Türk Futbolunda Yabancı Sınırı Uygulaması

Son on yılda sekiz kez revize edilen yabancı oyuncu sınırının; günümüz Türk futbol anlayışına, kulüplerin maddi durumlarına ve transfer çalışmalarına, milli takımıza ve Avrupa’nın önde gelen milli takımlarına olan etkilerinin incelenmesi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Milli takıma hazır olabilmek için bir defa oyuncunun oyun saatinin, oyun dakikasının miktarının fazla olması lazım. Birçok yabancı futbolcuyla diyelim ki 2019’a kadar anlaşmalar yapılmış. O tarihe kadar anlaşmalar yapıldığına göre bunun üzerine herhangi bir spekülasyon yapmaya gerek yok. 2019’dan sonrasına yönelik Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tüm kulüplerle oturup masaya yatırmalı.“  sözleriyle 2019 sonrası daraltılacağı bir nevi kesinleşen yabancı oyuncu sayısı önümüzdeki günlerde daha çok konuşulacağa benziyor. Peki, yabancı oyuncu sınırlamasının ülkemizde geçmişten gelen uygulamaları nedir, ligimizdeki yabancı oyuncuların oyuna katkıları nasıl, sınırlama kulüpleri ekonomik olarak nasıl etkiliyor ve milli takımımızın ve Avrupa’nın en formda 10 milli takımının, sınırlamalardan nasıl etkilendiğini gelin bir de beraber inceleyelim.

Bildiğiniz üzere ülkemiz yabancı futbolcular için adeta bir cennet… Kulüpler tarafından ödenen yüksek maaşlara ek olarak ücretsiz tahsis edilen lüks villa ve arabalar, kazandıkları ücretten alınan verginin diğer Avrupa Ligleri’ne kıyasla yarı yarıya bile olmaması, bir sonraki durak olan Arabistan ve Çin Ligleri’ne göre özellikle İstanbul’da Avrupa standartlarında ve yaşanabilir iklimde bir hayat, Avrupa, Asya ve Afrika kıtasına sadece iki ila dört saatlik uçak yolcuklarıyla gidebilecek olmaları,  Avrupa’nın rekabetçi liglerine göre daha düşük idman temposu ve bunlara rağmen UEFA veya Şampiyonlar Ligi’nde boy gösterme fırsatı ülkemizi bir cazibe merkezi haline getiriyor.

Peki, ülkemiz sunduğu bunca olanaklara rağmen yabancı oyuncularından verim alabiliyor mu? Bence asıl sormamız gerek soru bu! Nicelik olarak 14 kişilik kontenjanla neredeyse serbest bırakılan yabancı oyuncu sınırlaması ülkemize ne gibi katkılar sağlamış önce onu bir gözden geçirelim.  18 takımlı ligimizde bir sezonda 306 maç oynanırken  geçtiğimiz sezonda ligde tam 906 gol atılarak 2003-2004 sezonunun 908 gollük rekoruna yaklaşılsa da, 1987-1988 sezonunda atılan 1032 gollük rekora yaklaşılması mümkün gözükmüyor. Şunu da hatırlatmakta fayda var 1987-1988 sezonu Türk futbolunun hala emekleme dönemlerinden biri olduğu  için değerlendirme kıstasına alınmaması daha sağlıklı olacaktır. Bu küçük hatırlatmayı yaptıktan sonra; ligimizde maç başı gol ortalamasının 2.93 ile Avrupa’nın beş büyük ligindeki rakiplerimizin hepsini geride bıraktığımızı söyleyerek devam edelim. Aşağıda yayın geliri olarak bizden daha ileride olan beş ligin gol ortalamalarını görebilirsiniz.

İngiltere Premier Lig: 2.69

İspanya La Liga: 2.69

İtalya Serie A: 2.71

Fransa Ligue 1: 2.63

Almanya Bundesliga: 2.68

İşte bu aşamada görüyoruz ki, bir ligin seyir zevkini yükselten en önemli etken olan gol sayımız yabancı sınırının kaldırılmasından sonra önemli ölçüde artmış. Ligimizde maç başı atılan yaklaşık 3 gol seyirciyi de tekrar statlara çekmeyi başarmış gözüküyor. Yabancı sınırının 6+2 olarak uygulandığı son sezon 2014-2015 sezonunda 6.225  ortalama seyircisiyle oynanan Süper Lig maçları 2017-2018 sezonunda 12.821 kişiye yükseldi. Yaklaşık %100’den fazla artan seyirci ortalaması kulüplere maddi olarak da önemli bir gelir kaynağı olarak geri döndü. Katlanan bilet ve loca gelirleri 2014-2015 sezonunda Süper Lig ve 1. Lig’in toplamında 100 milyon TL’nin altında kalırken, Süper Lig Ekipleri 2016-2017 sezonunda 156 milyon TL, 2017-2018 sezonunda ise 278 milyon TL gelir sağladı. Taraftarların büyük kısmının tepki gösterdiği Passolig uygulamasına rağmen gelirlerin bu denli büyük ölçüde yükselmesi birçok kulübün kasasını rahatlattı.

 

Galatasaray Eski Başkanı Ünal Aysal – 2013

En ciddi sorun, yabancı sınırlaması. Bütün kulüplerin de şu anda mevcut fazla yabancısı var. Bu açıdan görevimiz oldukça zor. ‘Yabancı kuralından memnunum’ diyecek bir kulüp çıkacağını düşünmüyorum.  Ülkedeki tüm kulüpler sıfır yabancıyla oynayacaklarsa, biz buna hazırız ama yurt dışında bunun neden olacağı neticeler felaketlere yol açabilir.

Yurt dışında karşılaşacağımız kulüplerin aynı silahlarla yarışmadığı ortada. Bizim karşımızda 10 yabancıyla, dünyanın en iyi 10 yabancı futbolcusuyla oynayanlar varken, Türkiye’nin en iyi 10 oyuncusuna baktığımız vakit, bizim peşinen bu yarışmaları kaybedeceğimiz çok açık.

Ayrıca kısaca değinilmesi gereken bir başka konu ise, yabancı oyuncu sınırlamasının kulüplerimize Avrupa arenasındaki etkisi… FFP kurallarının anti Robin Hood olduğu, Arap ve Rus sermayeleriyle dev kulüplerin milyonlarca Euro’luk transferleri kolayca yapmasına ses çıkarmayan UEFA’nın, Türk kulüpleri üzerinde Demokles’in kılıcını sallaması, Avrupa’daki rekabet ortamına ayak uydurmamız konusunda büyük bir engel teşkil ediyor. Bir de bunun üzerine kendi federasyonları tarafından yabancı oyuncu sayısı ile kısıtlanan kulüplerimiz, Wesley Sneijder transferine harcayacağı 7.5 milyon Euro’nun üzerine 1.5 milyon Euro daha harcayarak tam 9 milyon Euro transfer bedeliyle Mehmet Topuz’u kadrolarına katmak için kanlı bıçaklı oluyor.

Mehmet Topuz’a harcayacağı bonservis bedeliyle, Babel’i bonservisi ile Talisca ve Aboubakar’ı da kiralık olarak kadrosuna katan Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi’nde ilk sezonunda üçüncü olup UEFA’da yarı finalin kapısından dönerken, bir sene sonrasında Türkiye rekorunu kırıp 14 puan ile bir üst tura lider olarak çıktı. Başarılı geçen iki Avrupa sezonundan yaklaşık olarak 82 milyon Euro gelir elde eden Beşiktaş, Cenk Tosun’u da bir başka Türkiye rekoru olan 22 milyon Euro’ya eklenecek olan bonuslarla beraber Everton’a satmayı başardı.

Peki, Cenk Tosun’un transferi bir istisna mıydı? Yoksa kulüplerimizin transfer gelirleri giderleriyle kıyaslanınca artı verirken kaliteli bir takım kurabilir mi? Yabancı sınırının 14 oyuncuya genişletilmesi kulüplerimizin transfer politikalarını nasıl etkiledi? Bu sorunun cevabını da tamamen istatistiksel olarak görüp nesnel bir şekilde yorumlayabiliriz.

Yabancı sınırının genişletilmesiyle beraber kulüplerimiz;

  • 2015/2016 sezonunda kulüplerimiz toplamda 434 oyuncu transferi gerçekleşip 107 milyon Euro ödeyerek transfer giderlerini yaklaşık 22 milyon Euro arttırmış gözükse de sattıkları oyunculardan toplam 127 milyon Euro gelir elde ederek transfer sezonunu 20 milyon Euro kar ile kapatmışlar.  
  • 2016/2017 sezonunda 79 milyon Euro harcadıkları bonservis karşılığında sattıkları oyunculardan 46 milyon Euro gelir etse de, sırasıyla 2017/2018 sezonunda 128 milyon Euro elde edilen bonservis bedellerinden 126 milyon Euro’luk kısmını yeni transferler için kullanmışlar.
  • 2018/2019 sezonunda ise artan kura bir önlem olarak kulüplerimiz kemerlerini iyice sıkarak 79.5 milyon Euro elde ettikleri bonservis gelirlerinin sadece 47 milyon Euro’luk kısımlarını transfer bütçelerine ayırmışlar. Yabancı sınırının 14 olarak uygulanmaya başlanmasıyla kulüplerimiz transfer gelirlerini, giderlerinin 21.5 milyon Euro üstünde tutmayı başarmışlar.

Peki, yabancı sınırının 6 ve 5 olarak uygulandığı son 4 sezondaki transfer gelir giderlerimiz nasıl gerçekleşmiş? Dilerseniz ona da bir göz gezdirelim.

  • 2014/2015 transfer sezonunda transfer edilen yerli ve yabancı toplam 387 oyuncuya 85.5 milyon Euro transfer bedeli ödenirken kulüpler 411 oyuncularını göndererek 47.2 milyon Euro gelir elde ederek kulüplerimizin kasasından 38.255 milyon Euro fazla bonservis ücreti çıkmış.
  • 2013-2014 sezonunda ise durum oldukça vahim. Yaklaşık 40 milyon Euro elden edilen bonservis gelirlerimizim tam 3 katı kadar bedeli yani 120 milyon Euro’luk tutarı kasamızdan çıkarmışız.
  • 2012/2013 sezonunda yaklaşık 50 milyon euro’luk gelirlerimiz karşılığında yeni transferlerimizin kulüplerine 120 milyon Euro ödeyerek 70 milyon Euro ekside kapatmışız.
  • 2011-2012 sezonunda da benzer bir senaryo gerçekleşerek 95 milyon Euro’luk gelire karşılık 129 milyon Euro yeni transferler için harcanarak transfer dönemini 34 milyon Euro ekside kapatmışız.

Kısaca özetlemek gerekirse yabancı sınırının sıkı olduğu 2011-2014 yılı arası transfer dönemlerine kulüplerimiz transfer gelirlerinden  222 milyon Euro’luk fazla kısmı transfer bedeli olarak harcamışlar.

Mali tabloyu incelediğimizde kulüplerin maç günü gelirleri, kombine ve bilet gelirleri ile seyirci sayıları yabancı sınırının hafifletildiği 4 sezonda hızla artarken kulüpler aldıkları ve sattıkları oyuncular için harcadıkları bonservis bedellerinde artıda kalmayı başarmış. Yabancı sınırının sıkı olduğu son 4 sezonda ise kulüplerin seyirci ortalamaları en iyi yılda 6.200 bandında seyretmiş ve kulüplerin transfer gelir giderleri arasında 222 milyon Euro’luk bir eksi oluşmuş. Mali tabloyu incelediğimizde kulüplerin yabancı sınırından zarar gördükleri anlaşılıyor! Peki, Türk futbolumuz ve futbolcularımız bu durumdan nasıl etkilenmiş? Dilerseniz buna da kısa bir göz atalım.

Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı alması ve Dünya Kupası’nda üçüncü olmamızla başlayan futbolcu ihracatımız bir süre bizleri memnun etse de 2010’lu yıllara geldiğimizde Türkiye Avrupa’daki en az futbolcu ihraç eden ülkeler arasında yer alıyordu. Sürekli olarak şikayet ettiğimiz altyapımız ve doğru eğitim alamadığından yakındığımız genç futbolcularımızın durumunu yabancı sınırı öncesi ve sonrası ile karşılaştıralım.

Euro 2008’de elde edilen başarı ile istikametini Avrupa olarak belirleyen 4 futbolcumuza 2009 yılında 4 futbolcumuz daha katılırken 2 yılda 8 futbolcu ihraç eden Türk futboluna Avrupa takımları 2010 yılından itibaren kapılarını kapatıyordu. 2010-2014 yılları arasında Ceyhun Eriş, Mehmet Topal, Arda Turan ve Umut Bulut ile deldiğimiz Avrupa transfer ambargosu, 2015 sezonunda tabiri caizse Schengen vizesiyle tamamen kalkıyor. Türk futbolcularının makûs talihi ise yabancı sınırının hafifletildiği 2015-2016 sezonunda tekrar değişiyor. Rekabetin arttığı ligimizde mücadelesini, tekniğini ve fiziğini geliştiren tam 10 oyuncumuz 2015/2016 sezonunda Avrupa’ya transfer olup ülke ihracat rekorunu kırarken sonraki yıllarda da sırasıyla 7 ve 8 oyuncumuz başarılı performanslarıyla Avrupa’da çalışma vizesini almayı başarıyor. 2019 sezonuna başlarken kısıtlanacağı belirtilen yabancı oyuncu sınırı dedikoduları futbolcu ihracatımızı düşürüp Serdar Gürler ve Mehmet Zeki Çelik ile yetinmemize neden oldu.

Gördüğümüz üzere yabancı sınırının katı şekilde kısıtlandığı yıllarda yerli futbolcularımız Avrupa liglerindeki takımların dikkatini çekecek performansları göstermekten uzak kalırken yabancı sınırının hafifletildiği yıllarda rekabetçi ortam bireysel performansların yükselmesine ve üç senede tam 25 oyuncumuzun Avrupa liglerine transfer olmalarını sağlamış. Futbolcu nezdindeki değerlendirmeleri bir kenara bıraktığımızda; milli takımın yabancı sınırından nasıl etkilendiğini görmemiz için milli takımımızın yıllar içerisindeki FIFA sıralamasına bakmamız bize cevabı kestirme şekilde verecektir. Bakalım milli takımlar teknik direktörümüz Mircea Lucescu yabancı sınırından yakınmakta haklı mı? Gelin cevabını beraber bulalım.

Milli takım performansımızın pik yaptığı 2002 Dünya Kupası’ndan sonra performansımız dalgalı bir şekilde seyrederken 2008 Avrupa Şampiyonası’nda oynadığımız yarı finalle adımızı FİFA sıralamasının ilk 10 takımı arasına yazdırmayı başarmışız. Son on yılı gözlememizdeki amaç bu süre zarfında yabancı sınırının tam 8 defa değişmesi ve bu süre zarfında 3 Avrupa Şampiyonası ve 2 Dünya Kupası organizasyonunun düzenlenmiş olması.

2007 yılına girdiğimizde takımlara 6 yabancı oynatma hakkı veren TFF, bir yıl içerisinde kuralı önce 6+1 sonra 6+2 ve son olarak da 6+2+2 olarak revize etti. Böylece 6 yabancının sahada olduğu sistemde 2 yabancı yedek kulübesinde beklerken 2 yabancı da tribünde yer alabiliyordu. 2017 Ocak ayında 27. Sırada yer aldığımız sıralamada 2018 Kasım ayında 10. Basamağa kadar yükseliyorduk.

2009 yılına TFF tribündeki 2 yabancı oyuncu hakkının kaldırılması ve toplamda 8 adet yabancı oyuncu sınırlamasıyla  kuralı değiştirirken Milli takımımız 10. Olarak başladığı yılı 41.sırada tamamlayarak dramatik bir düşüş sergiliyordu.

2010 yılında önceki 6+2+2 kuralına geri dönen federasyon nedeniyle Çinli raketlerin ping-pong oyununa dönen yabancı kuralı bir kez daha etkisini milli takım üzerinde etkisini gösteriyordu. 42. Sıraya kadar gerileyen milli takım yılı 31.sırada bitirerek 11 basamak yükseliyordu.

2011-2012 sezonunda yabancı sınırının kaldırılması fakat 6 sahada 2 yedek kulübesinde şeklinde düzenlenen kural bu sefer işlevini yitiriyor ve milli takımın 31. Sıradan 40. Sıraya kadar gerilemesine şahit oluyorduk. Tabi ki bu yılda yaşanan  3 Temmuz Şike Soruşturması sonucunda Avrupa’dan men alan Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın da bir etkisi olduğunu hatırlamamızda fayda var. Soruşturma sebebiyle Diego Lugano, Mamadou Niang, Andre Santos gibi birçok oyuncu ve henüz forma giymeden ayrılan şike soruşturmasının gözaltı golcüsü Emmanuel Emenike gibi kaliteli ayakların yurtdışına transfer olmaları ve ceza alan kulüpteki oyuncuların Avrupa’da boy gösterme motivasyonlarının kaybolmasının da etkisi olduğunu unutmayalım.

Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ne geri döndüğü 2012-2013 sezonunda ise yabancı sınırı bir kez daha değişiyor ve kulüplere sahada 6 oyuncu hakkı verilirken 4 yabancının da tribünlerde atkı Show yapmaları isteniyordu. 2013 yılı biterken milli takım 3 basamak daha kaybederek son on yılın en kötü performansını sergiliyordu.

2014 yılında 5+0+3 olarak açıklanan kararı federasyon bir rekor kırarak daha sezon başlamadan önce düzenliyor ve tribünde çekirdek yeme görevindeki üçlüye yedek kulübesinin kapıları açılıyordu. Sahadaki bir yabancı hakkından olan Türk kulüpleri Avrupa’dan başarısız sonuçlarla yurda dönerken milli takım 49.sırada kendine yer buluyordu.

2015 yılında Fatih Terim’in apar topar milli takım direktörü unvanıyla göreve getirilmesi ay yıldızlılarda tekrardan yaşanacak canlanmanın bir habercisi gibiydi. Terim’in göreve gelişi ise sadece milli takımda değil kulüpler bazında da radikal bir kararın alınmasını sağlıyordu. Türk futbol tarihinin en geniş yabancı oyuncu oynatma izniyle, kulüpler tam 14 yabancı oyuncuyu kadrolarında bulundurmalarını sağlarken 11 yabancı oyuncudan kurulu 11’ler yavaş yavaş arenalarda, parklarda ve mabetlerde sahaya çıkmaya başlıyordu.  4 yıllık yabancı oyuncu planıyla ligdeki rekabet seviyesi, maç başına atılan gol sayısı, çekilen şut sayısı ve asist sayısı gibi kıymetli parametreler birbiri ardına yükselirken milli takımımız da sıralamada tam 29 sıra yükselerek EURO 2016 finallerine katılmaya hak kazanıyordu. Uzun bir aradan sonra ilk 20 arasına giren milli takımımızda birçok potansiyelli genç gurbetçimiz kadroda tecrübeli milliyle kaynaşmayı bekliyordu.

İşte tam beklenen milli takım ruhu döndü derken EURO 2016 finallerinin ilk maçından önce düzenlenen basın toplantısında Fatih Terim “takımda birtakım sıkıntılar var” diyerek fitili ateşliyor ve sızdırılan bilgilerde “primcilik” tartışması bir çığ gibi büyüyordu. İddialara göre Euro 2016 katılım ikramiyesi olarak kazanılan primler futbolcuların hesabına yatırılmamıştı ve bazı futbolcular banka hesaplarına beş haneli Euro bakiyeleri yatana kadar Euro 2016 turnuvasını isteksiz ve formsuz halleriyle sabote edebilirlerdi. İşte bu ahval ve şerait altında çıkılan ilk iki maçta milli takım Hırvatistan ve İspanya karşısında kelime-i tabirle dökülüyor ve Türk seyirciler ayağına her top geldiğinde prim grubunun başı olduğu iddia edilen Arda Turan’ı ıslıklıyordu. Son maça iddiasız ve bol rotasyonla çıkan milli takım eskilerin Çekoslovakya’sı, sonranın Çek Cumhuriyeti şimdinin ise Çekya’sını 2-0 mağlup ederek turnuvaya veda ediyordu. Turnuvada bizim adımıza akılda kalan;  rezalet ötesi bir futbol, prim peşindeki futbolcular ve sürekli adını değiştiren Avrupa’nın kadim halkı Çek’ler olmuştu.

Burak Yılmaz – 2017

Yabancı kuralını çıkaran yönetici büyüklerimize sormak lazım. Ben Türküm, dolayısıyla Türk arkadaşlarımın daha çok şans bulmasını isterim. Bu kural çıktıktan sonra 30-31 yaşında futbol bırakmak zorunda kalan arkadaşlarımız oldu.

Erken elenilen Avrupa Şampiyonası yerini başarısız bir Dünya Kupası Elemeleri grup maçlarına bırakırken Arda Turan milli takım uçağında bir gazeteciyi prim iddialarını yazdığı gerekçesiyle tartaklıyor, milli takımda futbolcular arası kamplaşmalar önüne geçilemez hale geliyor ve ardından Fatih Terim koltuğunu Mircea Lucescu’ya devrediyordu. Yaşanılan skandallar milli takım ruhunun kaybolmasına ve  milli maçların reyting ölçümlerinde Survivor, Yetenek Sizsiniz gibi bilumum Reality Show programının gerisinde kalmasına sebep oluyordu. Tüm bu yaşananlardan sonra milli takım kapılarını Burak Yılmaz, Arda Turan, Caner Erkin ve Gökhan Gönül gibi veteranlara kapatan Lucescu, tercihini genç ve istekli oyunculardan yana kullanıp yepyeni bir kadro kuruyordu. Bu yeni jenerasyon özellikle oynanılan Uluslar Ligi’nde tekrar bir milli ateşi gönüllerde yaksa da takım skandalların bedelini sıralamada 33. Sıraya gerileyerek ödüyordu.

Son 10 yılda sıralamalarda dalgalı bir performans çizen milli takımımızın form durumunda değişen teknik direktörler ve sistemler de muhakkak önemli ölçüde etki etti. Ancak yabancı sınırının her genişlemesinin ardından elde edilen iyi sıralama sonuçlarının ve sıkılaşan yabancı sınırı sonrası gelen kötü performansların da tesadüf eseri oluştuğuna inanmak son derece zor.

Son bir soru ise Avrupa’daki yabancı sınırı uygulaması nasıl yapılıyor ve ülkemizdeki sınırlamanın tarihçesiyle karşılaştırılmasında nelere dikkat etmeliyiz. Burada da gözlem noktamızı FIFA Uluslar Sıralaması’nın en başarılı 10 Avrupa takımı olarak belirlememiz bize yabancı sınırının milli takımlar üzerindeki etkisi hakkında önemli bir fikir verecektir.

BELÇİKA

1 numaralı sırada son yıllarda katıldıkları her turnuvanın gizli favorisi olarak gösterilen fakat tecrübesizliklerinin kurbanı olmaktan kaçamayan Belçika var. 700 milyon Euro’yu aşan kadro değeri ile 2018 Dünya Kupası’nı üçüncü olarak tamamlayan kırmızı şeytanların ulusal Jupiler Ligi’nde herhangi bir yabancı sınırı bulunmuyor. Fakat takımlar kadrolarında 6 altyapı oyuncusu bulundurmak zorunda.

FRANSA

Son dünya şampiyonu Fransızlar ise milliyetçilik akımını Bastille kalesinin alınmasının ardından Napolyon Savaşları ile bırakmış gözüküyor. İkinci sıradaki Fransızların PSG tarafından domine edilen Ligue 1 organizasyonunda AB pasaportu olan tüm oyuncuların (Türkiye ve Rusya dahil) yanı sıra 4 yabancıyı da ilk 11’de başlatma hakları var. Sömürgecilik anlayışlarını futbola da taşıyan Fransızlarda, sömürge ülkelerindeki oyuncular Fransız pasaportuyla liglerinde forma giyerken bir engel ile karşılaşmıyor. Mısır ve Libya dışındaki tüm ülkelerin oyuncularının yanı sıra Yeni Zelanda dışındaki Okyanusya ülkelerinin vatandaşları Fransız şarapları, peynirleri ve futbol takımlarını bir yerli oyuncu statüsünde kullanabiliyor.

Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim – 2018

Yabancı sınırı işinden sıkıldım, hakikaten sıkıldım. Bu işin çıkmasında, uygulanmasında ben varım. Emeği geçenlerden biriyim. Çok da enteresan, beraber çalıştığımız yönetici arkadaşlarla o gün çok nettik. Bugün ne oldu da buna dönüldü? Bu kural 14 yabancı kuralı değil, bu kural 14 Türk kuralı. Siz 14 Türk almak zorundasınız, 14 yabancı almak zorunda değilsiniz. İsterseniz hiç yabancı almazsınız.

HIRVATİSTAN

Finale çıkarak tüm futbol otoritelerini şaşırtan Avrupa’nın küçük ve şirin ülkesi Hırvatistan ise ulusal liginde tüm AB pasaportu taşıyan futbolcuları yerli statüsünde kabul ederken 4 yabancı futbolcuyu da ilk 11’de hoş görmeyi biliyor. İlk 11’de oynatamasanız da kadronuzda dilediğiniz kadar yabancı oyuncuyu bulundurabiliyorsunuz. Sadece 4 yabancının oynayabildiği Hırvat Ligi temsilcilerinin Avrupa’da kulüp bazında başarıdan son derece uzak kalmaları pek tesadüf değil gibi.

İNGİLTERE

Büyük umutlarla gidilen Dünya Kupası yolculuğunu yıllar sonra gelen yarı final başarısıyla taçlandıran İngilizler, dünyanın bir numaralı ligini sınırsız yabancı oyuncu ve bira eşliğinde izleyebiliyorlar. Premier Lig’de herhangi bir yabancı sınırlaması bulundurmayan Kraliçe’nin dikkat ettiği nokta ise oynayan yabancının kalitesi… Son iki yılda milli takımında belli bir maç sayısı oynama şartını yerine getiren her dünya vatandaşı Premier Lig’de gönlünce top peşinde koşabiliyor.

PORTEKİZ

Futbol dünyasına Christiano Ronaldo gibi son yılların en önemli oyuncularından birini hediye eden Portekiz de ise Mevlana Celaleddin Rumi’nin “ne olursan ol yine gel” anlayışı hâkim. Dünya menajer borsasının nabzını tutan Portekizliler kapılarını sınırsız bir şekilde herkese açmış durumda.

İSVİÇRE

İsviçre ise ürettikleri birbirinden güzel saatler ve çikolatalardan kazandığı ihracat gelirlerini yabancı futbolculara akıtmakta cimrilik yapıyor. Avrupa’nın en az takip edilen liglerinden biri olan İsviçre Süper Ligi’nde Avrupa Birliği haricinde 5 adet yabancı futbolcu kadroda ve ilk 11’de bulunma hakkına sahip. Hemen hemen her turnuvaya katılan fakat genelde ilk turun ötesini göremeyen, Avrupa’nın en zayıf liglerinden biri olan  İsviçre bu konuda takip edilmeli mi sorusu ise yanıtlanmak için sizleri bekliyor.

Kayserispor Başkanı Erol Bedir – 2018

Türk futbolcudan daha iyisini daha ucuza alacaksam yabancıyı alırım. Yabancı sayısını düşürmek demek, yerli oyuncuların fiyatını arttırmak anlamına gelir. Türk futboluna katkı sağlamaz. Çin ve Katar ile birlikte yabancılara 2-3 kat para ödüyoruz. Kazanmadığımız paraları ödüyoruz. Bütçemizi daraltıp, kendi içimizde denk bütçeler oluşturmalıyız.

İSPANYA

Son yıllara tiki taka taktiği ile damga vurarak müzesine bir dünya kupası ve bir Avrupa kupası götüren İspanya ise özellikle 2008-2014 yılları arasında Barcelona’nın muhteşem La Masia’sının kaymağını yiyor.  AB pasaportlu tüm oyuncuları Kral’ın sadık bir hizmetkârı olarak gören La Liga yetkilileri 3 yabancı futbolcuyu da lejyoner kontenjanından Kral’ın ordusuna asker olarak kaydedebiliyor. Peki, son üç turnuvadaki başarısızlık da az sayıdaki yabancı oyuncunun getirdiği rekabetsizlik ve Barcelona iskeletinin yaşlanması etkili olabilir mi?

DANİMARKA

Listeye 9. Sıradan giren Vikingler’in ulusal ligini takip edenler için bir uyku meditasyonu görevini hakkıyla yerine getiriyor. Tüm Avrupa kıtası oyuncularını kucaklayan Danimarka Ligi kıta dışı sınırlamayı 3 olarak belirlemiş durumda. Listedeki yüksek sıralamalarına rağmen son 20 yılda çeyrek final beklentilerinden bile son derece uzak kalmış.

ALMANYA

FIFA sıralamasında Avrupa ulusları arasında kendini 10. Sırada bulan Almanya’da ırkçılık söylemleri gündemden düşmese de Türk ve diğer göçmen oyunculardan vazgeçmiş değiller. Başarılı toplum oryantasyonlarıyla her daim övünen güzel arabaların memleketi en az 12 Alman oyuncunun kadroda bulunması konusunda taviz vermiyor. Altyapıya da önem veren Avrupa’nın ekonomik dinamosu 8 alt yapı oyuncusunu da milliyet gözetmeksizin kadroda görmek istiyor.

Açıkçası Avrupa Ligleri’nin yabancı oyuncu sınırı kurallarını görünce taraflı tarafsız herkes aşağıdaki sonuçlara ulaşabilir;

  • Milli takımları son 20 yıldaki turnuvalarda çeyrek final ve yarı finalleri alışkanlık haline getiren Belçika, Fransa, İngiltere, Almanya ve Portekiz gibi ekol ülkeler son derece esnek yabancı sınırlamasına sahipken İspanya ve Barcelona altyapısından çıkan Pique, Puyol, Iniesta, Busquets, Xavi, Fabregas iskeletini Real Madrid’in Casillas, Sergio Ramos ve Xabi Alonso üçlemesiyle harmanlayan İspanya yaklaşık olarak 8 yıl dünya futboluna hükmetti.
  • Her ne kadar son dünya kupasında final oynayarak büyük sükse yapan Hırvatistan’ın başarısı yadsınamaz olsa da milli takım kadrosundan sadece 3 futbolcunun Hırvat Ulusal Ligi’nde top koşturması bize yabancı sınırı konusunda bir fikir veriyor. Katıldıkları turnuvalarda grup takımı olarak görevlerini yerine getirip çeyrek finaller öncesi dönüş biletlerini alan İsviçre ve Danimarka’yı ise istikrarlı performanslarından dolayı tebrik etmek gerekse de hem milli takım hem de ligleri seyredilebilir olmaktan gerçekten uzak.

Bu yazıyla beraber yabancı oyuncu sınırlamalarının liglerdeki farklı uygulamalarını, uygulamaların kulüplere getirdiği mali sorumlulukları, ligimizin yabancı oyuncu sınırlaması karşısında gösterdiği istatiksel tepkileri ve milli takımların başarıları üzerindeki etkileri elimden geldiği kadar sizlere anlatmaya, anlattıklarımı da nesnel veriler üzerinden ispatlamaya çalıştım.

Böyle uzun bir yazının sonuna kadar okumayı başaran okuyucularımızla da kendi kişisel görüşlerimi paylaşıyorum. Şahsi kanaatimce; her meslekten her insanın dünyanın farklı ülkelerinde görevlerini herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan yapabileceklerini düşünüyorum. Nasıl ki bir komünikasyon şirketinde ihtiyaç duyulan iletişim mühendisi ihtiyacı başka ülkeden gelen bir profesyonelle çözüme kavuşup toplumun refah seviyesini yükseltiyorsa başka bir ligden gelen futbolcunun da tamamen fırsat eşitliği ilkesi uyarınca gözlerimizin pasını silmesinin hiçbir olumsuz etki yaratmayacağını iddia ediyorum.

Aslında tüm mesele belli bir kalitede gelen yabancı çalışanınmeslektaşlarına, çalışması ve disipliniyle örnek olabilmesi… 30 yaş üstü futbolcuların emeklilik durakları olmak yerine getirilecek olan kurallarla genç fakat tecrübeli yabancı futbolcularla Türk futbolcusunun rekabet etmesi amaçlanmalı ve kulüplere belli bir yaş ve maaş üzerinde transfer edecekleri her futbolcu için önemli bir miktarda ücreti kulübün kendi altyapı fonuna aktarılması denetlenmelidir. Kısaca örneklendirmek gerekirse transfer etmek istediğiniz 30 yaş üstü yabancı futbolcuya vereceğiniz senelik ücretin %25’i kadar olan tutarı altyapınıza harcamalısınız. Böylece kulüpler yüksek maaş önerdikleri veteran yıldızlar yerine genç oyuncu odaklı, scouting çalışmalarını arttıracak ve parlayan yeni yıldızlarını satarak ekonomik olarak da kasalarına önemli girdiler sağlayıp bir sonraki transferinden bonservis kazanamayacakları veteran yıldız sevdasından vazgeçecektir.

Milli takım olarak değerlendirildiğinde de; en katı yabancı sınırının uygulandığı Avrupa ülkelerinde bile Avrupa pasaportu taşıyan tüm oyuncular serbest çalışma vizesi sayesinde yerli statüsünde sayılıyor. Bu hakkın üzerine ek olarak verilen 3 ila 5 arasındaki yabancı oyuncu kontenjanını da kullanmak son derece elverişli. Birçoğu Fransız-Belçika veya İngiliz pasaportu taşıyan Kuzey Afrika futbolcusunun yanı sıra İtalyan-İspanyol veya Portekiz pasaportu taşıyan Güney Amerikalı yetenekler de AB kapsamında kontenjanı işgal etmiyorlar.

Rıdvan Dilmen – 2015: Yabancı sınırı kalkmalı, herkes istediğini transfer etmeli. Yetenekli futbolcu forma bulur. Serhat gibi Anderlecht’e gider. Yabancı sınırı kalktığında beğenilmeyen ligimizde tempo artar. Avrupa’da başarılı olamıyoruz’ tezi ortadan kalkar

Rıdvan Dilmen – 2018: Bugün sahada İstiklal Marşı’nı bilen kaç kişi vardı? Lig zıvanadan çıktı. Türkiye’den ebenin doğurduğu 4 kişi sahada yok.

Tüm dünyayı yöneten liberal “laissez faire” politikaları uyarınca rekabetçiliğin, bir ürünün veya işçiliğin gelişmesinde en önemli koz olduğu herkesçe biliniyor. Bunu futbol dünyasında da görmek son derece mümkündür. Günde çift idman yaptıran hocasına hizipçilik yapan Türk futbolcusunun takımda teknik direktör, taraftar hatta yönetime karşı kurduğu abi hiyerarşisinin rekabeti engellediğini hepimiz taraftarı olduğumuz kulüplerde gördük. Sürekli basına sızdırılan “biz benzin alamazken, yabancılar helikopter alıyordu” , “geceleri kedi kanı içip seks partileri düzenliyorlar” temalı haberlerle az sayıdaki yabancı oyuncunun biletini kesen Türk futbolcuları hak ettiklerinden fazla aldıkları yüksek maaşlarla kulübün tesislerinden çok gece kulüplerinde gözüküyordu. Kazandıkları yüksek ücretleri görüp takımda yok ettikleri rekabet ortamından faydalanan futbolcular Avrupa seyahatlerini turistik bir geziden öteye taşıyamıyorlardı. Hâlbuki yabancı sınırının hafiflemesiyle geçtiğimiz son üç senede forma şansını arttırmak isteyen futbolcular koşu mesafelerini arttırıp, daha fazla ikili mücadeleye girmeye başladılar. Hatırı sayılır sayıda bir kısmı ise tempolarını iki seviye daha yükseltip Avrupa’nın önemli liglerine transfer oldular.

Artık federasyonun kısa vadeli planlar yerine uzun vadede çözümler üretmesi gerekiyor. Belçika, Almanya ve Fransa’nın yıllar önce yaşanan hezimetlerden sonra dibe vurmalarına rağmen planlı yürütülen altyapı çalışmalarıyla dünya ve Avrupa şampiyonluklarını kazandıklarını, finallerde ve yarı finallerde boy gösterdiklerini göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Her şeyden önemlisi yetiştirdiklerimizin önce iyi bir birey sonra iyi bir futbolcu olmasına dikkat etmemiz gerekiyor.

Umarım 2019 yılında açıklanması beklenen yeni yabancı oyuncu kuralı bir sınırlamadan ziyade rekabetçilik ortamını geliştiren, altyapı ve tesisleşmeye önem veren, seyir zevkini yükselten unsurları göz önünde bulunduran uzun soluklu bir plan olur. Böylece hem milli takımımız hem kulüplerimiz uluslararası arenalarda bizleri gururlandıracak sonuçlar almaya başlar.