George Best: Beşinci Beatle

Keşke biraz çirkin olsaydı...

Futbolun ilk starı olarak adlandırılan George Best’in yaşantısı meslektaşlarına oranla biraz daha farklıydı. Modaya olan ilgisi, güzel kadınlara düşkünlüğü ve yüksek kültür temsiliyle adeta bir Beatles üyesini andırıyordu.

9 Mart 1966 tarihi Avrupa futbolunun bir yıldız ile tanışması olarak kayıtlara geçti. Manchester United’ın o dönemin durdurulması güç takımı Benfica ile Işık Stadı’nda yaptığı karşılaşmada sahada beliren bir genç yetenek (George Best), tarihte yeni bir dönemin başladığını müjdeliyordu herkese. İzleyen ve sahada yer alan futbolcuları kendine hayran bırakan bu kişi George Best’ten başkası değildi elbette…

Travmalar, korkular, karakter yapıları… Bu gibi özelliklerin hepsini ailemizden aldığımız bilinen bir gerçektir, bilinmeyeni veya daha az bilineni ise; anne karnındayken ebeveynlerimizin stresli ve kaygı dolu ruh hallerinden de etkilenebildiğimizdir. George Best de alkolik bir anne-babanın ürünü olarak dünyaya gelmişti. Ailesinden ne gördüyse, onunla yoğruldu ve hayatı o yönde şekillendi. Böyle bir durumda önünüzde iki yol vardır; ya ailenizle birlikte yaşadığınız süre boyunca onlarda görmüş olduğunuz eksikleri analiz eder ve kendinizi bunlardan uzak tutarak kişisel gelişiminizi bu yönde yaparsınız; ya da bu durumu hiç sorgulamayıp gördüklerinizi doğru kabul eder, yolunuzu bu şekilde çizersiniz. Best de şüphesiz ki ikinci yolu seçenlerden.

United kariyeri

Manchester United taraftarını keyiften çılgına çeviren, ”Tanrı, Kuzey İrlandalı!” şeklinde bestelere konu olan George Best, kariyerine Kuzey İrlanda’da başladı. Dört kız, bir de erkek kardeşe sahip olan futbol ikonu, meşin yuvarlağa ilk temas ettiği kulüp olan mahalle takımı Crogagh’ta oynarken bir yandan da alkol tedavisi gören annesiyle ilgileniyordu. O kadar yetenekliydi ki burs bile kazanmıştı. Kısa boyuna ve kısmen çelimsiz vücuduna rağmen izleyenlerin dikkatini çekiyordu. Best’in yeteneklerine hayran olan isimlerden biri ise yetenek avcısı Bob Bishop’tı. Onun, dönemin Manchester United teknik direktörü ve efsanesi Matt Busby’ye çekmiş olduğu telgrafla hayatının değişeceğinden habersizdi muhtemelen. Telgrafta ise şöyle yazıyordu: ”Senin için bir futbol dahisi buldum.”

Sahip olduğu sürati, bir kanat oyuncusuna göre fazlaca skorer oluşu ve yeteneğiyle Matt Busby’yi kısa sürede kendine hayran bırakmayı başarmıştı. Best ise yeteneklerine ihanet edercesine vurdumduymaz, hovarda ve gece yaşantısına düşkün bir isimdi. Öyle ki; United kadrosuna katıldığı ilk hafta evini özleyerek takımdan bile kaçmıştı! Matt Busby ise genç oyuncunun yeteneğine hayrandı ve onun ehlileştirilmemesi gerektiğini zira oyuncunun çok özel bir yeteneğe sahip olduğunu söyleyerek onu koruma kalkanına alıyordu.

Busby ve Best

United formasını ilk kez giydiğinde yaşı 17’ydi ve rakip West Brom’du. Bu maçta ortaya koyduğu performansla yalnızca kendi taraftarlarını ve hocasını değil; rakip takım oyuncularını da kendine hayran bırakmıştı. Top ayağındayken sergilediği hüner ve sahip olduğu hızla sağ kanatta bir Road Runner esintisi sunmuştu herkese. Tüm bu pozitif işlere karşın Best hala çok gençti ve Belfast’ı unutamamıştı. Profesyonel sözleşmeye imza atıp Burnley’e karşı forma giymesi istendiğinde ortaya ciddi bir sorun çıkmıştı. Karşılaşma Noel sonrasındaki Boxing Day‘e* denk geliyordu ve Best’in aklında Belfast’a geri uçmak vardı. Oyuncu ve kulüp, Best’in maç biter bitmez Belfast’a gitmesi konusunda anlaştı ve oyuncu maça çıktı. Best karşılaşmayı gol atarak tamamlayıp maç bitiminde ülkesine gittiğinde durumdan memnun olmayan kimse  yoktu.

Bir yıldız doğuyor

United formasıyla geçirdiği ikinci sezonda herkes tarafından kabul görür hale gelmişti ve beraberindeki Dennis Law ve Bobby Charlton ile birlikte müthiş bir üçlü oluşturmuşlardı. Bu üçlü, Manchester United’a iki şampiyonluk getirmişti. 1966 yılında Benfica ile oynadıkları Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek final maçı ise kariyerinin en iyi maçlarından biriydi. O karşılaşmada attığı iki golün ardından Portekiz medyası tarihe düşülen not niteliğindeki o tanımlamayı yapmıştı genç oyuncu için: “O Quinto Beatle” (Beşinci Beatle).

Genç yaşına rağmen bu denli fark yaratan bir oyuncunun medyanın ilgisini çekmemesi imkansızdı. Sadece oyunculuğu ile değil, modaya olan düşkünlüğü ve yaşam tarzıyla da farklı bir portre çizmişti George Best. Her geçen gün biraz daha artan hayran kitlesi onu basit bir yıldız futbolcu imajının ötesine taşıyordu. Hayranlarından aldığı çok sayıda postanın yanı sıra kendisine fotomodellik bile teklif edilmişti! Belki de sonunu hazırlayan durum da karşı koyamadığı ve kendisi için bir yaşam biçimi halini alan farklı hayat tarzıydı.

Futbolculuğunun önüne geçen tüm yan faktörlere rağmen Best’in kariyeri yükselmeye devam ediyordu. 1967-68 sezonunu bir kanat oyuncusu olarak 28 golle tamamlaması ve gol kralı olması kendisiyle ilgili tartışmasız bazı gerçekleri de insanların aklına kazıyordu. O artık bir stardı. Aynı sezon takımı Şampiyon Kulüpler Kupası’nda zafere ulaşırken Best, takımı taşıyan oyuncu konumundaydı. Finaldeki rakip ise tanıdıktı. Best’in zirve maçlarından birini oynadığı Benfica, bu kez kupaya ulaşma yolundaki son engel olarak Kırmızı Şeytanlar’ın karşısına çıkmıştı. Normal süresi 1-1 biten karşılaşmada oyunun gidişatını değiştiren kişi ise ”dahi”den başkası değildi. Uzatma dakikalarında attığı golle takımını 2-1 öne geçiren yıldız oyuncu, karşılaşmanın çözülmesini sağlıyordu. O gol sonrası dağılan Benfica’yı Kidd ve Charlton’ın golleriyle 4-1 mağlup eden United, kupaya uzanırken; Best mi, Eusebio mu soruları da yanıt buluyordu. Aynı yıl Avrupa’da Yılın Futbolcusu ödülünü de kazanan George Best, tartışmasız bir süperstardı. Onun futbol tarzını en iyi anlatanlardan biri ise dönemin Manchester City Teknik Direktörü John Mercer’di: ”Onu incitmek imkânsız gibi. Karşısındakilerin tavrı hep onu korkutmak üzerine. Oysa yanlarından süzülüyor, ayaklarının üstünden zıplıyor ve dev gibi oyuncuları yaprak gibi süzülmeye bırakıyor.”

Düşüş başlıyor

Best’e her daim inanan ve normal şartlarda bir kulüp tarafından kabul edilmeyecek isteklerini dahi kabul edilebilir kılan United efsanesi Matt Busby’nin emekli olmasıyla büyük bir yalnızlık içerisine giren George Best, kendisi üzerinde bir baba figürü etkisi yaratan bu ismin ayrılmasıyla çöküş sürecine girdi. Hiçbir zaman inkar etmediği aşırı alkol tüketimi ve gece hayatına düşkünlüğü bu dönemde zirve yapmıştı. Kendisi de durumun farkındaydı ve meseleyi anlatan şu sözleri söylemekten çekinmiyordu: ”Alkolü bıraktığım doğru ancak sadece uyurken.”

United’ın durumu da o dönemde pek iyi değildi. Best 15 golün üzerine çıkmakta zorlanmıyordu ancak takımın lig sıralaması faciaydı. Kırmızı Şeytanlar ligi sırasıyla 11., 10. ve 8. sırada noktalamıştı. 72-73 sezonu ise dibin tamamen görüldüğü yıldı. Manchester United, 22 takımlı ligi 18. sırada bitirmiş, Best ise içki ve gece hayatının yanına kumarı da eklemişti. Bu sebepten idmanlara da geç geliyordu ve artık kulüp içerisinde onu idare edecek bir figür bulunmuyordu. United tarafından önce Güney Afrika ekibi Jewish Guild’e, sonrasında ise gönlünden hiçbir zaman ayırmadığı İrlanda’nın Dunstable Town takımına kiralandı. Best’in vurdumduymaz ve disiplinsiz hareketleri artık İngiliz ekibi tarafından tolere edilemez duruma gelmişti ve bir sezon sonra kulüp Best’i serbest bırakmıştı. Bu olay gerçekleştiğinde ise Best yalnızca 26 yaşındaydı.

ABD macerası

Best’in kariyeri için karar verme vakti gelmişti. Yaşı, o dönemin futbol iklimi için dahi çok gençti ve toparlanma sürecine girmesi durumunda eski şaşalı günlerine dönebilirdi. Best, boşa çıktıktan sonraki iki yılı düşük profilli takımlarda oynayarak geçirdi. Sonrasındaysa rotasını ABD’ye çevirdi ve yazları Los Angeles Aztecs’te, kışları ise o dönem ikinci ligde yer alan İngiliz Fulham’da geçirdi. ABD’deki performansı gayet iyiydi ve formdaki döneminden kesitler sunuyordu. Hatta bu dönemde Almanya’nın efsane ismi Gerd Müller’le de aynı takımda forma giyme şansı yakalamıştı. Fakat George Best, en nihayetinde George Best’ti! ABD’de bulunduğu süre zarfında futbolculuğunun yanına bar ve plaj işletmeciliğini eklemişti. O dönemde annesini alkol bağımlılığından kaybetmiş olmasına rağmen alkolle arasının hala çok iyi olması ise büyük bir ironi gibi ortada duruyordu. Hibernian forması giydiği dönemde tribünlerden atılan bira kutusunu alıp, içerisinde kalan birayı içmesi ise hayatının güzel bir özeti gibiydi.

Never knowingly outdone: George Best goes to town with the champagne

Best’in içki ve kadınlara olan düşkünlüğünü salt bir sevgi olarak görmek fazlaca iyimserlik olacaktır zira kendisi bir bağımlının sergileyeceği her türden davranışı gösteriyor ya da bu hayatı gereğinden az önemsiyor ve kendine eziyet etmeyi tercih ediyordu! Nevi şahsına münhasır bir hayata sahip oluşunu birkaç güzel eşliğinde gece kulübü kapatmasından yahut Marbella’ya uçarak güzel hanımefendiler eşliğinde votka, şarap ve güneşin tadını çıkarmasından rahatlıkla anlayabiliyoruz. Kendisi de bu konuda oldukça şeffaf, 2001 yılında yazmış olduğu bir yazıda bu durumu açıkça belirtmekten de geri kalmıyor: ”Sırf yapabildiğimi ispatlamak için dünyanın her yerinden kadınlarla birlikte oluyordum. Avustralya’dan bir kadın çağırıp birlikte olur ve birkaç hafta sonra sıkılınca onu geri yollardım.”

Best, 82 ile 84 yılları arasında az sayıda maça çıkarak kariyerini sonlandırmayı tercih etmişti. 88 yılında yapılan jübilesine ise Liam Brady, Pat Jennings ve Osvaldo Ardiles gibi isimler katılmıştı ve bu sabıkalı yıldız omuzlara alınarak futbol kariyerini noktalamıştı. Futbol, yeteneklerini sergileyebileceği muhteşem bir arenaydı ancak onun ilgisi her zaman kadınlar ve içkilerdi. Futbolu bıraktıktan sonra ikinci gece kulübünü de açmıştı. Dostları ile beraber açtığı bu yeni mekan arkadaşları tarafından ”şarap eşliğinde öğle yemeği servisi yapılan, üst katında bir diskonun olduğu, onun üstünde de özel bir süit odası bulunan bir mekândı” şeklinde tanımlanıyor.

George Best bu hayatı yaşayanlardandı, hem günahıyla hem de sevabıyla. Ünlü teorisyen Stuart Hall, alkol kullanan arkadaşlarına ”sınırlarınızı bilin, mutlu yaşayın ve mutlu ölün” tavsiyesini verdiğini söylüyor. George Best’in sınır bilmeyen yapısı, bunu hayat amacı haline getirmesi; genç yaşta organ yetmezliği ve ciğerlerinin su toplaması sonucunda hayata gözlerini yummasına neden olacaktı. Yaşamının son zamanlarını geçirdiği hastanede kendisiyle görüşmeye gelen bir gazeteciye söylediği sözler ise bir otobiyografinin son cümlesi niteliği taşıyordu adeta: ”Benim gibi ölmeyin.”

 

*Boxing Day: İngiltere, Avusturalya, Yeni Zelanda ve Kanada’da kutlanan tatil günüdür.  Özellikle son yıllarda bugün İngiltere’de bir futbol şölenine dönüştürülür.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Mutlu Çocuk: N’golo Kante

7 numaranın Efsanesi ve Laneti

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More