Transfer Hikayeleri: Ne Büyük Umuttun Sen Haydarpaşa

Türk sinemasının usta isimlerinden ikisiyle, fazla yakışıklılarından ikisinin karşılaştığı sahne tarihin en iyileri arasında gösterilen “Ezel” dizisinde yaşanmış ve Haydarpaşa Gar’ında çekilmişti. Uzun süredir tadilat halinde olan Haydarpaşa Garı’nı belki de bilindik son görüşümüzdü o bölüm. Bir tarafta Tuncel Kurtiz ve Kenan İmirzalıoğlu, diğer tarafta Haluk Bilginer ve Kıvanç Tatlıtuğ. Tarihi bir yapıya olabilecek en güzel finallerden biri yine aynı dizinin son sahnesinde yaşandı ve diziyle birlikte Haydarpaşa’ya dair yaşananlar da hatıralarda kaldı. Türk sinemasında pek çok filme set ortamı sunmuş Haydarpaşa, çoğu zaman filmin başında Anadolu’dan göç eden başrol oyuncularının İstanbul ile tanışma anlarının şahidi olarak ekrana yansımıştı. İstanbul’a büyük umutlarla gelen kişilerin hikâyesi genellikle hüsranla son bulurdu o filmlerde. Bu durumu gerçek hayatların bir yansıması olarak nitelendirebiliriz. Tıpkı futbolda büyük umutlarla İstanbul’un 3 büyüklerine gelen ama istenileni veremeyen Anadolu’nun yıldız isimleri gibi. Arada küçük bir fark var tabii ki. O da büyük umutlarla transfer edilen bu isimlerin filmlerdeki benzerleri gibi trenle değil de kulüp tarafından tahsis edilmiş özel uçaklarla merhaba demesi İstanbul hayatına. Hatta içlerinde stadın ortasına helikopter ile indirileni bile var.

1994-95 FETİ OKUROĞLU BURSASPOR | Spor, Fotoğraf, AslanlarBursaspor’da forvet oynarken kendisini Milli Takım’da liberoya çeken Fatih Terim sayesinde ligin aranılan savunmacılarından biri olan Feti, üç büyüklerden Galatasaray’ı tercih edince transferi Ali Sami Yen Stadı’na inen helikopter ile duyurulmuştu. Şimdilerde bile benzerine rastlamadığımız bu havalı başlangıca rağmen Feti Galatasaray’da beklenileni vermekten çok uzaktaydı. Bunda değişen futbol sistemlerinin etkisi de büyüktü tabii. 3’lü savunma anlayışı yerini 4’lüye, liberolu sistem de tandeme bırakınca dönemin liberolarına kulübe, hatta tribün yolu gözüktü. Galatasaray’ın başına, zamanında Feti’yi liberoya çeken Fatih Terim geçmişti ama nafile. Sistem değişikliğinin kurbanı, gittikçe genişleyen kadronun kaybedenlerinden biri olarak önce Trabzonspor’a ardından İzmirspor’a transfer olarak kariyerini noktaladı. Feti’nin büyük umutlarla transfer edilmesinin tek sebebi onun iyi bir libero olması değildi aslında. 1994 yazında Kocaelispor’dan alınan Stevica Kuzmanovski’nin berbat bir performans sergilemesi nedeniyle Makedon liberonun boşluğunu apar topar doldurmak isteyen Galatasaray yönetimi aynı sezon içinde ikinci libero fiyaskosuna sebebiyet vermiş oldu. İki yıl boyunca Körfez ekibinde göz dolduran Kuzman, eski hocası Saftig’le birlikte Galatasaray’a gelse de hayal kırıklığı yaratarak Antalyaspor’un yolunu tuttu. Kuzmanovski’den ağzı yanan Galatasaray tam 18 sene boyunca Anadolu’dan yabancı oyuncu transfer etmezken, uzun süren sessizliğine 2012 yılında Gaziantep’ten alınan Dany ve Kayserispor’dan gelen Amrabat ile son verdi. Amrabat transferinde oyuncunun PSV kariyerine güvenen sarı-kırmızılı ekip Faslı oyuncudan yeterli katkı alamayınca Malaga ile çeşitli alışverişlere girişti. İspanyol ekibine 2 kez kiralık giden Amrabat, üçüncü yolculuğunda bonservisiyle gitmesine rağmen Galatasaray’ı zarara uğrattı. 1,5 sezon geçirdiği Galatasaray’ın yaralarına çare olamayan Dany ise performansından ziyade Twitter’da yazdığı “Google Translate” Türkçesiyle akıllara kazındı. Hiç kuşkusuz en büyük katkısı kiralık gittiği Beşiktaş formasıyla Galatasaray’a penaltı kazandırmasıydı Dany’nin.

transferBeşiktaş formasıyla Galatasaray’daki günlerini bile aratan Dany için iki kulüp arasında amiyane tabirle “rakibe kakalama” olayı söz konusuydu ama benzer ilişki Fenerbahçe-Beşiktaş rekabetinde daha belirgin yaşandı. Almanya’da altyapı eğitimi alması ve Eskişehirspor’daki başarılı performansı nedeniyle Alex’e alternatif olarak Fenerbahçe’ye kazandırılan Sezer Öztürk, bırakın Alex’in yerine geçmeyi ertesi sezon parlayan 18’lik Salih Uçan’a bile rakip olamadı. Ezeli rakibindeki bu kötü halini görmesine rağmen akıl tutulması yaşayan Beşiktaş yönetimi tarafından bonservis ücreti ödenerek transfer edilen Sezer, siyah-beyazlı formayı idmanlar hariç hiç terletmedi. İki dev kulüpten kazandığı maaşlarla hayatını idame ettirebileceğine kanaat getirmiş olsa gerek erken yaşta futbolu bırakan Sezer, kendini vücut geliştirmeye adadı. Ancak Beşiktaş’ın bu konudaki intikamı gecikmedi. Genç yaşta geldiği Kara Kartal’da uzun yıllar oynamasına rağmen kendini geliştiremeyen ve sürekli geriye giden İsmail Köybaşı, yeni bir başlangıç adına Kadıköy tarafına geçiş yaptı. Belki de iki kanat beki Gökhan ve Caner’i Beşiktaş’a kaptıran Fenerbahçe’nin alacağı sol bek İsmail Köybaşı olmamalıydı, ama oldu. Aynı pozisyonda oynayan Hasan Ali’den memnun olmayan taraftarına bu futbolcuyu sevdiren İsmail, soluğu La Liga ekibi Granada’da aldı belki ama Anadolu’dan İstanbul’a ilk geldiğinde kendisinden beklentilerin çok altında kaldı. Nasıl kalmasın, 2009 yılında şampiyon olan Beşiktaş elde Rodrigo Tabata - Sport Twoettiği gelirden 5,5 milyon euro’yu kendisi için Gaziantepspor’a ödemişti. Bununla yetinmeyen Yıldırım Demirören ve kurmayları 8 milyon euro da Tabata için Gaziantepspor’a ödeyerek “Feda” döneminin fitilini ateşlemişti. Evet, Tabata Güneydoğu ekibinde başarılı bir sezon geçirmişti. Ancak 30’una merdiven dayamış ve Gaziantep hariç gittiği hiçbir takımda istenileni verememiş, bonservisi için daha önce 1 lira bile harcanmamış bir oyuncu olarak Beşiktaş’a geldi. Sonuç hüsran olunca olan Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi gelirlerine oldu.

Şampiyonlar Ligi demişken yıllardır bu lige girebilme amacıyla sezona başlayıp pek çok sezonu “transfer şampiyonu” apoletiyle açan Fenerbahçe’nin Anadolu’dan getirttiği futbolcuları düşününce önümüze kocaman bir liste çıkıyor. Buna karşın Anadolu’dan alınan isimlerin tamamına yakınında zarar etti sarı-lacivertli kulüp. 2009 yılında Beşiktaş ile girilen düello nedeniyle kasasından Mehmet Topuz için tam 9 milyon euro çıkan Fenerbahçe, yıllardır ezeli rakiplerine karşı agresif bir transfer politikası izlemekten vazgeçmiyor. Bu uğurda Ankaraspor’dan Özer Hurmacı, Eskişehirspor’dan Alper Potuk ile süregelen yerli 10 numara bulma hevesi bu sezon Sivas’tan alınan Mert Hakan Yandaş’a kadar uzandı. Sonuç, yine şampiyonluk hasreti içinde yanıp tutuşan taraftar, yine kulüp kasasından boşa harcanmış milyonlarca euro ve sönüp giden bir dönemin Anadolu yıldızları. Kariyeri devam eden Mert Hakan’ın bir şeyleri düzeltme ihtimali sürüyor ancak aynı şeyleri kulüpten gönderilen diğer isimler için söylemek pek mümkün değil. Zamanında adaşı Hakan Bayraktar’ı alabilmek için futbol literatürüne “hülle” yöntemini sokan Fenerbahçe, Emenike’yi Karabük’ten 9 milyona aldıktan bir ay Emenike: "Beni sevmiyorlar! Küfür edecekler" - Futbolsonra Spartak Moskova’ya 10 milyona satarak kısa vadeli alım satım işine de girişmişti. Nijeryalı oyuncuyu sattığı paranın üstüne tekrar aldığında pek hayrını göremese de kiralama ücretleriyle zararı kapatan Aziz Yıldırım yönetimi, Emenike gibi Anadolu’da parlayan golcülerden medet umdu. Takıma bir dönem Anelka, Van Hooijdonk, Van Persie gibi dünya çapında isimler gelmiş olsa da yıllar yılı küçük takım golcülerini getirmekten geri durmadı sarı lacivertli ekip. Konya’dan Zafer Biryol, Gaziantep’ten Preko, Sivas’tan Aatıf Chahechouhe hayal kırıklığı yaratıp gidenler kervanına katıldı. Bir dönem Türkiye Ümit Milli Takım’ı gözüne kestirip Kemal, Deniz, Serkan, Selçuk gibi gençleri topladılar ama şampiyonluklar kazanılmasına rağmen bu oyunculardan kalıcı olan bir tek Selçuk Şahin olabildi. 1994’te şaşalı şekilde Bursaspor’dan Pingel’i getirip ertesi yıl sözleşmesini fesheden camia, 2015’te yine aynı takımdan Fernandao’yu kadrosuna katarak geçmişten ders almadığını gösterdi. Her şeye rağmen Baliç ve Vedat Muriqi satışlarından gelen yüklü bonservis bedelleri sayesinde neredeyse Anadolu’ya saçılan paraların tamamını döndürmüş oldular. Örneğin Galatasaray, ezeli rakibi gibi çok fazla transfer yapmadı Türkiye içerisinden ama aldıklarından satış başarısı da sağlayamadığı için totalde daha zararlı çıktı.

2000-2001 sezonuna UEFA Şampiyonu apoletiyle giren Galatasaray, “gol kralı” unvanlı Serkan Aykut’a 5, o güne dek pek gündeme gelmemiş bir isim olan Bülent Akın’a da 5,5 milyon euro ödeyerek bir nevi parayı har vurup harman savurdu. İki oyuncudan katkı alınamadığı gibi satışından para da kazanamayan Cimbom, ekonomik dar boğaza sürüklendi. Benzer bir durum yakın geçmişte Mbaye Diagne transferiyle gerçekleşti. Kasımpaşa’da leblebi gibi gol atan Senegalli forvet sarı kırmızılı formayla sadece penaltılarda güven verdi. Yapılan 13 milyon euro’luk yatırım performans anlamında geri dönmedi ama ara dönemdeki kiralamalarla bir nebze olsun yaraya tampon yapıldı. 2021 başında gittiği Premier Lig’de şu ana kadar iyi işlere imza atan Diagne’den beklenmedik bir bonservis bedeli kazanırsa “Financial Fair Play” sürecinde de önemli bir adım atmış olacak. Genellikle Fenerbahçe’den transfer çalımı yemesiyle eleştirilen sarı kırmızılı ekipte Emre Akbaba ve Emre Kılınç’ın transferlerine “misilleme” gözüyle bakılmıştı. Ancak özellikle Emre Akbaba, yaşadığı uzun süreli sakatlıklar ve düşen performansı nedeniyle taraftarın gönderilmesini istediği isimlerin başında geliyor. Oysa Metin Oktay temalı tanıtım ve reklam filmleriyle havalı bir giriş yapmıştı ama gelinen nokta planlandığı gibi olmadı. Futbolda en kral transferi bile yapsanız tutacağının garantisi yoktur ama şampiyon Bursaspor’un genç golcüsü Sercan Yıldırım’ı transfer ettiklerinde herhalde kimse onun 30’una varmadan Survivor sahalarında Ünlüler takımı için top koşturacağını tahmin edemezdi. Galatasaray’dan gönderilip eski takımında yeniden doğmak isteyen Sercan’ın yeni Bursa macerası da sonuç vermeyince alt liglere kadar düştü. Oysa büyük takımlarda tutunamayıp gittiği Anadolu takımlarında yeniden parlayarak başka büyüklere transfer olmayı başaran pek çok örnek vardı Sercan’ın önünde.

transfer

Herhalde en iyi kariyer gelişimini Burak Yılmaz gerçekleştirdi. Antalya’dan Beşiktaş’a geldiği yıl beklentileri karşılayamayınca Manisa’ya geçen, orada bir çıkış yakalayıp Fenerbahçe’ye adım atan Burak, ikinci büyük takım denemesinde de başarısız olunca “küçük takım topçusu” damgasını yemeye başlamıştı. Ardından Trabzonspor’la gol kralına, Galatasaray’la Şampiyonlar Ligi’nde Ronaldo’nun istatistiklerini zorlayan bitirici bir santrafora dönüşmesi çok uzun sürmedi. Bitti denilen yerde mevkisi de dâhil olmak üzere müthiş bir değişim gösteren Burak, 35’inden sonra Fransa Ligi’ne de adını yazdırma başarısını gösteriyor. İlk seferinde hüzünlü şekilde ayrıldığı Beşiktaş formasına da daha güçlü şekilde kavuşup eski günlerin olumsuz izlerini de silmeyi başaran Burak, Anadolu’dan büyük takımlara gelen oyuncular için idol olabilecek bir futbolcu oldu. Burak Yılmaz’ın dışında Ayhan Akman, Servet Çetin ve Yusuf Şimşek ikinci büyük takım macerasında beklenileni veren futbolcular olarak akıllara kazındı.

Sinan Kaloğlu, Mustafa Pektemek, Vagner Love gibi forvet anlamındaki hamlelerde karavana atan Beşiktaş genellikle diğer iki ezeli rakibine nazaran başarılı Anadolu transferleriyle dikkat çekti. Serpil Hamdi Tüzün önderliğinde 1980’li yılların başında start verilen altyapı kalkınması sayesinde çokça futbolcusunu bedava yetiştiren kulüp, aynı zamanda şimdilerde çok moda olan “scouting” faaliyetlerini de o tarihlerde çok başarılı şekilde uyguladı. Gencecik Metin’i Kocaelispor’dan, Feyyaz’ı Avcılarspor’dan, Mehmet’i Kahramanmaraşspor’dan bulup çıkararak uzun yıllara damga vuracak bir kadro iskeletine sahip oldu. İlerleyen yıllarda Ertuğrul Sağlam, Ahmet Dursun, Tümer Metin, İlhan Mansız, İbrahim Üzülmez, İbrahim Toraman gibi tutan transferler yapmaya devam eden siyah beyazlılar için hiç kuşkusuz en büyük hayal kırıklığı Okan Koç olmuştu. 3 büyüklerin üçünün de gözüne kestirdiği Okan’la anlaşmaya varan Beşiktaş, uzun yıllar takımı sırtlayacak bir oyuncu transfer ettiğini düşünmüştü ama evdeki hesap çarşıya uymadı. 100. yılın şampiyon Beşiktaş kadrosuna katılan Okan, hayal edilenin yanına bile yaklaşamazken ilerleyen yıllarda her sezon daha kötüye giderken, seyyah futbolculardan biri olarak futbol hayatına son noktayı koydu. Kendisinden 8 yıl önce efsane başkan İlhan Cavcav tarafından Fenerbahçe’ye gönderilen ve saç baş yolduran Tarık Daşgün’den ipucunu almalıydı Beşiktaş ama alamadı. Gençlerbirliği’nde fırtına gibi esen Okan’ın yerinde yeller esiyordu Beşiktaş forması sırtındayken.

70’li yıllardan itibaren ünlü aktör Tarık Akan’la yaygınlaşan Tarık ismi, müzik ve futbol sektöründe tutunamadı. Bir döneme vuran BBG evinde ünlenen ve ardından albüm yapan Tarık “tek şarkılık ünlüler” klasmanı dışında kendisine müzik dünyasında yer bulamazken, yeşil sahaların Tarıkları da tek sezonluk performanslarıyla şöhrete ulaştı. 1996’da sansasyonel şekilde Fenerbahçe formasını sırtına geçiren Tarık Daşgün, sahadaki performansından ziyade dönemin fenomen programı Televole ile gündeme geldi. İstanbul’un cazibeli hayatına kendini kaptıran Tarık’ın kariyeri 1985 yapımı “Ya Ya Ya Şa Şa Şa” filmindeki İlyas Salman’ı hatırlattı. Filmdeki İlyas gibi genç yaşta kendini alt kademelerde kanıtlayıp bir anda Fenerbahçe’de bulan Tarık, havalı başlangıcın ardından mankenler, alemler, alkol derken yitip giden bir yıldız izlettirdi Türk halkına. Ankara gibi büyük bir şehirden de gelmiş olsanız İstanbul adamı yoldan çıkartma hususunda Türkiye’de zirveyi temsil ediyor. Senaryo gereği İlyas Salman gibi fiziki anlamda şanssız bir adamı bile içine hapseden İstanbul, gerçek hayatta eli yüzü düzgün sarışın yıldız adayını da cezbetti en nihayetinde. Bedava gönderildiği Kocaelispor’a giderken hep çıktığı Televole’de bu kez hüzünlü halleri ekrana yansıyordu Burhan Çaçan’ın “Neden Geldim İstanbul’a” şarkısı eşliğinde.

Tarık ve pek çok futbolcu için umutla gelinen İstanbul’dan tekrar Anadolu’ya dönmek zorunda kalmak bir nevi dramdı. Ama başka bir Tarık vardı ki bu dramı pek de önemsemiş gibi görünmüyordu. Yabancı sınırlamasının daraltılmasına karar verilen 2014-2015 sezonu başında bir anda yerli oyuncu arayışına giren üç büyükler haliyle piyasayı da yükseltti. Eskişehirspor’da hiç gol ya da asist üretmemesine rağmen bir anda transferin gözdesi haline gelen Tarık Çamdal, 5 milyon euro’ya yakın bonservis, bonuslarla 1,5 milyon euro’yu bulan maaşıyla 5 senelik kapı gibi sözleşme yaparak, “kısa yoldan nasıl zengin olunur?” temalı kitaplara konu olacak bir performansla Galatasaray’dan ayrıldı. Özellikle son 3 yılda kulübeye bile oturmadan parasını kazanan Tarık, idmanlarda yer alarak hem sağlıklı yaşadı hem de cebini doldurdu. Tüm ısrarlara rağmen sözleşme feshine ya da başka takıma transfer olma taleplerine yanıt vermeyen bek oyuncusu, şampiyonluk kutlamalarına katılmaktan çekinmedi. Benzer bir hikaye Fenerbahçe-Serdar Kesimal ilişkisinde yaşandı ve kontratını doldurmadan hiç bir yere gitmeyen Serdar erken emekliliğin keyfini sürdü. Elbette İstanbul kulüplerinde oynayan her futbolcu bir şekilde zenginlik ve şöhrete ulaştı ancak özellikle bu ikilinin biraz kurnazlık, biraz vurdumduymazlık içeren tavırları asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu bir ülkede daha fazla göze battı.

transfer

Taşı toprağı altın diye Anadolu’dan göç eden milyonlarca kişi bir süre sonra İstanbul’a yenilip memleketlerine eli boş vaziyette döndü. Ancak Anadolu’dan gelen futbolcuların yıldız olanı da olmayanı da köşeyi dönmüş şekilde hayatlarına devam etti. Gelecek sezondan itibaren yeniden azalmaya gidecek olan yabancı sınırlaması nedeniyle önümüzdeki yıllarda kimlerin bu işten nemalanacağını hep birlikte göreceğiz. Ekonomik anlamda her geçen gün sıkıntılar çeken ülkenin Boğaz’ın iki yakasındaki büyükleri, küçülen kasalarını bakalım kimler için açacak? İzleyip, göreceğiz.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Futbolun Yeşilçam Serüveni

Monica Seles: Monica’nın Seyri

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More