Newcastle United: Yeni Süper Güç Yolda Mı?

Dünyanın en prestijli liginin akıbeti büyük bir soru işaretiyken bir başka soru işareti de Newcastle United’ın satışında söz konusu.

Damlayan ilk petrol

1 Eylül 2008; Premier League’de dengelerin geri dönüşü olmadan değiştiği tarih diyebiliriz. Mali açıdan tarihinin en zorlu dönemlerini geçiren Manchester City, Abu Dhabi United Group (ADUG) Başkanı Şeyh Mansour bin Zayed Al Nahyan tarafından satın alınmıştı. Manchester City’yi aldığı gün 32.5 milyon sterlini bir çırpıda gözden çıkararak Real Madrid’den Robinho’yu transfer etti. Gövde gösterisi yapmaya başlayan 39 yaşındaki Şeyh, petrol sayesinde dünyanın en zengin kraliyet ailesinin 19 çocuğundan biri ve serveti 15 milyar sterlin.

Bu satın alımın Mike Ashley’in 2007’de Newcastle’ı, Abramovich’in 2003’de Chelsea’yi, Glazerların 2005’de United’ı satın almasından farkı neydi peki? İnsanlar neden bu satın alımlara vermedikleri olumsuz tepkiyi Şeyh Mansour’a göstermişlerdi? Ben bunun nedenini en çok başarılı olan ve en çok göze sokulan satın alım olmasına bağlıyorum. 2008’de City’i satın aldıklarında ADUG adına son imzayı atan ve kulübün satın alınmasında büyük bir rol oynayan, “Abu Dhabi’nin Donald Trump’ı” lakaplı Süleyman El Fehim yaptığı ilk açıklamasında sonsuz bir yatırım olacağını ve Arsenal, United, Liverpool, Chelsea tarafından oluşturulan büyük 4’lüyü yok edeceklerini deklare etti.

Şeyh Mansour bin Zayed Al Nahyan(sağdaki)

İngilizlerin ne kadar köklerine bağlı olduğunu ve kendilerinden olmayanlara nasıl antipati duyduklarını bilirsiniz. Arap bir sermayeci geliyor, petrol kuvvetini yatırmak için zorluk içerisinde başka seçeneği olmayan bir takımı satın alıyor ve sizi yok etmekten bahsediyor… Bu antipati treninin ilk vagonu bana kalırsa. 2008’de halihazırda Rus, Amerika kökenli sermayecilerin furyaları devam ederken üstüne bir de Arapların gelmesi, bardağı taşıran damlalardan sadece biriydi.

Günümüze dönelim… Bir başka Arap sermayeci İngiltere topraklarında gözünü bir takıma dikti. Üstelik bu takım, eski Manchester City’den halihazırda ekonomik açıdan, taraftar gücü ve potansiyeli açısından, gelenek bakımından daha da büyük. Bu doğrultuda City benzeri bir yatırımın daha büyük bir kulüpte denenmesinin oluşturacağı makas açıklığını sadece hayal edin. Üstelik saha dışına çıktığımızda bu seferki prensimiz daha tartışmalı bir isim ve ülke Covid-19 salgınından fırsat bulabildiği her an bu satın alımı tartışıyor konumda. Muhammed bin Selman’ın Newcastle United’ı almasına tepkiler kimseye gösterilmediği kadar yoğun. Ancak bir yanlış algıyı  düzeltmek isterim. Selman Newcastle’ın tamamına sahip olmayacak. Ashley, takımı 2010’ların başından beri satmaya niyetliydi ancak 2017’de Twitter hesabından resmen satılıktır ibaresi koyduğundan beri onlarca yatırımcı kendisiyle iletişime geçti. İngiliz iş kadını Amanda Staveley, güçlü Orta Doğu bağlantılarıyla satın almaya çalıştı ancak başarıya ulaşamadı. Daha sonra 2019 yılında tekrar şansını daha güçlü şekilde denedi. Bu sefer ortakları Reuben Ailesi ve Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’ydu. Bu güçlü ekip ile sonuca ulaşıldı ve 300 milyon sterline el sıkışıldı. %80’lik dilimin Suudi yatırımcıda olacak olması ise kendisinin söz hakkının en fazla olacağını gözler önüne seriyor.

İlk tepki Katar merkezli spor kanalı BeIN Sports’dan geldi. BeIN CEO’su Yousef el-Obaidly, Premier League kulüplerinin başkanlarına gönderdiği mektupta, Suudi Arabistan’ın lig maçlarını yasa dışı şekilde yayınlayan beoutQ platformuna izin verdiğine dikkati çekti ve bundan Muhammed bin Selman’ı sorumlu tuttu. Bu kadar tartışmalı ve yasa dışı işlerle iç içe olan bir yatırımcının uzun vadede ligin marka değerine zarar vereceğini savundu. Obaidly, Premier League Başkanı Richard Masters’a yazdığı mektupta ise Newcastle United’ın satın alınmasına ilişkin haberlere atıfta bulunarak, “Premier Lig’in, tüm yöneticileri dahil kulübün potansiyel alıcısını tam olarak araştırmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Burada Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu ve (devralmaya) dahil olan veya bir şekilde finansman sağlayan diğer Suudi Arabistan kuruluşlarının görevlileri ve temsilcileri araştırılmalı.” ifadesini kullandı.

Muhammed bin Selman

Bu beIN Group’un kendi ceplerini düşündüğü için çıkarttığı bir karşı ses olarak yorumlanabilir. Ancak bir iddia daha var ki, o ele avuca sığmayacak cinsten. Obiadly’nin mektubunda ayrıca “Veliaht Prens, kendisinin onayıyla gerçekleştirildiğine inanılan Cemal Kaşıkçı’nın korkunç bir şekilde öldürülmesinin ardından spor etkinliklerini ve kişiliklerini Krallığın imajını iyileştirmek için bir araç olarak kullanıyor.” ifadesine de yer verildi. Bu yetmezmiş gibi bir de Cemal Kaşıkçı’nın eşi Hatice Cengiz olaylara dahil oldu ve Premier League kulüplerinin bu satışa izin vermemelerini istedi. Cengiz adına Premier Lig yönetimine mektup yollayan avukat Rodney Dixon, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu liderliğindeki bir konsorsiyumun Newcastle’ı satın almasının engellenmesi çağrısında bulundu. Mektup tek bir cümle ile özetlenebilirdi: “Premier League’de böyle menfur eylemlere karışmış hiç kimseye yer olmamalı.”

Kesinlikle katılıyorum. Bence de Premier League böyle tartışmalı isimlerin ellerini kollarını sallaya sallaya yatırım yapabilecekleri bir yer olmamalı. Ancak endüstriyellik bir yerde bizim düşüncelerimize zincir vuruyor. Premier League’in böyle yatırımcılara ve sıcak paraya ihtiyacı var. Covid-19 salgınının yaratacak olduğu ekonomik buhranı böyle yatırımcılar ile hafif bir sis bulutu haline çevirmek Premier League yönetiminin planı.

Hevesin batsın!

Bir de Newcastle United taraftarının gözünden şu satışa bir göz atalım. Newcastle United ilk 4-5 kulüp arasında hiçbir zaman olmamıştır. Ancak hiçbir zaman 5-10 arasından da çıkmamış bir kulüp halindeydi, Mike Aslhey’den önce. Kulüp stadyumuyla rakipleri imrendiriyordu. Taraftarlar her iç saha maçında 52.000 kişi ile takımlarının yanında oluyordu. Taraftarın yıllar içinde ilgisi azalmış olsa da ürün alma, maçlarda yaratılan atmosfer bakımından hala çok önemli ve ileri bir yerde. Haklarını vermek gerekiyor. Kulüp marka değerinde de 2000’lerin başında yükselişteydi. Ülkemizde de sıkça yayınlanan ve futbola en ufak merakı olan her gencin en az bir kez izlediği “Goal!” filminde Santiago Munez’in transferini Newcastle’a yaptırtmıştı senaristler. Bu aynı zamanda Amerika ve Meksika pazarında da kulübün gücünü arttırmıştı.

“Heves!” Mike Ashley Newcastle United ile kulüp sahipliği macerasını tek bir kelimeyle özetliyor. Bu heves kendisi için de, Newcastle camiası içinde bir eziyete dönüştü. Tarihinde hiç küme düşmemiş Saksağanlar, kendilerini Ashley döneminde iki kez Championship’de buldular. Kulüp efsanelerinden Kevin Keegan’ın 2008’de kovulmasından sonra ilk kez açıldı tarafların arası. Keegan, 1992 Ocak – 1997 Ocak arasında 5 yıl Newcastle United menajerliği yapmıştı. Dalglish menajerliğinde 1998’de şampiyonluğa oynayan ve ligi 2. bitiren kadronun iskeleti, oyun şablonunun temelleri kimilerine göre kendi döneminde oluşmuştu ve Newcastle taraftarları kendisine her zaman hak ettiği değeri vermişti. 2007/08 sezonunun Ocak ayında menajerlik koltuğunu Sam Allardyce’dan devralan Keegan için karşılama pek hayal ettiği gibi olmamıştı. 2005’de Manchester City koltuğunu bırakmasının ardından emekliliğini açıklayan efsane isim, Newcastle için tekrar yedek kulübesinde yerini alıyordu. Kendi otobiyografisini yazdığı “My Life In Football” kitabında Mike Ashley ile ilk görüşmesini anlatan Keegan: “Duyduğum şeyler hoşuma gidiyordu fakat sıra kontratımı konuşmaya geldiğinde ne yaptığımı biliyordum, belki de bu insanlarla daha ileri gidemeyeceğimi daha önce fark etmeliydim.”

Keegan 2007/08 sezonunda takımın başına geldiğinde oldukça formsuz bir takım vardı. Tarihinde ilk kez küme düşme tehlikesi bu kadar net hissediliyordu. Keegan başlarda çare bulamasa da ligin sonlarında doğru seri galibiyetler ile takımı ligde tutmayı başarıyordu. Ertesi seneye başlarken Milner, Emre, Given gibi önemli parçalarını kaybeden Newcastle, lige 1 beraberlik 1 galibiyetle başlamıştı ki 3. haftaki Arsenal maçı sonrasında çok büyük bir sürprize imza atıldı. Mike Ashley, İlhan Cavcavvari şekilde Keegan ile yolların ayrıldığını açıkladı. Bu Newcastle United taraftarı için kılıçların ilk çekildiği an anlamına geliyordu. O sezon bu hareketinin cezasını küme düşerek çekmişti Ashley. Taraftarlar, yol yakınken istifa beklemekteydi.

Seneler geçti işler rayına yavaş yavaş girdi. Kulüp yeniden ait olduğu yer olan, Premier League’e döndü. Ashley bünyesindeki Newcastle, en güzel günlerini Pardew menajerliğinde geçirdi. 2010’dan 2015’e kadar koltukta oturan Pardew’un en unutulmaz sezonu ise kuşkusuz son 10 yılın en başarılı derecesi olan 2011/12 sezonuydu. Takım ligde sezonu 5. sırada tamamlasa da, kadroda Ba, Cisse, Cabaye, Coloccini, Tiote, Ben Arfa gibi popüler isimler olsa da Mike Ashley yine tek hamlesi ile bütün bu başarıları ve olumlu tabloyu ikinci plana atmayı başarıyordu. 10 Kasım 2011’de resmiyete dökülen bir anlaşma ile St James’s Park’ın yeni ismi, Ashley’in sahip olduğu şirket olan Sports Direct olmuştu. Bu karar asla yıldızı barışmayan Ashley ve taraftarlar arasında tepki çığının dahada büyümesini sağladı. 1892 yılından beri St James’s Park olarak adlandırılan stadın adı bir anda taraftarların görüşlerini yok sayarcasına değiştirilmişti.

Artık kulüpler stat isim haklarından önemli gelirler elde ediyorlar. Bu da Newcastle için önemli bir dönem olacaktır.

Derek Llambias (Kulüp Müdürü)

Kulübü mail yağmuruna tutuyordu Newcastle taraftarı. Yıl 2011, o zamanlar şimdiki sosyal medya gücünün olmadığını hatırlatmak isterim. Daily Telegraph yazarı İngiliz kriketçi Steve Harmison ise; Bütün bunlar Mike Ashley döneminde gerçekleşti. Onun kulübe yaptıklarını taraftar asla unutmayacak ve affetmeyecek. Takımın siyah beyaz olan renklerini bile neredeyse kırmızı beyaza çevirdi ki Sunderland gibi görünmeye başladık. St James Park büyülü bir yerdir. Oyuncular, yöneticiler gelir, gider ama St James’ın Park hep olduğu yerde kalacaktır.” açıklaması ile taraftardaki yangına odun atıyordu adeta. [1]

Gelelim iplerin tamamen kopmasına neden olan olaya: Rafa Benitez ile yolların ayrılışı. Son iki sezondur ligde var olma mücadelesi veren ve İspanyol çalıştırıcının üstün performansıyla ligde kalmayı başaran Newcastle United bu senenin başında kendisi ile yolları ayırdı. Ligin en kötü 5 kadrosundan birine sahip olan Rafa’nın bu performansı Ashley tarafından yeterli bulunmadı. Taraftarlar her zamanki gibi bu kararın karşısındaydı. Protestolar için St James’s Park etrafında toplanan grup, Benitez’e yeteri kadar geniş bir kadro verilmediğini ve onun haksızlığa uğradığını savundu.

Pankart: Dünyadaki en zengin 19. kulüp. PARA NEREYE GİTTİ?

Taraftarlar ise bambaşka bir soru peşindeydi. Deloitte Football Money League’in yaptığı dünyanın en zengin futbol kulüpleri sıralamasında Newcastle 19. sırada açıklanmıştı. Taraftarlar bu paraların nereye gittiğini sorgulamaya başladı. Kulübü satmak istediğini her defasında vurgulayan Ashley köşeye iyiden iyiye sıkışmıştı ki Arap yatırımcı imdadına yetişti diyebilirim. Bunun sonucunda “sermaye sonrası hangi teknik direktör ile yola çıkılmalı?” anketinde Rafa Benitez, Jorge Jesus ve Maurizio Pochettino gibi adayların önünde kendine yer buluyor.

Newcastle United’ın hemen bir PSG olmasını beklememeli kimse. Üstelik QPR gibi Arap sermayeden yara alan takımlar da mevcut. Her girişim başarılı sonuçlanmayabiliyor. Kulübün yakın dönem hedefi Avrupa kupaları potasını zorlamak olacaktır. Ashley, takımı öyle bir çukurda bırakıyor ki, ligde rahatça tutunabilmek bile bazılarını tatmin edebilir. Yazının sonunda gelirken bu konunun konuşulduğu Kraliyet Locası isimli podcastimizin 1. bölümünü bir tavsiye olarak bırakıyor ve  dönemin Uefa Başkanı Platini’nin PSG’nin satışı sonrası söylediği açıklamaları hatırlatmak istiyorum:

“Yabancı sermaye taraftarı olduğumu söyleyemem. Hatta önüne geçmek için çeşitli çözümler arıyorum; ancak İngiliz ve Fransız yasaları bu çılgınlığı engellemek için yeterli değil. Katarlı bir başkan, Brezilyalı bir sportif direktör, İtalyan bir hoca ve farklı ülkelerden futbolcular… Böyle bir PSG hayal edemiyorum.”

Peki biz benzer bir Newcastle hayal edebilir miyiz?

 

[1] Yazının İngilizce tam metni için tıklayınız. 


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Merih Demiral Transferi: İtalyan İşi!

Futbolda Savunma Sanatları: 1. Sone

 

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More