Çaresizlik!!!

Şu an da yaşanan sıkıntıların temeli, taraftarların müşteriye dönüştürme operasyonu sonrası oluşan yapının kontrol edilememesinden başka bir şey değil… 

Yıllar evvel katıldığım bir seminerde “şirketler, sorunlarını üç ana başlıkta toplarlar” demişlerdi.

  1. Yönetimsel Problemler
  2. Kişisel Problemler
  3. Finansal Problemler

Fenerbahçe’ye bu sezon ne zaman baksam aklıma o seminer geliyor ve sonunda kendimi şunu söylerken buluyorum “bu iş nasıl düzelir?

Futbolun kendi içinde dünya üzerindeki diğer tüm sektörlerden ve spor dallarından farklı dinamikleri var. Bu dinamiklerin an ve an değiştiği tek ülke de muhtemelen Türkiye. Ülkenin futbola olan sevgisi, bu sevgiyi kullanarak para kazanmaya çalışan kulüplerin, taraftarlıktan müşteriye terfi ettirdikleri insanlar bunlar. Bir atkı alarak kendini kulübün sahibi sanan taraftarların ortaya çıkmasına neden olmaları aslında sonun başlangıcı oldu. Şu anda yaşanan sıkıntıların temeli, taraftarların müşteriye dönüştürme operasyonu sonrası oluşan yapının kontrol edilememesinden başka bir şey değil… 

Taraftarlıktan, müşteri yaratma operasyonu Türkiye’deki öncüsü Aziz Yıldırım

Oluşan bu yapı sonrası taraftar, bir lokantada parasını verdiği yemekte ne bekliyorsa, stadyumda da takımından onu bekler hale geldi. Sonuçta, bazıları itiraz etsede “müşteri her zaman haklıdır”.. Kulüpleri yüksek bedelli isimli oyuncuların transferlerine yönlendiren bu döngü zamanla yeni kavramlar kattı hayatımıza. Almanya’da Güz şampiyonu diye adlandırılan, sezonun ilk yarısını lider bitiren takıma verilen bu ünvan gibi ülkemizde de “havaalanı şampiyonu” terimi doğdu. Bunu küçümsemek istemiyorum ama komşusu daha iyi bir araba aldı diye ödeyemeyeceği borcun altına girerek son model bir araba alan yurdum insanından bir farkı olmasını bekledim hep üç büyük diye adlandırılan, İstanbul’un büyük geçmişe sahip takımlarını. Her gelen, gelmeden önce eleştirirken kullandığı “altyapı” argümanının içi hep boş kaldı önünde sonunda. Ve en az lig şampiyonunun kim olacağı kadar önemli bir hale geldi, havaalanı şampiyonunun kim olacağı. Çünkü, 36 aylık taksitle yedi bin türk lirası değerindeki telefonu sadece hava atmak için alan yurdum insanı yapılan transferleri de bir hava atma aracı olarak kullanmaya başladı. Çünkü, parasını o veriyor en nihayetinde. İnsanlar, iş yerlerine gittiğinde formasını giyen sükseli oyuncular ile hava atar hale gelmiş durumda. Bu bir yarış ve bu yarışın ne yazık ki bir galibi yok. Bunun farkına vardığımız gün bir şeyleri değiştirmeye başlayacağımız gün olacak. 

Tüketim toplumunun futbola tezahür etmiş hali diye özetleyelim bu süreci. Ülkenin hemen hemen hiç bir sektöründe olduğu gibi yetiştirme, geliştirme, büyütme işini başkasına bırakan bu sistem işlemez hale geldiğinde yönetimlerin sarıldığı bazı klişeler yok değil.

İşte bu klişelerin ilki, suçu sizden önceki yönetime atmak.

Oldukça işe yarar bir yöntem bu. Yıllardır dünyanın bir çok yerinde kullanılmış ve yüzde yüz çalışan bir sistem. Bir düşman belirliyor, onun üzerine konuşmalar yapıyor, boğazınız patlarcasına haykırıyor ve sonra ne kadar hatanız varsa onun üzerine yıkıyorsunuz… İşte, iktidar böyle olunuyor. 

Bu yazı Fenerbahçe’nin taktiksel olarak neler yapabileceği ve saha içinde neleri doğru yaparsa sıkıntıları aşacağına dair olmalıydı ancak Fenerbahçe’nin saha içinde yapacağı ne varsa hepsini doğruda yapsa başarılı olma şansı zor.

En yukarıda yazının hemen girişinde bahsettiğim problem, saha içindeki problemlerden daha büyük çünkü. Erwin Koeman’ın elindeki o iki bek ile ne oynarsa oynasın bir şeyi değiştiremez ki yine elindeki iki forvet ile 4-4-2 oynaması en mantıklısı gibi. Ancak yine dediğim gibi bu hiç bir şeyi değiştirmeyecek. Çünkü, sezon öncesi girdiği yoldan saptı Fenerbahçe. Kulüpleri büyük yapan tarihleridir. Bazı dönemlerde son derece başarısız sezonlar geçirebilirsiniz. Zıplamadan önce iki adım geri atmak gerekir. Fenerbahçe olduğu yerden daha yükseğe sıçramaya çalışan, defalarca deneyen ve her seferinde başaramayan bir hale büründü. Sezon başında gençelere yapılan yatırım, doğru hoca ile birleşmediğinde büyük sorunlar yaratabilirdi. Eğitimci hoca, genç beyinler, başarıya aç oyuncular… Başarının formülü bu. 

Bugün Fenerbahçe’nin ilk onbirinin yaş ortalaması 29,36…

Sezon başında geleceğin Fenerbahçe’sini oluşturulduğunu söyleyerek transfer edilen Berke ve Barış oynamıyor.  Bir tek Eljif Elmas oynuyor o da Aykut Kocaman döneminde takıma kazandırıldı. İşleyen bir sitem olmazsa, altyapı ile üstyapı aynı futbol aklı ile yönetilmese oyuncular sadece gelir gider ve geleceği kurtarmak bir hayalden öteye geçemez. Boş laf olarak kalır. 

Fenerbahçe’nin en büyük sorunu aslında türk futbolunun da en büyük sorunu. 30 yaş ortalamasına yaklaşmış oyuncuların olduğu bir takımda baskı yapma eşiğiniz son derece azdır. Daha kontrollü bir oyunu tercih etmek gerekir. Aykut Kocaman’ın oynattığı oyun eleştirilse de aslında elindeki kadroya göre en doğru oyunu oynuyordu. Tabi sezon başında Cocu’nun klasik (Türkiye’de iş yapmayan) 4-3-3 taktiğine göre oyuncularını seçmesi de bunda etken. Fenerbahçe şu an ki oyunu ancak ve ancak 4-4-2’ye dönülürse kurtarabilir. 

Tek forvetli bir oyunda merkez forvet oyuncusunu hem orta sahadan hemde kenarlardan yeteri kadar besleyemiyor Fenerbahçe. Valbuena’nın yaptığı şey daha çok kenardan oyunu kurmak. Fransızların genelde altyapı eğitimleri sırasında 10 numaralar böyle bir misyon yüklediler. Özellikle 98 finali sonrası dahada net olarak gözüktü ki Robert Pires gibi oyuncularda görünen oyunu kanatlarda kurma bir felsefe. Son derece de işe yarayan bir felsefe. 

Ne kadar savunma yapması istense de Ayew tamamen hücum için yaratılmış bir oyuncu. Savunması bu yüzden son derece kötü. Arkasında kim oynarsa oynasın hücuma katılmadığı sürece Fenerbahçe’nin savunma zafiyeti yaşamaz. Aksi takdirde Ayew’in oynadığı kanat rakiplerin iştahını açan bir nokta olarak kalacak. Bu yüzden Cocu’nun 4-3-3’ü tutmadı. Ardından denenen 3-4-3/3-5-2 işe yaramadı. Bunun temel sebebi bekler. Fenerbahçe için eğer taktiksel bir harita çıkaracaksak bek transferi yapılmadan yazılan her şey suya yazı yazmaktan farksız olur.

Merkezde, Bielsa zekasının kopyalandığı Mauricio Isla hamlesi günü kurtarır ama geniş açıdan baktığınızda oraya da Jailson’dan daha fazlası lazım olduğu bir gerçek. 

Fenerbahçe’nin bu takım için “tamam artık oldu” demesi için doğru transfer politikası yürütmeside şart. Bunu yaparken Frey veya kiralanan Slimani yerine daha genç ve ucuz bonservisli scout transferlerine yönelmesi şart. Bunu yaparken belli kriterleri göz ardı etmemeleri gerek. Kiralık oyuncularda aidiyet duyguları genelde eksik oluyor. Dahası sakatlanmamaya çalışıyorlar. Çünkü geri dönecekler ve her şekilde bir yere transfer olmaları gerekiyorsa sağlıklı olmaları şart. Bu nedenle ikili mücadeleden kaçan, topa ayağını sokmayan oyuncular var ki ligimizdeki fiziksel temasın fazlalığı dikkate alındığında kiralık oyuncuların verimleri tartışılır.

Sezonun kalanı için 4-4-2 Fenerbahçe için kurtarıcı olabilir. Aksi, bu bek rotasyonu ile büyük sorunlar yaşatmaya devam edecektir.

Her şeyden önemlisi, yönetimin transfer politikasını gözden geçirmesi şart. Ülkenin en büyük kulüplerinin başkanları finansal problemleri çözmek için beş yıl Avrupa’ya gitmemeyi düşünmesi vizyonlu insanlara çok ihtiyacımız olan şu dönemde hayal kırıklığı yaratıyor ve yaratmaya devam edecek.