Devrik Milano İmparatoru: Adriano Leite Ribeiro

“Favela”dan doğan yıldızın, başladığı yere geri dönmesinin hikayesi…

Cristo Redentor (Kurtarıcı İsa Heykeli), Rio de Janeiro

Hristiyan kültürünün egemen olduğunu gösterircesine arz-ı endam edip kente ve sakinlerine kucak açan Cristo Redentor’un gölgesinin düştüğü Rio de Janeiro’da, kente ve ülkenin geri kalanına egemen olan bir diğer kültürün, futbolun, mabedlerinden biri sayılabilecek sabık adıyla Estádio do Maracanã Stadyumu’nun olması biraz ironiktir.

Peki, kentin gerçek simgesi hangisidir? Bu sorunun cevabı pek çok kişiye göre, hele ki futbol ile pek içli dışlı olmayanlara göre, Dünyanın 7 Harikası’ndan biri sayılan Kurtarıcı İsa Heykeli’dir. O halde, uzaktan, çok uzaktan, üstünkörü ve dışardan bir bakış açısıyla bakıldığında akla gelen bir diğer sorunun , “Asıl kurtarıcı kimdir: Cristo Redentor mu, yoksa Estádio do Maracanã mı?” ,cevabı nedir?

Elbette sorudaki yerellik ve öznellik bir kenara bırakılırsa bu seçenekleri ikiye indiren soru cümlesi bir abartıdan ibarettir. Maddiyat ile maneviyat, görülen ile görülmeyen arasında satıhlara tam olarak kestirilemeyen ilişkiye dair bir metafor yaratma çabasıdır. Belki de değildir. Pekala saçma bir benzetme de olabilir. Belki de seçenekler ikiden çoktur ve test çoktan bir seçmeli değildir. Belki de kurtarıcı çok başka bir yerdedir…

Maracanã Stadium, 1950, National Archive Collection tarafından, Wikimedia Commons aracılığıyla

Gelgelelim sorunun güzelliği, yerelliğinden ve abartısından gelir. Memleketimizin güzide mizah âleminde, 5 liradan başlayarak 200 liraya varana kadar her defasında daha çok gülümseyen Gazi portresine ithafen “Atatürk bile zenginlere daha çok gülümsüyor!” denildiği gibi Rio de Janeiro’nun varoş, getto ya da gecekondu mahallelerinde yani meşhur favelalarında bahsi geçen bir söz vardır:
“İsa, zenginlere kucak açarken, bize sırtını dönüyor!”

Hakikaten Kurtarıcı İsa Heykeli, zengin muhite yüzünü dönmüşken arkasına favelaları almıştır. Bu oldukça ilginç bir mizansen tablo oluştursa da asıl önemli olan denize bakmak ile denize sırtı dönmekten geçer. Yani, sanırım… Heykelin denize bakması artistik açıdan daha güzel bir görüntü oluşturmasını bir kenara bırakırsak, herkes bilir ki deniz kenarları pahada daha ağır arsalardır!

Eğer her gün geçilen haberlere ve paylaşım sitelerine düşen videolara aldırmayacak ve uzaktan bakıldığında bunun tıpkı “Evet! Bu doğru! Herkes deveye binip fes takıyor!” gibi, yaftalanmış bir imaj meselesi olduğundan bahsetmeyeceksek, Fernando Meirelles’in Bafta ödüllü ünlü filmi Cidade de Deus’da da anlatıldığı üzere favelalarda uyuşturucu trafiği, cinayet ve çete savaşları süregelen bir yaşam biçimi gibidir. Hayatı idame ettirmek zor; zamanın başlangıcından itibaren hemen her yerde olduğu gibi bir kurtarıcı aramak ise genelgeçer ve beklendiktir. Favelada futbol, kurtarıcı rolünü hakkıyla oynar.

Ataerkil bir kafayı bir kenara bırakırsak mevzu sadece erkek egemen futbol dünyasından ibaret değildir. The Guardian’ın 17 Şubat 2014 tarihli, Jo Griffin’in “The Brazilian women using football to escape the favelas” başlıklı yazısında, favelalardaki yaşam özellikle kadınlar nezdinde irdelenir. Kadınların içinde doğdukları uyuşturucu trafiğinde bir piyon olmak dışındaki şansının, bir uyuşturucu tacirinin sevgilisi olmak olduğu ve bunun para kazanmanın ya da camiada bir yer edinmenin tek yolu olarak görüldüğü yazılmıştır. Eğer fuhuşu saymazsak!
Favela Street adlı projenin kurucusu Philip Veldhuis’in dediklerine bakılırsa  favelalarda çocukların tek seçim şansı var: Ya uyuşturucu ağına katıl, ya da futbol oyna.Onlar da oynar…

Favelalar Zico ve Romario gibi birçok ünlü futbol azizi çıkarmıştır. 1982 yılına gelindiğinde, onlara bir yenisi daha eklenir gibi olur.

Şubat’ın 17’sinde Rosilda Ribeiro’dan doğma, Almir Ribeiro’dan olma, Adriano Leite Ribeiro adlı bir çocuk, Rio de Janeiro’nun favelalarından birinde doğar. Bulduğu hemen her yerde, çıplak ayakla futbol oynayan ‘Popcorn’ lakabıyla tanınan bu çocuk, o yıllarda Tank veya İmparator olarak bilinmiyordu. O zamanlardaki mütevazi lakabını arkadaşları takmıştı. Ninesi, sokalarda seyyar olarak sokak yemekleri satıyordu. Bunlar arasında patlamış mısır da vardı. Torunu maç yaptığı hemen her zaman patlamış mısırlarıyla sahanın kenarına gelirdi. İşte, lakabını buradan almıştı. Ninesinin kazandığı bu paralar çoğunlukla Adriano’nun futbol kariyerinin başlangıcı için harcanıyordu. Diğer yandan babası Almir de oğlunun kendini ve ailesini kurtaması için çabalıyordu.

Adriano’nun, sonraları babasının söylediklerinden alıntıladığına göre, babası: “Oğlum, sana pahalı hediyeler veremem, ama sana futbolu verebilirim.” diyerek tüm birikimlerini oğluna futbol oynaması için vermişti. Zaten yoksul bir ailenin reisi olarak pek bir şeyi olmayan bu adamın futbol ve oğlunun yetenekleri için yapmış olduğu  fedakarlık, bu sayede oğlunun hayatını kurtarabileceğine dair bir öngörü değil de nedir?

Yoksul bir ailenin çocuğu olan Adriano’nun elinde bir tek futbol vardı ve futbol da ona karşı boş değildi. Bir favela çocuğu olarak kurtarıcısından yani futboldan istediği, zengin olmak ve lüks arabalara binmekti. Adriano, kariyerine eğer sokakları ve “Ordem e Progresso” adlı takımı saymazsak 1999 yılında Flamengo altyapısında başladı. O koca cüssesi ve gücüyle nam salmış bu adam, o zamanlar kariyerine sol bek olarak başlamıştı. Şükür ki çok geçmeden aklıselim kimselerce fark edilip o müthiş sol ayağının yüzü suyu hürmetine esas mevkisine, imparatorluk tacını giyeceği santrfora, geçti.

Zlatan Ibrahimovic, Sportbible’a verdiği demeçte, Adriano hakkında şunları söyleyecekti:
“Müthiş şampiyonlarla oynadım. Halihazırda ‘OHA’ olan oyuncularla oynadım. Yetenek gördüğüm oyuncularla oynadım ve sonrasında ‘OHA’ oldum. İnter’deyken bu, Adriano’ydu.Onun hakkında hissettiğim, daha uzun süre yapabilirdi ama yapmadı. Inter’e geldiğim zaman yaptığım ilk şey, başkana söylediğim ilk şeydi. Onun kalmasını istedim. Çünkü o, birlikte oynamak istediğim oyuncuydu. Çünkü, olduğu gibi bir hayvandı. Her açıdan şu atabilirdi. Kimse onu durduramazdı. Kimse topu ondan alamazdı. O saf bir hayvandı. Fakat kısa sürdü.”

Adriano kurtarıcısını yani futbolu bulmuştu. Ya da sahte kurtarıcısını mı demeli?

2000 yılında kulübü Flamengo ile 2 yıllık profesyonel sözleşme imzaladı. Çok geçmeden 2001 yılında Avrupa’nın yolunu tuttu. Seria A’nın ağır toplarından İnter Milan onun için 13.19 milyon euroyu gözden çıkardığında 20 yaşlarındaydı. 2001/2002 sezonunun devre arasında Fiorentina’ya kiralandı. Takip eden sezon ise Parma’ya 14.50 milyon euro karşılığında transfer oldu. Parma’da geçen bir buçuk sezonda, çeşitli turnuvalarda toplamda 46 maça çıkıp 26 gole imza atarak rüşdünü ispat ettikten sonra Ocak 2004’te İnter Milan’a  24.50 milyon euro karşılığında geri döndü. Peru’da düzenlenen 2004 Copa America’da Brezilya kupayı kaldırırken  Adriano, Altın Ayakkabı’ya layık görüldü. 2015 Confederation Cup’ta yine aynı ödüllü alacaktı.

 

 

 

 

İnter Milan’daki ilk sezon performansı taraftarların onu, Ronaldo de Lima’nın halefi olarak yeni ‘Fenomen’ diye etiketlemesine   yetti. Fakat bu etiket kısa süre içinde sökülecekti.

 

 

İnter Milan’daki takım kaptanı Zavier Zanetti İnternews’e verdiği mülakatta, çok sonraları şunları söyleyecekti:

 

 

 

“Adriano’nun ona bakan ve onu hizaya sokan bir babası vardı. Fakat, 2004/05 sezonununda, hayal edilemez bir şey oldu. Brezilya’dan bir telefon geldi ve ona babasının öldüğünü söylediler. Onu ağlarken gördüm. Telefonu fırlattı ve bağırmaya başladı. O günden sonra, Moratti ve ben, ona kardeşimiz gibi bakmaya ve onu korumaya karar verdik. Oynamaya, gol atmaya ve attığı golleri babasına ithaf etmeye devam etti. Fakat o telefon görüşmesinden sonra, hiçbir zaman aynı olmadı. Ona Ronaldo ile Zlatan’nın bir karışımı olduğunu ve onlardan daha iyi olabileceğinden bahsettik. Yine de yaptığımız her şeye rağmen aslında bir şey yapamadık. Depresyonunu yenmesine yardımcı olamadık. Ve bu hâlâ yakamı bırakmıyor.”

Evet! Adriano gollerini atmaya devam etti. Gel gör ki derin bir buhrandan geçiyordu. Yeni bir kurtarıcıyla o zaman tanıştı: Alkol!

Adriano, alkol kullanımı hakkında şunları söylemişti:
“Babamın ölümü bende büyük bir boşluk bıraktı. İtalya’da yalnızdım, üzgündüm ve depresyondaydım. Ve işte o zaman içmeye başladım. İçtiğim zamanlar mutlu olduğum yegane anlardı. Önüme gelen her şeyi içiyordum: Şarap, viski, vodka, bira… Nasıl saklayacağımı da bilmiyordum. Sabahları antrenmana sarhoş giderdim.”

Gün be gün sabık kurtarıcısı futbolla araları açıldı. Sezon sezon performansı düştü. Seria A’da Inter Milan ile 2004/05 sezonunda çıktığı 30 maçta 16 gol; 2005/06 sezonunda çıktığı 30 maçta 13 gol 1 asist; 2006/07 sezonunda çıktığı 25 maçta 5 gol 11 asist; 2007/08 sezonunda çıktığı 6 maçta 1 gol; 2008/09 sezonunda çıktığı 16 maçta 3 gol 3 asist gibi istatistikler ile oynadı. Inter Milan, sahip olduğu doğuştan gelen yetenekler ile onu her zaman kazanmaya çalıştı. 2009 yılına gelindiğinde İnter Milan’ın teknik direktör koltuğunda oturan Jose Morinho da ona şans verenler arasındaydı.

Jose, onun hakkında şunları söylemişti:
“Bizim için ciddi bir mesele. Şaka değil. Bu disiplin eksikliği ile alakalı değil fakat bir şeyleri karmaşıklaştırmayı istemiyorum. Üzgünüm, kızgın değilim. Herhangi bir şey söylemek istemiyorum. Nasıl biteceğini göreceğiz. Futbolcudan çok kişi için endişeliyorum.”

Nihayetinde  Adriano ile Inter Milan ilişkisi 2009 yılında sona erdi. Gel gör ki futbola yeniden dönebileceği umudu, bu sahte bir umut bile olsa, iştah kabartıcıydı. O, hakikaten, bahşedilmiş meziyetleriyle ‘belki’lerin, ‘keşke’lerin ve ‘acaba’ların futbolcusu durumundaydı.

Ülkesine, her şeyin başladığı kulübü Flamengo’ya, işte böylece döndü. Güvenilmez tabiatı gereği kulübü ona 1 yıllık sözleşme önermişti. Bu 1 yılda Adriano eski günlerinden, futbolun kurtarıcısı olduğu günlerden, esintiler sundu. Bu performası ona ‘çizme’nin kapılarını tekrar açtı. İtalya’nın başkent ekibi Roma ona bir şans vermeye hazırdı. Verdi de. Heyhat! Flamengo performansı bir iluzyon olmalıydı. Sahte bir umut ışığı… Yeni takımında 7 ayda sadece 5 maça çıkabilen Adriano, 9 ayı bulmadan Roma ile ilişkilerini kopardı.

Mart 2011’de yeniden ülkesine dönüp bu sefer Corinthians kulübüyle 1 senelik sözleşme imzaladı. Çok geçmeden aşil tendonu yırtığı ile sakatlanıp sözleşmesinin 6 ayını iyileşme sürecinde geçirdi. Bu sakatlıktan geri döndü ama gerçekten bir dönüş müydü bu? Aslında futbola karşı son ilgisini de kaybetmişti. Bundan sonra gittiği hiçbir kulüpte 1 seneden çok tutunamadı. Ve 2016 yılında 34 yaşındayken aktif futbol hayatını sonlandırdı.

Gelgelelim o sahte umut ışığı hiç sönmedi. 2018 yazına geldiğimizde, 2018 Dünya Kupası arifesinde, Adriano’dan hâlâ olabileceğini düşünenler yok değildi. Flamengo’nun başkanı Eduardo Bandeira de Mello, Fox Sports’a verdiği mülakatta, Adriano’ya teklif yaptığı ama onun teklifi reddetiğini: “2018 Dünya Kupası’nda o 36 yaşında olacak. Ama hâlâ diğer herkesten daha iyi. Artı, Flamengo’nun bir idole ihtiyacı var. Fakat o, teklifimizi kabul etmedi,” diyerek açıklamıştı.

Adriano, mahallesine yani favelalara geri döndü.

Adriano, Comando Vermelho adlı çetenin işaretini yaparken

Şimdilerde onun, sabahlara kadar süren partilemeler, sabahlanan gecekulüpleri, alkol ve uyuşturucu âlemlerinden sonra borç batağına saplandığını söyleyenler, lokal bir çete olan Comando Vermelho (The Red Command/Kızıl Emir) korumasında yaşadığını da söylüyorlar. Diğer yandan, borç meselesi ve fakirleşme mevzusunun abartı olduğunu iddia edenler, 126 bin dolarlık arabalarla gezdiğini, partilerini değme ve revaç mekanlarda (sözgelimi 2017’deki  Rio de Janeiro’nun nezih yerleşim yerlerinden birindeki pop mekanlarından, geceliği 95 bin dolara patlayan doğumgünü ) yaptığını ve geceliğinin onbinlerce dolara mâl olduğunu, milyon dolarlık özel jetlerle seyahat ettiğini belirtiyorlar.
Neyin doğru neyin yanlış olduğu tartışma konusu olsa da, kendisinin de dediği gibi “ne yaşadığını sadece kendisi bilen”, futbolseverlerin ağzına bir parmak bal çalıp potansiyeline ulaşamadan devrilen belki de kurtarılmayı ve yardımı bekleyen Milano İmparatoru’ydu o.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More