Emil Zatopek: Çek Lokomotifi

Olimpiyatlarda elde etmiş olduğu muhteşem başarılar ile adını spor tarihine yazdıran Emil Zatopek’in sıradışı yaşam öyküsü…

Bir koşucu kalbindeki hayallerle koşar.

Çek Lokomotivi Emil Zatopek

Emil Zatopek sekiz çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu olarak 19 Eylül 1922’de Çekoslovakya’nın Moravya’sında Koprivnice’de dünyaya gözlerini açtı. 1850 yılında Ignac Sustala tarafından kurulan dünyanın en eski otomobil şirketlerinden biri olan Tatra’nın merkezi olan Koprivnice küçük ve imkanları çok sınırlı olan bir yerleşim bölgesiydi. Emil Zatopek yaşamını idame ettirmek için hayatın içine dalmak zorundaydı ve bu kararı verdiğinde henüz sadece 16 yaşındaydı. Kaderine yön verebilmek için Zlin’de bulunan Bata ayakkabı fabrikasında işe başladı. İlk görevi spor ayakkabıları üreten bu fabrikada dişli törpüyle ayakkabıların tabanlarını düzeltmekti. Sonrasında kalıp hazırlama işine oradan da kimya enstitüsüne terfi etti.

Bata Fabrikası her yıl geleneksel olarak düzenlenen Zlin yarışlarına katılarak bunu reklam aracı olarak kullanıyordu. Emil Zatopek 18 yaşına geldiğinde çalıştığı fabrikanın sahibi ona fabrikayı temsilen Zlin yarışına katılmasını teklif etti. Emil Zatopek’in bir spor geçmişi yoktu ve haliyle bu teklif onu ilk başta çok ürküttü. Ancak hayır demesi için bir neden ve en önemlisi kaybedecek bir şeyi yoktu. 9 kilometrelik yarış sonrası almış olduğu ikincilik onun daha sonraki yarışlarda da fabrikayı temsil etmesine sebep olacaktı. Yarışlarda elde ettiği dereceler onun atlet olarak yetiştirilecek gençler arasına girmesini sağladı. Emil koşmak için yaratılmıştı sanki. Ancak antrenörlerin kabul etmediği kendine has metotları vardı. Emil için koşmak hayatın kendisiydi, koşu yöntemlerini kendisi belirlemişti. Normal koşarken ani sprintler yaparak kendine öz farklı bir stil oluşturmuştu. Onun bu stili elbet eleştiriliyordu ve Zatopek onlara atletizmin buz pateni olmadığını hatırlatıyordu.

O bizim bildiğimiz bir atlet gibi koşmuyordu. Sinesinde yer alan acı onunla ilgili aslında bize çok şey ifade ediyordu. Sanki her an yere yıkılacakmış ve bir daha asla kalkamayacakmış gibiydi. Kadere miydi sitemi? Derdi acaba neydi? Cevap aslında çok basitti. O hem koşacak hem de gülümseyecek kadar güçlü biri değildi. Sonuç olarak var olan bütün gücünü koşmaya verdi. Hayallerini gerçekleştirebilmek adına hayatın ona vermediği ne varsa koşarak elde edecekti. Koşmak normalde durduğunuzda iyi hissettiren bir şeydi ancak Zatopek kendini koşarken iyi hissediyordu.

Almanlar sözde koruma altına aldıkları ülkeyi hemen her gün kana bularken Emil Zatopek belki de koşarak zihnini rahatlatıyordu. Her gün 8 kilometre koşuyor bunu kendisi için bir yaşam rutini haline getiriyordu. Emil Zatopek bu süreçte kırmış olduğu rekorlar ile ülke sporunda ismini duyurmaya başlıyordu. Gün gelecek Emil’in sadece antrenmanlarda dünyanın çevresini üç defa dolaştığı hesaplanacaktı.

II. Dünya savaşının patlak vermesi dünyayı bambaşka bir yere doğru götürdü. Emil Zatopek’de silah altına alınan milyonlarca gençten sadece birisiydi. Dünya Zatopek’in sebebini bilmediği bir savaşa doğru sürükleniyordu. Emil Zatopek, orduda görev aldığı sırada atletizm yapma olanağına, dünya ise bu sayede onun gibi muhteşem bir sporcuyu izleyebilme şansına sahip oldu. Savaştan sonra orduda kalmış ve teğmen rütbesine yükselmişti.

Savaş sonrası Avrupa Şampiyonası için gittiği Oslo onun ilk kez ülke dışına çıkışı oluyordu. Emil beşinci olarak yarışı kazanamamasına rağmen ülke rekorunu geliştirmeye devam ediyordu. Rekorları kırdıkça ülkesinde bir idol haline gelmişti. Oslo, Berlin ve Hannover’da müttefikler arası kros yarışmalarında ve ülkesinde art arda kırdığı rekorlar onu uluslararası arenada da tanınmış bir sporcu haline getirmişti. Artık bir lakaba sahipti: Lokomotif…

Emil Zatopek

1948 yılına gelindiğinde 26 yaşındaydı ve Dünya Savaşı sebebiyle yapılamayan iki olimpiyat sonrası organize edilecek Londra Olimpiyatları bütün ihtişamıyla onu bekliyordu. Tarihler 30 Temmuz 1948’i gösterdiğinde 10 bin metre finalinde tüm dünyanın gözü Finlandiyalı rekortmen sporcu Vijino Heino’nun üzerindeydi. Ancak Çek teğmen dünyayı şaşırtmaya kararlıydı. Üzerinde proleter devrimin ve ülkesinin rengi olan kırmızı mayoyu taşıdığı gölgede 40 derecede gerçekleşen yarış uzadıkça Zatopek rakipleri ile arasındaki farkı daha da açıyordu. Zatopek’in yarış sonunda elde ettiği derece olan 29 dakika, 59 saniye bir olimpiyat rekoruydu. Yaşamın ona vermediğini koşarak elde etmişti Zatopek. Çek atletizmine kazandırdığı ilk altın madalya sonrası tüm dünyanın tanıdığı bir atletti. Emil Zatopek 1948 Londra’da sadece Çek Lokomotivi unvanını değil aynı zamanda hayatının aşkını da kazanmıştı. Kaderin güzel bir cilvesi kendisi ile aynı tarihte dünyaya gelmiş (19 Eylül) olan Dana ile tanışmış ve sonrasında hayatını onunla birleştirme kararı almıştı.

2 gün sonra 5 bin metre finalinde yarışa fırtına gibi başlayan Zatopek, tempoya dayanamayarak geriye düşüyor ve son iki tura girildiğinde Belçikalı rakibi Gaston Reiff’in 50 metre gerisinde bulunuyordu. Zatopek yarışı bırakmamaya kararlıydı ve kendi öz stili olan ani sprintini yapmaya başladı. Finiş çizgisinden göğüs göğüse geçen iki atletten kaybeden salise farkla Zatopek olmuştu. Yine de bir altın ve bir gümüş madalya kazanarak ülkesine büyük bir gururla dönmeyi başarıyordu.

1948 Londra’da kazandığı yarıştan daha çok aklında son anda kaybettiği yarış kalmıştı. Ayrıca Heino yenilmiş olmasına rağmen halen dünya rekorunu elinde tutuyordu. Daha çok çalışmalıydı. Bir sonraki olimpiyatlarda çok daha başarılı olmalıydı. Tüm planlamasını bunun için yaptı. Yıllar çok çabuk geçiyor Zatopek’in ordudaki rütbesi de yükseliyordu. Askeri kurul kendi izni olmadan bir yarışmaya katılmasına izin vermiyordu. Doğu Bloku ülkelerinde gerçekleşen yarışlara katılabiliyor ancak batıya açılmasına hep bir engel koyuluyordu.

1952 Helsinki soğuk savaşın olimpiyatlara taşındığı oyunlar olarak karşımıza çıkacaktı. Oyunlara ilk kez dahil olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, kapitalist dünyaya olan güvensizliği sebebiyle atletlerini Leningrad’a yerleştirip yarışmalar süresince hava yoluyla Helsinki’ye taşımayı planlıyordu. Ancak ‘Komünist Blok’ için ayrı bir olimpiyat köyünün kurulması sonucu Sovyetler Birliği önderliğinde Bulgaristan, Çekoslovakya, Macaristan, Polonya ve Yugoslavya atletleriyle birlikte Helsinki’ye taşındı. Emil Zatopek’de bu ekibin arasında yer alıyordu.

1952 Helsinki’deki ilk sınavı on bin metre finaliydi. Yarışa çok hızlı başlayan Zatopek Fransız rakibi Alain Mimion hariç herkesi fazlasıyla gerisinde bırakmıştı. Son tura girildiğinde kendine has sprintini yine atan Zatopek 29 dakika, 17 saniye ile kendisine ait olan olimpiyat rekorunu yenileyerek altın madalyaya uzanıyordu. 24 Nisan’da gerçekleşen beş bin metre finali çok zorlu bir yarışa sahne olmuştu. Son 200 metreye dördüncü olarak girebilen Zatopek, son bir kumar oynamak zorundaydı. Yaptığı müthiş sprint sonrası ön sıradaki rakibi Chataway’in de pistin bordürüne basıp düşmesiyle ikinci altın madalyayı da elde etti. Tam bu esnada bir güzel haber de eşi Dana Zatopekova’dan geldi. Dana cirit atmada altın madalya kazanmıştı.

Emil ZatopekEmil Zatopek için sırada en zor koşu yarışı olarak tabir edilen maraton vardı. Mesafe koşularında üç altın kazanması için önünde sadece bir engel kalmıştı. Ancak maraton koşularında maalesef çok fazla tecrübesi yoktu. Yarışın favorisi İngiliz Jim Peters’dı. Zatopek’in stratejisi onun temposunu izlemek ve zamanı geldiğinde ünlü sprinti ile işi bitirmek üzerine kuruldu. Peters 32. kilometre koşulurken bir kramp yüzünden yarışı bırakmak zorunda kaldı ve Zatopek bir diğer favori İsveçli Gustav Jansson ile baş başa kaldı. Ancak stada girildiğinde Zatopek’in rakibi sadece kendisiydi. Büyük tezahüratlar eşliğinde yarışı bitirdiğinde kendisini 4×100 metre bayrak yarışını henüz bitirmiş olan Jamaika’lı atletlerin omuzlarında buldu. Yarışta ikinci olan Arjantinli Reinaldo Gorno finişe ondan iki buçuk dakika sonra gelebilmişti. Bu yarışı kazanmış olmasına rağmen Zatopek büyük bir efor sarf etmiş sonraki bir hafta boyunca yürümekte bile inanılmaz zorluk çekmişti. Ama hedefine ulaşmanın verdiği gurur bütün acılarını ve yorgunluğunu almaya yetiyordu. Dile kolay tam tamına üç altın madalya. Eğer bir şeyler kazanmak istiyorsanız, topu olan bir spor yapın. Eğer anlamlı bir tecrübe yaşamak istiyorsanız bir maraton koşun. Emil Zatopek’in bu sözü onunla beraber tarihe kazındı. Kendisine Çek Lokomotivi diyenleri haksız çıkarmamıştı.

Emil Zatopek Prag’da ulusal bir kahraman olarak savaş kazanmış bir kumandan edasıyla karşılanmıştı. Ordu onun adına stadyumda resmi bir tören düzenlemiş ve rütbesini binbaşılığa yükseltmişti. Başkan Gottwald tarafından Cumhuriyet nişanı ile onurlandırılması da cabası.

Amerikan hükümeti bu fenomen atlete duyarsız kalamamış ve eşi ile birlikte yarışmaları için ülkelerine davet etmişti. Emil Zatopek hükümetin baskıları sonucu devlet radyosundan yaptığı açıklamada Amerika’da yapılan yarışları sirk oyunlarına benzetiyor ve Doğu Avrupa sınırları dışında yarışmayacağını açıklıyordu. Hükümet bu metazorinin karşılığında doğduğu kent olan Koprivnice’de onuruna bir müze inşa ediyordu.

Budapeşte’de 10 bin metre yarışında Kovacs tarafından geçilmesi onun düşüşünün başlangıcı anlamına geliyordu. 5 bin metrede yarışmaktan da tamamen vazgeçti. Melbourne olimpiyatları sonrasında uluslararası müsabakalarda yarışmayacağını açıkladı.

Emil Zatopek, 1956 yılında 34 yaşında olmasına rağmen Güney yarım kürede gerçekleşen ilk olimpiyatlar özelliğini taşıyan Melbourne’de maraton koşmaya karar verdi. Olimpiyatların başlamasına sadece bir hafta kala fıtık ameliyatı olmuştu. Doktorların iki hafta koşmamalısın demesine rağmen hastaneden çıkar çıkmaz antrenmanlara başladı. Ancak onun bu çabası yeterli olmadı ve koşuyu altıncı olarak tamamlayabildi. Karı koca artık bırakma kararı almalarına rağmen eşi Dana, 1960 Roma’da da yarıştı ve gümüş madalya kazandı.

Emil Zatopek 1944 yılında dahil olduğu orduda albaylığa kadar yükselmişti. Ordudaki yükselişinin yanı sıra Komünist Parti’de de önemli biri haline geliyordu. 1968 yılında Çekoslavakya’da hürriyet hareketini destekleyenlerin arasında Emil Zatopek’de bulunuyordu. Ama bu manifesto onun yükselişinin sonu anlamına gelecekti. Sovyet tankları Çekoslovakya’ya girip her şeyi darmadağın edince Zatopek’in hem ordu hem de parti kariyeri sona erdi. Zor bir şekilde geçen yedi sene sonrası Spor Bakanlığı Zatopek’in altı yabancı dil konuşabiliyor olması nedeniyle ona yeniden sahip çıktı. Ülkesi için spor makalelerini ve yabancı antrenörlerin çalışmalarını tercüme etti.

Bir neşeli gülüştü Emil Zatopek’in hayatı. Mutluluklarla, sevinçlerle ve zaferlerle süslenmiş uzun bir gülümseyişti. 60 yaşına geldiğinde sol bacağında oluşan bir problem nedeniyle artık en iyi yaptığı işi yapamaz hale gelmişti. Ailesi ile birlikte mütevazi bir şekilde yaşamının sonlanmasını bekledi. 22 Kasım 2000 tarihinde Prag’da hayata gözlerini yumduğunda 78 yaşındaydı. Çek Lokomotifi aradan geçen onca zamana rağmen sporseverlerin gözlerindeki anlamlı değerini asla yitirmedi. Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin Lozan’da bulunan merkezine dikilen heykeli onun dünya sporu için yaptıklarını temsilen koşmaya devam ediyor.

 

NOT: Zatopek’in hayatının nefis bir üslupla anlatıldığı Jean Echenoz tarafından yazılan Koşmak isimli kitabı ve Camuspotu isimli podcastin Emil Zatopek konulu bölümünü okuyucularımıza tavsiye ediyoruz.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Olimpizm: Olimpiyat Oyunları 2

Macaristan Sutopu Takımı ve 1956 Melbourne Olimpiyatları

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More