Shaquille O’Neal: Dominant

Kariyeri boyunca, annesine verdiği söz için üniversiteye dönüp diplomasını almış, rap müzikle ilgilenmiş ve birçok albüm çıkarmış, televizyon dizilerinde ve filmlerde rol almıştı. Ek olarak, televizyon dünyasına kendi imzasını atmış ve kariyerinin sonlarına doğru ABC televizyonlarında “Shaq vs.” programıyla eğlenceli yanını da ortaya koymuştu. Olimpiyat şampiyonu Michael Phelps’le yüzmüş, art arda üç defa olimpiyat şampiyonu unvanını taşıyan Misty May-Treanor and Kerri Walsh ikilisiyle plaj voleybolu oynamıştı. (Laf aramızda, mevzubahis kişi Shaquille O’Neal!)

Haziran 2011’de emekliliğini açıkladığında kimse onun televizyon dünyasından veya basketboldan kopuk bir hayat yaşayamayacağından emin gözüküyordu. Nitekim öyle de oldu. Sadece 43 gün sonra TNT ekibine katıldığını açıklıyordu Shaq. Bu süreçte Inside the NBA programıyla birçok kez ekranda yer almış, sezonu ve takımların form durumunu yorumlamıştı. 2012 NBA Finalleri sırasında katıldığı bir radyo programında ise kişisel bir soru yöneltiliyordu kendisine: “1992’de Dream Team kadrosuna sadece bir kolej oyuncusu seçilecekti, o da Christian Laettner oldu. O ekipte yer almayı ister miydin?”

Shaq ise o zamanlar çok sinirlendiğini, hatta Laettner’ı kıskandığını açık açık itiraf ediyordu. Daha sonrasında ise samimi ifadelerle yanıtlamaya devam edecekti soruyu: “Çok geçmeden şunu fark ettim. Çok güçlü ve patlamaya hazır bir oyuncuydum ancak Christian’ın fundamental’ı benimkinden daha iyiydi. Galiba bu oyunumu geliştirmemi sağladı.” İşi şakaya vurmamış, lafı geçiştirmemişti. Son derece olgun açıklamalardı söylemleri. 19 yıllık NBA macerası böyle başlamıştı.

Shaquille O'Neal
Gerçek anlamda Baby Shaq!

Shaq’ın üvey babası Phillip Harrison Amerikan ordusunda görevliydi. Görevi sebebiyle bir süreliğine Batı Almanya’da bulunmak zorunda olan Harrison, ailesiyle birlikte gitmişti Almanya’ya. O’Neal’ın Almanya’da geçirdiği yıllar onun sokaklarda çetelere karışmasını veyahut uyuşturucuya bulaşmasını engellemişti elbette. Aynı zamanda, Almanya’da geçirdiği yıllar onun basketbol kariyerindeki yol haritasını çizecekti. Shaq’ın üniversitede antrenörü olacak Dale Brown’la yolları -ilginçtir ki- burada kesişiyor. 12 yaşına kadar kendini berbat bir basketbol oyuncusu olarak tanımlayan Shaq, bir basketbol kliniği sonrasında Dale Brown’ın yanına gider. Shaq’ın sormak istediği soru aslında basketbol kariyerini şekillendirecek cinsten bir soru değildir, gayet basittir. “Sıçramakta çok güçlük çekiyorum. Bana bir tavsiye verebilir misiniz?” Dale Brown ise Shaq’ı süzerek “Evet asker. Ne zamandır ordudasın?” diye sorar. Daha sonrasında “Koç, ben sadece 13 yaşındayım.” ifadesini duyduğunda ise şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez vaziyettedir. Bundan sonraki süreçte, her hafta Shaq’a bir mektup gönderip durumu ve gidişatı hakkında bilgi almaya karar vermişti, elbette bazı egzersiz tavsiyeleri de veriyordu.

Shaquille O'Neal
Dale Brown ve Shaquille O’neal

Lise yıllarında, O’Neal ailesi Harrison’ın tayini vasıtasıyla Texas’ın yolu tutmuştu. Liseyi Robert G. Cole’da okuyan Shaq, fiziksel avantajları ve pota altındaki caydırıcılığıyla adından söz ettirir bir statüye ulaşmıştı elbette. Koleje adımını atarken birçok yerden teklif almasına rağmen seçimini yıllar önceden yapmıştı aslında. Adres Dale Brown’ın çalıştırdığı LSU olacaktı. Kolejde üç yıl geçiren Shaq, bu süreçte adından daha da söz ettirir hâle gelmişti. Kolejdeki ikinci sezonunda 27.6 sayı, 14.7 ribaund, 5 blok ortalamalarıyla pota altında ‘büyük sahne’de dominasyon kuracağı günlerin haberini veriyordu âdeta. Üçüncü senesinin sonunda artık daha fazla bekleyemeceğinin kararını vermişti. 1992 Draftı’nda ilk sıradan seçilen Shaq, Orlando’nun yolunu tutuyordu.

Lige girdiği ilk sezonda 23.4 sayı, 13.9 ribaund ve 3.5 blok ortalamalarıyla yıkıp geçmişti ortalığı. Aslında bu durum ilk haftadan belli etmişti kendisini. Kolejden gelen birçok potansiyelli oyuncunun alışmasının aylar aldığı, bazılarının asıl potansiyellerini ikinci veya üçüncü senesinde anca ortaya koyabildiği bir ortamda, o güne kadar kimsenin başaramadığı bir şeyi başararak ilk haftada gösterdiği performansla haftanın oyuncusu seçilmişti.

Pota altında bulabileceği en dominant gücü bulan Orlando Magic, bir sonraki sene üçüncü sıradan Penny Hardaway’ı draft etti. Penny Hardaway’in de verdiği katkılarla bu kez 29.3 sayı ortalamasıyla sayı krallığına kavuşmuştu Shaq. Pota altında rakiplerine karşı büyük bir dominasyon kuran Shaq, potaya yakın pozisyon aldığında durdurulması imkansız bir hücum gücüne dönüşüyordu.

1992’de 21-61’lik derecesiyle Doğu Konferansı’nın dibine demir atan Orlando Magic, Shaquille O’Neal ve Penny Hardaway ikilisiyle şampiyonluk kovalayan duruma gelmiş, 1995 sezonunda NBA Finalleri’nin kapısını çalmıştı. Karşısında NBA tarihinin en büyük tecrübelerinden Hakeem Olajuwon’u bulan Shaq, finalleri 28 sayı, 12.5 ribaund ve 6.3 asist ortalamalarıyla tamamlasa da Hakeem’in Houston Rockets’ından bir maç bile çalamamışlardı. Bu yenilgi, onun kariyerinde Christian Laettner olayından sonraki ikinci kırılma noktası oldu belki de. Sezonu 29.3 sayı ortalamayla tamamlayıp finalde 4 maçtan da boynu bükük ayrılmak elbette ki bir tecrübe kazanımı olacaktı.

Shaquille O'Neal
Hakeem Olajuwon ve Shaquille O’neal

“Büyük başın derdi büyük olur.” sözü 96’ Magic’ini tam da özetleyen bir laftı. Shaq’ın gösterdiği üç senelik performans sonrasında Orlando Magic yönetiminin sözleşme uzatmama kararı herhalde çılgınlık olurdu. Hele ki final oynamış bir takım ve yıldız oyuncusundan bahsediyorsak. Çaylak kontratının bitimine bir sene kala yeni kontrat hakkında görüşmeler başlamıştı. Görüşmelerin başlamasıyla birlikte gerilimler ve dargınlıklar da başladı. Takımdaki dördüncü sezonunda 28 maç kaçıran Shaquille O’Neal, kontrat görüşmelerinde ise Orlando Magic yönetiminin ilginç tavırlarıyla karşılaşacaktı. Kontrat görüşmeleri sırasında Shaq’ın savunmasında problemler olduğunu ve fizik avantajına rağmen çok iyi ribaund alan bir oyuncu olmadığını söylemeleri epey ilginçti. Yılın çaylağı ödülünü almış, ligdeki üç senesinde de All-Star seçilmiş, üçüncü senesinde sayı kralı olmuş bir oyuncuya karşı her konuda gönlünü hoş tutması beklenen Magic yönetimi, epey tuhaf bir strateji izlemişti bu süreçte. Yazın 1996 Olimpiyat Oyunları için Atlanta’da ABD Milli Takımı’yla beraber olan Shaq, Orlando’nun en önemli gazetelerinden olan Orlando Sentinel’in bir haberiyle karşılaşmıştı. Haberin içeriği aslında bir anketti. Anketteki soru ise şöyleydi: “Shaq 115 milyon dolar eder mi?” Gazeteye göre ankete katılanların yüzde 91,3’ü bu soruya “hayır” yanıtını vermişti. Milli takım arkadaşları bu durumu çoktan kendi aralarında alay konusu yapmışlardı bile. Diğer yandan Orlando medyası, Shaq’ın evlenmeden kız arkadaşıyla çocuk sahibi olmaları sebebiyle Shaq’ın iyi bir rol model olmadığını ima ediyordu. Lige girdiği ilk günden, hatta kolejde geçirdiği yıllardan beri dominant bir kimlik edinen ve bunu saha dışına da taşıyan Shaq için artık Orlando olması gereken yer değildi.

Shaquille O'Neal
Shaquille O’Neal

İnanılması güç bir şekilde, rakipleri için pota altını karartan ve onlara asla göz açtırmayan Shaq serbest kalmıştı. 1988’den beri ‘Showtime’ günlerine hasret kalan Lakers, o yaz yapacağı hamlelerle takımın kaderini çok uzun süreliğine değiştirecekti. Drafttan yaklaşık iki hafta sonra Kobe adında bir çocuğu Vlade Divac karşılığında Charlotte’tan takasla alan Lakers, dokuz gün sonra tarihin en büyük free agency hamlelerinden birini gerçekleştiriyordu. LSU’da Kareem Abdul-Jabbar’a olan hayranlığıyı sebebiyle 33 numarayı sırtını geçirmek isteyen ancak okulun 33 numaralı forması olmadığı için 32’yle yetinen Shaq, Lakers’ın uzunlar kulübüne katılmıştı artık. Penny Hardaway ve Shaq ikilisinin etkili oyununu gören Jerry West, bu hamleyle NBA tarihinin en dominant performanslarına imza atacak ikilinin bir araya gelmesini sağlamıştı. İlk senelerde sakatlıklar sebebiyle sezonun belli kısımlarında oynayamayan Shaq yine de 26-28 sayı ortalamalarını tutturuyordu. Kariyerinde ilk iki sene sadece yedi maça ilk beş başlayan Kobe için esas kendini göstereceği yıl 1999 olacaktı, keza Kobe-Shaq ikilisi için de.

Shaq’ın gittiği her yerde en çok para kazanmak, en çok oynamak, en çok ilgi görmek isteyen dominant karakteri ve Kobe’nin neredeyse saplantı seviyesindeki çalışma azmi ve kazanma isteği, bu hikayenin ateş ve barutu gibiydi. 1999 yazında bu ateş ve barutu kontrol altında tutabilecek yegane isme gidiyordu Jerry West. Takımın yeni koçu Phil Jackson olacaktı. Çevresindekileri etkileme ve kontrol altına alma konusunda adeta bir ‘guru’ydu Jackson. Yönetilmesi zor iki karakter ve spot ışıklarının odak noktasındaki Lakers onun için sıradan bir şampiyonluk adayından çok daha cazip bir yerdi aslında.

Shaquille O'Neal
Lakers zamanları…

Kariyerinde en uzun süre parkede kaldığı sezonda 79 maçta 40 dakika ortalamayla oynamıştı. Geçtiğimiz senelerde sakatlıklar yüzünden istediği kadar parkede kalamayan, vücudu buna izin vermeyen Shaquille O’Neal kariyerinin en iyi sezonunda 29.7 sayı ortalamasıyla play-off’lar için rakiplerine gözdağını vermişti bile. O sene play-off’larda ilk önce Sırp Vlade Divac’ı, daha sonra Litvanyalı Arvydas Sabonis’e, ardından finalde Hollandalı Rik Smits’e pota altında zor anlar yaşatan Shaq 38 sayı, 16.7 ribaund Finaller MVP’si ödülüne layık görülüyordu. Kendisine MVP ödülünü layık görenler başkalarıydı elbette. O ise kendisine the Big Deporter* lakabını layık görmüştü.

İlginin odağında, spot ışıklarının tam da altında ve takımının en çok kazanan sporcusu konumundaki Shaq için olması gereken her şey yerli yerindeydi. 2001’de ve 2002’de oynadığı maç sayısı, maçlarda aldığı ortalama süre, sayı, ribaund ve blok; hepsi yavaş yavaş düşüşe geçmişti. Form durumuyla veya herhangi bir sakatlıkla alakası yoktu aslında olanların. Tüm fiziksel avantajlarına rağmen hiçbir zaman ne ribaund kralı olabilmiş ne blok kralı ne de yılın en iyi savunma beşine seçilebilmişti. Oyun bilgisiyle veyahut yavaş olan ayaklarıyla ilgili bir durum değildi bu. Sadece canı istemiyordu. Canı istediğinde yılın savunmacısı Dikembe Mutombo’ya karşı beş maçta 33 sayı ortalama tutturarak finaller MVP’si ödülünü bir kez daha alacaktı sonuçta. 2002’de tartışmalı Sacramento King serisi sonrası New Jersey Nets’i geçmek ise işten bile değildi. Arka arkaya üç kez finaller MVP’si seçilen Shaq 2002 yazında aşırı ve biraz da kendisinden beklenen hareketlerde bulunacaktı.

2002-03 sezonun ilk 12 maçını kaçırmıştı Shaq. Aslında gayet olağan bir senaryoydu bu. Ameliyatı ve daha sonrasındaki rehabilitasyon süreci uzamış ve 30 yaşındaki yıldız oyuncuyu zor durumda bırakmış olabilirdi. Ancak bu sakatlık problemi uzun zamandır vardı ve Shaquille O’Neal, kendisini rahatsız eden sağ ayak baş parmağı ameliyatı için eylül ayını seçmişti. Açıklaması ise epey ilginçti: “Ben bu şirket zamanında sakat kaldım, o yüzden şirket zamanında iyileşeceğim.”

Bu süreçte bir süperstara dönüşümünü iyiden iyiye hızlandıran ve 2002’de ligin en iyi takımına seçilen Kobe Bryant ile O’Neal arasındaki soğuk savaş iyice belirginleşmeye başlamıştı. Kendisini takımın bir numaralı ismi olarak görmek isteyen ve Jordan’ın hayaletini kovalayan Bryant, Shaq’ın kendisi kadar çalışmadığından ve yaz tatillerinden fazla kilolarla dönmesinden şikayetçiydi. Yönetim katında koç Phil Jackson ile Jerry West arasındaki mücadele, Jerry West’in istifasıyla sonuçlanmıştı. NBA tarihinin en iyi genel menajeri olarak gösterilen West’in ayrılığı, saha içinde Kobe ile Shaq arasındaki güç mücadelesinin önlenemez bir seviyeye gelmesine sebep oldu. Takım sahibi Jerry Buss, son üç senenin en dominant oyuncusu yerine Kobe’yle üç senelik kontrat imzalayınca gittiği her yerde başrolü oynamak isteyen Shaq bu durumu pek sindirememişti. 2003’te daha sonrasında şampiyon olacak San Antonio’ya elenen Lakers, 2004’te bir basketbol takımının yaşayabileceği en ilginç sezonlardan birini yaşayarak finalde Detroit’e 4-1 mağlup oldu. Shaq için artık Lakers macerası bitmişti. Yeni bir şehre ve başrolünü oynayabileceği yeni bir takıma ihtiyacı var gibi gözüküyordu.

2004 yazında, Orlando’nun düştüğü hataya düşmemek için Lakers, Shaq’ı takasta kullandı. Yeni adresi ligde henüz ilk senesini doldurmuş Dwayne Wade’in yanıydı. Miami’deki basın toplantısında kilo vereceğini, fiziksel durumunun ise basketbol için uyumlu hâle geleceğinden bahsediyordu. 24 Hour Fitness CEO’su Mark Mastrov’un yakın arkadaşı olduğundan ve Miami’ye de bir fitness salonu açacaklarından bahsediyordu: “Hepinizin forma girmesini ve benim gibi iyi gözükmenizi istiyoruz.” diyerek basın toplantısının hakkını veriyordu. Dediklerinde sahiciydi Shaquille O’Neal. 2004 yazında tam 12 kilo vermişti ve Miami’ye birkaç dizide veya filmde yer almaya gelmemişti. Burada da yapacak işleri vardı.

Shaquille O'Neal
Her zamanki gibi!

Basın toplantısında vurguladığı bir diğer kısım ise kendi egosundan beklenmeyecek bir cümleydi: “Burası Dwayne Wade’in takımı, ben sadece onun büyük kardeşiyim. ‘Bu kimin takımı?’ sorularıyla karşılaşmak istemiyoruz. Size söylüyorum işte, bu Wade’in takımı.” İlk senesinde Wade’in takımında 22.9 sayı ortalamayla yardımcı oyuncu rolünü de hakkıyla yerine getirebileceğini gösteriyordu. Doğu finallerinde Detroit’e karşı sakatlıkları sebebiyle yüzde yüzünü sahaya yansıtamayan ikili, bir sonraki yıl şampiyonluğun tekrar adayı konumundaydılar. Wade’in 34.7 sayı ortalamayla oynadığı finallerde Shaq artık yardımcı oyuncu konumundaydı. Yıldız oyuncuya elinden geldiğince destek olmuş, yardım etmişti ancak artık spot ışıkları onun üstünde değildi.

2007’de sakatlıklar yüzünden sadece 40 maça çıkan Shaq âdeta misyonunu tamamlamış gibi gözüküyordu. Miami Heat sonrası pek de bir motivasyonu kalmamış gibi gözüken Shaquille O’Neal farklı formalarla karşımıza çıkacaktı. Bundan sonraki süreçte Steve Kerr’ün aceleci bir hamlesi sonucunda Phoenix yolcusu olacaktı. Daha sonraki yıllarda Cavs’a giderken “Krala yüzüğünü kazandırmaya gidiyorum.” dese de vücudu kendisiyle aynı fikirde değildi. Boston Celtics kariyeri ise geç kalınmış bir emeklilik açıklamasının tezahürüydü.

Yıllarca yaz aylarını kendi dilediği gibi yaşayıp vücudunu hor kullanan bir sporcu için bu aslında hayli uzun bir kariyerdi. 39 yaşına gelene kadar sadece basketbol oynamamıştı. Hatta öylesine ses getiren işlere imza atmıştı ki kimi zaman oynadığı basketbol arka planda kalmıştı.

Bazı spor dallarında oynadıkları dönemin kaderini değiştirmiş; sadece kendi takımının değil, rakip takımın dahi bütün planlarını onu baz alarak şekillendirdiği sporcular vardır. Kimileri bunu Tanrı vergisi yetenekleriyle, kimileri ise saplantı haline getirdikleri hırslarıyla yapmıştır. İsmi Arapçada ‘küçük savaşçı’ anlamına gelen 2.16’lık dev ise kendi yolunu çizenlerden.

 

*The Big Deporter: Göçmenleri yollayan, sınır dışı eden anlamına gelmektedir.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Kobe Bryant: NBA İkonu Olmak

LeBron James: The Chosen One

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More