Manchester’ın Ebedi Kralı: Eric Cantona

Yıllar geçse de unutulmayan, dik yakaları, hırçın tavrı ve golleri ile Kral Cantona'nın öyküsü...

90’larda futbolda ayrı bir estetik hava vardı. Tıpkı Valderrama’nın saçları ya da Higuita’nın akrep kurtarışı gibi… Her ülkenin muhakkak bir efsanesi vardı, Manchester’ın kırmızı yakasının ise ebedi bir kralı; Eric Cantona…

1966 İngiltere için muhteşem bir yıldı; çünkü Eric Cantona doğdu…

Eric Daniel Pierre Cantona, 1966’nın Mayıs ayında Fransa’nın Marsilya şehrinde dünyaya geldi. Ezelden beri sanata ve futbola gönül veren Cantona, kariyerine 17 yaşında Auxerre’de başladı. Burada kendini kabul ettirme süreci biraz sancılı geçen Cantona, 19 yaşındayken Martigues’e kiralandı, geri döndükten bir sezon sonra Bordeaux’a kiralandı, sonra Montpellier’e kiralandı ve belki de film orada koptu…

Evet film koptu çünkü Eric’in bizim bildiğimiz Cantona olma süreci belki de Montpellier ile başladı. Zira iyi bir sezon geçiren ve takımına iyi bir katkı sağlayan Cantona, Montpellier’i Fransa Kupası’na kadar deyim yerindeyse tek başına taşımış, üstüne şampiyonluk sevinci dahi yaşamıştı. Ama pembe tablo bu şekilde sürmedi. Cantona, takım arkadaşını soyunma odasında dövünce takımdan apar topar gönderildi. Taa Marsilya zamanında oyundan alınmasına sinirlenip formayı yırtıp taraftara atmasını da sayarsak eğer, tribünlerin sevgilisi olma potansiyeli olan yetenekli ama ‘arıza’ karakter yükleniyordu…

Oyunu güzel kılan, prestir…

25 yaşında tam 1 milyon Frank karşılığında Nimes’e satılan Cantona, kaptanlık pazu bandını koluna taktı ve belli bir düzen içinde bir süre kadar idare etti. Sonra bir yerde yine hikaye başa sardı. Hakemin kararına kızan Cantona, topu hakeme fırlattı. Hakemin bu sürpriz hediyeye kırmızı kartla yanıt vermesinin ardından 1 ay futboldan men edildi. Ama Fransız Futbol Federasyonu Cantona’yla bu şekilde mücadele edemeyeceğini bilmiyordu. Men kararı karşısında lügatindeki ‘beyinsizler’ kelimesini Fransız futbolunun patronlarına yollayan Cantona için işler zorlaşıyordu. Çünkü Fransız medyası da işin içine dahil olmuş ve geçmişteki vukuatlar eşelenmeye başlanmıştı. Sonunda beklenen oldu ve Nimes, Cantona’nın sözleşmesini tek taraflı olarak feshetti.

Bazen hikayelerin en güzeli, çok berbat bir final sonrasında başlar. İşte Cantona’da da tam olarak bu vaka yaşandı. 6 ay boyunca kulüpsüz kalan Monsieur Cantona, sanatına gereken değeri vermeyen Fransızlara, Manş Denizi’nin öte yakasından yapacağı şovla yanıt verecekti. Leeds United’a transfer olan Cantona, İngiltere Premier Ligi’ne transfer olan ilk yabancı futbolcu unvanına sahip oluyordu…

ÖNCE LEEDS, SONRA MANU

Güzel başladı Leeds hikayesi. Kendi gibi arıza bir taraftarın önünde oynadıkça oynadı Cantona. Oynadıkça futbolundan daha fazla keyif aldı, Elland Road’da daha güzel hatıralar bıraktı. Hatta ayak tarak kemiğindeki kırığa rağmen top koşturmaktan geri durmadı. 27 maçta bulduğu 13 gol ile kendini ziyadesiyle sevdiren Monsieur, çok geçmeden yeni bir yolculuğa yelken açtı. Tüm eleştirilere ve verimsizlik suçlamalarına rağmen o imza atıldı. Rota, yıllardır şampiyonluğa hasret olan Ferguson’ın Manchester United’ıydı…

Cantona, Ali Sami Yen çimlerine çıkarken…

92-93 Sezonu’nun devre arasında katıldı Kırmızı Şeytanlar’ın arasına Cantona. Ligin ikinci yarısında 9 gol attı o sezon. Ertesi sene Manchester United, Şampiyonlar Ligi elemesinde Galatasaray ile eşleşti. Old Trafford’daki ilk maçta Arif Erdem’in ‘Bütün Schmeichel’ların çıkaramayacağı bir top’la bulduğu gole yanıt verse de mücadele 3-3 tamamlanmıştı. Ali Sami Yen’deki golsüz rövanşta ise golü yoktu belki ama helalinden bir ‘kırmızı’sı vardı. Son dakikada oyundan atılmış, üzerine bir de polisle ağız dalaşına girmişti. Adam aksiyon seviyordu…

KRALLIK VAKTİ!

ManU için Cimbom sayesinde kötü başlayan o sezon şampiyonlukla noktalanıyor, üstüne sonraki sezon da başarı tekrar ediliyordu. Cantona söz konusu şampiyonluklarda aslan payına sahip oluyor, lakabını da alıyordu: ‘Eric The King!’

Başarı dediğin gelir geçer, ama klas asla pas tutmaz. Nispeten hantal duran vücudu ile incecik bilek hareketlerini aynı potada eritebilen, ‘Futbolun Rimbaud’u’ Cantona, yeri geliyor Vinnie Jones gibi bir insan azmanının aşırı sert müdahalesinin ardından hiç bir şey olmamış gibi ayağa kalkabiliyor, yeri geliyor kendisine yapılan saygısızlıkların hesabını sorabiliyordu… Tıpkı Crystal Palace maçındaki gibi…

I am not a man, I am Cantona!

Tarih 21 Ocak 1995’i gösterirken ManU, Crystal Palace deplasmanında galibiyet kovalıyordu. Selhurst Park’ı dolduran binlerce taraftar önünde David May’in golü ile öne geçen Manchester United, golden 4 dakika sonra Cantona’nın atılması ile 10 kişi kalmıştı. Sonrasında ise kırmızı kartı dahi ‘masum’ gösterecek bir olay yaşandı. Kızaran Cantona, oyun alanından çıkarken kendisine laf atan Palace taraftarı Matthew Simmons ile önce ağız dalaşına girdi, sonra da kendini tutamadı; görevlileri aştı ve Simmons’a uçan tekme attı. Futbol tarihine ‘Kung-Fu kick’ olarak geçen bu olaydan sonra Monsieur, tam 9 ay boyunca futboldan uzak kaldı.

Tabi burada küçük de bir not düşmek gerek. Cantona, yaptığı bu hareketten dolayı hiçbir zaman pişman olmadı. ‘Ülkene dön pis Fransız’ sözünü kallavi bir çifte ile yanıtlayan Cantona ilerleyen zamanda ise bu olayı “Çok güzel anılarım var ama Crystal Palace maçındaki o holigana attığım tekmeyi tercih ediyorum” sözleri ile yad ediyordu.

“Bugün hala taraftarın adımı bağırıyor olması beni çok gururlandırıyor. Ama bir gün susarlarsa diye korkuyorum. Çünkü seviyorum. İnsan sevdiklerini kaybetmekten korkar.”

Zorlu geçen 9 aylık sürecin ardından deyim yerindeyse ‘yeniden doğan’ Cantona, ilk 8 maçı kaçırsa da geri kalan 30 maçta 14 gol-10 asistlik performansı ile şampiyonluğu yeniden United’a getiriyordu. Ertesi sene ise 11 gol 12 asist ile yine şampiyonlukta baş mimar oluyor, ancak henüz 31 yaşındayken emekliliğini açıklıyordu. Taraftar çabalasa da ‘Kral’ geri dönmedi; kararını vermişti bir kere… Kariyerinde kulüp takımlarında 131 kez gol sevinci yaşayan Cantona, 45 kez giydiği Fransa Milli Takımı’nda ise 20 gol buluyordu.

Cantona, tıpkı bir ‘horoz’ gibi dik olan formasının yakaları ile hayatı boyunca dik bir mizaca sahip oldu. Ne söylemlerinde ve eylemlerinde geri adım attı, ne de entelektüel kimliğinden taviz verdi. Futbolu bıraktıktan sonra resme ve sinema kariyerine odaklandı bir süre, 10’dan fazla filmde boy gösterdi. Reklam filmlerinde oynadı. Hatta bir ara Fransa’da emeklilik yaşının artırılmasını isteyen reforma karşı durdu, eylemcilere banka hesaplarındaki paraları çekmelerini ve bu sayede hükümeti devirebileceklerini söyledi. Liam Gallagher’ın bir klibinde kendini yani ‘Kral’ı oynadı. Hayattan keyif almayı hiç bırakmadı, bir ara dünya derbilerini konu edinen bir program yaptı, şimdilerde New York Cosmos’un Sportif Direktörü olarak hayatını sürdürüyor.

 

“10 numaralı formanın bir tarihi vardır. Ama Tedd Sheringham bize transfer olduğu zaman, ben Malta’da tatildeyken patronun bana telefon açıp formayı Teddy’e vereceğini söylediğini hatırlıyorum. Açıklama yok, başka bir seçenek yok, tartışma yok. O zamanlar Gary Neville’e şöyle demiştim: “Bunu niye yaptı? Bunun için niye bana telefon etti? Tatilimi mahvetmek mi istedi?” Yıkılmıştım. Neyi yanlış yaptığımı bulmaya çalışıyordum. Sonra, sezon öncesi kampı için bir araya geldiğimizde bana 7 numaralı formayı ayırdığını gördüm. Patron bana Eric Cantona’nın formasını vermişti. O şerefin bende yarattığı şokla olduğum yerde donakalmıştım” (David Beckham)

Cantona, Fransızlardan çok İngilizlerin sevdiği, kıymetini bildiği bir adamdı. Ego, İbrahimovic’ten önce ona yakışmıştı. ManU’yu ve Old Trafford’u “Öldükten sonra bedenimi yakın, küllerimi Old Trafford’a serpin” diyecek kadar çok sevdi. Manchester United taraftarı da onu yüzyılın futbolcusu seçecek kadar…

Futbol, seninle daha da güzelleşti; ‘Hail To The King!’…

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More