Hollanda – Almanya Rekabeti: Savaş’ın Futbol’u

Hollanda – Almanya arasında İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşananlar aradan yıllar geçmesine rağmen futbol sahalarında yeniden hatırlandı. İki ülke arasındaki rekabeti bir de bu açıdan değerlendirmeye çalıştım.

***

…Roberto Corduna, son dakikada Honduras’ın galibiyet golünü kaydederken, on sekiz yaşındaki Amelia Bolanias, El Salvador’da televizyonunun başında oturuyordu. Ayağa fırladı, babasının tabancasının durduğu çekmeceye koştu. Sonra kendini kalbinden vurdu. Salvador gazetesi El Nacional’de, ertesi gün “Genç kız, vatanının yıkılışını görmeye tahammül edemedi” diyordu. Tüm başkent, Amelia Bolanias’ın televizyondan naklen yayınlanan cenaze törenine katıldı. Cenaze alayının başında, bayrak taşıyan bir askeri muhafız bölüğü yürüdü. Başbakan ve bakanlar, bayrağa sarılı tabutun peşinde yürüdüler. Hükümetin ardından, Salvador milli takımının ilk on biri geliyordu; Tegucigalpa Havaalanı’nda yuhalanan, alay edilen ve yüzüne tükürülen takım, o sabah özel bir uçakla El Salvador’a dönmüştü…

Yaşanan bu olaylar Polonyalı yazar Ryszard Kapuscinski’ye “Futbol Savaşı” adını verdiği öyküyü yazdırdı. Futbol ve savaş terimleri yan yana nasıl gelebilirdi? Hele ki futbol maçı yüzünden bir savaşın çıktığını duymak bambaşka bir boyuttu. Ben bunun yerine sizlere daha kolay anlam verebileceğimiz bir rekabetten söz edeceğim. Futbolun savaşa dönmesinden daha anlayışla karşılanabilecek, yaşanan bir savaşın futbola olan etkisinden bahsedeceğim.

Rekabet tüm spor branşlarında olduğu gibi futbolun da olmazsa olmazlarından. Avrupa Futbol Şampiyonaları akla geldiğinde ise en çetin rekabetlerin başında Almanya ve Hollanda arasındaki çekişme geliyor. Hatta bu rekabetin bir zamanlar düşmanlık boyutlarına kadar ulaştığını söylesek sanırım abartmış olmayız.  24 Nisan 1910 tarihinde ilk kez karşılaşan Hollanda ve Almanya arasındaki rekabet, II.Dünya Savaşı’nın ardından filizlenmeye başlayacaktı. II.Dünya Savaşı’nı takip eden yıllar esnasında Almanya, Hollanda’yı tam beş yıl süreyle işgal altında tuttu. Bu süreçte yaşananlar elbette Hollanda halkı tarafından çok uzun süre hafızalardan atılamadı. Almanya savaş sonrası kaybettiği imajını yeniden kazanmak için müthiş bir mücadele örneği sergiledi. Almanlar, bir yandan tamamen yok olan bir ülkeyi hep bir elden çalışarak yeniden ayağa kaldırırlarken diğer yandan da üzerlerine yapışan faşizm belasından kurtulmanın savaşını verdiler. 1954 Dünya Kupası Finali’nde yenilmez Macarları mağlup ederek kazandıkları kupa bir ulusun yeniden doğuşunun futbol sahalarındaki simgesi olmuştu.  Bern mucizesi, ülkenin o dönem giriştiği ekonomik devrime de destekçi oldu. Rahn’ın golü her anlamda yeniden doğuşu simgeliyordu. İnsanlar milli takım dünya şampiyonu demek yerine biz dünya şampiyonuyuz sözünü kullanıyordu. Ülke yeniden birlik olmuştu. Savaştan mağlup ayrılan Almanya sanki futbol sahasında yeniden dünyaya gelmişti. Elbette Almanya adına yaşanan bu güzellikler Hollanda halkı için hiçbir şey ifade etmiyordu. Ne de olsa savaş boyunca onların esaretinde yaşamak zorunda kalmışlardı. Almanları sevmemeleri için fazlasıyla anıya sahip olarak yaşıyorlardı.

İki ülke arasındaki ilk rekabetçi maç Almanların Bern mucizesinden tam 20 yıl sonra Almanya’da gerçekleşen 1974 Dünya Kupası’nın finaliydi. Finalde ilhamını, forma renklerinden ve ülkeyi uzun süre yöneten hanedandan alan Turuncular (Hollanda) ve Batı Almanya karşılaştı. Alman medyası maçtan bir gün önce dört Hollandalı oyuncunun kaldıkları otelin havuzunda Alman hayat kadınlarıyla alem yaparken yakalandıklarını yazmıştı. Oyuncular ve kafile yetkilileri olayların asılsız olduğunu, Alman medyası tarafından hazırlanmış psikolojik bir savaş taktiği olduğunu iddia etmişlerdi. Almanlar büyük bir başarı elde ederek favori olarak gösterilen Hollanda’yı 2-1 mağlup etti ve kupayı kazandı. Ulusal bir travma ile sonuçlanan bu yenilgi Hollanda basınında “Yine Kandırıldık” sloganı ile yer buldu. Hollandalıların Almanlara olan öfkesi artarak devam ediyordu.

Skor umurumda değil. Onları aşağılayabildiğimiz sürece 1-0 yeterliydi. Onları sevmem. Ailemi öldürdüler. Babam, kız kardeşim, iki erkek kardeşim. Almanya ile karşılaştığım her seferde endişeliydim.

Wim van Hanegem

Hollanda 1988 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Hamburg’da oynanan yarı final maçına kadar Almanya’yı mağlup etmeyi bir türlü başaramadı.

Baskı muazzamdı. Popüler basın eski rekabeti patlatıyordu. Hollandalıların sahada hazır olduğunu ve bizi beklediğini biliyorduk. Odaklanmalıydık. Bence futbolu İkinci Dünya Savaşı’ndan nefret ettikleri için bir çıkış yolu olarak görmeleri gerçekten utanç ve üzücü.

Karl-Heinz Rummenigge (1978 Dünya Kupası)

Maçtan önce gergin olacağını biliyorduk. Kazanmaya yemin etmiştik çünkü bu zafer gurur duygumuz için çok önemliydi. Onlara göre bizi yenmek, olabilecek en iyi şey. Biz onlardan nefret ettiğimizden daha çok nefret ediyorlar.

Karl-Heinz Förster (1980 Avrupa Futbol Şampiyonası)

Hollanda - Almanya

Hollanda 1988 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapan Almanya ile yarı finalde karşılaştı. Almanlara karşı son galibiyetini 1956 yılında elde eden Hollanda’ya karşı Almanlar seyirci desteğini de arkalarına almışlardı. Maç öncesinde İsrailli bir gazeteci “Hollanda’yı tutuyorum sebebini söylememe gerek yok sanırım” demişti. Hamburg’da oynanan karşılaşma öncesi Almanların önemli oyuncusu Pierre Littbarski’nin ısınırken sakatlanması Almanların yaşadığı ilk şansızlık olarak kayıtlara geçti. Almanya attığı penaltı golüyle öne geçti ancak hakem bir penaltı da Hollanda lehine çalınca Ronald Koeman skoru eşitledi. Sonrasında baskısını sürdüren Hollanda’da galibiyet golünü atan Marco Van Basten Hollanda’yı tarihinde ilk kez Avrupa Şampiyonası’nda finale taşıyordu. Almanlara karşı alınan 2-1’lik galibiyet dokuz milyon Hollandalının kutlama yapmak için sokaklara dökülmesine neden oldu. Maçın ardından, ortaya çıkan sokak gösterileri belki de ülkenin bağımsızlığına kavuştuğu günden o güne görülenlerin en büyüğüydü. Leidseplin Meydanı’nda toplanan Amsterdamlılar bisikletlerini havaya atarak “Yaşasın! Bisikletlerimizi geri aldık” nidaları attılar. Çünkü Almanlar işgal yıllarında tüm Hollanda halkının bisikletlerine el koymuşlardı ve çok daha önemlisi Alman milli takımının formasında hala kartallar vardı.

İki ülke daha sonra 1990 Dünya Kupası elemeleri için 19 Ekim 1988’de 73 bin kişinin izlediği maçta Münih’te karşı karşıya geldiler. Golsüz beraberlikle sonuçlanan maç öncesi Alman futbolcular bir araya gelerek forma değiştirmeme kararı aldılar. 26 Nisan 1989’daki rövanşta ise Rotterdam’da Hollandalı taraftarlar Alman Milli Takımı kaptanı Matthaus’u Adolf Hitler’e benzeten bir afiş hazırlayarak tribünlere asmışlardı. 1-1 sonuçlanan maçta Hollanda bir puanı bitime iki dakika kala Van Basten ile buldu. Gruptan birlikte çıkarak İtalya’da düzenlenen Dünya Kupası’na katılan iki takım ikinci turda yeniden karşı karşıya geldiler. Milano’da 75 bin kişinin izlediği maçı Almanlar 2-1 kazandı. Maç esnasında Rijkaard, Rudi Voller’e faul yapınca hakem tarafından sarı kart ile cezalandırıldı. Bunun üzerine Rijkaard, Voller’e tükürdü, sonra peşinden koşup bir kez daha tükürdü. Yaşananlardan Hollandalılar hariç herkes tiksinmişti. Her iki oyuncu da oyundan atıldı ancak Voller neden atıldığını bir türlü anlayamadı. Müsabaka sonrası Hollanda-Almanya sınırında çatışmalar yaşandı. Belki de bir savaşın daha eşiğinden dönüldü. Bu maç sonrası yaşananlar bir sonraki maçın gerilimini fazlasıyla arttırmaya yetecekti.

1992 Avrupa Şampiyonası’nda Hollanda ile Almanya grup aşamasında bir kez daha karşı karşıya geldiler. Ronald Koeman bu eşleşmeyi “Şeytanın Marifeti” olarak adlandırdı. Maçı canlı yayında izleyen 10 milyon Hollandalı ülkede reyting rekorunu kırıyorlardı. Almanların daha az ilgi gösterdikleri maçı Ullevi Stadı’nda 38 bin taraftar izledi. Almanlar, Hollandalıların bu sert tutumunu anlamakta zorluk çektiklerini ifade ediyorlardı. Sonuç olarak Hitler’in işgal ettiği tek ülke Hollanda değildi ve Almanlar bundan kurtulmak için mücadele veriyorlardı. Almanlara göre Hollandalıların tutumları da ırkçılıktı. Hollanda henüz dördüncü dakikada Frank Rijkaard ile öne geçti ve iki Alman Hollanda’da gece kulübüne parça tesirli bomba atarak futbol ile alakası olmayan üç kişinin yaralanmasına neden oldu. Maçı Hollanda 3-1 kazandı ve maç sonrası ülke sınırında taraftarlar birbirlerine taş ve bira şişeleri atarak saldırdı. Alman sınırına geçen 500 civarı Hollandalı, Alman kenti Gronau’da ortalığı savaş alanına döndürdü.

1993 yılına gelindiğinde Hollanda Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nün Hollandalı gençlere yönelik uyguladığı en çok sevdikleri Avrupa Topluluğu ülkeleri anketinde Almanya elbette son sırada yer alıyordu.

Hollanda - Almanya
İki Alman taraftar, Basel’deki UEFA Euro 2008 sırasında bir grup Hollandalı taraftara bayraklarını sallıyor

Günümüzde iki ülke arasında oynanan müsabakalarda tansiyon eskisi kadar yükselmiyor. Savaşın ve etkilerinin yaşandığı günler elbette çok geride kaldı. İki ülkenin futbol üzerinden rekabeti devam ediyor ama artık insanlar bu maça farklı anlamlar yüklemiyorlar. Futbolun sadece bir oyun olarak oynandığı ülkelerin dost ve kardeşçe yaşadıkları bir dünya dileğiyle…


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Avrupa Futbol Şampiyonası Tarihi

Alman Teknik Direktörler: Milli Takımda Bir Felsefe İnşa Etmek

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More