El Clasico: Futboldan Daha Fazlası

 “Bazı insanlar futbolun bir ölüm kalım meselesi olduğuna inanırlar. Sizi temin ederim ki ondan çok çok daha önemlidir.” demiş Bill Shankly

Bill Shankly’e belki de en çok futbolun saatleri derbiyi gösterdiği zaman hak veririz. Aynı şehri temsil eden iki kulüp ya da ülkenin iki büyük takımı karşı karşıya geldiğinde kuşkusuz futbola ait bütün kavramlar ikinci planda kalacaktır. Her derbiden sonra skorun, kaçan gollerin, pozisyonların, çıkan kartların, gölgesinde hayatla ilgili yüzlerce ayrıntıyı konuşuruz aslında. Derbileri özel ve anlamlı kılan da budur işte ve dünyanın en çok izlenen maçlarından olan, derbilerin derbisi El Clasico da bu anlamlarla değerlenmiştir. 

Rekabeti basit bir maç kazanma yarışı ve isteğinden öteye taşıyan dünyanın iki büyük futbol devi; bir yanda Madrid merkezli yönetimi temsil eden kralın takımı Real Madrid, diğer yanda özerklik mücadelesi veren Katalan ruhunun temsili, azınlığın kulübü Barcelona. 

Rekabetin İlk Yılları: İdeolojilerin Gölgesinde

Bir ülkede milliyetçilik düşüncesi ve bağımsızlık arzusunun karşı karşıya gelmesi kötü senaryolara gebedir. İspanya’da 1930’lu yıllarda iki keskin ucun kızıştırdığı ortam Barcelona başkanı Josep Sunyol’un Franco’nun askerleri tarafından öldürülmesiyle alev topuna dönecekti. Bu katliam üç yıl sürecek İspanya İç Savaşı’nı fitilleyen ilk olay olarak tarihe geçerken İspanya futboluna iz bırakacak, İber Yarımadası’nın iki köklü kulübünün de  kaderinde bir dönüm noktası olacaktır.

İspanya İç Savaşı’nın ardından iktidar koltuğuna oturan Franco’nun, ülkeyi kapalı bir diktatörlükle yönettiği yıllar, tarih kitaplarındaki yerini almıştır. Bu yıllarda Bask ve Katalonya gibi azınlık bölgelerinin ötekileştirme politikalarına maruz kaldığı da bilinir. Tarih kitaplarına girmeyen bir ayrıntı ise Katalonya kültürünün Barcelona’nın futbol kulübü çatısı altında yaşamaya devam etmesidir. Dolayısıyla Franco’ya göre Barcelona taraftarı olmak hükümete ve rejime karşı gelmekle aynı anlamdaydı.  Bu bağlamda Barcelona Futbol Kulübü azınlık halkın kimliğini bulduğu yer olarak bir kulüpten fazlası; kültürün koruyucusu ve şehrin ruhudur. Tabii kraliyet ünvanlı, Franco yönetimindeki Real Madrid’le olan ilişkileri de bir futbol rekabetinden çok daha fazlasıydı. 

Transfer Çalımı 

1930’lu yıllarda Franco’nun tüm etnik kimlikleri karşısına alan ırkçı ve faşist politikası bu rekabetin içini doldurmuş, ona ilk ciddi şeklini vermişti. 1950’li yıllara gelindiğinde ise iki kulübün birbirlerine üstünlük kurma mücadeleleri transfer piyasasında  göstermişti kendini. 1953 yılında iki kulübü karşı karşıya getirecek isim daha sonra Avrupa maçlarında atacağı kırk dokuz golle kırılması güç bir rekoru eline alacak olan ve Pele’nin “dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu” olarak göstereceği Alfredo Di Stefano’dur. Di Stefano Kolombiya’nın Club Deportivo Los Millonarrios Kulübünde forma giyerken Barcelonalı ve Real Madridli yöneticilerin ilgisini çekmeyi başarmıştır.

Barcelona ezeli rakibinden daha önce davranır ve transfer için kolları sıvar. Deportivo Los Millanarrios’a bir miktar kaparo ödeyerek sona yaklaşmışken Real Madrid Kulübü’nün kurucusu ve efsanesi Santiago Bernabeu Yeste ani bir atakla araya girer ve Di Stefano’yu kendi takımına kazandırır. Barcelona bu durumu kabullenemez ve konu FIFA’ya taşınır. FIFA’nın iki kulübün Di Stefano’yu dönüşümlü olarak oynatabileceği fikri iki kulübün de itirazları sonucu hayata geçmez. 

Ne kadar adil bir çekişme olduğu tartışılsa da Real Madrid, ezeli rakibine unutulmayacak bir transfer çalımı atmıştır. Di Stefano on bir sene boyunca eflatun-beyazlı formayı terletecek ve bu forma altında sekiz La Liga, bir İspanya Kupası, beş Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ve bir Kıtalararası Kupa şampiyonluğu kazanacaktı. 

Barcelona ve Real Madrid’in transfer sahasında kozlarını paylaşmaları Di Stefano’yla sınırlı kalmamıştır. İki kulübün birbirlerinden transfer ettikleri futbolcular da büyük tartışmalara ve gerginliğe neden olmuştur. Özellikle Bernd Schuster, Micheal Laudrup, Luis Figo gibi yıldızların transferleri taraftarları da müthiş bir şekilde galeyana getirmiştir. Önceden Barcelona’nın kaptanı olan Luis Figo’nun Real Madrid’e transferi büyük  bir tepki ve öfkeyle karşılanmış, Barcelona tribünlerinden Figo’nun üzerine domuz kafası atılmıştır. Barcelona taraftarı için Figo artık bir “hain”dir.

Luis Figo El Clasico
Barcelona tribünlerinden Figo’ya atılan yabancı maddeler arasında domuz kafası da vardı.

Unutulmayan Maçlar

13 Haziran 1943

İspanya Kral Kupası yarı finalinde eşleşmişti ezeli rakipler. İlk maçı Barcelona evinde 3-0’la kendi lehine sonuçlandırmıştı. Tarihler  13  Haziran’ı gösterdiğinde iki takım rövanş için Santiago Bernabeu’dadır. İlk yarı 1-1lik beraberlikle sonuçlanmış, Barcelonalı futbolcular finalin hayalini kurmaya başlamışken sahanın dışındaki bir gelişme sayesinde bu maç El Clasico tarihine çok farklı bir şekilde geçmiştir. Rivayete göre devre arasında Devlet Güvenlik Teşkilatı’nda yetkili biri Barcelona soyunma odasına iner ve “Birçoğunuzun İç Savaş’taki suçlarını futbolcu olduğunuz için sildik. Sakın bunları yeniden ortaya çıkarmamıza izin vermeyin.” diyerek uyarır. Bu uyar karşısında şaşkına dönen Barcelonalı futbolcular da maçın ikinci yarısında eski moral ve istek yoktur ve 90 dakika tamamlandığında skor tabelasında Real Madrid: 11- Barcelona: 1 yazmaktadır. 

17 Şubat 1974

1970’li yıllar ligi neredeyse tek başına başına domine eden, Avrupa’da fırtına gibi esen, başında Rinus Michels’in bulunduğu Cyruflu, Costaslı, Torresli Barcelona’nın yıllarıydı. Barcelona’nın o sezon yakaladığı fırtınadan Real Madrid de nasibini alacaktı. Maçın ilk yarım saati geride kalırken golsüz eşitliği Asensi bozdu. Takıma yeni dahil olan Johan Cyruf fazla bekletmeden takımının 2. golünü attı. Dakikalar 52’yi gösterdiğinde Asensi kendisinin 2. takımının 3. golünü kaydetti. 65’te sağ kanatta meşin yuvarlakla buluşan Juan Carlos sağ ayağının dışıyla vurdu: 4-0.  Perdeyi 5. golü atan Sotil kapattı. Bu maçtan tam bir yıl sonra kimilerine göre kendi evlerinde yaşadıkları hezimetten dolayı Kral Franco’nun hastalığı gittikçe ilerler ve Franco hayata gözlerini yumar. Bu maç tarihe Franco rejimini yıkan, İspanya’daki faşizm havasını bitiren maç olarak geçmiştir.

17 Ocak 1995

Barcelona’nın, total futbolun mimarı Johan Cyruf önderliğinde 4 kere üst üste şampiyonluk sevincini yaşadığı yıllardır. Real Madrid bu şampiyonlukların ikisini Tenerife’ye son hafta kaybederek kaçırmıştır.  Bu şanssızlığına son vermek isteyen Real Madrid eski futbolcuları Tenerife’nin teknik direktörü Jorge Valdona’yı takımın başına getirir. Ne var ki Beyaz Şimşekler sezonun ilk yarısı Barcelona karşısında 5-0 gibi ağır bir skorla mağlup olmaktan kurtulamayacaktır. Ama bu sefer şampiyonluğu ezeli rakiplerine kaptırmaya niyetleri yoktur. Sezonun ikinci yarısı rövanşa yeminli bir on bir çıkar sahaya. Ivan Zamorana ilk yarı yaptığı hat-trickle takımı ateşler. Maçın ikinci yarısı ise işler Barcelona’nın istediği gibi gitmemeye devam eder. Bir dahaki sezon Barça forması giyecek ve taraftarın sevgilisi haline gelecek olan Luis Enrique 68’de dördüncüyü, Amavisca 70’te beşinciyi atar ve son sözü söyler. Böylece 5-0’ın intikamı aynı skorla alınmış olur.  Bu galibiyetle Real şampiyonluk kapısını aralamış ve sezonu, 4. Barcelona’nın 9 puan önünde bitirmiştir.

23 Nisan 2002

El Clasico bu sefer Şampiyonlar Ligi yarı finali için sahne alacaktı Yer: Real Madrid’in 19 yıldır kazanamadığı Barcelona’nın mabedi Nou Camp’tı. Ama bu sefer Eflatun Beyazlılar şeytanın bacağını kıracaktır. Orta sahada sakat Rivaldo’nun yaratıcı zekasından yoksun Barça, 55’te Zidane’a dur diyemeyecekti. Ama Barcelona tüm hatlarıyla Real Madrid ceza sahasına yüklenerek mücadeleyi de bırakmamış, “finali ben de istiyorum” demiştir. Barcelona’nın son dakika çırpınışları maçı getirmeye yetmedi. Uzatmalarda  McManaman’ın ayağından gelen golle fark ikiye çıktı ve Real Madrid Nou Camp’taki galibiyet özlemine son verdi.

19  Kasım 2005

Devler  Ligi’nde yoluna son sürat devam eden Barcelona, Los Galacticos’un evine konuk oluyordu. Barcelona yine şiir gibi futbolunu ortaya koyacaktı. Fakat bu maçı unutulmaz kılan ne oynanılan oyunun estetikliği, ne de dünyanın maliyeti en yüksek futbolcuların sahaya çıkacak olmasıydı. 14’te perdeyi Eto’o açmıştı. Sonra maçın baş aktörü Ronaldinho sahneye çıkmış, ardı ardına attığı iki gol ve oynadığı müthiş oyunla herkesi kendine hayran bırakmıştı. Bu maçı tarihe geçiren olay Bernabeu tribünlerinin Ronaldinho’yu ayakta alkışlamasıydı. Bernabeu böyle bir atmosferi tarihinde ilk defa yaşıyordu.

El Clasico En ‘leri 

NTV Spor #MaskeniTak 😷 on Twitter: "Messi-Sergio Ramos gerginliği El Clasico'da ilk yarıya damga vurdu… "İlk Maç ve İlk Galibiyet: 13 Mayıs 1902 (Kazanan Barcelona)

La Liga’daki İlk Maç İlk Galibiyet: 17 Şubat 1929 (Kazanan Real Madrid)

En Çok Galibiyet: Barcelona (110 kez)

En Çok İspanya Kral Kupasını Kazanan: Barcelona (30 kez)

En Çok Lig Şampiyonluğu Yaşayan: Real Madrid (34 kez)

Gol Kralı: Lionel Messi – 21 Gol 

En Farklı Galibiyet: 11-1 (Real Madrid)

Avrupa’da En Çok Galip Gelen: Real Madrid 

En Çok İzlenilen El Clasico: 30 Ağustos 2012 (10.4 milyon kişi)


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Real Madrid: Dünya Devi Mi? Kralın Takımı Mı?

FC Barcelona: Susturulan Bir Ulusun Futbol İle Çığlığı

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More