BİR BEŞİKTAŞLI’NIN GÖZÜNDEN AZİZ YILDIRIM

20 yıllık rakibin ardından...

Keşke Beşiktaş taraftarının aklına Aziz Yıldırım denince, Beşiktaş kulübüyle girdiği sayısız polemik değil de Süleyman Seba’yla birbirlerine şefkatle sarıldıkları fotoğraf karesi gelseydi.

3 Haziran günü Fenerbahçe camiası tarihi bir gün geçirdi. Ülkemizdeki futbol camialarına örnek olması gereken bir demokrasi şöleni yaşandı, 20 bin kongre üyesi stadyumda oy kullandı ve oyların 16 bini gibi ezici çoğunluğunu alan Ali Koç Fenerbahçe’nin 37.Başkanı seçildi. Tarihi kongre tarihi sonucu doğurdu, Aziz Yıldırım’ın 20 yıllık başkanlığı son bulmuş oldu.

Bana göre burada kayda değer olan, Fenerbahçe’nin zaten camia profiline yakışır bir kongre süreci geçirmesi ya da Fenerbahçe taraftarının çoğunluğunun Aziz Yıldırım’la yaşadığı anlaşmazlıklardan ötürü seçim sonucuna duyduğu memnuniyet değildi. Bilakis Ali Koç’un Aziz Yıldırım karşısında rakip takım taraftarlarından aldığı destekti. Herhalde Türk futbol tarihinde daha önce rakip takım taraftarları – ve hatta yer yer bazı takım yöneticilerinin- bu kadar ilgilendiği bir seçim yoktur. Seçim sürecinde herhangi bir sosyalleşme ortamında (internette ya da arkadaş ortamı hepsi olabilir) Ali Koç’a verilen desteği, Aziz Yıldırım’a yapılan muhalefeti somut olarak görmek mümkündü.

Aziz Yıldırım’la arası açılan Fenerbahçe taraftarı hemen hemen her mecrada tepkisini gösteriyordu.

Aziz Yıldırım’a karşı Fenerbahçe’nin içinden ve dışından yapılan topyekün muhalefetin kodlarını, Yıldırım’ın 20 yıllık başkanlık süreci içinde aramamız gerekir. En azından baktığımızda kendi taraftarı nezdinde sevilen bir başkandı. Üç büyükler arasında ilk stadyum projesini ortaya atan, ilk tesisleşme projesini başlatan, amatör branşlara ilk ciddi yatırımı yapan başkan olarak vizyoner ve revizyoner bir profil çizmekteydi. Üstüne üstünlük günümüzdeki bilinenin aksine ilk başlarda rakip kulüp başkanlarıyla da arası oldukça iyiydi. Beşiktaş’ın efsane başkanı rahmetli Süleyman Seba’yla ilişkisi çevrelerce bilinen bir gerçekti.

Aziz Yıldırım’ın Beşiktaş’ın efsane başkanıyla Süleyman Seba’yla olan ilişkisi kamuoyunun malumuydu.

Bu yönetim tarzı her zaman böyle devam etmedi, Aziz Yıldırım git gide kavgacı, polemikçi ve baskıcı hale geldi. Başarılar geldikçe Aziz Yıldırım sertleşti, başarısızlığa uğrayınca ayrı sertleşti. Fenerbahçe artık rakipleriyle sürekli polemik halinde bir yönetime sahipti. Bu da Fenerbahçe’yi diğer kulüplerden ayrıştırmaya başladı. Rakip takım hakkında açıklamalar yapılıyor, rakibinin ilgilendiği veya rakibinde oynayan oyuncu şık olmayan şekilde transfer ediliyor, (evet bunu sadece Aziz Yıldırım yönetimi yapmış diyemeyiz ama kamuoyunda çok göz önündeydi) kendi lehlerine olan centilmenliğe uygun olmayan olaylara kulak tıkıyor ancak kendi aleyhlerine gelişen durumlarda ortalığı yangın yerine çevriliyordu.

Aziz Yıldırım’ın ismi hep kavgalarla anılır olmuştu.

Günümüzde çok popüler olan hakemler hakkında konuşma tarzının bir nevi mucidi de Aziz Yıldırım ve yönetimindeki bazı isimlerdi. Zira Aziz Yıldırım’ın kendi de devre arasında hakem odası bastığını itiraf ediyordu. Artık durum öyle bir hale gelmişti ki Fenerbahçe’ye sadece Fenerbahçeliler sempatik bakmaya başladı. Ülkenin Fenerbahçeli olmayan çoğunluğu Fenerbahçe’ye antipatiyle bakıyordu. Bahsettiğim gibi Aziz Yıldırım ve yönetimi de bu sorunu sadece yeniden üretiyordu. Kişisel hayatımdan örnek verirsem; hayatımda gittiğim ilk derbi olan 2005-2006 sezonu Türkiye Kupası Beşiktaş- Fenerbahçe final maçında kaybeden taraf olan Fenerbahçe madalya almaya çıkmamıştı ve kendi düşünceme göre çok yanlış bulmuştum. Aziz Yıldırım döneminde Fenerbahçe bu davranışını en son Akhisar’a kaybedilen kupa finali dahil olmak üzere birçok kez tekrarladı.
Şike davası süresince Aziz Yıldırım Fenerbahçeliler tarafından ne kadar sevilen bir başkan olduğunu tüm Türkiye gördü. Camia O’nun özgürlüğü için sokak yürüyüşleri yaparken taraftarıyla arasında özel bir bağ kuruyordu. Diğer taraftan bahsettiğim gibi Aziz Yıldırım açıklamalarıyla diğer takımlarla Fenerbahçe’yi çoktan ayrıştırmıştı. Öyle ya da böyle rakipleri dava süresince Yıldırım’a destek olmadılar. Bu süreçte Fenerbahçe’nin özellikle Galatasaray ve Trabzonspor kulüpleriyle arası ciddi ölçüde bozuldu. Şike veya kumpas – istediğiniz gibi değerlendirebilirsiniz- iddiaları süresince de Aziz Yıldırım ve yönetiminin yaptığı açıklamalarla da açıkçası rakip takımların taraftarlarına inandırıcı veya destek bulmaya değer gelmedi.
Şahsi düşünceme göre 3 Temmuz sürecinin yarattığı en büyük tahribatlardan biri Türk futbolundaki nezakete oldu. Aziz Yıldırım her zaman iddialı ve agresif konuşan biriydi ancak mahkumiyetten bambaşka biri olarak çıktı. Artık taraftarıyla da arası bozulmuştu. İlk önce Alex olayı ardından 2013-2014 sezonundaki şampiyonluk gecesindeki “ paralı köpekler” söylemi taraftarla köprüleri atmasına neden olmuştu. Ersun Yanal’ın ardından söylediği takımı ben şampiyon yaptım sözü Aziz Yıldırım’ın egosu ve artık görevde ruhsal sağlığının ne kadar etkilendiğinin göstergesiydi. Dolaylı yoldan zaten iyice gerilen Fenerbahçe ve diğer kulüpler arasındaki ilişkiler içinde bu yangına körükle gitmek oldu. Zira Fenerbahçe tribünleri boşalırken, Aziz Yıldırım camiayı bir tutmak için ya rakip takımdan “düşman” yarattı ya da artık geride bırakılması gereken 3 Temmuz sürecini her başı derde düştüğünde gündeme tekrar tekrar soktu. Aziz Yıldırım bu politikası üzerinde, 2014-2015 şampiyonluğu döneminde Galatasaray’la ardından da 2016 ve 2017 yıllarındaki şampiyonlukları döneminde Beşiktaş’la farklı farklı polemiklere girdi.

Şike davasının ardından artık daha sert ve kendini tekrarlayan bir Aziz Yıldırım vardı.

Aziz Yıldırım’ın bu kavgaları O’na içerde istediği desteği sağlayamadı. Çünkü bir dönemin vizyoner ve revizyoner başkanı artık sürekli kendini tekrar eden, takıma fayda veremeyen yüksek bütçeli transferler yapan bir yönetici haline gelmişti. Eldeki tek başarı yönetimini tamamen profesyonel ekibe devrettiği Fenerbahçe Basketbol ve basına fazla yansımayan amatör branşlarda geliyordu. Artık hiç yeni bir şey ortaya koymuyordu. Kendisi ve basına demeç veren yöneticileri düzenli olarak polemiğe girme çabası güdüyor ve gündem değiştirme uğraşı veriyorlardı. İddialarının temeli o kadar destek bulmaz hale gelmişti ki, Fenerbahçe’yi “ele geçirmeye mihraklar” olarak nitelediği başkan adayı Ali Koç neredeyse mevcut oyların dörtte üçünü alarak başkan seçildi. Daha önce de belirttiğim gibi rakip takım taraftarları, yöneticileri ve Fenerbahçeliyim diyen büyük bir çoğunluğa karşı kaybetti.

Aziz Yıldırım’ın son döneminde en kayda değer başarılar basketbolda geldi.

Gücün ve insan doğası gereği güç sahibinin kendi gücüne tapması her insanın başına gelebilecek bir durumdur. Aziz Yıldırım’da bu tuzağa düşen insanlardan biriydi sadece. Koltuğunu kendinin bildi, söylemlerinde Fenerbahçe ve kendini ayrılmaz bir bütün olarak gördü. Böyle olmak zorunda değildi. Zaman Aziz Yıldırım’a başkanlık kariyerinin sonlarına doğru hem bir müttefik hem de düşman oldu zira artık konuştukça daha fazla tepki almaya başlıyordu. Herkes tarafından iyi anılan bir başkan olarak gidebilirdi ancak olmadı. Gerçi Ali Koç Aziz Yıldırım’a iade-i itibarını vermek için çeşitli söylemlerde bulundu yine bu kolay olmayacak. Çünkü 20 yılın hatırası herkesin hafızasında yer ediyor.

Ali Koç Fenerbahçe Basketbol takımı şampiyon olursa kupayı Aziz Yıldırım’ın kaldırmasını istediğini söyledi. Ali Koç eski rakibi Aziz Yıldırım’a iade-i itibar kazandırmak istiyor.

Yine de Türk futbolu için birçok yenilik yapmış bir başkanın böyle veda etmesini istemezdim. Siyaset ve güce tapan insan doğası öyle bir şey ki Aziz Yıldırım başkanken yanına randevuyla bile zor gelebilecek insanlar, stadyum kapısında o sıcakta güneşin alnında bekleyen yaşını başını almış bir adamın uzattığı eli sıkmadan yürüyüp gittiler. Aziz Yıldırım’ın rakip takımları hedef aldığı dönem sürecinde Beşiktaş taraftarı olarak Aziz Yıldırım’a kızan biri olsam da o görüntü içimi acıttı. Keşke bu aşamaya gelmeden hem Fenerbahçe taraftarının “efsane başkanı” olarak kalsa hem de rakip taraftarlar tarafından bu kadar eleştirilen biri olmasaydı. Keşke Beşiktaş taraftarının aklına Aziz Yıldırım denince, Beşiktaş kulübüyle girdiği sayısız polemik değil de Süleyman Seba’yla birbirlerine şefkatle sarıldıkları fotoğraf karesi gelseydi.