Arsalardan Borsaya: Forma Evrimi

Günümüzde futbol takımlarının başarısı maddi güçleriyle eş değer konumda. Markalar, sponsorluklar ve reklam gelirleri… Arsaların giderek yok olduğu şu günlerde, borsanın gözde oyunlarından olan futbolun hala işçi sınıfının oyunu olduğunu söylemek pek kolay değil. Kulüplerin tarihlerini ve kültürlerini yansıtan formaları ise artık nadiren karşımıza çıkmakta. 90’ların en deneysel ve geleneksel formalarının sahibi olan halkın takımı Beşiktaş’ın MLS ekipleri ile aynı tasarım formaları giymesi buna verilecek en uygun örneklerden biri.

İçine naylon kumaş konulan tişörtlerden, giyilebilen teknolojiye ilerleyen forma evriminin hikayesine bir göz atalım.

Futbolun arsa yılları; mevkiler ve numaralar

Futbol takımlarının ilk formaları böyleydi

1900’lü yıllarda, futbol henüz daha arsalarda oynanırken, forma ihtiyacı yoktu. Rekabetin artması ve spor olarak resmiyet kazanmasının ardından 1916 yılında yeni yeni kurulmuş olan FIFA, sahada karışıklıklar yaşanmaması adına takımların kendi renklerini içeren tişörtlerle mücadele etmesine karar verdi. Zamanla bu tişörtlerin içerisine naylon kumaş konulmaya başlandı. Bu yeni tişörtlere forma adı verildi. Başlarda formaların altına golf pantolonu giyiliyordu. Kramponların oyuna dahil olmasıyla oluşan denge problemini gidermek amacıyla formaların altına dize kadar uzanan şortlar giyilmeye başlandı. Kalecileri kendi takım arkadaşlarından ayıran kaleci kazaklarına ise daha erkenden geçilmişti.

1953 Macaristan Milli Futbol Takımı

90’ların ortalarına kadar forma numaraları futbolcuların mevkilerine göre düzenleniyordu. Numaraların ilk olarak sırta yazıldığı maç 1928 yılındaki Chelsea-Stanford maçıydı.  FIFA, ilk olarak 1954 Dünya Kupası için oyuncuların tüm turnuva boyunca aynı numarayı taşımasına karar verdi ve takımların 22 kişilik kadrosundaki tüm oyuncuların numaraları aynı kaldı. Artık arsalara sığmayan kulüpler, futbolun borsada da fena durmayacağına karar verdi ve 1969 yılında göğüs reklamlarının formalara yakışacağına karar kıldılar. 1993 yılında sezon boyunca futbolcuların aynı sırt numarası ile oynamasına uygulamasına ilk olarak English Football League  geçti. İlerleyen yıllarda ilk on birdeki oyuncuların forma numaralarının 1-11 arasında olmasını sağlayan kısıtlamadan da vazgeçilerek numaraların 1-99 arasında dağıtılmasına başlanıldı.

1 to 11 | Squad Numbers
Mevkilere göre forma numarası verildiği dönemlerde saha içi rol dağılımına bir örnek

Deneysellik, 90’lar ve markaların etkisi

Ülkemiz takımlarının kültleşmiş formalarını bilmeyenler yoktur. Galatasaray’ın parçalısı, Fenerbahçe’nin çubuklusu, Trabzonspor’un bordo ve laciverti… Peki ya Beşiktaş? Elbette ki bestelere konu olmuş çubuklusu ve klasik bağcıklı yakalı siyah formasından bahsedebiliriz fakat Beşiktaş’ı diğer kulüplerden en ayıran özelliği deneyselliği idi.

Bu forma(1990/91 sezonu) sadece bir sefer giyilmiş.
Rıdvan Dilmen'in rüya 11'i
90’ların ortalarında RIdvan Dilmen çubuklu forma ile

 

 

 

 

 

 

 

1991/92 sezonunda Galatasaray’ın kullandığı bir forma

Baba Gündüz,* Beşiktaş’ı çalıştırdığı yıllarda(1971-1972) İngiltere’den kataloglar getirtir, beğendiği formalardan esinlenip kendi çizimleri ile tasarımlarını semtin ileri gelen terzilerine diktirirdi. Siyah-beyazlıların deneyselliğinin temelleri bir Galatasaray efsanesi tarafından o yıllarda atılmıştı.

Forma kültürünün en renkli olduğu yıllar 90’lardı. Dünyanın yaşadığı çalkantılar, bölünmeler ve krizlerin yanı sıra giyim tarzındaki ve kültürel hayattaki şatafatın sonuna kadar yansıtıldığı yıllardan formalar da nasibini almaktan kurtulamadı. Göğüs reklamları, sponsorluklar ve marka tekelleşmesi günümüzdeki gibi olmadığından çeşitliliğin getirdiği deneysellik tatmin ediciydi. Milli takımlarda ülkelerin kültürel ögelerinin formalara yansıtılmasından çekinilmediği, kulüplerde ise psychedelic temaların işlendiği, kısa boylu futbolculara emekli amca gömleğini andıran bollukta ve sanki son anda alınan bir karar ile vatka eklemekten vazgeçilmiş gibi duran birbirinden renkli tasarımlar yeşil sahalarda boy gösterdi.

Jorge Campos’un 1.75’lik boyu ve hücumcuları kör eden kaleci formalarını unutanların kalbi kurusun!

Milat: Euro 2000

Socrates

Uefa ve Süper Kupa’yı kazanmış başarılı jenerasyonun Mustafa Denizli önderliğinde katıldığı Euro 2000 turnuvasında grubumuzda bulunan İtalya’nın forma devrimi yapacağından hiç kimsenin haberi yoktu. Platini’nin henüz kirli işlere girmeden futbol oynadığı dönemde veya Dr. Socrates’in filinta gibi sergilendiği Brezilya takımında da dar sayılabilecek formalar mevcuttu  fakat bu sefer ortaya farklı bir giyim ve spor teknolojisi çıkmıştı.

Gök mavililer turnuva formasını menşei Torino’da bulunan Kappa’ya yaptırdı. Giyildiğinde futbolcuların üzerine tamamen oturan formanın tek amacı İtalyan asaletini yansıtmak değildi elbette. Fazla ve bol kumaştan tamamen kurtularak rüzgar kesmelerini engelleyerek futbolcuların hız ve sürat verimliliğini arttırmanın yanı sıra formalardan çekilmelerde ve darbelerde faullerin daha da görünür kılınması hedeflenmişti.

Remembering Italy at Euro 2000 – The Gentleman Ultra
Paolo Maldini(c)-Ciro Ferrare-Mark Iuliano-Massimo Ambrosini-Paolo Negro-Francesco Toldo-Vincenzo Montella-Luigi Di Biagio-Gianluca Pessotto-Alessandro Del Piero-Angelo Di Livio

İlerleyen yıllarda forma ve giyim teknolojisi daha da ilerledi. Delikli yapılarıyla nefes alan formalar üretildi ve sporcuların vücut sıcaklıklarını daha verimli dengelemesi sağlandı. Artık maç esnasında sporcuların nabızları bile ölçülmekte. Bol formaların abartılı durmasını ve  psychedelic deneyselliği geride bıraktık belki ama çocuk reyonlarından alınmış tek tip formalarla başbaşa kaldık.

Goal Celebration 23
1998 Dünya Kupası, Luis Hernández, Meksika
Ticari amaçla üretilen retro versiyonu

 

 

 

 

 

 

 

 

Takımlar farklı ama kalecilerin formaları aynı
1995 yılına ait Liverpool’un kaleci forması

 

 

 

 

 

 

 

 

Dünyanın giderek küçülmesi ve insanlığın sanat, moda, eğitim ve hatta yaşayış olarak tek tipleşmesi kimileri için sorun teşkil etmeyebilir, ‘retro’nun sözlükteki anlamının döngü olduğu bilinmeyebilir, tarihin tekerrürden ibaret olduğuna inanmayabilirsiniz. Olsun. Zaten bunlar bizim konumuz değil.

Ah Muhsin Ünlü’nün bir şiirinde** de dediği gibi: “90’lar bitti artık onlar var”

 

*Gündüz Kılıç

**Ah Muhsin Ünlü’nün Gidiyorum Bu adlı şiir kitabında bulunan ”Ah O Gemide Ben De Olsaydım” adlı şiiri.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

İşçi Sınıfının Baldırı Çıplakları: Zonguldakspor

Adım Adım Düşüş: Arsene Wenger Dönemleri

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More