Michael Schumacher-Mika Hakkinen

Ateş ve Buz

Sadece Formula 1’in ya da motor sporlarının değil, dünya spor tarihinin en unutulmaz, en özel ve en saygı duyulası rekabetlerinden biriydi onlarınkisi.

Gök gürültüsüne andıran motor seslerinin, yağ kokusunun, parçalanan lastiklerin, havada uçuşan araba parçalarının, zaferlerin ardından podyumda patlatılan şampanyaların, birbirine karışan kan, ter ve gözyaşının hikayesi bu; iki şampiyonun ve onların birbirlerine duydukları sonsuz saygının da aynı zamanda. Hadi kendinize bir kahve yapın, sonra da kemerleri bağlayın. Kımızı ışıklar birer birer yanmaya başladı. Az sonra hepsi birden sönecek ve dünyaya sanki sadece bunun için gelinmişçesine, start finish düzlüğü boyunca, gaz pedalı köklenecek…

Harika çocuklar

1973 yılında, henüz 5 6 yaşlarındaki bir çocuk, bir eğlence parkında ilk defa karting arabasının direksiyonuna oturtulur; belki çok ısrar ettiği için, belki o sırada başka bir şeyle ilgilendiğinden anne babası tarafından dikkatinin dağılması, avunması için ya da belki de taksici olan babasının oğluna öğretebileceği en önemli şey bu olduğu için. Fakat o çocuğun o koltuktan kalkmaya, tuttuğu direksiyonu bırakmaya pek niyeti yoktur. 1973 yılında bir eğlence parkında oturduğu karting aracının koltuğundan, 1987 yılında daha güçlü, daha hızlı başka bir aracın koltuğuna oturabilmek için kalkan Mika’nın elinde 5 şampiyonluk kupası vardır. 1974-1986 dönemleri arasında kartingde 5 kez şampiyonluk yaşamıştır Mika, ki bu o zamana kadar kimsenin başaramadığı bir şeydir.

1987 yılında karting kariyerini bitiren Mika, Formula Ford 1600’e geçiş yapar ve orada sezonu 9 galibiyet ile şampiyon olarak tamamlar. Ardından 1988 yılında Formula Opel Lotus’ta ve 1990’da Britanya Formula 3’te alınan şampiyonluklar ile ismini duyurur ve nihayet 1991 yılında Formula 1’e adım atar.

Rekabetin diğer tarafında ise işler biraz daha farklıdır. Rolf ve Elizabeth Schumacher çifti, çocuklarının ikisinin de motor sporlarıyla ilgilenmesi için adeta seferber olurlar. Kuzeydeki hikayenin aksine, Schumacher çiftinin büyük oğulları, bir eğlence parkında değil de babasının yaptığı bir araçla evinde tanışır direksiyonla. Ama devamındaki hikaye kuzeydekine benzer işte. Alman yasalarına göre 14 yaşından önce lisans alamayacağı için, 12 yaşındayken Lüksemburg’dan aldığı lisans ile profesyonel kariyerine başlar ve birkaç yıl içerisinde de rüşdünü ispatlayıp 1989 yılında Formula 3 aracının koltuğuna kurulur. 1990 yılında Almanya Formula 3 şampiyonluğunun ardından o da, tıpkı kuzeyden gelen o büyük rakip gibi, 1991 yılında Formula 1’e katılır.

Formula 1

Mika’nın 10 yıl sürecek olan kariyeri Lotus ile başlarken, Schumi ise Jordan ile başladığı sezonu Bennetton ile tamamlar. Sezon sonunda puan hanesine bakıldığında Schumacher’in karşısında 4, Mika’nın karşısında ise 2 yazmaktadır.

Yıl 1992

İster kader deyin, ister şans ama 1993 sezonu başlarken Mika için hayli karışık olan işler, sezonun sonuna doğru, hayatın adeta ona düşeş atmasıyla değişiyor. Sezonun başında katılmak istediği Williams takımıyla kontrat anlaşmazlığına düşen, bu sırada kendi takımı Lotus’u da yitiren Mika, sezon başlarken takımsız kalmak üzeredir. Son anda Mclaren ile kontrat imzalar kendisi. Tabii o sırada Mclaren’in bir koltuğunu tartışmasız şekilde dolduran bir şampiyon vardır; Ayrton Senna. Diğer araç için de Michael Andretti ile anlaşılmıştır. Ancak sezon boyunca Formula 1’e uyum sağlamakta zorlandığı gözüken -kendisi bunu asla kabul etmemiş ve Senna ile dahi rekabet edebileceğini söylemiştir- Andretti ile sezonun bitimine üç yarış kala yollar ayrılır ve sezonun son üç yarışında Mika, Andretti’nin yerine, Ayrton Senna ile birlikte yarışır. Kariyerinin ilk podyumunu da bu üç yarıştan ikincisi olan Japonya’da elde eder Mika.

Hakkinen: I told Ayrton I had bigger balls than him | GRAND PRIX 247
Bu kırmızılar yüzünden, Formula 1’i uzaktan takip edenlerce, Senna’nın Ferrari pilotu olduğu zannedilebiliyor. Oysaki o dönem McLaren takımının sponsoru olan Marlboro’nun kırmızıları bunlar.

1994 sezonunda Formular 1’deki her pilot için eskiye kıyasla daha fazla şampiyonluk şansı vardır artık. Çünkü Formula 1 tarihinin gördüğü ve belki de görebileceği en özel pilot olan Ayrton Senna, sezonun 3. yarışında, apayrı bir yazının konusu olacak trajik bir kaza ile hayatını kaybeder. Schumacher, 7 şampiyonluğunun ilkini, 96 puan toplayarak Damon Hill‘in 1 puan önünde ilan eder ki sezonun son yarışında Damon Hill ile çarpışması sonucu ikisinin de yarış dışı kalması gibi hayli ilginç bir son ile gelir bu şampiyonluk. Bir sonraki sezonda da Schumacher, takımı Benetton ile birlikte duble yaparken Hakkinen ile arasındaki o amansız rekabet henüz başlamamıştır daha. O sıralarda Hakkinen, üst sıraları zorlayan bir pilotken; Schumacher, Senna sonrası Formula 1’in göz bebeğidir.

1996 sezonuna geldiğimizde o dönem için astronomik derecede yüksek sayılacak bir bedel karşılığında, Benetton’daki ekibi ile birlikte, Ferrari’ye transfer olur Schumi. Ferrari, Schumacher öncesinde şampiyonlukların takımı değildir. 80’lerin ikinci yarısından itibaren 90’lı yıllar boyunca Formula 1 pistlerindeki rekabet, takımlar bazında McLaren ve Williams; pilotlar bazında ise Senna ile Prost arasındadır. Senna’nın zamansız vedası, Prost’un emekliliğe ayrılmasının ardından Williams takımı 1996 yılında Damon Hill, 1997 yılında ile Jackues Villeneuve ile şampiyonluklar kazanır. İşte büyük kapışma bu yıldan sonra başlar. 1998 ve 1999 yıllarında Hakkinen, 2000 ve 2001 yıllarında ise Schumacher şampiyon olur ve 2001 yılında Hakkinen, Formula 1 kariyerini sonlandırır. Yani bu ikili sadece dört yıl boyunca şampiyonluk yolunda birbirlerine gerçek anlamda rakip olmuştur. Bu bağlamda bu iki isim arasındaki rekabet ve kıyaslama sayılarla açıklanabilecek olsaydı Schumacher çok daha iyi der ve konuyu kapatabilirdik. Şampiyonluk sayısı, topladığı puan, grand prix ve pole pozisyonu zaferi… Hepsinde Schumacher açık ara önde. Ancak sayılardaki bu muazzam farka rağmen Schumacher mi daha iyiydi yoksa Hakkinen mi sorusunun hala soruluyor olması bile Hakkinen’in ne düzeyde bir pilot olduğunu anlamamıza yeter aslında. O yüzden şampiyonluk, pole pozisyonu, yarış birinciliği ile ilgili sayıları hızlı hızlı geçmek yerine, sanki Parabolica‘ya* girercesine vites düşürüp direksiyonu kıralım şimdi ve bu iki özel pilotun arasındaki rekabetin neden bu kadar önemli olduğuna bakalım.

2000 European GP – Schumacher's first victory in Germany with Ferrari

Sayıları boş verin

Bu ikilinin şampiyonluk yarışına giriştikleri dönem Formula 1 için özel bir dönemdi ve bence rekabeti bu kadar büyüten ilk neden de buydu. Bu ikili öncesinde, pistlerde Senna ve Prost arasında muazzam bir rekabet vardı, dahası Senna ve Prost, takım arkadaşı da olmuş ve Formula 1 tarihinin en unutulmaz kazalarından birini de yaratmışlardı(!) birlikte. Kaza belki çok büyük değildi, neyse ki kimseye de bir şey olmadı, ama Formula 1 tarihinin en özel anlarından biriydi o kaza. 1989 Japonya yarışında bitime birkaç tur kala, takım arkadaşı olan Senna ve Prost birincilik mücadelesi verirlerken bir virajda Senna, Prost’u geçiyordu ki Prost aracını Senna’nın üzerine kırdı ve çarpışan iki araç da pistin üzerine yan yana kaldı.

Prost vs Senna: How the infamous Suzuka '89 clash unfolded ...
1989 Japonya, meşhur kazanın hemen ardından Senna ve Prost. Kazayı anlatan güzel bir yazı için tıklayınız.

Schumacher Hakkinen rekabeti, böylesi amansız bir rekabetin ardından geldi. 1993 yılında Prost’un vedası sonrası kim Senna’ya rakip olacak sorusu, Senna’nın trajik kazası ile havada kaldı ve rakip arayışı yerini veliaht arayışına bıraktı. Schumacher ve Hakkinen rekabeti başladığında, hemen birkaç yıl arkalarında duran büyük boşluk da(Prost-Senna rekabeti) bu rekabetle doldurulmak istendi haliyle. Zira hem konjonktür buna çok uygundu hem de Hakkinen de Schumacher de muazzam yetenekli, amansız, cesur pilotlardı. Formula 1 tarihinde yetenekli çok pilot yer almıştır. Ancak şampiyon olan bazı pilotlar da dahil olmak üzere, çok az pilotta Senna’nın sahip olduğu o arzu vardır; puan durumu, sıralama ne olursa olsun basabildiğin kadar gaza bas ve geçebildiğin kadar araç geç. Zaten Senna böyle bir pilot olmayıp da stratejist davranan bir yarışçı olsaydı bana göre şampiyonluk sayısı daha fazla olurdu. İşte Hakkinen ve Schumacher böyle pilotlardı. Formula 1 öncesine, 1990 yılına gidip Formula 3 yarışından kısa bir kesit izleyelim şimdi;

30 turluk yarışın 29. turunda Schumacher lider ve hemen arkasında Hakkinen var. Son tura girmek üzerelerken Hakkinen bir hamle yapıyor, Schumacher karşılık verip direksiyonu sağa kırıyor ve Hakkinen, Schumacher’e çarpıp son turda yarış dışı kalırken Schumacher birinci oluyor. Yarışın ardından Hakkinen gözyaşlarını tutamıyor. Seneler sonra kendisine bu yarış hatırlatıldığında, o anı ve sonrasını, ”Belki de yapmamam gerekirdi. Takım bana çok kızgındı. Çok iyi bir ödül vardı ve ciddi para kaybettiler.” diye anlatıyor Hakkinen.

Hakkinen-Schumacher rekabetinin öncesinde Schumacher ile Damon Hill ve Villeneuve arasında da elbette rekabet vardı ancak bu rekabetlerin hiçbirisi Schumacher Hakkinen kadar uzun soluklu ve rakipsiz olmadı. Yani bu ikilinin zirvede olduğu dönemlerde, başka bir pilotun yarış kazanması, o pilottan ziyade Schumacher ve Hakkinen ile alakalı bir olaydı.

Kazanan bir pilotun neler hissettiğini asla anlayamazsınız.

(Ayrton Senna)

İkili arasındaki rekabetin Formula 1’in zirveye çıktığı yıllara denk gelmesi de bu rekabeti büyüttü ya da belki de bu rekabet zaten Formula 1’i zirveye çıkartan olayların başında geliyordu. Ama bu rekabeti dünya spor tarihinde özel bir yerde konumlandıran bence en önemli faktör birden fazla ikonik an içermesiydi ki bu da zaten yukarıda sıraladığım faktörlerin birleşimidir bir bakıma. Yani mesela rekabet sadece bir yıl sürseydi, içerisinde bu kadar fazla hikaye barındıramayacaktı. Geçişlerin, kazaların, mekanik arızaların fazlalığı kadar, bu ikili her yarış sonunda podyumda ve basın toplantısında da bir araya geliyordu ve bu, bir yılla sınırlı bir şey olmadı. Haliyle aralarında olumlu ya da olumsuz anlamda bir ilişki kurulması kaçınılmazdı ve onlar, zoru başarıp bu ilişkiden ve rekabetten nispeten iyi bir arkadaşlık çıkardılar. İlk etapta bunun neresi zor ki, sorusu akla gelebilir. Ancak bu adamlar öyle kolay iletişim kurulan, sağ duyulu, anlayışlı insanlar değillerdi. Zaten 300 km hızla ölümle yaşam arasında giderken düşüneceğiniz ilk şey -içgüdüsel olarak da böyledir bu- sadece pistte kalmaktır; sizin orada kalmanız, başkasının orada kalmamasına bağlı olsa bile. Schumacher kariyerinin hiçbir döneminde rakiplerine saygı duyan ve yarış esnasında risk almamak uğruna, onların kendisini kolayca geçmesine müsaade eden biri olmadı. Pistte kalmak uğruna başkasını pist dışına atmaktan kendini hiç sakınmadı. Bunu Hakkinen’e de yaptı. Keza Hakkinen de daha yeniyetme bir pilot iken bir antrenman turunda kendisine ”Nasıl bu kadar hızlısın?” diye soran takım arkadaşı, şampiyon Senna’ya, ”Çünkü bende seninkinden daha büyük bir ta..k var” diyecek kadar egolu, belki küstah bir insandı. Kabul etmek istemeseniz de şampiyon olmak böyle bir şeydir biraz da. Birilerine anlayış göstererek, attığınız adımda birilerini sürekli düşünerek, sürekli birilerine saygı duyarak şampiyon olamazsınız. Senna takım arkadaşınız bile olsa, eğer şampiyon olmak istiyorsanız, Senna’yı geçmeniz, ondan daha hızlı olmanız, bunun için de ortaya, onun koyduğundan daha fazla, yürek koymanız gerekir. Siz bunu yapmakta bir an bile tereddüt ederseniz, rakibiniz o tereddüdü acımasızca size karşı kullanacaktır çünkü. Böylesi gözü kara iki adamın 4 yıl boyunca bir an bile geri adım atmadan en üst düzeyde rekabet ederken aynı zamanda birbirlerinin nefreti yerine saygısını kazanabilmeleri de anlatmaya çalıştığım bu şampiyon ruhla alakalıdır aslında. Çünkü birinden biri geri adım atsaydı diğeri ona saygı duymak yerine onu ezip geçer ve zirvede tek başına kalırdı.

Bir kere yarışçı doğdunuz mu öyle gidersiniz, pazar gezmesine çıkmıyoruz ve ben bir rahip değilim.

(Michael Schumacher)

Yani bu rekabeti bu kadar önemli yapan şeyleri özetlersek; denk geldikleri dönem, rekabetin sürekliliği, iki pilotun yetenekleri ve karakterleri, dönemin kurallarının da etkisiyle gerçekten çok zevkli yarışlar içermesi, 4 5 yılı kapsayan bir rekabet olması sebebiyle çok fazla ve unutulmaz hikaye, F1 tarihine geçecek kadar sembolik anlar barındırması sayılabilir. O unutulmaz anlarından birine gidelim şimdi. Yukarıda bahsettiğim 1990 Formula 3 yarışından tam 11 yıl sonra, bu kez son turda Hakkinen öndeyken ve üstelik 2. sıradaki Schumacher ile arasında da büyük bir fark-40 saniye kadar- varken, neredeyse bütün McLaren ekibi Hakkinen’i kutlamak için hazırlanırken, finishe birkaç viraj kala Hakkinen yarış dışı kalıyor ve Schumacher, kendisinin de ummadığı şekilde yarışı kazanıyor. Hakkinen, arkasından dumanlar çıkan aracından inip büyük bir soğukkanlılıkla seyircileri selamladıktan sonra takım arkadaşı Coultard’ın aracına otostop çekiyor ve iki takım arkadaşı tek araçla pit alanına dönerken Formula 1 tarihinin en unutulmaz anlarından birini de yaratmış oluyorlar böylece. Pit alanında onları Schumacher karşılıyor ve Hakkinen’i tebrik eden ilk isimlerden birisi oluyor.

Formula 1'in unutulmaz anları - Son Dakika Spor Haberleri - Sayfa 4
Bu fotoğraf F1 tarihinin en unutulmaz anlarındandır. Coultard bu an için ”F1 kariyerimin en eğlenceli anıydı.” der.

Belki de tarihin en güzel geçişi

Schumacher Hakkinen dendiğinde herkesin hafızasında canlanan bir görüntü vardır. Kimilerine göre bu an, Formula 1 tarihinin en güzel geçişidir de zaten. 2000 yılında Spa pistinde(Belçika) Schumacher önde, Hakkinen arkada son 10 tura girilirken, öndeki ikili, alışkın oldukları üzere rakiplerine tur bindirmeye başlar. Hakkinen, çok ciddi şekilde Schumacher’i zorluyor ama 1990 yılındaki o Formula 3 yarışından beri biliniyor ki -sanırım bunu en iyi bilen de Hakkinen olsa gerek- Schumacher çok iyi ve gözü kara bir savunmacı aynı zamanda. Bu şekilde son 3 tura girilirken Zonta’ya mavi bayraklar sallanıyor. Zonta, kurallar gereğince kendisine tur bindiren Schumacher’e yol vermek zorunda, o da bunu yapıyor ve boş bıraktığı solundan Schumacher geçişini izlerken, sağından adeta bir ok gibi fırlıyor Hakkinen ve Zonta’ya tur bindirirken aynı zamanda Schumacher’i de geçiyor. Bu unutulmaz an kendisine sorulduğunda Zonta, Hakkinen’i kesinlikle aynasında görmediğini söylüyor. Hakkinen ise yarış sonrasında bu geçişle pek ilgilenmiyor, onun kafasında bu geçişten birkaç dakika öncesi var: Bu muazzam geçişten sadece birkaç dakika önce Mika, Schumacher’i daha kolay bir durumda geçmek üzereyken Schumacher direksiyonu Hakkinen’in üzerine kırmıştı ve Hakkinen son anda fren yapmasa muhtemelen yarış dışı kalacaktı. Hakkinen yarış sonrası bu an ile ilgili olarak Schumacher’e ”Bunu yapmamalısın, bunu bir daha sakın yapma” dediğini, Schumacher’in ise üzgünüm demek yerine, kafasını eğip ”Ne yaptım ki? Anlamıyorum.” dediğini anlatıyor ve şöyle bitiriyor; ”Gerçekten hata yaptığını düşünmüyordu. Çünkü o böyle bir yarışçı, onun tarzı bu.” 

Alttaki video o ölümsüz anın dış kameradan çekimi.

F1 | Mika Hakkinen, la Foto-Intervista - Parliamone con ...
O geçişin ardından yarış sonunda o geçiş anını değil; öncesindeki, Schumacher’in Hakkinen’in yolunu kapattığı anı konuşuyorlar burada.

Peki ama hangisi daha iyiydi?

Bir simülasyon olsa ve herhangi bir pistte olabilecek en kusursuz turu çizse mesela, Hakkinen’in bu turu, o simülasyonun çizdiği şekilde atabilme ihtimali, Schumacher’den daha fazlaydı. Hatta muhtemelen Hakkinen, 3 4 denemesinin bir tanesinde o turu, çizildiği şekilde atardı; ancak Schumacher 3 4 turun her birini simülasyonun çizdiğine çok yakın bir biçimde, birbirinin kopyası olacak şekilde atabilirdi. Schumacher kusursuza yakın üst üste 5 tur atabilir, Hakkinen ise 5 denemede kusursuz bir tur atar ama diğer 4 turu Schumacher’in attığı kadar iyi atamaz.

Baskı altında ikisi de mükemmel pilotlardı. Gözü kara, zeki savunmacılardı, ancak Hakkinen baskı altında daha kusursuz sürüşler yapabilen bir adamdı. Zaten Hakkinen baskı altındaysa baskıyı kuran kişi çok büyük ihtimalle Schumacher olurdu ve Schumacher’i arkanızda tutabilmeniz için de kusursuz bir sürüş yapmaktan başka seçeneğiniz olmazdı.

Kendi kıyasımızı bırakıp iki efsane isimle de takım arkadaşı olmuş, Formula 1 eski pilotu ve Sky Sports F1 yorumcusu Martin Brundle’ye kulak verelim;**

Yarıştığım rakiplerim arasında en iyisi Senna’ydı. Buna hiç şüphe yok. Tüm paket bakımından, Michael ona çok yakındı, Mika ise çok yakın üçüncü diyebilirim.

Saf, Tanrı vergisi yetenek bakımından Senna bir numara olmaya devam ediyor, ancak Mika, (Michael değil) ona en yakın olan. Eğer Michael Schumacher ve Mika Hakkinen aynı Formula 1 takımında ve aynı araçlarda olsalardı, sıralamalarda, kuru zeminde pole pozisyonu için çocuklarıma ayırdığım parayı tamamen Mika’ya basabilirdim. Ancak yarışı Michael kazanırdı.

Saf yetenek olarak Hakkinen’i Senna’ya daha yakın görüyor Brundle; ama iş tüm parametreleri kıyaslamaya gelince bu kez Schumacher öne çıkartıyor. Tabii bir detay var; kuru bir pist. Çünkü yağmur yağdığında Michael Schumacher gerçekten pistteki herkesten ayrılıp başka bir seviyeye çıkıyordu. Diğer pilotların önlerini görmekte zorlandığı şiddetli yağmurlarda Schumacher pistte adeta yüzüyordu. Şu an Schumacher’in kazandığı o yarışlara benzer bir yağmur yağdığında sıklıkla yarış durduruluyor.

Gözyaşları

2000 yılında Ferrari’nin evi olan İtalya’da Schumacher birinci, Hakkinen ise ikinci bitiriyor yarışı. Üçüncü ise Schumacher’in kardeşi, Ralf Schumacher oluyor. Bu galibiyetin Schumacher ve aslında tüm Formula 1 tarihi için özel bir anlamı var. Schumacher bu galibiyet ile Senna’nın yarış kazanma rekorunu(41 galibiyet) egale ediyor. Basın toplantısı başladığında teamüller gereği ilk soru birinci olan Schumacher’e geliyor. Schumacher bir iki kelime söylüyor ama devamını getiremeyip ağlamaya başlıyor. Sonrasında Mika Hakkinen, gazetecilere eliyle bana dönün anlamına gelebilecek bir işaret yapıyor ve bunun üzerine Schumacher’e teşekkür edilip Hakkinen’e soru soruluyor. Schumacher’in ağlaması tamam ama her zaman soğukkanlılığı ile bilinen, 40 saniye ile önde götürdüğü yarışın son turunda mekanik arıza sebebiyle yarış dışı kaldığında bile sakinliğini koruyan Hakkinen de önce, ara verebilir miyiz, diye sorup sonra da; Ralf ile devam edin, diyor. Ve en azından benim izlediklerim arasında ilk kez bir basın toplantısı yarışı 3. bitirenin cümleleriyle başlıyor. Pistte geçiş anında biri diğerine asla acımayacak iki adam, bırakın yarışı, sıralama turlarındaki kapışmalarıyla bile reytingleri yükselten, milyonları ekrana kilitleyen iki şampiyon; adrenalin seviyesi normale indikten sonra birbirlerinin duygularını anlayan iki insana dönüşüyor. Muhtemelen onlar birbirlerini tüm o rekabet süresi boyunca hep anladılar, hatta belki de birbirlerini en iyi anlayan insanlar onlardı. Çünkü, tıpkı Senna’nın dediği gibi: ”Kask anlaşılmaz duyguları içinde saklar.” Bu iki adam da şampiyon kaskı takıyordu ve kasklarının içerisindeki duygular birbirine yakındı. Bu yüzden olsa gerek pistte olan her şey hep pistte kaldı.

Formula 1’in popülerliğine de ciddi katkı sağlayan, her zaman güzel anılarla hatırlanan bu rekabet Mika’nın 2001’de Formula 1’i bırakmasıyla birlikte sona erdi. Onların yarıştığı dönem, birçok Formula 1 tutkunu için, Formula 1’in Formula 1 olduğu yıllara ait en güzel anıydı. Bu ikilinin sıralama turları bile kendini izlettiren bir heyecan fırtınasıydı çoğu kez. Bu ikili, biz Türk izleyicileri için Japonya yarışı öncesi sabahın körüne saat kurmaktı, bu ikili Okay Karacan’dı, Serra Onay’dı. Elbette bu nostaljik anların da ikili arasındaki rekabetin bizim için özel olmasında katkısı hayli fazladır. Ama inanın hala soruyorum kendime; o yıllarda Formula 1 sevdiğim için mi bu rekabet bu kadar güzeldi, yoksa bu rekabetin güzelliği mi bana Formula 1’i sevdirdi?

Mika Häkkinen content to sit back as Michael Schumacher makes ...

Kimin daha iyi pilot olduğu tartışması bir tarafa, bu iki harika pilotu ve aralarındaki rekabeti izleyebilmenin büyük bir şans ve keyif olduğunu hiç unutmamak, başka bir spor dalında benzer bir rekabet yakaladığımızda kıymetini bilip keyfini çıkarabilmek dileğiyle, Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabı gibi bitiriyoruz: ”Kimseye bir şey anlatmayın, herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.” 

O, en saygı duyduğum rakibimdi.

(Michael Schumacher)

***

Benim için bir numara, rakibim Michael olarak kalmaya devam edecek. O kesinlikle en iyisi.

(Mika Hakkinen)

 

 

*Parabolica: İtalya’daki Monza pistinde yer alan ünlü viraj. Günümüzde asfaltlama ile kaçış alanı oluşturulup eski zorluğunu kaybetmiştir. 

**Muhteşem söyleşinin tamamı için tıklayınız.

Yazanlar: KERİM UYAR – UTKU TURHAN


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Futbol Oynamak İçin Ne Gerekir: Panyee FC

NBA İkonu Olmak: Kobe Bryant

 

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More