2018 Dünya Kupası İncelemesi – Meksika

Ateşli tribünleri, bol acılı yemekleri, antik Aztek tapınakları, sokak çeteleri ve yıllardır tribünlerde fenomen olan meşhur “Meksika Dalgası”yla 20 defa düzenlenmiş olan Dünya Kupası’na 15 defa katılma başarısını gösteren bir nevi kupanın olmazsa olmazlarından Meksika’ya bir göz atalım.

Meksika, katılım sayısına baktığımızda turnuvanın gediklilerinden diyebiliriz. Hatta 1986’da Maradona’nın yıldızlaştığı, meşhur 1986 Dünya Kupası’nın da ev sahipliğini üstlenmişlerdi. Tarihlerindeki en iyi dereceyi de çeyrek final oynadıkları bu turnuvada aldılar. Çeyrek final maçında Batı Almanya ile karşılaşan Meksika, normal süresi 0-0 biten maçta tribünlerin büyük desteği ile maçı uzatmalara taşımayı başarmıştı. Üstelik maçın son dakikalarına doğru Batı Almanya, Thomas Berthold’un atılmasıyla 10 kişi kalarak turu resmen Meksika’nın ellerine teslim etmiş durumdaydı. Uzatma dakikalarında arka arkaya pozisyonlar yakalayan Meksika, yer yer bireysel beceriksizlikten, yer yer Batı Almanya kalecisi Schumacher’in kalesinde devleşmesiyle kaçan sayısız gol pozisyonları nedeniyle uzatmalarda gol bulamamış ve turu penaltılarla Batı Almanya’ya 4-1 kaybederek kupaya veda etmişti. Kendi evlerinde kupaya bu kadar yaklaşmışken, bu fırsatı tepmeleri bugün bile ülke için unutulmayan acı bir hatıra olarak tazeliğini korumakta. Meksika 1986 Dünya Kupası’ndan sonra katıldığı tüm Dünya Kupalarında sürekli olarak ikinci turda elendi. Üstelik her seferinde kıl payı kaybettiği maçlarla. Ne yazık ki bu talihsizlikleri, 2014 Dünya Kupası’nda da yakalarını bırakmayacaktı.

2014 Dünya Kupası’nda çok zorlu bir gurup kendilerini bekliyordu. Mücadele ettikleri A gurubunda; turnuvanın favorilerinden ev sahibi Brezilya, güçlü kadrosuyla Hırvatistan ve Kamerun yer almaktaydı. Meksika ise güç bela Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanmış, teknik direktör Miguel Herrera takımı neredeyse tamamen değiştirerek turnuvaya yepyeni bir takım ile katılmıştı. Brezilya’nın açıkça favori görüldüğü gurupta, otoriteler Brezilya ile Hırvatistan’ın gruptan çıkacağı varsayımında bulunuluyordu. Meksika grubun ilk maçında Kamerun’u 1-0 ile geçmeyi başardı. İkinci maçta ise güzel bir oyun sergileyerek, Brezilya ile 0-0 berabere kalarak umudunu son maça taşıdı. Brezilya guruptan çıkmayı garantilemiş gibiydi. Gurubun asıl kader maçı ise Meksika ve Hırvatistan arasında oynanacaktı. Meksika bu maçta gurubun favorileri arasında gösterilen Hırvatistan’ı ikinci yarıda bulduğu gollerle 3-1 mağlup ederek son 16’ya adını yazdırmıştı. İkinci turda rakipleri bu sefer Hollanda’ydı. Maçın 48.dakikasında, turnuvada gösterdiği performansla dikkat çeken isimler arasında yer alan Giovani dos Santos’un golüyle 1-0 öne geçtiler. Çeyrek final kapıları yıllar sonra tekrar sonuna kadar aralanmışken, önce 89’da Wesley Sneijder ve hemen akabinde uzatma dakikalarında Klas-Jan Huntelaar’ın arka arkaya gelen golleriyle, Meksika turnuvaya yine ikinci turda veda etmek zorunda kaldı. Bu sonuç ülke için hayal kırıklığı yaratmış olsa da, takımın performansı ve teknik direktör Miguel Herrera’nın dünya genelinde sempati toplayan hareketleri herkeste iyi bir intiba bıraktı. Turnuvadan sonra Meksika Futbol Federasyonu Başkanı Justino Compean, teknik direktör Herrera ile yola devam etme kararı aldıklarını ve Rusya’da yapılacak olan 2018 Dünya Kupası’nda kendisini takımın başında görmek istediğini açıkladı.

Dünya Kupası’nın akabinde 2015’te Kuzey Amerika ve Orta Amerika ülkelerinin katıldığı Concacaf Gold Cup’ı kazanmayı başarsalar da, teknik direktör Miguel Herrera’nın kendisini sert bir şekilde eleştiren Azteca Televizyonu muhabiri Christian Martinoli’ye saldırması sebebiyle görevine son verildiği açıklandı. Bu beklenmedik değişim kupa elemelerine hazırlanan Meksika için adeta şok etkisi yarattı. Federasyon Herrera’nın yerine, Sao Paulo’dan ayrılan Kolombiyalı çalıştırıcı Juan Carlos Osorio ile el sıkıştı. Çiçeği burnunda teknik direktör, korkulanın aksine son derece başarılı bir başlangıç yaptı. Dünya Kupası eleme guruplarında aldığı seri galibiyetlerle kısa sürede Meksika kamuoyunun takdirini toplayabilmişti. Aynı sene 2016’da düzenlenen Copa America’da da güzel oyun ve yine seri galibiyetlerle çeyrek finale yükselmeyi başaran Meksika, kupanın favorileri arasında gösterilirken çeyrek finalde eşleştiği ev sahibi Şili’ye karşı aldığı 7-0’lık ağır mağlubiyetle elendi. Hedef tahtasına oturulan isim Juan Carlos Osorio, taraftarlardan özür dileyerek bütün sorumluluğu üzerine aldı. Kısa zaman içinde toparlanmayı başaran Meksika, Copa America’nın ardından katıldıkları Konfedarasyon Kupasında yarı finalde Almanya’ya 4-1 yenildi. Her yıl favori gösterildikleri 2017 Concacaf Gold Cup’ta yarı finalde Jamaika’ya elenmesi tabiri caizse bazı homurdanmalara sebep oldu. Osoiro bu durumu Dünya Kupası eleme gruplarında gösterdiği performans ile kısa sürede telafi etmeyi başardı. Gruplarda aldığı tek mağlubiyetle, Dünya Kupası eleme grubunu birinci olarak tamamlayarak kupaya katılmaya hak kazandılar. Üstelik gruplarda sadece 6 gol yiyerek, elemelerde en az gol yiyen takımlar arasına girmişlerdi.

2014 Dünya Kupası ve sonrasındaki turnuvalarda eski teknik direktör Miguel Herrera, takımın alışıla geldik 4-3-1-2 dizilimini atak bir 5-3-2 dizilimiyle değiştirmişti. Bu dizilim ile Herrera’nın Meksika’sı, hücumcu bekleriyle sürekli ileri iten ve rakip ceza sahasında bulduğu açıkları seri bir şekilde değerlendiren bir oyun anlayışına evrilmişti. Takımın tekniği yüksek oyunculardan kurulu olması bu konuda avantaj sağlasa da, ağır orta saha ve stoper yapısı sebebiyle fizik gücü yüksek takımlara karşı büyük dezavantaja dönüşüyordu. Mevcut teknik direktörleri Juan Carlos Osorio ise göreve başladığından bu yana 3-5-2’den 3-4-3’e, 4-3-3’ten, 4-2-3-1’e birçok farklı dizilişe şans verdi. Son zamanlarda ise daha ciddi maçlarda tercihini dörtlü savunma hattına uygun dizilişlerden yana kullanan Osorio, genel olarak ise üçlü savunmadan ödün vermiyor. Fakat hazırlık maçlarından da gözlemlenebildiği gibi üçlü savunma ile sahaya çıktıkları neredeyse tüm maçlarda, rakip hücum hattına çok kalabalık girdikleri için rakiplerin ani kontra ataklarına karşı zor duruma düşmekteler. Bu zaaflarını düşününce, turnuvanın kalburüstü takımlarına karşı dörtlü savunma ve kalabalık orta saha anlayışına dayanan 4-2-3-1 veya 4-3-3 benzeri bir dizilişi tercih etme olasılıkları yüksek.

Takımın en zayıf halkası ise kesinlikle sağ bekleri ve yedek kulübesi. Sağ bekte henüz 21 yaşında olan CF America forması giyen Edson Alvarez, ne yazık ki takım için yeterli bir oyuncu izlenimi vermiyor. Bu yüzden Miguel Layun’un sağ bekte oynatılma olasılığı çok yüksek. Layun merkezde Hector Herrera ile birlikte çok etkili bir performans göstermekteydi. Sağ beke geçme ihtimali Meksika için orta alanda ister istemez bir boşluk oluşmasına sebebiyet verecektir. Oluşan bu eksiklikler, teknik direktör Osorio’nun bu sezon sakatlıklarla boğuşan ve LA Galaxy’de doğru düzgün forma şansı bulamayan Giovani dos Santos’u, başlarda turnuvaya götürmeyi düşünmemesine rağmen sonradan dahil etme sebebi bile olabilir. Son olarak sağ ayak bileğinden sakatlanan Nestor Araujo’nun kadrodan çıkartılması, savunma hattını zor duruma sokmuş durumda. Alternatif stoperler Diego Reyes ve Hector Moreno, Araujo’nun performansına yaklaşmaktan çok uzaktalar. Özellikle kalabalık hücumlarda, yiyecekleri olası kontralarda Araujo’nun yokluğunda çok zorlanacakları aşikar. Savunmada Solceda ve Araujo çok iyi bir tandem oluşturmuşlardı. Zaten sıkıntılı durumda olan bu kritik bölgelerdeki sakatlıklar, Meksika için büyük problemler yaratabilir.

Takımın artılarına gelecek olursak, sahada dağınık görüntü çizmelerine rağmen takım içi yardımlaşma had safhada diyebiliriz. Özellikle top rakipteyken yapılan baskı ile rakibin hataya zorlanması, bu sırada oyuncuların adam paylaşımı hazırlık maçlarından da gördüğümüz kadarıyla iyi çalışılmış. Bunun dışında takımın stoperlerinden Carlos Salcedo bu sezon Bundesliga’da(Eintracht Frankfurt)  harika bir performans sergiledi. Orta sahada ise Hector Herrera takımın en garanti isimlerinden diyebiliriz. Kendisine, her ne kadar formsuz olsa da Real Betis’te forma giyen Andrés Guardado eşlik edecek gibi gözüküyor. Marco Fabian’da, tıpkı takım arkadaşı Salcedo gibi Eintracht Frankfurt’ta çok iyi bir sezon geçirdi. Osorio’nun 11’de düşüneceği isimlerin başında gelecektir. Jesus Gallardo sol bekte oynayabilecek ve hali hazırda oynayan en ideal isim. Yeri geldiğinde bütün sol koridoru hem defansif, hem ofansif açıdan çok iyi kullanabilmekte. Sağ kanatta Carlos Vela’nın hücum hattını destekleme ihtimali gayet yüksek. Takımda hem sol, hem de sağ kanatta görev yapabilen ve hızıyla dikkat çeken Javier Aquino’yu da unutmamak gerekli. Sol tarafta ise Hirving Lozano gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekecek. Geçtiğimiz sezon Pachua’dan 10 milyon euroluk bir bonservis ile PSV’ye transfer olan ve Eredivisie’de gösterdiği 19 gol 10 asistlik performans ile dikkat çeken genç yıldız, turnuvanın en merak edilen isimlerinden. Hazırlık maçlarında da takımın en çok öne çıkan oyuncularının başında geldi. Büyük ihtimalle bu turnuvanın akabinde, İngiltere veya İspanya’ya transferi gerçekleşecekmiş gibi görünüyor. Lozano’nun ilerisinde “Chicharito “ lakaplı Javier Hernandez ile Benfica’nın golcü ismi Raul Jimenez kıyasıya bir mücadeleye girişecekler gibi. Meksika’nın açık ara en bereketli kısmı hücum hattı diyebiliriz. Buradaki oyuncuların farklı mevkilerde oynayabilme özelliği de, teknik direktör Osorio’nun elini rahatlatacaktır.

2018 Dünya Kupası’nda F Grubu’nda mücadele olacak Meksika’nın rakipleri; son Dünya Şampiyonu Almanya’nın yanı sıra, Asya temsilcisi Güney Kore ve eleme turlarında İtalya’yı eleyerek kupaya katılan İsveç olacak. İlk maçını 17 Haziran’da Almanya ile oynayacak olan Meksika’nın İsveç ile grup ikinciliği konusunda rekabete gireceğini düşünüyorum. Almanya’yı yenmek kendileri için gerçek manada zor. Keza İsveç’te kolay lokma sayılmaz. F grubunda Almanya’nın hemen arkasında bu ikilinin mücadele verecekleri konusunda, çoğu futbol otoritesi hemfikir.