Wimbledon 2021 ve Federer: Ekselansları’nın Son Dansı Mı?

Onun adını ilk duyduğum zaman tarih 9 Temmuz 2007’yi gösteriyordu. Bir gün önce oynanan Wimbledon finalinin sabahında spor programlarının alt bandı “Ard arda 5. Wimbledon zaferi Federer’in” yazıyordu. Benim için o gün bir başlangıçtı.

Wimbledon kurucuları All England Lawn Tennis ve Croquet Club yetkilileri köklü organizasyonun değerini en başından beri en üst seviyede tutmaya çalışıyor. Tenis sporunun yıllardır aynı seviyeyi korumasına da en büyük katkıyı sağlıyor. 1877 yılında amatör sporcuları içinde barındırarak başlayan turnuva, 1968 senesine kadar bu şekilde sürdürülmüş, bu süreçte 4 yıl Dünya Savaşı I, 5 yıl da Dünya Savaşı II yüzünden ertelenen organizasyon, geçtiğimiz yıl pandemi koşullarından ertelenmesine kadar aralıksız devam etmiştir.

28 Haziran Pazartesi günü, iki yıllık aranın ardından bu şölene tekrardan kavuşuyoruz. Çim kortta oynanan tek Grand Slam olan Wimbledon, dört büyük Grand Slam turnuvaları arasında en prestijlisi. Sporcuların beyaz giyme zorunluluğu, korta giriş çıkış protokolleri ve ilk Pazar günü maç oynanmaması turnuvanın en önemli geleneklerindendir. Bu geleneklerin dışında beni ilk gördüğüm zaman şaşırtan nokta ise resmi Wimbledon sitesine kayıt olurken size sorulan Title (Unvan) kısmı. 13 farklı seçeneğin arasında “Mr, Mrs” gibi unvanlar dışında, “Sir, Lady, Lord” unvanları da bulunuyor. Bu bile turnuvanın ne kadar köklü ve prestijli olduğunun bizlere kanıtlıyor.

All England Lawn Tennis’e ait olan kırk iki dönümlük arazinin üzerinde oynanan Wimbledon, içerisinde on sekiz maç kortu, yirmi antrenman kortu ve sekiz Amerikan toprak kortu bulunduruyor. Bu kortların arasında en önemlisi “Centre Court (Merkez Kort)”, kapasite bakımından en büyük tenis kortu olması ile beraber, Kraliyet Ailesi ve diğer seçkin konuklar tarafından kullanılmak üzere Kraliyet Kutusu olarak bilinen birinci sınıf bir kutuya sahip.

Aynı zamanda bu ihtişamlı tesisin içerisinde 1970 yılında kurulan Wimbledon Tenis Müzesi bulunmaktadır. İçerisinde bu zamana kadar olan şampiyonların fotoğrafları, kullandıkları raketleri ve Viktorya döneminde giyilen kıyafetlere kadar birçok güzel, tarihi detayları barındırır. Aynı zamanda Kenneth Ritchie Wimbledon Kütüphanesi adı altında, 1976 yılında Alan Little tarafından açılan kütüphane vardır. İçerisinde sayısız kitap ve tenis üzerine eski gazeteleri bulunduran tesis, Wimbledon turnuvasının olduğu zamanlar kapalıdır.

Wimbledon

Genel hatlarıyla Wimbledon önemi, gösterişi bunlardır. Daha çok derinlemesine girmek isterseniz karşınıza sayısız tarihi olaylar, ilginç detaycılıklar çıkacaktır. Ancak yazının devamında bunlara değinmeyeceğim. En başta da söylediğim gibi benim için başlangıç olan 2007 senesi, aslında Federer’in “prime” dönemine denk geliyor. O art arda 5. Wimbledon zaferine ulaşırken hem bunu başaran ikinci profesyonel tenis oyuncusu oluyor hem de belki de benle beraber birçok insanı kendisine hayran bırakmayı başarıyordu.

Tenisi tercih ettiğime hiçbir zaman pişman olmadım. Çünkü teniste tüm kontrol bende, kaybettiğin zaman kaleciyi suçlamak kolaydır. Ama ben kendimle yüzleşmeyi tercih ettim.

Roger Federer

Takip eden sezon onu ilk defa izleme şansı bulduğumda o yine Wimbledon finalindeydi, bir önceki sezon finalde yendiği rakibi Rafael Nadal’a karşı. Tam 4 saat 48 dakika ekrana kitlenmiş, Federer’in tek el backhandlerine (en zayıf yönü backhanddir) büyük bir hayranlıkla takip ederken, karşısındaki adamı ise tıpkı Federer gibi ilk defa izliyordum. 22 yaşında bitmek tükenmek bilmeyen bir efor ile memleketi İspanya’nın simgesi olan boğa gibi saldırıyordu. Nadal ile tanışmam da bu şekilde olmuştu.

Maç uzadıkça Federer’e olan hayranlığım artarken, Nadal’a büyük saygı duymaya başlamıştım. Ne olursa olsun arzum Federer’in kazanmasıydı. Maç sayısı gelene kadar kaç saattir televizyona baktığımı, ne zamandır yemek yemediğimi bilmiyordum. Son sayının ardından Nadal’ın kazanmasıyla beraber yaşadığı sevinç beni bir nebze üzerken, nasıl büyük bir olay başardığını mutluluğundan görebiliyordum. Çünkü o gün Ekselansları Roger Federer’i evinde yenmeyi başarmıştı. Federer beş yıllık serüvenin ardından kaybetmiş, onun büyüsünü ben mi bozdum acaba diye de düşünmeden edememiştim. Neyse ki bir sonraki turnuva beni üzmemişti.

Wimbledon

2008 mağlubiyetinin ardından sadece üç kez (2009,2012,2017) turnuvayı kazanabilen Roger, yaşadığı sakatlıklar ve yaşının ilerlemesiyle beraber bu sezon belki de son Wimbledon turnuvasına çıkıyor. Üst üste iki diz ameliyatının ardından neredeyse bir sene sonra Katar Açık turnuvası ile kortlara dönen Ekselansları, Roland Garros dahil olmak üzere eski günlerinden uzak bir görüntü çizse de herkes onun Wimbledon için hazırlandığını biliyor ve umuyor.

28 Haziran Pazartesi başlayacak olan turnuvanın ikinci günü sahne alacak olan İsviçreli raket, muhtemel son turnuvasında bizlere neler gösterecek? Evinde tekrardan kupaya uzanabilecek mi? Finale kadar ilerleyebilirse muhtemel rakibi Djokovic ile nasıl baş edecek? Tüm bu sorular ve fazlası biz tenis severlerin kafasında dönüp duruyor. Ancak bu soruları bir kenara bırakacak olursak, bu turnuva Ekselansları Roger Federer’in son dansı mı olacak?

Eğer öyleyse her anın tadını çıkarmamız lazım…


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Roger Federer’in 5 Unutulmaz Maçı

Monica Seles: Monica’nın Seyri

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More