Ramos ve Messi: Sevgi, Nefret, Hırs, Para ve Güç

Ramos ve Messi. Şanlı bayrak taşıyıcılar, liderler, kaptanlar, yıldızlar, övgüye değer olanlar, sevilenler, nefret edilenler, zenginler ve güçlüler…

Ramos ve Messi, yıllarca birbirlerinin en büyük rakibi olmuş iki büyük futbol yıldızı. Onların yollarının bir yerde kesişeceğini kimse tahmin edemezdi belki de. Buna karşın hayat, her şeyin mümkün olduğunu bir kez daha gösterdi ve iki zıt kutup bir araya geldi.

Sevgililer…heh! Bizim olanlar ya da olmayanlar… Hepsi iz bırakır. Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. Hepsi kalır! Ama inan yeni izler de olacak.

Serdar Akar, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, 2000

Sevgi, nefret, hırs, para ve güç. Hepsi de ne kadar büyük olgular öyle değil mi? İçinden birini seçecek olsanız hangisini tercih ederdiniz? Sevgi dolu bir kalbe sahip olup parasız ve güçsüz olmayı düşünebilir miydiniz? Yoksa bir insan bencilliğinde hepsine aynı anda sahip olmak mı istersiniz? Bu yazıda size hepsini sunacağımı söylesem ne dersiniz? Farkındayım çok fazla soru sordum. Belki bir yazarın asıl vazifesi (vazifeli yazarlık. Sanat toplum içindir. Gerçekten öyle midir? Bakın yine bir soru.) okurlarına bazı cevaplar vermektir. Ben size bu yazının devamında kesin cevaplar vadetmiyorum. Hele mutluluğun formülünü bulduğumu ve bu 5 büyük olguyu çözdüğümü hiç düşünmeyin. Sadece birlikte bakalım diyorum, daha da yaklaşalım ve her şeyi iki adamın varlığı üzerinden okumaya çalışalım. Ramos ve Messi. Şanlı bayrak taşıyıcılar, liderler, kaptanlar, yıldızlar, övgüye değer olanlar, sevilenler, nefret edilenler, zenginler ve güçlüler…

SEVGİ

Ramos ve Messi

“İnsanı bir kimseye ya da şeye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten içsel duygu, sevme duygusu.” İşte tam olarak böyle tanımlanıyor sevgi, Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde. Kavramların hayatlarımızda ne denli farklı ve karmaşık anlamlar taşıdığını düşündüğümüzde sözlükler işi ne kadar kolaylaştırıyor değil mi? Gelin biz sizinle kolay yolu seçenlerden olmayalım ve sevginin ne olduğunu öğrenmektense onu anlamaya çalışalım (en azından sevgili Beckett’i anarak deneyelim). Bunu da 105×68’lik yeşil zeminlerde, top peşinde koşan 22 adamın arasında yapalım. Sakın beni bırakmayın, zira saha kalabalık ve ben sizi kaybetmek istemem…

16 Ekim 2004’te Barcelona, şehrin diğer takımı Espanyol’a konuk oluyor. Maçın 82. dakikasında oyuncu değişikliği tabelasında kırmızı tarafta 20, yeşil tarafta ise 30 yazıyor. Yazıyor! Yazıyor! Tarih Lionel Messi’nin sahaya ilk adımını yazıyor!

Messi oyuna giriyor, Messi sahneye çıkıyor. Barcelona taraftarı bu ufak tefek çocuğa ilgiyle bakıyor. Ne zaman ki Messi topa dokunuyor ve işte o an bu ilgi sevgiye dönüşüyor. Onun yaptığı her hareketi bizim çocuk diyerek etrafındakilere gururlu ebeveynler gibi anlatan Barcelonalıların içi, o topa her dokunduğunda kıpır kıpır oluyor. Ufak tefek çocuk sahada büyüyor. O büyüdükçe, ona gösterilen sevgi de büyüyor. Messi bir simge oluyor, o Barcelona’yı dünyanın diğer kulüplerinden ayırıyor. O, Barcelonalıları dünyanın diğer taraftarlarından farklı kılan bir ayrıcalık oluyor. Messi her sahaya çıktığında kendisine gösterilen sevgiye kupalarla, gollerle ve yaptığı sihirle karşılık veriyor. Camp Nou’daki her buluşma, sevgililerin buluşması halini alıyor. Yıllar geçiyor ve Barcelonalılar, biricik sevgilileriyle kavuşmak için her hafta gün sayarken gururla tekrarlıyorlar: “O dünyanın gördüğü en büyük oyuncu, evet o kesinlikle bir uzaylı.”

10 Eylül 2005’te İspanya’nın en gösterişli krallığında gökyüzünde yalnız gezen yıldızları bir araya toplamış kralın takımı sahada. Sıkıntılı geçen ilk yarının ardından, Celta Vigo karşısında oyuncu değişikliği yapılıyor. İkinci yarı başlarken, değişiklik tabelasında yazan numara çoğu taraftar için bir şey ifade etmiyor. Uzun saçlarıyla çime heyecanlı adımlar atan genç adamı görünce durum anlaşılıyor. Sevilla’dan gelen yeni çocuk sahada. Sergio Ramos, Pavon’un yerine oyuna giriyor ve savunmaya yerleşiyor. Ramos, bir İspanyol olmanın avantajıyla Real Madrid’in diğer kulüpler gibi olmadığını çok iyi biliyor. Burada bir futbolcuya bağlanmak, onu koşulsuz sevmek gibi durumlara çok sık rastlanmıyor. Çünkü burası Real Madridli taraftarlar için dünyanın merkezi. Dünya üzerinde en iyi olanların giyebileceği beyaz formada duygusallığa fazla yer yok. Böyle bir ortamda taraftarın kalbini çalmaya ant içiyor Ramos. Savunmadaki sertliği ve özgüveniyle takımın değişmezi oluyor. İspanya Milli Takımı’nda da aynı performansı devam ettirerek Real Madridlileri gururlandırıyor. Önce yıldızların arasında kendine yer buluyor, sonra ise takımın tartışmasız lideri oluyor. Birçoğuna göre dünyanın en iyi defans oyuncusuna dönüşerek Real Madrid’in temsil ettiği değerlerin gerçek taşıyıcısı olan Ramos, ilerleyen kariyerinde buna bir de golcülüğünü ekleyerek Real taraftarını sevinçlere boğuyor. O bir kahraman, o bir lider, o bir kaptan…Sevgisini göstermekte cimri olan Real Madrid taraftarının belki de en sevdiği adam: O bizim kaptanımız!

NEFRET

Ramos ve Messi

Stadyum tıklım tıklım dolu. Dünyanın her yerinde ekran başına geçen futbolseverler, en büyük rekabetin başlamasını bekliyorlar. Barcelona ve Madrid şehirlerinde hayat durmuş, sokak lambaları boş yere fazla mesai yapıyorlar. Cumhuriyetçilerle, kralcıların rekabetinde iki kaptan ellerinde flamalarla yeşil zemine adım atıyor. Sahada bulundukları her dakika, kulüplerinin kökleşmiş rekabetini omuzlarında taşıyan ve o andan itibaren birbirlerinden nefret eden iki kaptan, Ramos ve Messi.

Onların saha içerisindeki ilişkisi bildiğimiz defans – forvet ilişkisine hiç benzemiyordu. Stoperin görevi rakip forveti durdurmaktı evet. Ancak Ramos ve Messi söz konusu olduğunda durdurmak yetmiyordu. Birbirlerine 40’tan fazla kez rakip olan bu ikili saha içinde birbirlerini yok etmek için oynuyordu sanki. Maç başındaki para atışında başlayan sürtüşme, saha içinde birçok kez kavgayla sonuçlanıyordu. Barcelonalılar için dokunulmazlarına el uzatan bir düşman gibiydi Ramos. Her defasında gaddar ve acımasızca Messi’nin üzerine gidiyordu. Real Madridliler içinse durdurulmazsa çok ağır bedeller ödetebilecek bir uzaylıydı Messi. Fırsat bulduğu an bütün takımı yok ediyordu.

3 Mart 2019’da oynanan El Clasico, bu nefretin doruk noktalarından biriydi. İlk yarının son dakikalarında boşta kalan topa hamle yapan Messi’nin karşısına her zamanki gibi yine Ramos çıkmıştı. Ramos, top Messi’ye gelirse neler olacağını biliyordu. Topu ustaca söküp aldı ancak sonrasında boşta kalan eliyle Messi’nin yüzüne bir tokat yapıştırmayı da ihmal etmedi. Tıpkı söylediğim gibi, bu adamlar kazanmanın ötesinde birbirlerini yok etmek istiyorlardı. Ramos’un müdahalesiyle yerde kalan Messi’nin takım arkadaşları, hakemin üzerine yürürken Messi yerden kalktı ve ona doğru gitti. Her şeyin sebebinin o olduğunu biliyordu zira Ramos, bunu ilk kez yapmıyordu. Dudağının içinden kanlar akıyordu ama bu Messi’nin umurunda bile değildi. Ramos ve Messi göz göze geldikten saniyeler sonra ise yukarıda gördüğünüz ikonik sahne ortaya çıktı. Ramos ve Messi ilişkisi işte tam da buydu. Onlar, Real Madrid ve Barcelona’nın yüzyıllardır süregelen rekabetinin sahada vücut bulmuş halleriydi.

HIRS

Ramos ve Messi arasındaki bu ilişkinin kökleri, elbette temsil ettikleri kulüplerden geliyordu. Real Madrid ve Barcelona ezelden beridir birbirleriyle mücadele ediyordu. Üstelik bu mücadele sadece futbolla ilgili değildi. Toplumsal, siyasal ve hatta ideolojik bir mücadeleydi bu. Doğal olarak Ramos ve Messi, üstlendikleri rollerle sevgiyi de nefreti de üzerlerinde taşıyorlardı. Tüm bunlara ek olarak ikisinin içinde de bitmek tükenmek bilmeyen bir hırs vardı.

Messi’nin kariyerinin başından beri içinde bulunduğu tartışmalara hepimiz aşinayız. O zirvedeki adam olarak her yeni günde kendini kanıtlamak zorunda. Hırs olmadan bunu yapmak mümkün mü? Hemen hemen her sene kışlarını Ronaldo’dan daha iyi olduğunu ispat etmek ve daha çok kupa kazanmak için; yazlarını ise milli takımda Maradona’nın yaptıklarını tekrarlamak için harcıyor Messi. Bunu tipik bir iklim olayına benzetebiliriz, kışlar Ronaldolu ve soğuk, yazlar Maradonalı ve sıcak. Elbette tüm bunlarla başa çıkmak, biz normal insanların (en azından topla onun gibi acayip şeyler yapamayanlarımız) hayal dahi edemeyeceği bir hırs gerektiriyor. Bu hırsın bir bölümü de elbette Ramos’a ayrılıyor. Çünkü en iyi stoperi geçmeden, en iyi futbolcu olmanız mümkün değil. Herkesi mağlup etseniz ne çıkar, kendinizi en iyisi karşısında kanıtlamazsanız o kadar da olağanüstü değilsiniz demektir.

İşte tam bu noktada bir diğer hırs küpüne dönelim. Karşısına çıkan her forvet için geçilmesi zor bir kale olan Ramos, en özel hazırlığını şüphesiz Messi için yapıyordu. Zira o, koleksiyondaki en özel iki parçaya karşı da kendini sınama şansına sahipti. Antrenmanlarda Ronaldo’ya karşı kendisini test ediyordu etmesine ama gelin görün ki hiçbir antrenman maçın yerini tutmuyordu. Bu yüzden, en iyi olmayı kafayı takmışlara özgü bir hırsla El Clasicoları bekliyordu. En iyiye geçit vermezse, en iyi olabilirdi.

Ramos ve Messi, her şeyi kazanmak için yaşayanlardı onlar. Daha çok kazanmak için bitmek tükenmek bitmeyen hırsları onlara asla geri adım attırmıyordu. Daha çok mücadele kazanmak, daha çok maç kazanmak, daha çok kupa kazanmak ve hatta belki de daha çok para kazanmak?

PARA

Ramos ve Messi

Futbolun ilk yıllarında bu oyunu anlatırken muhtemelen birçok kişi para kelimesini ağzına almıyordu. Önce eğlence, üstüne biraz tutku, ter, mutluluk, rekabet ve belki hüzün futbolu anlatmak için yetiyordu. Ancak yıllar geçti ve bunların yanında para da bu oyunun bir parçası oldu. Şehirlerin bağrından kopan kulüpler futbola ilgiyi arttırdı. Futbola ilgi artınca da neler olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

Günümüz futbolunda bayrak adamlara yer yok. Son bayrak adamlardan biri olan Francesco Totti’nin vedasını izlerken böyle düşünmüştüm ve aklıma iki isim gelmişti. Doğru tahmin ettiniz bu isimler Ramos ve Messi idi. Bu ikilinin kariyerlerini Real Madrid ve Barcelona’da sonlandıracağına inanıyordum. Evet belki Ramos kariyerine Real Madrid formasıyla başlamamıştı fakat yaptıklarıyla bayrak adam unvanını almayı hak etmişti. Messi ise daha küçücük bir çocukken girdiği kapıdan futbolu bırakarak çıkacaktı. En azından benim tahminlerim bu yöndeydi. Peki ne oldu da ben yanıldım, ne oldu da bu iki bayrak adam evlerinden ayrıldı? Cevap çok basit, bakın başlıkta yazıyor.

Para, belki ilk başlarda futbol için sadece bir araçtı fakat artık üzülerek kabul etmeliyiz ki giderek bu oyunun amacı halini almaya başladı (aramızdan ayrılışının bilmem kaçıncı yılında futbolun ruhunu özlemle anıyoruz). Artık futbol kulüplerinin neredeyse hepsi birer şirket, hepsinin kar – zarar tabloları, kısa – uzun vadeli finansal planları ve ellerinde değerlendirebilecekleri varlıkları (futbolcuları) var. Futbolcuların da kulüplerinden ayrı olarak birer marka olduğunu ve kariyerlerinin şirket gibi yönetildiğini söylememe gerek yok sanıyorum. Öyle ki para söz konusu olduğunda futbol tarihinin -birçoğuna göre- en iyi futbolcusu ile futbol tarihinin en iyi defanslarından biri -bana göre- bile takımlarından ayrılabiliyorlar. Real Madrid ve Barcelona’nın finansal tablolarını koruyabilmek adına bu iki oyuncudan vazgeçtiğini biliyoruz. Öte yandan Ramos ve Messi ise kulüplerinin zor durumlarını düşünerek her türlü fedakarlığı (!) yapmış olsalar da bu onları evde tutmaya yetmemiş gibi gözüküyor. Ramos, yıllığı yaklaşık 17 milyon euroya Paris’in yolunu tutarken, ezeli rakibi Messi ise aynı yolu yıllığı 35 milyon euroluk kontrata imza atarak kat etti. Böylece yıllardır paranın gücünü yanına alarak nice yıldızları takımlarından koparan Real Madrid ve Barcelona, bu kez para yüzünden kaptanlarını kaybettiler.

GÜÇ

PSG Başkanı Nasser Al-Khelaifi futbolun en etkili ismi seçildi - Futbol Haberleri - Spor

Futbol tarihinin en iyi kulüpleri dendiğinde aklınıza hangi takımlar gelir? Real Madrid? Barcelona? Bayern Münih? Belki Manchester United ve Liverpool? Tüm bu kulüplerin ortak özelliği nedir? Bunun cevabını izninizle ben vereyim: Hepsinin uzun yıllar boyu sürdürdükleri kurumsal gelenekleri ve iyi işleyen birer sistemleri vardır.

Bundan çok değil, 5 yıl evvel biri bize Real Madrid ve Barcelona’nın en iyi oyuncularını ellerinden bedelsiz çıkarmak zorunda kalacağını söylese ne düşünürdük… (itiraf ediyorum benim ilk düşüneceğim şey kulüplerin Türkiye’den müteahhitler tarafından ele geçirildiği olurdu.) İnanması zor fakat dünyanın en büyük kulüplerinden ikisi Ramos ve Messi transferlerinden bir kuruş dahi kazanamadı. Üstelik tarihte ilk kez, iki kulübün kaptanı aynı transfer döneminin içinde aynı takımın yolunu tuttu. Sahi nasıl oldu bu? Benden size bir cevap daha: Çünkü ikisi de güçlerini kaybetti. Artık masadaki en güçlü aktörler onlar değil. Hali hazırda gelenekleri olan bazı kulüpler üstüne bir de milyarderlerin himayesine girince bir anda masanın yeni sahibi oldular. Manchester City, PSG ve hatta Chelsea günümüzde masa başındaki oyunun, en güçlü aktörlerinden bazıları konumundalar. Zira onların sadece paraları yok. Onlar güçlü bağlantılara, bir takım destekçilere ve artık Ramos ve Messi’ye sahipler.

SON SÖZ

Her ayrılıkta bir hikaye vardır tıpkı her yeni buluşmada olduğu gibi. Ramos ve Messi, uzun süre birbirine rakip olan iki yakanın, bir araya gelmiş yıldızları. Kazanmadıkları hiçbir şey yok, kaybedeceklerinin sayısı da hayli az. Bir zamanlar birbirlerinin kabusu olan iki adam şimdi dünyanın en güzel şehirlerinden birinde aynı rüya için yürüyecekler. Ramos, Cristiano Ronaldo’dan sonra bir büyük fenomenle daha aynı soyunma odasını paylaşacak. Messi ise, kendisini en çok hırpalayan defans oyuncusuyla bu sefer aynı safta savaştığını bilerek, sihrini Paris sokaklarına taşıyacak. Buna karşın onları sahada birlikte gördüğüm her an, benim aklımda aynı sözcükler dönüp duracak: Sevgi, nefret, hırs, para ve güç...

Çünkü kimse kimseye ait olamaz. Kimse sonsuza dek bir başkasını sevemez. Hiçbir şey sonsuza dek sürmez. Bir tek şey hariç, yaşanan anlar.

Murat Gülsoy, Öyle Güzel Bir Yer Ki, s.67


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Sergio Ramos: Kaybetmeyi Bilmeyen Bir Savaşçı

Bir Başka Messi, Bir Başka Maradona

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More