Lella Lombardi: Asfalttan Bir Tanrıça Geçti

Her “story"

İnsanlık tarihi boyunca farklı dönemlerde ve farklı alanlarda çok büyük anlara şahit olduk. Fantastik gibi görünen, dönüm noktalarını içinde barındıran ve hayranlıkla seyrettiğimiz o anların hepsi efsaneler arşivindeki yerini alıyor, gerçek bir hikaye olarak kitaplara yazılıyor. Hikayenin unsurları belli: Olay, yer, zaman ve kahraman…Olaylar değişir, hikayenin geçtiği mekan değişir, tarihler zaten değişir ama kahramanın cinsiyeti genelde aynı kalır. Adı üstünde “history is his story.” Tarih hakkında bildiğimiz her şey aslında bu dünyanın egemen gücüne aittir ve onun diliyle kurgulanarak bize anlatılmıştır.

O hikayeleri dinleyerek büyüyenlerden biri de direksiyonun başına geçerek kendi yolunu çizecek ve kendi tarihini yazacak Lella Lombardi olacaktı.

Lella Lombardi

Bir başarı hikayesinde kendimizle özdeşleştirebileceğimiz bir nokta yakalayamayınca ister istemez geri çekilebilir ve hedefimizden soğuyabiliriz… Ya umudumuz kırıldığı için ya da konforlu bölgeden ayrılmaya niyetli olmadığımız için; bizim için önceden çizilmiş, hem cinslerimizin takip ettiği, yara almayacağımızdan emin olduğumuz tanıdık ve güvenli yoldan ilerlemeye devam ederiz. Tarih de asla değişmemiş olur böylelikle. 

Lella Lombardi öyle yapmadı. Kendinden daha önce sadece tek bir kadının (Maria Teresa de Filippis) gittiği bilinmezliklerle dolu o yola doğru tüm cesaretini toplayıp sürmeye başladı motorunu. Lombardi böylelikle Formula 1 yarışlarında yüzünü gösteren ikinci ve şimdilik en son kadın olarak tarihteki yerini alacaktı. İmzasını  atacağı “ilk”lerle halefi olarak gösterildiği Maria Teresa de Filippis’i de geçecekti.

HIRÇIN BİR HENTBOLCU İKEN İKTİDARA GEÇİŞ 

1940’lı yılların İtalyasında bir kız çocuğu olan Lella, bu dönemde kadınların sanat, siyaset, bilim gibi alanlarda ve çeşitli spor branşlarında kendilerini gösterdiklerine şahit oluyordu. Kadınlar, her ne kadar kamusal alanda varlıklarını kabul ettirseler de başta da söylediğimiz gibi Formula 1’de onların başarılarından söz etmek bir kenara, isimlerini duymak bile eşine rastlanması güç bir durumdu. 

Lella Lombardi

Piedmont’un küçük bir kasabası olan Frugarolo’da doğup büyüyen Lella Lombardi daha çocukken spora büyük bir ilgi duyuyordu. Bu merakı ilk olarak hentbolda kendini göstermişti. Şehrinin yerel takımında bek olarak oynayan kahramanımız, herkes tarafından rakibine nefes aldırmayan agresif bir oyuncu olarak tanınıyordu. Lombardi’nin şöhreti daha da büyüyecekti elbette. Ama bu şöhret ona hentbol ile değil, ortalığın tozunu dumanına katacağı, profesyonel olarak ilgileneceği Formula 1 ile gelecekti. 

Ne de olsa hentbol bir takım oyunuydu. Lombardi ise kendi tahtına, tacına sahip olmak ve meşaleyi en önde tutmak isteyen tam anlamıyla özgür bir ruhtu. Bireysel sporların onun bağımsız tabiatına daha uygun olduğu, o bireysel sporlar arasında ise hızın ve tutkunun yansıması olan Formula 1’in onun için en iyi seçim olacağı tartışılmazdı. 

Lella Lombardi’nin pilot olma serüveni ise mecburi bir istikametin masalı… Lombardi ailesinde araba kullanmayı bilen yoktu. El mecbur daha çok küçük yaşlardayken kasap olan babasının sipariş minibüsünü kullanmak için araba kullanmayı öğrenmeye başlayan aile üyesi bizim küçük kahramanımız olmuştu. Zorunluluktan doğan bu ilk iş deneyimi sayesinde aslında geleceğinin provasını da yapmaya başlamıştı. Babasının siparişlerini mahallesinin bir ucundan diğer bir ucuna götüren ve daha o zamanlardan hızıyla tüm mahalleye parmak ısırtan küçük kız, bir gün direksiyonun başına dünya devleriyle yarışmak için geçeceğini tahmin eder miydi acaba?

KENDİNE AİT BİR ARABA…

Tabi o anlara daha zaman vardı. Lombardi’nin hayatına önce karting girecek, kart yarışlarıyla altyapısını sağlamlaştıracaktı.  Ne var ki karting Lella Lombardi’nin hızını kesmeye yetmemişti.  Onun en büyük arzusu kendi arabasının başına geçmek ve pilot olmaktı. Her gece bunun hayaliyle uyuyan, sabah kalktığında bu hedefi için çalışmaya başlayan Lombardi yaşıtlarının takip ettiği, ilgi duyduğu hobilerden kendini geri çekmişti. Bütün emeğini ve zamanını en büyük hayali için harcıyordu. Sonunda parasını biriktirmişti ama hala ehliyeti yoktu. 

O dönem sürücü kursuna da yazılan Lombardi, erkek arkadaşının küçük Fiat’ıyla bol bol pratik yapıyordu. Bundan sonrası biraz dört nala dolu dizgin gelişti Lombardi için. Zaten kahramanımızın da tüm dünyaya şovunu izletmesi için epey acelesi vardı. Üç ay içinde ehliyetini, kısa bir süre sonra da kırmızı ikinci el Fiat marka arabasını alan Lombardi’den mutlusu yoktu artık. 

“… VE PERDEM AÇILIYOR: DAHA İLERİ DAHA İLERİ GİTMEK İSTİYORUZ”

Bu cesur ve hırslı kadın daha fazla mutlu olmayı hak ediyordu elbette. Hali hazırda pistler de onu bekliyordu artık. 1965 yılında Formula Monza serisinde mücadele ederek ilk deneyimini yaşamıştı. Bundan tam üç yıl sonra, İtalya F3 serisinde sahneye çıkmış ve sezonu Franco Bernabei’nin ardından ikinci sırada tamamlayarak adını camiaya duyurmaya başlamıştı. 

Bu da yetmemiş bir de üstüne 1970 yılında yine İtalya’da bu kez Formula 850 şampiyonasına katılmıştı.  Asla azla yetinmeyi bilmeyen, hep daha fazlasını arzulayan Lombardi 10 yarışlık sezonda dört zafere imza atmıştı. Sezon sonunda ise şampiyonluğa ulaşan isim ondan başkası değildi. 

Lombardi gözünü karartarak girdiği, bata çıka yürüdüğü, uğruna kaç hayal kurduğu ve kaç uykusuz gece geçirdiği o yolda tahmin edileceği üzere artık daha mutluydu. Şanlı tarihinin en verimli yıllarını geçiriyor, saltanat koltuğuna kurulmuş bir kraliçe gibi zaferinin tadını çıkarıyordu. 

GERÇEK BİR KRALİÇE LİMİT TANIMAZ

Peki Lombardi’nin tacı, tahtı tüm dünya tarafından görülmeye değer değil miydi? Bu soruya otuz yaşındaki Lombardi “Tabi ki değer.” diye cevap vererek 1971 yılında Londra’ya taşınma kararı almıştı. Bir yanda bambaşka bir coğrafya, farklı bir kültür, yeni insanlar… Kısacası uyum sağlaması gereken çok fazla faktör… Diğer yanda direksiyonu önünde olduğu sürece hiçbir şeye yabancılık hissetmeyeceğine, tüm dünyayı kucaklayabileceğine dair duyduğu büyük inanç…  Bu inanmışlık sayesinde Lombardi, Londra’yı kısa sürede evi gibi benimsedi ve yeni maceralar için kollarını sıvadı. İlk önce Formula Ford Meksika şampiyonluğunu kazanarak hız tutkusunun herhangi bir duruma alışma süreci içerisinde de aktif hale geleceğini gösterdi. Zaten mekanın ve rakiplerin bir önemi yoktu.  70’ler onun yılları olacaktı…

Lella Lombardi

1972 ve 1973 yıllarında İtalya F3 serisinde,  1974 yılında F5000 Avrupa Şampiyonası’nda piste çıkan Lombardi podyuma ulaşamasa da damalı bayrağa ulaştığı tüm yarışları ilk 10 sıra içerisinde bitirmiş, sezonu ise pilotlar klasmanında 88 puanla beşinci sırada noktalamıştı. 

Sıra 1974 Britanya Grand Prix’sindeydi. Sezonun 10. yarışının gerçekleşeceği Brands Hatch pistinde boy gösteren Lella Lombardi ilk kez Formula 1 aracı koltuğuna oturmuştu. Burada 35 pilotun mücadele ettiği sıralama turlarını 29. sırada tamamlasa da grid 25 araçla sınırlı olduğu için yarışa katılamamıştı. Buna rağmen 1974 Britanya Grand Prix’i günü lider bitiren Niki Lauda ile değil Lella Lombardi ile hatırlanacak, tarih Formula 1 efsanelerinin arasına onun adını altın harflerle yazacaktı. Çünkü, Maria Teresa De Filippis’ten 15 yıl sonra ilk kez bir kadın pilot, F1 gridinde yer almayı başarıyordu.

“HERHANGİ BİR ERKEK PİLOT KADAR…” 

Başarılar bununla sınırlı kalmayacaktı elbette. Boynuzun kulağı geçeceğini de, yetmişlerin Lella Lombardi’nin yılları olacağını da baştan söylemiştik. F1 gridinde yıllar sonra ilk kez bir kadının yüzünü görmemizin ardından bir sene geçmişti ki Lella Lombardi 1975 İspanya Grand Prixi Dünya Şampiyonası yarışında karşımıza çıkıyordu. 

Rolf Stommelen ve Carlos Pace’in kazalarının damga vurduğu ve o kazalar yüzünden sadece 29 tur süren yarışta dünyanın en iyi sürücüleriyle yarışan Lombardi burada ilk altıyı tamamlamış, Formula 1’de puan kazanan tek kadın sürücü olarak spor tarihine geçecek başka bir olayın baş kahramanı olmuştu. Resmen epik fantezi türünde son yılların en iyi hikayesi yazılıyordu ve bu hikayenin hem yazarı hem de tanrıçası aynı kişiydi. Ne var ki Lella, ne inanılmaz bir iş yaptığının ne de bir efsaneye dönüştüğünün farkındaydı.

Yarış sonrası konuşan Lella “Formula 1’de puan kazanan ilk kadın olduğum aklıma bile gelmedi. Böyle şeyler beni ilgilendirmez. Ben herhangi bir erkek pilot kadar rekabetçiyim.” diye konuşuyordu. 

Evet. Gerçekten de Lella rakiplerini geçmekten başka hiçbir şeye konsantre değildi. İspanya Grand Prix’inde elde ettiği unvana selam verip yeni maceralara girişmesi gerekiyordu. Nitekim kendini özletmeden Almanya Grand Prix’inde Nurburgring pistinde tekrar sahneye çıktı ve burada yarışı yedinci sırada tamamladı. Yine bu başarısına da selam verip motorunu sürmeye devam etme niyetindeydi. Ancak o gün belki de güneş en yüksek noktadaydı ve  takvimin geri kalanında kış tesirini hissettirmeye başlayacaktı. 

ÜŞÜMÜŞ VE EN BÜYÜK TUTKUSUNA SARILMIŞTI…

1975 ABD Grand Prix’sinde, Williams takımı ile tek seferlik bir sürüş hakkı kazanan Lombardi’nin aracı açık bir şekilde güven vermiyordu ve Lombardi bu durumla ilgili sorunları defalarca gündeme getirip aracının değiştirilmesini istese de ciddiye alınmamıştı. Sonuç olarak aracın ateşleme sistemindeki sorun yüzünden Lombardi yarışa başlayamamıştı. 

Aradan bir sene geçmişti. Lella, March takımıyla tekrar anlaşmaya varmış ve Brezilya’daki ilk yarışına çıkmıştı ancak yarışı 14. sırada tamamlayınca March’la yolları ayrılmış, yeri Ronnie Peterson’a doldurulmuştu. Bunun ardından RAM Racing takımı ile pistlere geri dönmek istese bile, bu serüvende de önce Büyük Britanya ve Almanya’ya giden Lombardi iki yarışa da sıralama turlarında elendiği için katılamamıştı. RAM Racing’le Avusturya’da mücadele eden Lella Lombardi yarışı 12. sırada bitirerek F1 kariyerinde son perdesini oynamıştı. 

Formula 1 sahnesinden çekilen Lella için hava gerçekten soğuyordu ve o yine en büyük tutkusuyla ısınmaya çalışıyor, yarış aşkı farklı kulvarlarda devam ediyordu. 1977 yılında Janet Guthrie ve Christine Beckers gibi farklı kadın pilotların da yer aldığı Daytona’da düzenlenen Firecracker 400’de NASCAR’da yarışan Lella, yarışı 31. sırada bitirdi. 

En büyük zaferlerini elde ettiği yetmişlere, kendisine yakışır bir şekilde veda etmesi gerekirdi ve 1979 yılında Enna-Pergusa ve Vallelunga pistlerinde düzenlenen 6 Saat yarışlarını kazanarak o güzel günleriyle dolu döneme yine en güzel şekilde “elveda” demişti. 1981 yılında Mugello’da “6 Saat” zaferlerine bir yenisini daha ekleyen Lombardi’nin seksenlere girişi de “ben hala buradayım.” der gibiydi. 

BİR GÜNEŞ BÜYÜK GÖLGELER DOĞURARAK BATAR

Lombardi 1988 yılına kadar direksiyonunun başından ayrılmadı. Onu bu tutkusundan ayrı koyacak şey kanser olmuştu. Hatta kansere yakalandıktan sonra bile sahneden inmeye niyetinin olmadığını göstererek kendi takımı olan Lella Lombardi Autosport’u kurmuş ve yarış dünyasında var olmayı sürdürmüş, böylesine feci bir hastalık bile onu durduramamıştı. Lella’nın içinde bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji ve müthiş bir rekabet sevgisi vardı. O yaptığı işi ve işine olan sevgisini cinsiyet tartışmalarına girmeden şöyle ifade ediyordu: 

“Aslında motor yarışlarının erkeksi bir spor olduğunu düşünen çok fazla kadın var ama ben buna katılmıyorum. Sadece motor sporları daha rekabetçi ve ben bu yarışı çok seviyorum. Tek yapmak istediğim ise sevdiğim iş. Burada erkek ve kadın arasında bir fark olduğunun bilincinde bile değilim. Ben damalı bayrağı ilk geçtiğin zamanki o hissi seviyorum ve bu hissi erkek meslektaşlarımla beraber paylaşıyoruz.”

İşte her şey onun için bu kadar basitti. Yaptığı işin özünü hissetmek, o özde kendinden bir parça taşıdığını bilmek, yaptığı işi sevmek ve o işte iyi olmak için çalışmak. Kadın pilot olduğu için yaşadığı zorlukları aklına bile getirmiyor, şikayet etmiyor, sızlanmıyor, kendini diğer Formula 1 pilotlarından ayrı düşünmüyor, aksine kendini onlarla ortak heyecanı, kaderi, enerjiyi, yolu ve coşkuyu paylaşan bir arkadaş gibi hissediyordu. 

O böyle hissettikçe yine aslında farkında olmadan nice kadına cesaret veriyordu. Erkeklerin mutlak hakimiyetinin söz konusu olduğu bir alana sorgusuz sualsiz, en yüksek perdeden girme fikri aklımıza geliyor ve bu fikir gözümüzü korkutmuyordu. Çünkü yaptığı benzersiz işleri böylesine sıradanlaştırması o eşsiz işlerin benzerlerinin “artık” yapılabileceğine, başarıların tek seferlik bir mucize olmadığına, yenilerinin gelebileceğine inandırıyordu bizi. 

3 Mart 1992 tarihinde kanserle yarışını kaybeden Lella, aramızdan ayrılırken içimize yerleştirdiği o umut ve cesareti bir miras olarak bırakıyordu bize.  Bazen birilerinin çıkması ve yüzyıllar boyunca süre gelen değiştirilemez kaderin dinamiklerini sarsması gerekir. O kişiler, hikayelerin baş kahramanlarına bazı dokunuşlar yapar. “Bu tarih; benim hikayem olacak, onu ben yazacağım ve ben oynayacağım.” derler ve dediklerini de büyük bir hızla yaparak göçüp giderler bu dünyadan. Ama kaldırdığı toz duman dolmuştur içimize bir kere. O; asfalttan büyük bir hızla geçmiş, aynı asfaltta büyük gölgeler yaratmış, söz uçmuş, yazı kalmış, tarih ise onu çoktan sayfalarına almıştır ve izleri yaşamaya sonsuza kadar devam edecektir.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Formula 1 Kadın Pilot Adayları

Stephanie Frappart: Futbolda Kadının Adı Var

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More