İmdat Batıyoruz!

Batan ligin malları bunlar...

Bir önceki yazımda Avrupa’daki futbol kulüplerinin sahiplerinden ve yabancı yatırımcılarından bahsetmiştik. Ülkemizde henüz yabancı yatırımcı olmadığı için bizim kulüplerimiz hakkında fazla konuşmamıştık, bu yazıda ise Türk kulüplerinin yönetim şekillerinden ve yanlışlarından bahsetmek istiyorum.

Kaldığımız yerden devam edelim, 2016/2017 sezonunda Süper Lig’de yer alan 18 takımın 3 tanesinin özel mülkiyet yani ortakları olan birer şirket olduğunu, kalanların dernek statüsünde olduğunu söylemiştik. 2017/2018 sezonunda bu sayı 4’e çıktı. Başakşehir FK, Osmanlıspor FK, Kasımpaşa SK ve 4. olarak Göztepe SK. Aklınıza “4 Büyükler de var, onların hisseleri işlem görüyor borsada, onlar şirket değil mi?” gibi bir soru gelebilir, Türkiye’de maalesef bu şirketleşme olayları biraz karışık, önce bu konudan bahsedelim.

Aslında Türkiye’de ilk şirketleşen takım 1989 yılında Malatyaspor’dur. Dernek, futbol takımının idaresini, kurulan Malatyaspor AŞ’ye devretmiştir. Ne var ki 1989/1990 sezonunun sonunda küme düşünce şirket tasfiye edilmiştir. Ardından İstanbulspor, Çanakkale Dardanel Spor, Adanaspor ve Göztepe kulüpleri şirketleşerek Türk futbolunda endüstriyelleşme adımlarını ilk atan kulüpler olmuşlardır. Maalesef bu takımlarımız istedikleri mali gücü oluşturamayıp batmış, bir kısmı TMSF’ye devredilmiş ve sonradan tekrar satılmış, sahipsiz ve öksüz kalmıştır.

Türkiye’nin ilk Brezilyalısı Malatyaspor’a imza atarken.

Türkiye’de oynamış ilk Brezilyalı futbolcuları transfer etmiş, Ünal Karaman’ı Türk futboluna kazandıran, Yılmaz Vural’ı Yılmaz Vural yapan, ona altın yıllarını yaşatan Malatyaspor maalesef artık yok. Mehmet Topal gibi, Okan Koç gibi, Gökhan Zan gibi isimleri Türk futboluna kazandırmış, Erman Özgür gibi, Tamer Tuna gibi oyuncuları parlatıp büyük kulüplere satmış, 90’ların sonunda Süper Lig’de yer almış Çanakkale Dardanel Spor da 2017/2018 sezonun sonu itibariyle amatör liglere düştü. Aynı şekilde İstanbulspor ve Göztepe de kendilerini hiç ait olmadıkları yerlerde buldular ne var ki onlar tekrar ayağa kalkmayı başardı ve üst liglere dönmeyi bildiler. Altın yıllarını yaşarlarken çağa ayak uydurmayı deneyen, şirketleşerek aslında Türkiye’de o dönemde hiçbir takımda olmayan bir vizyon sergileyen bu kulüpler maalesef istedikleri mali performansı sağlayamadılar.

Önce Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor’un statülerine, ardından da bu takımlarımıza ait Sportif AŞ’lerin yapılarına bakalım. Türkiye’deki spor kulüplerinin bir çoğu gibi 4 büyük kulübümüz de dernek statüsünde faaliyet gösteriyorlar. Bu sebeple de bir takım vergi muafiyetleri ve indirimleri gibi avantajlara sahipler. Ayrıca taşınmaz satın alabilme, kamu kuruluşlarından destek alabilme ve izine tabi olmadan yardım ve bağış toplayabilme haklarına sahipler. Fakat bir yandan da derneklerin ticari etkinliklerde bulunamaması sebebiyle endüstriyelleşen futbol piyasası kulüplerimizi şirketleşmeye itmiştir. Bu takımlarımız dernek çatısındaki futbol şubesini kurulan Sportif AŞ ya da Futbol AŞ’ye devrederek şirketleşme yolunu seçmişlerdir.

Bu 4 kulübümüz dışında hisseleri borsada işlem gören başka kulübümüz yok. Halka arz işlemi gerçekleştiği zaman yapısal olarak Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor birbirlerine benziyorken, Beşiktaş gider yapısı itibariyle diğer 3 kulüpten biraz farklı. BJK Sportif AŞ’nin bilançosunda bonservis bedelleri, teknik ekibe ödenen maaşlar ve futbolcu maaşları yer alırken FB Sportif, GS Sportif ve TS Sportif’in bilançolarında bu giderler yer almıyor. Bu sebeple FB, GS, TS Sportif AŞ’ler son derece karlı şirketler olarak göze çarpıyordu. Temel olarak gelirler Sportif AŞ’lerde giderler ise Futbol AŞ’lerde yer alıyordu, bu dünyada eşi benzeri olmayan “dahiyane” modeli halka arzları gerçekleşirken satıştan elde edilecek geliri arttırmak için ortaya atan arkadaşları da ayrıca tebrik ediyorum. Bu model sayesinde kulüpler ilk satışlardan bir miktar fazladan gelir elde etse de devamındaki yıllarda fazlasıyla ödediği temettüler sebebiyle büyük zarara uğradılar.

Mesela Galatasaray halka arzından elde ettiği 20.8 milyon Doların karşılığında 8 yıl boyunca 41.5 milyon Dolarlık temettü dağıtmak zorunda kaldı ve 20 milyon Dolardan fazla zarar etti. Sportif AŞ sürekli kar eden bir şirket olarak gözüktüğü için hisse sahiplerine temettü ödemesi yapmak zorunda kalıyordu halbuki bir bütün olarak bakıldığında kulübün borcu her geçen sene artıyordu. Bu saçma sistemin yanlışlığı fark edildiği zaman düzeltmek için kaynak gerekiyordu çünkü hisselerin piyasadan toplanması gerekiyordu. 2010 yılında Galatasaray Sportif AŞ ve Futbol AŞ’yi birleştirerek bu çarpık yapıya bir son verdi ve bu beladan kurtuldu fakat bu birleşmenin gerçekleşebilmesi için 70 milyon Dolar kredi çekilmesi gerekti. 2011 yılında Fenerbahçe ve Trabzonspor da benzer yollardan geçerek ve benzer krediler yardımıyla şirket birleşmelerini sağladı ve sürekli temettü ödeme yükümlülüğünden kurtuldular. Bu çarpık yapı, bu 3 kulübümüze uzun bir süre mali yük oldu ve büyük zarara uğrattı.

Peki ya diğer kulüplerimiz neden borca batıyor? Saymakla bitmeyecek kadar çok kötü örnek yakın tarihte mevcutken hala neden Anadolu kulüpleri bu hatalardan ders çıkaramıyorlar? Az önce bahsettiğimiz Malatya gibi, Dardanel gibi, Adanaspor gibi örnekler varken neden hala Gaziantep’i, Karabük’ü, Ordu’yu, Manisa’yı, Mersin’i ve saymakla bitmeyecek bir çok köklü kulübü finansal sıkıntılar yüzünden kaybediyoruz?

Her ne kadar tribünleri dolduramasak da milletçe bir futbol kültürümüz daha doğrusu bir spor kültürümüz olmasa da hatta ve hatta bir çoğumuz futboldan iyi anladığımızı sanıp anlamasak da bu ülkede futbol seviliyor, buna kimse itiraz edemez. Türkiye’de 3 Büyük kulüpten birinin başkanı olmak demek, başbakan kadar tanınmak, sevilmek, sayılmak demektir. Bu yüzden hep bir cazibesi ve çekiliği olmuştur kulüp başkanı olmanın. Anadolu kulüplerinde ise, özellikle az nüfuslu şehirlerde, futbol takımı şehrin göz bebeğidir. Süper Lig’de sahip çıkmazlar, maça gitmezler ama küme düşünce olay olur, takıma lig atlatan Başkan, efsane başkan olur hele 1-2 de yıldız topçu alırsa ondan iyisi yoktur. Bunu bilen yöneticiler ise transfer yapar, her gelen yeni başkan kendi adamlarını getirir komple takımı değiştirir ve bunları çok kolay yapar. Çok kolay yapar çünkü kulüplerin yapısı itibariyle başkanın hiçbir mali yükümlülüğü yoktur. Kulüp borcun da olsa, haciz de gelse, çalışanlar maaşını alamasa da başkan ceketini alır çıkar en kötü arkasından kulaklarını çınlatırlar ve olan kulübe olur. Eğer başkanlar ve idareciler maddi olarak kulübe karşı sorumlu tutulmamaya devam edilirse yukarıda saydığımız örneklerden görmeye devam ederiz. Buna engel olmanın yolu kulüplerin mülkiyet yapısını değiştirmekten geçiyor bunun için de ya tamamı dernek statüsünden çıkartılıp özel mülkiyet haline getirilmeli ya da Almanya’daki gibi bir sistemle taraftarlar kulübe ortak edilerek hem maddi hem idari sorumluluk almaya teşvik edilmeli.

Mesela 2011/2012 sezonunda 26 yıl sonra Süper Lig’e yükselen Orduspor’u hatırlayalım, o sezonu 14. bitirip ligde kalmışlardı ve toplam 600 bin Euro bonservis bedeli ödemişlerdi transfer ettikleri oyunculara. Ertesi sezon transfere ihtiyaçlarını düşünmüş olacaklar ki toplamda 6 milyon Euro’luk transfer yaptılar ve devre arasında dünyaca ünlü teknik direktör Hector Cuper’i getirdiler ancak ne var ki Orduspor sene sonunda küme düştü ve böylece önlenemez düşüşü başlamış oldu. Başkan Nedim Türkmen’in takıma hedef olarak 3 yıl içinde UEFA Avrupa Ligi’ne katılmayı, 5 yıl içinde de şampiyon olmayı koyduğunu da hatırlatalım.

Transfermarkt verilerine göre Orduspor 2013/2014 sezonunda, kadrosuna 29 yeni futbolcu kattı ve 30 oyuncuyla yollarını ayırdı. Kadroyu tamamen yenileyen Orduspor’a bu yenilemenin maliyeti ne olmuştur bilemiyoruz. O sezon PTT 1.Lig’i 3. bitirip playoff’a kalan Orduspor Mersin İdman Yurdu’na elendi ve Süper Lig’e tekrar çıkamadı. 2014/2015 sezonuna baktığımızda Orduspor’un 34 haftada 11 puanla sonuncu olarak lig bitmeden haftalar önce küme düşmesinin kesinleştiğini görüyoruz ve tabii ki bunun sebebi bütün takımın maddi sıkıntılar sebebiyle dağılmasıydı. Önce Süper Lig için kurulan bonservisli ve maaşlı kadro, ardından bu yüksek maaşlardan kurtulmak için ödenen fesih bedelleri ya da bonservissiz gönderilen oyuncular sonra da bütün kadroyu tamamen yenilemenin maliyeti.

Burada bir parantez açmak istiyorum, Süper Lig’e yeni yükselen takımlar ya da bir önceki sezon küme düşme tehlikesi atlatan takımlar mutlaka transfer yapacak ve kadrolarını güçlendirmek isteyecekler fakat bu takımların bazıları gene de küme düşecek. Süper Lig için kurulan bir kadronun maliyetini 1. Lig gelirleriyle finanse etmek mümkün değil. kadroyu baştan aşağı yenilemek de ayrı bir maliyet bu yüzden küme düşen takımların finansal sıkıntılar yaşaması çok normal. İngiltere’de uygulanan “paraşüt uygulaması” dedikleri bir uygulama var. Küme düşen takıma 3 yıl boyunca (Yakın zamanda değişen ödeme planı, önceden 4 yıl boyunca ödeniyordu.) Premier Lig yayın gelirlerinin %55’i, %40’ı ve %20’si kadar yardım yapılıyor. Böylece Orduspor’un başına gelen olayların olmasına engel olunmaya çalışılıyor. Eğer bu 3 yıl içinde küme düşen takım, Premier Lig’e geri yükselirse ödeme kesiliyor ve eğer küme düşen takım Premier Lig’de sadece 1 sezon kalabildiyse ödeme 3 yerine 2 yıl boyunca yapılıyor. Yani Orduspor’un başına gelen aslında tüm Avrupa liglerine yaşanan son derece normal bir olay ama bizim ülkemizde biraz kötü planlamadan, biraz destek eksikliğinden biraz da Süper Lig ve 1. Lig arasındaki gelir uçurumdan dolayı daha sık yaşanan bir durum.

Mustafa Bozbağ

2017 Ekim ayında 1. Lig Kulüpler Birliği Başkanı Mustafa Bozbağ bu gelir uçurumdan şikayet edip dengenin sağlanması gerektiğini söylemişti. Mustafa Bozbağ’ın verdiği rakamlara göre Süper Lig’de en az gelir sahibi takım 50 milyon TL, 1. Lig’de en çok gelir sahibi takım ise 8 milyon TL gelire sahipmiş. Bu rakamların doğruluğunu, yanlışlığını bilemiyorum ama gelir farkının çok olduğuna eminim.

Son olarak bu tarz dayanaksız ve dedikoduya kaçan yazılar yazmayı sevmesem de biraz da kulüp yöneticilerin ve menajerlerin borç bataklarında ki paylarına değinmek istiyorum. Süper Lig seviyesinde kulüp gelirleri ve bütçeleri gerçekten çok ciddi seviyelere geldi ve denetim maalesef yeterince sıkı değil. Bu devasa bütçeler kimi art niyetli idarecilerin iştahını kabartıyor ve ceplerini doldurmak istiyorlar. Galatasaray eski Başkanı Dursun Özbek hakkında bile yolsuzluk yaptığı ve komisyonlar aracılığıyla mali fayda sağladığına dair iddialar vardı. Galatasaray gibi hem halka arz edilmiş, attığı her adımı KAP’a bildiren hem de bu kadar göz önünde olan bir kulüp için bile böyle dedikodular ortaya çıkıyorsa diğer kulüplerimizde neler oluyordur tahmin bile edemiyorum. Tekrar Orduspor hakkında bir örnekle yazımı bitireyim. Orduspor’a büyük hedefler koyan başkanı Nedim Türkmen 2012 yılında kendinden önceki başkan Şükrü Bodur hakkında belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla dava açmış fakat bu davayı kaybetmişti. Fakat 2013 yılında Şükrü Bodur’a dernekler kanununa muhalefet ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla bir dava daha açılmış ve bu sefer Şükrü Bodur’un suçlu olduğuna karar verilmişti. Suçu bulunan Şükrü Bodur, 800 kişiye istihdam sağladığını, Orduspor’un parasına ihtiyacını olmadığını söyleyerek kendini savunmuştu. Orduspor’un bir önceki başkanı Yaşar Pamuk, eski başkan Nedim Türkmen hakkında 6 farklı suçtan dava açtı ve bu dava hala görülüyor. Yaşar Pamuk, Nedim Türkmen’in kulübü zarar uğrattığını ve “faiz hukuku” adı altında şirketinin hesaplarına para aktardığını iddia ediyor.

nedim türkmen ile ilgili görsel sonucu
Nedim Türkmen

Her gelen başkan birbirini suçluyor ve kendinden önceki başkan hakkında dava açıyor ama bence daha ilginç olan kısmı ise, Orduspor Bölgesel Amatör’e düştükten sonra taraftarlar sosyal medyada Nedim Türkmen’in tekrar başkan olması için kampanya düzenlemişlerdi. Nedim Türkmen de Orduspor’un şirketleşmesi durumunda tekrar aday olacağını söylemişti. Yani taraftar, hakkında yolsuzluk soruşturması devam eden bir eski başkanın tekrar başkan olmasını istiyor çünkü bu “efsane başkan” zamanında takımı Süper Lig’e çıkarmıştı. Aslında bu bakış açısı sadece futbola özgü değil, çalıyor ama çalışıyor bakış açısını hayatımızın başka alanlarında da sıkça görüyoruz. Şu an Orduspor’un başkanı 2018 Ocak ayında seçilen Suat Deniz. Bakalım Suat Deniz kendinden önce başkanlardan birine dava açacak mı?

Bu olayın yönetici boyutu bir de Habertürk’ten Atilla Türker’in sık sık yazdığı ve şiddetle eleştirdiği menajer boyutu var. Atilla Türker’e göre menajerler hem transfer piyasasına keyiflerine göre yön veriyorlar hem de hak etmedikleri kazançlar sağlıyorlar. Konu ilginizi çekiyorsa Atilla Türker’in yazılarını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Yazıyı istemeden de olsa Orduspor üzerinden kurgulamış oldum ama sanmayın ki Orduspor bu kaderi paylaşan tek takım. En güncel kader ortağı olarak Gaziantepspor’u söyleyebiliriz. Maalesef 1.Lig’den de küme düştüler ve durumları gerçekten iyi gözükmüyor. 1969 yılında kurulan, neredeyse yarım asırlık bu kulübü hem bu kadere mahkum edenler, hem de bu takım yerine, adı önce Gaziantep Büyükşehir Belediyespor sonra Gazişehir FK olan kulübü destekleyenler utanmalı. Eskişehirspor bu sene küme düşmekten zar zor kurtuldu ama onların da maddi krizde olduğu herkesçe biliniyor ve seneye bu kadar şanslı olamayabilirler. Geçen sene 1. Lig’den düşen Mersin İdman Yurdu, 2. Lig’den de küme düştü. 2007/2008 sezonunda UEFA Avrupa Ligi’ne katılmayı başaran Kayseri Erciyesspor 2017/2018 sezonunda 3. Lig’den küme düştü ve profesyonel liglere veda etti. Bu takım 2014/2015 yılında Süper Lig’de oynuyordu…

Kayseri Erciyesspor 3 – 1 Maccabi Tel Aviv UEFA Avrupa Ligi (Kupası)

Bir çok kulübümüzü bu yolda kaybettik, kimi geri döndü, kimileri dönmeye çalışıyor, kimileri de yok oldu gitti ve maalesef hala tehlikede olan bir çok takımımız var.

Liglerin başlamasına sayılı günler kala Türk futbolunun karanlık yüzüyle içinizi kararttıysam kusuruma bakmayın. Bir sonraki yazım Dünya Kupası hakkında olacak. Dünya kupasının olası ekonomik etkileri hakkında konuşacağız ve bundan önce düzenlenen mega etkinliklerin (Dünya Kupası, Avrupa Şampiyonası, Yaz Olimpiyatları, Kış Olimpiyatları) ekonomik boyutlarını inceleyeceğiz.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More