. Sezona vurduğunda neredeyse 20 gol ortalaması vardı Portekizli süperstar’ın Manchester’da. Evet, belki Real Madrid’de Messi ile girdiği rekabet onu bambaşka bir boyuta taşıyıp “bu dönemin en iyisi” tartışmasının bir yanında tuttu sürekli ama 12.3 Milyon Pound’a transfer olduğu United’da oynadığı dönemde de bir süperstar olduğu gerçeğini inkar edemeyiz.

Kendisi ile ilgili Sir Alex 80 Milyon Pound’a (dönemin en pahalı transferi olarak) Real Madrid’e gidişinin ardından “Cristiano Manchester United için harika bir oyuncuydu. Onun katkısı, kulübün o zamanki başarısında büyük bir etken olmuştur ve yeteneği, eğlendirici kabiliyeti ve örnek alınası kişiliği dünyanın dört bir yanındaki hayranlarını büyülemiştir.” demişti.

2003 yılında Bolton karşısında ilk maçına 61. dakikada çıktığında dünyayı kendisine hayran bırakmaya hazırdı. Kevin Nolan onu durdurmak için formasından çektiğinde takımına penaltı kazandırmış, dönemin forveti Ruud Van Nistelrooy’a mükemmel bir pozisyon hazırlamış resmen “al da at” demiş ama Ruud 5 metreden golü kaçırmıştı. Ama Old Trafford’daki United taraftarları Ruud’un kaçırdığı gole üzülmek yerine yeni yıldızlarını alkışlamak ve ona hayran olmakla meşgullerdi.

2006’da Aralık ayında “Premier Lig Ayın Futbolcusu Ödülü” kazandığında bu ödülü arka arkaya kazanan 3. futbolcu olarak Dennis Bergkamp ve Robbie Fowler’la birlikte tarihe geçti. Ve 2008’de o kırmızı formasındaki 7 numarası ile Chelsea’ye karşı ilk şampiyonlar ligi şampiyonluğunu da kazandı. 2009’da bu kulüpten ayrılıp Real Madrid’e gittikten sonra ise o 7 numara bir daha hiç öylesine dolmadı…

 

Michael Owen

Bir Liverpool efsanesi. Doğru. Ama Newcastle’dan sonra Liverpool’a neden gitmediğini anlatırken “ben Liverpool’a gitmek istediğimde çok fazla hücumcuları vardı, onlar beni istediğinde ise ben sakattım ve olduğum oyuncu olarak dönemeyeceğimden Liverpool’a gitmedim” demişti. Newcastle küme düşüp sözleşmesi bittiğinde “Benitez’le görüşmesi için insanlarla görüştüm, ama Benitez beni istemeyip de Sir Alex’le konuşup benimle ne kadar olumlu olduğunu görünce başka alternatifim kalmamıştı. 29 yaşındayım, futbolu mu bıraksaydım yani?” diyor Owen.

3 sene kalmıştı United’da. 7 numara da ondaydı bu sürede. İlk sezonunda 19 maçta oynamıştı (14’ünde yedekten girerek) ve sadece 3 gol atmıştı. 2. Sezonunda oynadığı 11 maçın sadece 1’inde ilk 11’de başlamıştı, 2 gol atmıştı. 3. Sezonunda ise 1 maçta sadece formayı giyebilmişti. Bekleneni veremediği United’tan 2012’de ayrılıp Stoke City’ye gitmişti.

 

Antonio Valencia

Wigan’dan geldiği zaman iyi bir performans göstermeye başlamıştı Valencia. 25 numaralı forma ile 3 sezon oynamış, 3. Sezonu olan 2011/12 sezonunda gösterdiği performansla United’da sezonun oyuncusu seçilmesinin ardından sonra da 7 numara kendisine emanet edilmişti. Ama 2012/13 sezonunda sakatlıklarla ve formunu bulmakla o kadar uğraşmıştı ki yeniden 25 numarayı giyip 7 numarayı sezon sonunda bir kenara bıraktı.

Yeniden 25 numaralı aldıktan sonra da sürekli istikrarlı bir görüntü sergiledi. Dile kolay, 7 numarayı kenara bıraktıktan sonra 6 sezon daha kırmızı formayı 25 numara ile giydi ve hep belirli seviyede bir performans vermeye devam etti. Ama United’ın 7 numarasıyla hiç uyuşmayan 2. Bir yıldız olmuştu Owen’dan sonra. Acaba 7 numara laneti bu zamanlarda mı başlıyordu?

 

Angel Di Maria

Real Madrid’de Bale ve Ronaldo’nun gölgesinde kaldığı için kendisini göstermek istediği bir takıma gitmek isteyen Di Maria da United’ın yolunu tutup 7 numarayı giyen süperstarlardan birisi. Lakin burada geçirdiği süre gerçekten üzücü bir hikaye. Geldiğinde basın toplantısında onu çok uzunca bir süre övmüştü dönemin hocası Louis Van Gaal. “İnanılmaz derecede hızlı bir oyuncu ve harika bir sol ayağı var ve çoğu defans ekibine korku salıyor. Takıma harika bir katılım oldu” diyor Hollandalı menajer.

Tabii ki United taraftarları da dünyadaki en iyi kanat oyuncularından birisini takımlarında görmekten son derece memnunlardı. Ama kendisine o görkemli 7 numara verildiğinde çok az kişi Di Maria’nın sadece 1 sezon United’da kalacağını düşünüyordu. Di Maria United forması altında kariyerinin en zor 9 ayını geçirecekti.

İlk haftalarda o kadar iyiydi ki Di Maria Eylül 2014’te ayın oyuncusu ödülünü bile kazanmıştı. Ancak kısa sürede Angel ile Louis Van Gaal’in “futbolun nasıl oynanması gerektiği” yönündeki fikirlerinin taban tabana zıt olduğu ortaya çıkmaya başlamıştı. Di Maria daha özgür bir oyun oynamayı isterken Van Gaal onun sadece tahtada yazılanları uygulamasını istiyordu. Hatta uygulamayan futbolcuları takımdan kesiyordu. Bu daha robotik bir United ortaya çıkarmış ve Sir Alex’in yıllardır oluşturduğu United futbolunun da tam tersi olmuştu.

Bu sistemle uyuşmama problemlerini yaşarken bir de sakatlık problemi çıkmıştı kendisinde. Aralık ayının tamamını sakat geçirmek zorunda kalmıştı Arjantinli kanat. Bu arada da Cheshire’daki evinde bir soygun girişimine uğradılar ailece. Kendisi, eşi ve sadece 1 yaşındaki çocukları Mia’nın bulunduğu eve 3 hırsız girmişti. Bunun tramvası ile eve dönmeye çok korkan aile artık otelde yaşamaya başlıyordu. Kısa süre sonra da eşi Jorgeline Manchester’dan ayrılmak istemişti. Bu sorunlar nedeniyle Arjantinlinin formu da dibe vurmaya devam ediyordu. Arsenal karşısında oynanan FA cup mücadelesinde kendisini atmaktan sarı kart görünce hakemin formasını tuttuğu için 2. Sarıdan kırmızı kartla oyundan atılması taraftarla da arasında kalan bağların kopması için bir neden oluyordu. Ve 2015 Ağustos’da 44,3 milyon pound bedel ile Paris Saint-Germain’e transfer oluyordu. Bir kez daha 7 numaradaki lanet bir yıldızı beklenen performansından uzaklaştırmış mıydı?

 

Memphis Depay

Di Maria’dan sonra gelen Depay, 2 sezon (daha doğrusu 1,5 sezon) giydiği 7 numara ile göstermesi gereken performansı gösteremeyen sondan bir önceki yıldızımız. PSV’den transfer edildiğinde kendisinden beklentiler gerçekten çok yüksekti. Ve 7 numarayı alınca da Beckham’ın 7 numaralı formasını giydiği fotoğrafları internette çokça dolaşmış, kendisi “Sabahları uyandığımda Beckham gibi hissediyorum kendimi” diyecek kadar ileriye de gitmişti. Ama bu söylemlere rağmen Becks’in performansını göstermesi bir yana, kendi performansından da o kadar uzaklaştı ki 1,5 sene sonra United 34 milyon Euro vererek aldığı Hollandalı genç yıldızını 16 milyon euro’ya Lyon’a gönderirken tereddüt bile etmedi. Çıktığı 33 premier lig maçında sadece 2 gol atabildi, bir asist yapabildi. Ama kendisinde de kesin olarak düşünülmeyen o “lanet” buradan sonra net olarak görülebilecekti.

 

Alexis Sanches

United’ın en büyük rakiplerinden birisinden, Arsenal’den gelen Alexis “eğer bir lanet varsa bunu kırabilecek ender oyunculardan birisi” olarak görülmüştü batıl inançlı taraftarları tarafından United’ın. Ben de bunu bu şekilde görenlerden birisiyim. Sonuçta Barcelona’da Arsenal’de yaptıkları ortada, milli takımdaki oynadığı futbol üst düzey olan bir isimden bahsediyoruz, kolay değil. Jose de böyle düşünmüştü bu transferi yaparken. Karşılığında Mkhitaryan’ı Arsenal’e verirken “Alexis dünyadaki en yetenekli hücum oyuncularından birisi ve bizim genç hücum hattımızın tam eksik olan parçası olacak” demişti Portekizli menajer.

Ancak 7 numarayı sırtına geçirdiğinde Ronaldo’dan beridir süregelen lanet onu da elbette ki bulmuştu. Arsenal’de aynı sezonun ilk yarısında 19’u ilk 11’de olmak üzere 21 maçta oynayan Alexis 7 gol atmıştı, devre arasında United’a gelişinin ardından 12 maçın tamamında ilk 11 oynamasına rağmen 2 gol atabilmişti. Beklentilerin uzağında kalan Alexis, geride bıraktığımız 2018/2019 sezonunda ise daha çok yedek kalmaya başlamış, oynadığı 20 maçın sadece 9’unda ilk 11 başlamıştı. Ve sadece 1 gollük katkı sağlamıştı geçen sezon United’a.

Nitekim bu transfer döneminde United’dan ayrılması da gündemde, hakkında çokça transfer söylentisi bulunan Şili’li yıldız kendisi de ayrılmak istediğini saklamazken Jose’nin yerine takımın başına geçen Solskajer de maaş yükünden kurtulmak için Alexis’in satışına onay verebilecek. Çin ve Güney Amerika’dan kendisine teklifler olsa da United “kabul edilemez” bir teklif almadı henüz yıldız oyuncu için.

 

Peki Nedeni Ne Bu Lanetin?

Taraftarlar artık ciddi şekilde 7 numaralı formanın bir laneti olduğuna inanmaya başlamış durumda. O kadar ki 7 numaralı forma satışlarında bile dramatik bir düşüş yaşanıyor United’ın geçmiş yıllara göre. Bu belki de sadece “beklenti” ve “yaratılan baskı” ile de açıklanabilir. Bu kadar süperstarın giydiği 7 numarayı sırtına her geçiren futbolcunun bir “Belfast Boy” bir “Becks” bir “CR7” olmasını bekliyor United taraftarı.

Çünkü 7 numaralı formayı giyen oyunun onlara şampiyonluklar, kupalar, başarılar getirmesine alışmışlar. Ciddi sakatlık problemi yaşamayan oyuncuların sürekli yaşadıkları sakatlık problemleri, Di Maria’nın bahsettiğimiz soygun gibi başından geçenler ve diğerleri… Doğa üstü bir lanet olup olmadığını sorgulatıyor Kırmızı Şeytanlar’ın taraftarlarına.

Bakalım, Alexis’in ayrılmasından sonra yeni gelecek 7 numara bu laneti kırabilecek mi? Ya da Alexis ayrılmayıp beklenen performansı gösterebilecek mi? Cevapları için yeni Premier League sezonunu beklememiz gerekecek sadece.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More