Bir Başka Messı, Bir Başka Maradona

Bu bir Messi ve Maradona güzelleme yazısı değil, edebiyat da romantizm de yok. Bu, Messi ve Maradona’ya başka bir pencere, daha gerçekçi ve daha içeriden…

1986 Dünya Kupası’nı kazanan Arjantin’in kadrosunda kimler vardı? Maradona…

Başka?

Daniel Passarella, Jorge Valdano, Jorge Burruchaga…

1989 UEFA Kupası’nı kazanan Napoli kadrosunda kimler vardı? Maradona…

Başka?

Careca, Ciro Ferrara, Fernando De Napoli, Andrea Carnevale…

Bu iki takımın teknik direktörleri kimdi?

Arjantin’in Carlos Bilardo, Napoli’nin Ottavio Bianchi.

1986’da İngiltere’ye attığı Yüzyıl’ın Golü’nün pasını kim vermişti? Hector Enrique…

Bu sorulara cevapları ezbere verebilecek dünyada bile çok az insan var.

Maradona, birlikte oynadığı ve kazandığı tüm takımların önüne geçti.

Çok zor bir oyuncuydu, hem Bilardo hem Bianchi için… Antrenmanda, tesiste tutmak çok zordu.

Meksika’daki kamp süresince Carlos Bilardo, antrenmanları azalttı, takım çoğu günler izinliydi. Oyuncular futbol oynamak istiyor, Bilardo boş geçiyordu. Takımın dünyası ters dönmüştü. Bilardo, Maradona’yı çalıştıramayacağı için takıma da “enerjinizi maça saklayın” diyordu.

Bunun altındaki niyet ne olabilirdi? Tüm takım sabah antrenmanı yaparken bütün gece içmiş ve odası da “bir hayli kalabalık” olan Maradona’nın akşama kadar uyumasının olası sonuçları?..

“Maradona teknik açıdan bir liderdi.” diyor Jorge Valdano, “Saha içinde karşılaşabileceğimiz tüm sorunları çözebiliyordu. İmkansızı başarabiliyor, mucizeler yaratıyordu. Onun varlığı takıma da güven veriyordu. Her şeyden önce eğer bir sorun olursa, tüm eleştiriler Maradona’ya gidecekti, kimse bizleri kaybedilen hiçbir maçtan sorumlu tutmayacaktı.”

Valdano ve takım arkadaşlarının aklına gelmeyen şey ise şuydu: Kaybetmenin sorumluluğunu üstlenmeyeceksiniz, ama kazanmanın saygısını da göremeyeceksiniz, o da Maradona’nın olacak.

A brief history of Fifa World Cup: Mexico 1986, when Maradona ...

Arjantin 1986’yı kazanamasaydı, ne olacaktı peki? 2018’de Messi’ye ne olduysa aynısı…

Zamanı ters çevirelim; Maradona’nın yerine 1986 kadrosuna Messi’yi koyalım. Ve teknik direktör Bilardo, takıma antrenman yaptırmıyor olsun… Sizce ne olurdu?

Bilardo turnuvadaki ilk maça bile çıkamadan ülkesine dönerdi.

İnanmıyor musunuz?

Messi’yi Guardiola yarattı. Pep, otobiyografisinde, 1 Mayıs 2009’da, El Clasico öncesindeki gece, Messi’yi arayıp stada çağırdığını ve ona talimatlarını şöyle anlatır:

“Yarın Madrid maçında, her zamanki gibi kanatta başlayacaksın. Ama ben sana işaret verdiğimde, orta sahadaki oyunculardan ayrılıp sana gösterdiğim alana, savunma oyuncularına doğru yaklaşacaksın. Xavi ve Iniesta, merkez oyuncularının arasından sana topu gönderecekler, doğruca kaleye gideceksin, kimseyi beklemeden.”

2 Mayıs 2009’da, Santiago Barnebau Stadı’ndaki maçtan Pep’in Barcelona’sı, 6-2 galibiyetle ayrıldı.

Guardiola, futbol tarihinde Johan Cruyff ile karşılaştırılabilecek belki tek teknik direktördür. Jürgen Klopp bile geliştirdiği taktiklerin ilham kaynağı olarak 2006-2012 Barcelona’sını işaret eder.

Futbolun oynanma biçimine bu kadar net damga vurmuş, Cruyff’tan sonraki adamdır Guardiola…

Messi’yi yaratırken, onun tanrı vergisi yeteneklerinin kullanılabileceği, maksimum performans gösterebileceği bir sistem geliştirdi ve Guardiola o takımı Messi’nin etrafına kurdu. Ibrahimoviç, “Messi’yi abarttıklarını düşünüyordum, ta ki onunla antrenmana çıkana kadar…” der.

Kimsenin Messi’nin muazzam yeteneklerinden şüphe duyması mümkün değil, hele ki izlemekte olan bizlerden birinin… Ancak Messi’nin tek özelliği yeteneği değildir.

Derler ki Cristiano Ronaldo çok çalışıyor, Messi’ninki doğal yetenek…

Siz öyle sanın…

Maradona’nınki doğal yetenekti, Messi asla elindekiyle yetinmeyi kabul etmedi. Cristiano Ronaldo’dan daha mükemmeliyetçi olduğunu söylesem mesela? Aralarındaki fark, birinin kaslarını görebiliyor olmamızdır… Messi’nin kasları ise kafasının içindedir.

Messi’nin sahneye çıkmasıyla birlikte Barcelona, bu muhteşem çocuk için bir koruma kalkanı yarattı. Herkesin bildiği hikaye, Ronaldinho, Messi’ye kötü örnek olmasın diye takımdan gönderildi çünkü Messi, Ronaldinho’ya tapıyordu. Messi’ye Barcelona’da kazanmak öğretildi, kazandıkça da etrafındaki kalkan genişledi. Ve en sonunda sadece Johan Cruyff’un sahip olabileceği imtiyazlar (Cruyff’un bile alamayacağı belki) Messi’ye tanındı. Elbette Guardiola gittikten sonra…

Tata Martino, Guardiola’nın ardından görevi kabul ettiğinde muhtemelen başına gelecekleri tahmin edememişti:

Predico gazetesi, Tata Martino’nun Messi için, “Barcelona’nın patronunun sen olduğunu biliyorum ve beni bir telefonla kovdurabilirsin ama bana bunu her gün hatırlatmana gerek yok” dediğini iddia eder…

Hatta Maradona bile, Arjantin’in teknik direktörlüğünü yaptığı dönemde “Messi’ye karşı hep temkinli davranmak zorunda kaldığını” kendisi ifade etmişti.

Barcelona’da herkes, Messi’ye güveniyordu, Messi’nin tek derdi ise kazanmaktı; kazanmak ve daha fazlasını kazanmak ve her ne varsa hepsini kazanmak…

Messi modern futbolun kendisiydi…

Kazanabilecek kadroyu, kazanabilecek teknik adamı, kazanabilecek takımı ister. Bu yüzden Barcelona’ya transfer edilen bazı oyuncular sahaya bile zor çıkar. Yeterince iyi değilseniz, futbolunuza odaklanmıyorsanız, çalışmıyorsanız, Messi’nin yanında oynayamazsınız.

Bu, Cristiano Ronaldo’nun isteyip de sahip olamadığı dünyadaki tek şey…

Yazının buraya kadarki kısmından “Maradona’nın dünya umurunda değildi” gibi anlam çıkmasın, elbette Maradona da kazanmak, kupalar kaldırmak, başarılı olmak istiyordu, sadece bunun için çok çalışması gerekmemesi yeterliydi.

Aralarındaki en temel fark da buydu; yetinmek!

28 Ekim 2008’de Arjantin’in başına teknik direktör olarak Diego Armando Maradona getirildiğinde, ilk maçında Lionel Messi kadroda değildi.

Ancak 2010 Dünya Kupası’na giden yolda birlikte yürüyorlardı. Messi’nin Maradona’nın teknik direktörlüğünde kupaya uzanabileceğine, bu hikayenin yazılmış en muhteşem masala dönüşeceğine dair kurulan hayaller, 4-0 mağlup oldukları Almanya maçına takıldı.

Maradona, yıllar sonra o günü şöyle anlatıyordu:

“Messi benim arkadaşım. Almanya’ya 4-0 kaybettiğimiz maçtan sonra herkes dönüş uçağını planlarken Messi’yi duşların arasına saklanmış ağlarken gördüm.”

113 milli maç… 55 gol… Üstten auta giden ve kaçan bir penaltı… 2016 Copa America finalinde Şili’ye penaltılarla kaybeden Arjantin Milli Takımı, süper yıldızı Lionel Messi’yi de kaybetti.

“Milli takım benim için bitti. Dört kez final oynadım, olmadı. Elimden geleni yaptım. En çok arzuladığım başarı buydu ama bir türlü olmuyor. Bırakıyorum.” dedi Messi, “Her şeyin üstüne bir de penaltı kaçırdım. Sanırım en iyisi artık bırakmam. En başta kendim için ama herkes için…”

2007 Copa America finalinde Brezilya’ya, 2014 Dünya Kupası finalinde uzatmalarda Almanya’ya yenilerek mutlu sonların ellerinden kayıp gidişini izlemek mi yordu yoksa 1986 Dünya Kupası’nın hayaletiyle başa çıkamamak mı?

Messi’yi oynarken en çok eleştiren, “Arjantin ve Barcelona için aynı futbolu oynamıyor” diyen, “Messi’nin sorunu yeterince liderliği olmaması” diyen Maradona, 2016’da bıraktığını açıkladığında ise ona izin vermeyecekti:

“Elbette Messi milli formasını giyecek ve Rusya’ya gidecek.”

Messi, Maradona'yı düğününe neden çağırmadı?

1 yıldan kısa bir süre sonra Messi döndü ve tıpkı Maradona’nın söylediği gibi 2018’de Rusya’da takımının başındaydı. Ancak yine aynı şeyler yaşandı…

Arjantin’in kadrosunu Messi’nin yaptığı, onun istediği oyuncuların oynatıldığı, Dybala’nın Messi istemediği için oynatılmadığı, Maradona’nın Dünya Kupası’nı kazanmış olduğu, Messi’nin hüsranları, vs., vs., vs…

Messi’yi içine düştüğü kara delikten sadece kupayı kaldırmak kurtaracak… Tüm o eleştirilerden, yergilerden, karşılaştırmalardan… Ama öncelikle kendi kalbinde, kaç kupa kazanırsa kazansın, bir türlü silinmeyen “başarısızlık” hissinden… O devasa “eksik”ten… Maradona’nın olup da onun olmayan tek sıfatın yoksunluğundan…

Por qué Messi nunca será Maradona | GRACIAS MARADONA

Çünkü Messi’nin örnek aldığı tek kişi vardır; Maradona…

Maradona’nın muhtemelen en değerli sözüdür: “Beni kimseye örnek göstermeyin, ben kendi çocuklarıma bile örnek olmamalıyım.”

Yıllar sonra, 2019’da, o sözlerine, bizzat şu kelimeleri ekledi:

Torunum Benja beni değil, Lionel Messi’yi örnek almalı…


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Futbol Oynamak İçin Ne Gerekir: Panyee FC

Guardiola vs. Klopp: Zincir mi, Antimadde mi?

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More