Bu da mı gol değil?

2024 Avrupa Futbol Şampiyonasına ev sahipliği yapma şansını neden yitirdik? Ev sahibi olmamızın ne gibi bir faydası olabilirdi?

Sadri Alışık’ın performansıyla destan yazdığı mahkeme sahnesinde hakimi bile insafa getiren tiradı geldi mi aklınıza? Hayatı boyunca hiç bir işi düzgün gitmeyen, sürekli ofsayta düşen ancak bir kere olsun elindekini yitirmemek için isyan eden Ofsayt Osman’dan bahsediyorum. Rivayet odur ki, film sinemada oynarken meşhur “Bu da mı gol değil be hakimim?” sahnesine izleyenler gözyaşları eşliğinde “Gol be gol!” diye cevap verir.

2002 yılında aday olduğu 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası organizasyonundan beri düzenli olarak büyük turnuvalara ev sahipliği başvurusu yapan Türkiye Futbol Federasyonu da bir anlamda futbol dünyasının Ofsayt Osman’ı oluyor. Bizim için işin olumsuz yanı ise; Bunca yıldır başvuru yapmamıza ve yıllardır “tesisleşme aşağı, tesisleşme yukarı” nidalarıyla ortalığı inletmemize rağmen onu bile halledemediğimizin ortaya çıkması oldu.

En son yazacağımı şimdiden açık edeyim; biz bu turnuvaya ev sahipliği yapmayı haketmedik.

Avrupa futbol şampiyonası gibi bir organizasyona ev sahipliği yapmak için, hele ki rakibimiz Almanya gibi hakiki bir “tesisleşme devi” iken bu derece ciddiyetten uzak, amatör ve noksan bir başvuru yapmak kimin aklına geldi bilemiyorum. 39 saniyelik tanıtım videosunun neredeyse üçte birinin sosyal medya fenomeni bir kasaba ayrılmasının tanıtım açısından ne gibi bir fonksiyonu olduğu konusunda da şüphelerim var.

İşin acı tarafı ise; bir başka başarısızlık sonucu yine sorumluluk alması gerekenlerin ortalıkta olmadığı ve kitlelerin yeniden “Türk düşmanlığı” safsatalarına sarıldığını görüyoruz. Nitekim 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile imzalanan ortaklık antlaşmasıyla başlayan ve 1987 yılında tam üyeliğe başvurularak ivme kazanan Avrupa Birliği serüvenimiz boyunca tanımayı beceremediğimiz Avrupa’nın “Proje” ve “Eylem” ile ördüğü duvarlarını Arzu”, “İnanmışlık”, “Heves” gibi soyut kavramlarla aşma teşebbüsüne devam ediyoruz.

Zira UEFA tarafından yayımlanan değerlendirme raporuna yansıyanlarla neden ev sahibi olamadığımız gerçeğine ulaşmak mümkün.

Neden ev sahibi olamadık?

    • Stadyum Verileri
      • Turnuvaya 10 stadyumla ile ev sahipliği başvurusu yapan Almanya’nın sunduğu listedeki bütün stadyumlar hali hazırda aktif bir şekilde kullanılıyor. Ufak tefek güncellemelerle 2024 yılına kadar hazır olacak olan bu stadyumlar; etraflarında bulunan konaklama imkanları, antrenman tesisleri, fanzone kapasitesi ve yerleri gibi özellikler bakımından çoğu UEFA kriterini karşılıyor.
      • Turnuvaya 10 stadyumla ile ev sahipliği başvurusu yapan Türkiye’nin sunduğu listedekilerden yedi tanesi hali hazırda aktif bir şekilde kullanılırken, İstanbul Olimpiyat ve Ankara Stadyumları baştan yapılacak ve Antalya’daki stadyum ise tadilattan geçecek şeklinde bildirilmiş durumda. Ayrıca İstanbul ve Antalya dışındaki şehirler UEFA’nın konaklama, antrenman tesisi, fanzone kapasitesi gibi kriterlerini karşılamamakta.

  • Ulaşım İmkanları
    • Turnuvaya ev sahipliği yapacak şehirler arası ulaşım ve komşu ülkelerin konumları da düşünüldüğünde gerek ülke içi gerekse ülke dışına ulaşılabilen yüksek hızlı tren ve otoyollarıyla Almanya önemli bir potansiyele sahip. Keza Leipzig dışında ev sahibi şehirlerin hepsi büyük çapta bir iyileştirmeye ihtiyaç duymayan yüksek standartlarda bağlantılara sahip.

    • Turnuvaya ev sahipliği yapacak şehirler arası ulaşım ve komşu ülkelerin konumları göz önüne alındığında, Avrupa’nın kalbinden bir hayli uzakta bulunan, uluslararası ulaşımın büyük çoğunlukla havayolu ile sağlandığı, Marmara bölgesinde bulunan İstanbul, Bursa ve Kocaeli şehirleri dışında ulaşımın genellikle karayoluyla sağlandığı, cılız bir demiryolu ağına sahip Türkiye ise bu konuda UEFA kriterlerini karşılayamamakta (Bu sebeple başvuru dosyamızda 2024 yılına kadar Kocaeli, Eskişehir, Konya, Ankara ve Gaziantep hattı dışında bir ulaşım olmadığından, diğer şehirleri bu ağa bağlayacak demiryolları inşa edeceğimizi taahhüt etmiştik.).

  • İnsan Hakları Aksiyon Planı
    • Almanya Futbol Federasyonu başvuru sırasında turnuva esnasında insan haklarına yönelik herhangi bir saldırı karşısında uygulamaya koyacağı aksiyon planını şu maddelerle bildirmiş:
      • İnsan haklarına dair risklerin önceden tanımlanması ve değerlendirilmesi
      • İnsan hakları risklerini azaltmak için entegre edilmiş bir yaklaşım ve partnerlerle yapılacak çözümler için erişim
      • Sorumlulukların belirgin bir şekilde dağıtılması ve etkili bir yönetim sistemi
      • İnsan hakları konusunda sürekli ilgi ve diyalog
      • Diyalog yoluyla birlikteliği ve kabullenmeyi güçlendirme
      • Şeffaflık ve uyumu artırmaya yönelik yeni sistemler
      • Mekanlar, tedarikçiler ve sponsorlarda yüksek standart
    • Ayrıca 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası aday şehirlerinden altı tanesi hali hazırda “Irkçılık Karşıtı Avrupa Şehirler Koalisyonu” üyesiyken, diğer dört aday şehir için üyelik görüşmeleri ise sürmekte.
    • Türkiye Futbol Federasyonu’nun, ya ülke şartlarına güvenememesinden ya da “Nasılsa bize vermezler.” diyerek özensiz bir başvuru yapmasından kaynaklanan plansızlığın da en çarpıcı yeri burası. Çünkü, UEFA yetkililerine sunulan herhangi bir aksiyon planımız bulunmamakta. Yani olası bir Avrupa Futbol Şampiyonası ev sahipliğinde insan hakları konusunda tek dayanağımız “Allah Korusun.” cümlesinden ibaret. Ne kadar vizyoner değil mi?

Raporun bizim açımızdan en ilginç kısmı ise, olası bir Türkiye ev sahipliğinde şampiyona sponsorlarından birisinin herhangi bir bira markası olmasının ülke içerisinde huzursuzluğa yol açabileceği anektodunun düşülmesi olmuş.

Neden ev sahibi olmalıydık?

Ülkemizde her ne kadar politik iklim dolayısıyla ev sahipliği konusu iktidar ve muhalefet arasındaki güç kavgasına dönüştürülse de ve gerek ekonomik külfeti, gerekse turnuva esnasında karşılaşılabilecek riskler sebebiyle biraz mesafeli durulsa da, böylesi bir sportif organizasyonun sosyal ve kültürel getirilerini göz ardı etmemek gerektiği kanaatindeyim. Peki bu organizasyonun bize ne gibi yararları olabilirdi?

  • Özellikle bizim gibi doğada bulunan dördüncü elementin çimento olarak kabul edildiği bir ülkede beton duvarlar arasında yetişen çocukların sağlıklı ve bilinçli bir geleceğe sahip olması açısından özendirici bir organizasyona ev sahipliği yapma şansını kaçırdık.
  • Yanı başımızdaki Suriye’den gelen ve her ne kadar kabul etmesek bile artık ülkemizde yaşayan insanların topluma entegrasyonunda önemli bir köprü görevi üstlenecek bir organizasyona ev sahipliği yapma şansını kaçırdık.
  • Turnuva için inşa edilecek yeni konaklama, ulaşım, sosyal alanlar, spor kompleksleri gibi yatırımlara fırsat tanıyacak bir organizasyona ev sahipliği yapma şansını kaçırdık.
  • Sigara ve alkol ile devlet eliyle savaşılan bir ülkede gençlerimizi spor etrafında daha sağlıklı bir şekilde yaşamaya özendirecek bir organizasyona ev sahipliği yapma şansını kaçırdık.
  • Turnuva süresince tesis edilecek ve belki sonrasında da sürme ihtimali olan toplumsal barış ile zihinlerimizi dinlendirebilme fırsatını sunabilecek bir organizasyona ev sahipliği yapma şansını kaçırdık.

İşlerin yıllardır çok yanlış gittiği, ülke içi gerilimin ve dışa bağımlılık kaynaklı kırılganlığımızın her an arttığı bir dönemde insanlarımızı bir nebze olsun mutluluk verici bir şeyle meşgul edecek bu tarz bir organizasyonun, günü geldiğinde ülkemizde de hayat bulacağına inancım hala var. Fakat, bu ve önceki başvurularımızın neden sonuca ulaşamadığına dair ortada olan sebeplerin herkes tarafından ciddiye alınması ve gerekenin yapılması zorunluluğunun göz ardı edilmemesi gerektiğini de hatırlatmadan edemeyeceğim.

Belki bu sefer gol olur be hakim bey?

* Grafikler UEFA’nın değerlendirme raporundan alınmıştır.