Michael Jordan: Majesteleri

Basketbol tarihine giren bir tanrının öyküsü.

“Söyledikleriyle sizi hayal kırıklığına uğratmalarına izin vermeyin, sadece inandığınız şeyle devam edin.” Michael Jordan

Michael Jordan, kimisine göre sadece basketbol tarihinin en iyi oyuncusu, kimisinin ise çocukluk kahramanı, idolü, kralı, majesteleri hatta daha da ileri gidenler için bir tanrı… Bu unvanlar saymakla bitmez. Sonuç olarak herkesin buluştuğu ortak nokta, onun olağanüstü biri olduğu gerçeği.

Michael Jordan; 1963 yılında Brooklyn’de, bankada veznedar olan annesi Deloris ve bir makine süpervizörü olan James Jordan’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesinin daha iyi imkanlar için Kuzey Carolina’ya taşınması, Jordan’ın yürümeye başladığı zamanlardı.

Wilmington’da Emsley A.Laney Lisesi’nde başladı. Geçmişte babasının da tutkusu olan beyzbol ile burada tanıştı. Aynı zamanda basketbol ve Amerikan futbolu da oynadı. Zamanla beyzbol, yerini tamamen basketbola bıraktı. Abisi Larry Jordan ile sürekli birebir maç yapıyor ve onu yenmek için sürekli çalışıyor, kendini geliştirmeye çabalıyordu. Bu onun için ayrı bir motivasyon kaynağıydı. Her yerde en iyi olmak için efor harcamaktan vazgeçmiyordu. Jordan’ın azim ve bitmeyen hırsı onu ilerleyen dönemlerde çok iyi yerlere taşıyacaktı.

Lisede antrenmanlarda ise herkes onun bir yeteneğe sahip olduğunu biliyordu. Koçları onu izlerken üstün potansiyeli olduğunu görüyorlardı. Lakin Jordan’ın o dönem için sadece bir eksisi vardı; boyu. 1.75 m. olan Jordan, o dönem için lisenin A takımına bile alınmadı. Onun yerine Leroy Smith A takıma alınmıştı. Ancak bu ona bir motivasyon kaynağı olmuş olmalı ki, boyu o yaz 10 cm. uzamış ve inanılmaz bir gelişim göstermişti.  Jordan, bu olaydan sonraki iki yıllık süreçte takımdaki yerine dikkat çekti.

O yaz, efsane koç Dean Smith’in yaz kampına çağrıldı. Jordan, daha abisiyle basketbol oynarken koyduğu hedeflerden biri olan ‘’en iyi olmak’’ yolunda emin adımlarla ilerliyordu. O dönem Dean Smith’in asistanı olan Roy Williams, Jordan’ı izlediği zaman büyülenmiş bir vaziyette ‘’Galiba basketbol tarihinin en iyi 1.95’lik oyuncusunu izliyoruz.’’ diyecekti.

O dönem aralarında geçen bir muhabbette Jordan, Williams’ın yanına gelip en iyisi olmak istediğini söyledi. Roy Williams ona çok çalışması gerektiğinden bahsederken, Jordan hiç tereddüt etmeden “Herkes kadar çok çalıştım!” dedi. Roy Williams “En iyisi olmak istediğini sanıyordum…” dediğinde Jordan, kendisine yeni bir motivasyon kaynağı bulmuştu. Williams’a dönüp “Sana göstereceğim, kimse benim kadar çok çalışamaz.” dedi.

Jordan için bu ispat mücadeleleri, bir spor arabadaki benzin gibiydi. Çok çabuk tüketiyor, sürekli yeni mücadeleler arıyor, yeniden kendini ispatlama çabası içerisine giriyordu.

Kendini kanıtlamış olacaktır ki o sene McDonald’s All-American Team kadrosuna seçildi. Kampta herkesi kendine hayran bıraktı. Sanki bu dünyadan değilmiş gibiydi ama maç bitince MVP seçilmemişti. Onun yerine Adrian Branch ve Aubrey Sherrod MVP seçilmişti.

Members of the 1981 McDonald's All American Team | Members o… | Flickr
Michael Jordan, McDonald’s All-American Team kadrosundayken de 23 numaralı formayı giymişti.

Müthiş bir maç çıkartıyorsunuz, herkesi kendinize hayran bırakıyorsunuz fakat MVP seçilmiyorsunuz. Muhtemelen elinizden gelenin en iyisinin bu olduğunu düşünürdünüz. Bu durum Jordan’a daha farklı geliyordu. Yine bir motivasyon kaynağı edinmişti. Pes etmiyordu ve dünyadaki herkese Michael Jordan’ın kim olduğunu gösterecekti.

1981 yılında Kuzey Carolina Üniversitesi’nden burs kazandı. Eğitimine ve o çok sevdiği basketboluna burada devam edecekti.

Kuzey Carolina forması ile

Burada tanıdık bir sima vardı; Dean Smith.

Dean Smith o dönemde takımı tekrar kurdu. Bu takımda kendine yer bulmuş olan Jordan ise 13.4 sayı ortalaması ve %53,4 iç saha atış başarısı ile Atlantik Konferansı’nda ‘’En İyi Çaylak Oyuncu’’ seçilmenin gururunu yaşıyordu.

1982’de NCAA Şampiyonluğu için oynadığı maçta alışılmadık bir olayı gerçekleştirdi. Finalde Georgetown Hoyas takımına karşı, son on yedi saniye kala attığı basketiyle Kuzey Carolina’ya şampiyonluğu getirdi.

1984 yılında ise NBA Draft’ına katılmak için Kuzey Carolina’dan, planlanan yıldan bir yıl erken ayrıldı. Draft’larda ilk üç sıra sırasıyla; Houston Rockets, Portland Trail Blazers ve Chicago Bulls’tan oluşuyordu. O dönem için ilk sıra adayı Hakeem Olajuwon’du. Herkesin açık ara favorisiydi.

Jordan için durum farklıydı; ilk sırada gösterilmiyordu, ancak ilk üç sıradan birinde olacağı kesindi. Nitekim draft günü gelip çattığında, ilk sırada seçilen isim beklendiği üzere Hakeem Olajuwon’du.

İkinci sırada Portland, bugün bile tartışılan Sam Bowie seçimini yaptı.

Üçüncü sıraya geldiğinde ise Chicago Bulls, Jordan’ı seçti. Jordan’ın motivasyon kaynağı yenilendi; kendisinden önce seçilen o iki ismi geçmek.

Jordan,1984 Olimpiyatlarında ABD forması ile

29 Temmuz 1984’te Olimpiyatlar başladı. Jordan Amerika Milli Takımı kadrosundaydı. Kaliteli bir performans ortaya koyarak, takımıyla beraber finalde İspanya’yı 96-65 yenerek altın madalyaya uzandı.

Ortalama olarak ise 17.1 sayı, 3 ribaund, 2 asist ve 1.5 top çalma ile oynadı. Turnuva sonrası o dönemin Amerika Milli takımı koçu olan Bob Knight ise Jordan hakkında çok rekabetçi olduğunu, bugüne dek gördüğü en iyi basketbolcu olacağını söylüyordu.

Olimpiyatların ardından başlayan 1984-1985 NBA sezonundan önce Chicago’da şampiyon olmak istediğini söylemişti. Yeni hedeflerinden birisini çoktan belirlemişti. Sezona ise fırtına gibi başladı. Çaylak sezonunda 28.2 gibi yüksek bir sayıyla beraber 6.5 ribaund ve 5.9 asist ortalamasıyla “Yılın Çaylağı” ödülünü kazandı. Bununla sınırlı kalmak istememiş olacaktır ki takımını play-off’lara taşıdı. Ancak o dönem ne kadar iyi görünse de bir çaylaktı ve Milwaukee Bucks’a karşı seriyi 3-1 kaybetmişti.

1985-1986 sezonuna gelindiğinde, önceki seneye kıyasla Jordan oyunda biraz daha olgunlaşmıştı. Ne yazık ki ayağını kırarak talihsiz bir sakatlık yaşadı. Tam 64 maç kaçırmıştı. Eski günlerine dönmesi zor denilen bir ortamda performansı yıpranmamış bir geri dönüş yapmış ve takımını yine play-off’lara taşımıştı.

Play-off ilk turunda rakibi o dönemin en popüler takımlarından biri olan Danny Ainge ve LarryBirdlü Boston Celtics’ti. Jordan ilk maçında 49 sayı kaydetmesine rağmen, Chicago maçı 123-104 kaybederek seride 1-0 yenik duruma düştü. Jordan pes etmek istemiyordu. Daha sonra ise maçtan bir gün önce, golf oynarken Danny Ainge ile bir atışmaya girmişti. Bu onu motivasyonunu ateşliyordu. Maç gününde ise kimse Jordan’ın karşısında duramıyordu. Boston Celticsli oyuncular şaşırmış bir vaziyette sadece onun yaptıklarını izlemekle yetinebiliyorlardı. Maç bittiğinde Boston yine kazanmış ama Jordan, Boston potasına tam 63 sayı bırakmıştı. Attığı 63 sayı hala NBA play-off rekorudur.

Larry Bird, maçtan sonra “Tanrı bugün Jordan kılığında sahadaydı.” dedi. Üçüncü maçta ise Boston’ın önlemlerini sıkıştırmasına rağmen, Jordan maçı 19 sayı, 10 ribaund, 9 asist ile tamamladı. Maçı, Boston 122-104 kazandı ve Chicago seriyi 3-0 kaybetti.

O sezon içinde bazı kişiler Jordan için savunma yapamadığını, sadece hücumdan ibaret bir oyuncu olduğunu söylüyorlardı. Jordan böylece yeni mücadelesini seçmiş oldu.

Hemen aradan geçen bir yıl sonra NBA’de hem MVP hem de yılın en iyi savunmacısı seçildi. İnsanlara gereken cevabı konuşarak değil, sahada işini en iyi şekilde yaparak veriyordu.

Yıl 1990’ı gösterdiğinde ise Scottie Pippen ve Horace Grant takıma katılmıştı ve takımın başında Phil Jackson vardı. O sene sonunda Chicago, Doğu Konferansı Finali’nde Detroit’e seriyi 4-3 kaybetti. Yavaş yavaş yükselmeye devam ediyorlardı. Jordan o seneyi 33.6 sayı, 6.9 ribaund ve 6.3 asist ortalamasıyla bitirdi.

1991 yılı Jordan için kahramanlık hikayesinin başladığı yıldır diyebiliriz. Doğu Konferansı Finali’nde Chicago, Detroit’i 4-0 geçmiş, Jordan da intikamını almış oldu. Finalde ise Lakers’ı yenen Jordan kendine ve Chicago’ya verdiği sözü tutmuş oldu. Şampiyon olmayı başarmıştı.

70 Best NBA in History images | Nba, Basketball history ...

Bu herkesin yaşayacağı ve göreceği bir durum değil. Başarı çok çalışana ve hazır olana gelirdi. Bu şampiyonluk da onlardan biriydi.

Daha sonra bu şampiyonluk serisini devam ettirdi. 1992’de Portland’ı, 1993’de ise Phoenix Suns’ı devirerek şampiyon oldu. Suns serisinde 41 sayı ortalama ile oynadı ama bu sadece buz dağının görünen kısmıydı. Jordan, şampiyon olmakla kalmıyordu. Hiç şampiyonluk tatmamış bir şehre bir kazanma kültürü getiriyordu. Bir şehre umut vermek ve o şehrin ilham kaynağı olmak… Bunlar belki de şampiyonluktan daha değerliydi.

1992’de Barcelona Olimpiyatları’na katılan Jordan o dönem için “Dream Team” diye adlandırılan takımın gözdesi olmuş, yine altın madalyaya kazanmıştı. Jordan artık kelimenin tam manasıyla bir “winner” olmuştu. Başarıdan başarıya koşuyor, kazanmadığı hiçbir şey kalmıyordu. Draft dönemi sonrası için kafasında motivasyon kaynağı olarak gördüğü iki kişiyi geçme hedefini çoktan başarmıştı. Artık basketbol tarihinin yaşayan efsanesi olarak gösteriliyordu.

ABD Rüya Takım
1992 ”Dream Team” Patrick Ewing-Christian Laettner-Magic Johnson- David Robinson-Larry Bird-Michael Jordan-koç Chuck Daly-Charles Barkley-Chris Mullin-Scottie Pippen-John Stockton-Clyde Drexler

 

Tam her şey mükemmel giderken Jordan’ın başına yıkıcı bir olay geldi. Silahlı bir soygun sırasında babası öldürüldü. Hayat onun için o an durdu, yaşadığı acı onu artık bitiriyordu.  6 Ekim 1993’de Bulls’u ve basketbolu bıraktı.

Belirli bir zaman sonra beyzbola başladı. Çocukluğunda babasının sevdiği sporun beyzbol oluşu manidardır. Beyzbol oynamaya başlamasının sebebi babasını onurlandırmak istemesiydi. Beyzbolda haliyle çok da iyi bir sezon geçirmemesine karşın babasının yine de gururunu hak edecek performansı sağlamış, onun için oynamıştı. Önemli olan ona göre sadece buydu; babasının hatıratını canlandırmak.

Sonraları kafasını toparladı ve tekrardan basketbola döndü. Bu dönüş sırasında sadece tek bir şey söylüyordu: “Geri döndüm.”

O sırada emekli edilen 23 numaralı forması sebebiyle beyzbol oynarken giydiği 45 numaralı formayla birlikte sahalara döndü. Herkes yeteneğinin köreldiğini düşünürken o, tam aksine eskisi kadar sağlam döndü. Takımı play-off’a çıktı ama dönüşünün ilk yılında Shaqlı Orlando, Jordan’ın önünde engel oldu.

Basketbol Yıldız Michael Jordan 45 Jersey Nadir Chicago Bulls ...

1995-1996 sezonunda deli dolu bir karakter olan Dennis Rodman’ın takıma katılmasıyla birlikte daha da güçlenen Bulls, normal sezonu tam 72 galibiyetle kapadı. NBA’de normal sezonda en çok galibiyet alan takım olmuşlardı. Jordan o dönem tekrar MVP oldu ve dönüşünden bir yıl sonra olsa da yine şampiyonluğu almıştı. Bu onun dördüncü şampiyonluğuydu.

1997’de ise sezonu 69 galibiyet ile kapatmışlardı. MVP ödülünü ise o sene Karl Malone almıştı. Yeni rakibi de o olacaktı.

Utan maçı sonunda Pippen, Jordan’ı taşıyor

1997’de NBA Finali’nde Utah’a karşı oynadıkları 5. maçta Jordan hastaydı. Ağır bir gıda zehirlenmesi yaşamıştı. Maça çıkıp çıkmayacağı tartışılırken Jordan kendisine yakışanı yapıp kendini parkelerde gösterdi. Maça çıktığında vücudu ateşten yanıyor, vücudundan terler nehir gibi akıyordu. Herkes şaşkınlıkla nasıl ayakta durduğuna bakarken Jordan, tereddüt etmeden Utah potasına saldırıyordu.

Maçı 38 sayıyla tamamlayıp takımına kazandırdığında Pippen onu omzunda taşıyarak soyunma odasına götürüyordu. Bu durumda bile Jordan maçı kazandıracak faktörü takımına sağlayabilmişti.

Chicago, o seneyi de Jordan’ın getirdiği beşinci şampiyonlukla tamamladı.

Artık herkes kabul etmişti, onun gibisi bir daha zor gelirdi. İnsanlar ona majesteleri diye hitap ediyordu.

1997-1998 sezonunda ise Michael Jordanlı Bulls sezonu 62 galibiyet ile tamamladı. Play-off’larda ise finaldeki rakipleri, geçen yılın rövanşı olacak şekilde Karl Malone ve John Stocktonlı Utah Jazz’dı.

Finalde altıncı maçın sonuna gelindiğinde Bulls, bitime tam kırk saniye kala 86-83 gerideydi. Jordan için artık sahneye çıkma vakti gelmişti. Takımı ve kendi için altıncı şampiyonluğu çok istiyordu ve bunu yapması onun elindeydi.

Jordan kenardan gelen topu alıp Utah potasına bir turnike bırakarak farkı bire indirdi. Otuz yedi saniye kalmıştı, Jordan o anın geldiğini yavaş yavaş bileklerine kadar hissediyor ama soğukkanlılığından hiç ödün vermiyordu. Savunma sırasında Jordan iyi bir hamle ile Karl Malone’dan topu çaldı ve hücuma kalktı. Utah forveti Bryon Russell’ın üzerinden attığı basket ile Chicago maçı 87-86 kazandı ve Jordan Chicago’ya altıncı şampiyonluğu hediye etti. Herkesi derinden etkileyen bu olayda Jordan eliyle kaç şampiyonluk aldığını herkese gösteriyordu. Bu mesaj ona inanmayan ve eleştiren herkese karşı verilmiş net ve sert bir cevaptı. Bu maçla beraber artık GOAT* unvanını iyice üstüne almıştı.

1998 sezonunun sonunda ise artık yaşlı bir şampiyon olmuştu. Kazanabileceği her şeyi kazanmıştı başarılı olmanın nasıl yapılacağının canlı bir göstergesiydi. Ama artık onun için ayrılan sürenin sonuna gelmişti diye düşünüyordu ki 13 Ocak 1999’da ikinci kez emekli olduğunu açıkladı.

Ocak 2000’de Washington Wizards’ın %10 hissesini satın aldı. O dönem genel menajer oldu. Eylül 2001’de ise transfer edebileceği en iyi oyuncuyu transfer etti; Majesteleri tekrar basketbola döndü.

Oynadığı bir maçta sadece 6 sayı attığı için eleştirilmişti. O dönem 38 yaşındaydı ama ona bu başarıyı sağlayan motivasyon kaynakları bitmiyordu. Bu eleştirilerden sadece bir maç sonra, Charlotte maçında tam 51 sayı attı. 38 yaşında olması onun için hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi oynamaya devam etti.

2003 yılına gelindiğinde, artık 40 yaşındaydı ve bu dönemde bile tarih yazdı. New Jersey Nets maçında tam 43 sayı attı. Jordan’ın yaşlı olması dışında değişmeyen tek şey hala bir kral olduğuydu.

Sezon sonunda ise üçüncü ve son kez emekli oldu.

Jordan’ın NBA’de geçirdiği 15 sezonun ardından kazandıkları;

  • NBA MVP(En değerli oyuncu ödülü): 1987-88, 1990-91, 1991-92, 1995-96, 1997-98
  • NBA Finalleri MVP Ödülü: 1990-91, 1991-92, 1992-93, 1995-96, 1996-97, 1997-98
  • 14x NBA All-Star (1985-1993, 1996-1998, 2002, 2003)
  • NBA Yılın En İyi Savunma Oyuncusu Ödülü: 1987-88
  • NBA Yılın Çaylağı Ödülü: 1984-85
  • NBA şampiyonluğu(6 kez)
  • 1990-1991, 1991-92, 1992-93, 1995-96, 1996-97, 1997-98
  • Olimpiyat altın madalyası (2 kez)
  • 1984, 1992

Jordan bize asla pes etmemeyi, ısrarla denemeyi, çok çalışmayı, disiplini ve sürekli başarılı olmayı öğreten isimdir. Bu da onun nasıl bir “tanrı” olduğunun hikayesidir.

 Dünyada iki tip basketbolcu vardır; Jordan ve diğerleri

(Magic Johnson)

 

*GOAT: Greatest of all time-Tüm zamanların en iyisi


Bunlar da ilginizi çekebilir;

NBA İkonu Olmak: Kobe Bryant

1966 Dünya Kupası Kahramanı: Pickles

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More