Roger Federer’in 5 Unutulmaz Maçı

Federer’i anlamanız için, kendisinin Vikipedi sayfasına girmenize gerek yok. ATP’teki profilinden istatistiklerine de bakmayın, aradığınızı bulamayacaksınız. Onu tamamen anlamanın tek yolu, o en sevdiği işi yaparken seyretmek ve kusursuz ihtişamına tanık olmak. Huzurlarınızda Roger Federer’in kariyerinin en önemli 5 karşılaşması!

Roger Federer – Pete Sampras (Wimbledon 4. Tur – 1. 02.07.2001)

Kralın karşısındaki prens, ustasını yenen çaylak, yaşlı efsaneye kafa tutan yeni yetme… Bu senaryo tarih boyunca farklı öznelerle oynanıp durdu. Tenis sahnesinde de durum pek farklı olmayacaktı elbette. 7 kez Wimbledon şampiyonu Sampras ve daha bir tane bile Grand Slam zaferi olmayan Federer’in karşı karşıya geldiği 4. tur maçında, turnuvada 1. seribaşı olan Sampras’ın kolay galibiyeti bekleniyordu. Ancak Roger Federer oyunun içindeyse, beklenti her zaman ondan yana olmalıdır. Bu o gün de böyleydi, sadece dünyanın geri kalanı bunu daha öğrenememişti.

Süresi 3.5 saati aşan 5 setlik bir mücadelenin sonunda kazanan Federer oluyor ve Wimbledon’un eski kralını yenerek, yeni kralın kim olduğunu bütün merkez kort sakinlerine gösteriyordu. Sonradan bu galibiyet için “kariyerimdeki en büyük galibiyet” diyen Federer’in şansı, her ne kadar “Büyük” Sampras’ı yenmiş olsa da, turnuvanın devamında yaver gitmiyor ve “Ekselansları”, bir sonraki turda Tim Henman’a eleniyordu. Ama bu durum onun için pek de sorun olmayacaktı çünkü ileride altın Wimbledon kupasını birçok kez havaya kaldıracaktı zaten. Bu maç ise o kupaların çoğundan önemliydi belki de, çünkü Federer efsanesi yazılmaya başlanmıştı ve uzun bir süre de durmayacaktı.

* * *

Roger Federer – Mark Philippoussis (Wimbledon Finali – 06.07.2003)

İlkler hepimiz için daima özeldir. Roger Federer de bu konuda bir istisna değil. Hikayemiz de bir ilkle devam ediyor, onun sonradan arka bahçesi olacak Wimbledon’daki ilk şampiyonluğuyla. 6 Temmuz 2003’e gelene kadar Andy Roddick, Lleyton Hewitt gibi gençlerle birlikte tenisin geleceği olarak gösterilen Roger, turnuva boyunca iyi bir iş çıkarıp ilk Grand Slam’ini kazandı. Kendisi dahil kimse o an için bilmiyor olsa bile, o andan itibaren uzun bir süre durdurulamayacağı bir sürecin ilk şampiyonluğuydu bu.

Mark Philippoussis’i yenerek altın kupaya ulaşan ekselansları, sonunda diğer genç yeteneklerin arasına bir Grand Slam galibi olarak katılıyordu. Bu Wimbledon şampiyonluğundan sonra art arda 4 tane daha kazanan Federer, kimseye Sampras’ı aratmayacağını da tescillemiş oluyordu. Ama şüphesiz ki toplamda 8 tane olan Wimbledon şampiyonluklarından en unutulmazı, her zaman 2003’ün Temmuz’unda aldığı, çocukluk rüyasını gerçeğe dönüştüren bu zafer olacak.

* * *

Roger Federer – Rafael Nadal (Wimbledon Finali – 06.07.2008)

Belki de gelmiş geçmiş en iyi tenis maçı, belki de Federer’in kariyerinin en büyük mağlubiyetlerinden biri… Efsanelerin hikayeleri anlatılırken, asıl önemli olan kısım her ne kadar öyle gözükmese de dibe vuruşları ve kaybettikleridir. Çünkü efsaneler kendilerine yakışır bir şekilde, çok güzel mağlup olurlar. Federer de yine bir 6 Temmuz gecesi bu kayıplardan birini yaşayacaktı.

Bu maç için söylenecek çok söz olsa da, bence bu karşılaşmayı en iyi şekilde deneyimlemenin yolu; özetini bile olsa sadece izlemek. Nadal’ın sonunda Federer’i kendi evinde yenmesi, acı ve mücadele dolu bir maç sonrasında iki sporcunun da elinden geleni yaptığını hissettiğiniz o ortam, alkışlar ve hayal kırıklıları… Sadece tadını çıkarın ve kaliteli tenisi iliklerinize kadar hissetmekten çekinmeyin!

* * *

Roger Federer – Robin Söderling (Roland Garros Finali – 07.06.2009)

Bir önceki sene Nadal kendisini onun evi olan Wimbledon’da yendikten sonra, Federer’in verebileceği en güzel cevap belliydi: Nadal’ın adeta yenilmez olduğu Roland Garros’u kazanmak. Her ne kadar büyük bir Federer-Nadal karşılaşması, gözyaşları, büyük hikayeler olmasa da; bu cevabı vermeyi başardı Federer. Hem de hemen bir sonraki sene.

Soderling’in yarı finalde şok edici bir biçimde Nadal’ı yenmesinin ardından, Federer bu fırsatı kaçırmadı ve rakibinin kendini en rahat hissettiği ve tartışmasız bir dominasyon kurduğu Roland Garros’ta Soderling’i mağlup ederek kendi Career Grand Slam’ini[1] tamamlamış oldu. Bu 3 setlik, görece rahat geçen final maçı da hafızalara muhteşem bir maç olmasa da Federer’in kariyerinin en özel anlarından biri olarak kazınmayı başardı.

* * *

Roger Federer – Novak Djokovic (Wimbledon Finali – 14.07.2019)

Eski bir kahraman vardır, geçmişte her şeyi görmüş ve yenmiştir; ama sonra bir şeylere kalbi kırılmıştır ve çekip gitmiştir bu diyarlardan, yerini başkalarına bırakmıştır. Sonra bir umut belirir, kahramanımız şehrine geri döner, herkesi yener ve kendisine ait olduğunu düşündüğü şeyi geri alır. Bu bütün yazarların çok sevdiği, her zaman başvurduğu bir şablondur ve okumayı, izlemeyi biraz seven biriyseniz, karşınıza en az 20 kere çıkmıştır sinemada ya da edebiyatta. Ama ne yazık ki gerçek hayat bundan çok uzaktadır çoğu zaman, eski kahramanımız yorgundur, bazen de en iyi bildiği şeyi yapacağı o sırada; bir seferliğine de olsa yapamaz, kaybeder.

Wimbledon 2019 Djokovic ve Roger Federer

Federer kariyeri boyunca 20 Grand Slam şampiyonluk puanını sayıya çevirdi. O 14 Temmuz akşamında, ben de dahil izleyen herkes yirmi birinciyi de çevireceğine inanmıştı. Ama yapamadı. Hem de tam iki kere. 21. Grand Slam’ini, en yaşlı Wimbledon şampiyonu olmayı, 9. kez Wimbledon’ın kusursuz çimlerinde altın kupayı kazanan isim olmayı sadece bir puanla kaçırdı Ekselansları. Ama bence, bu hayal kırıklığı onun kariyerinden ya da imajından hiçbir şey eksiltmedi, aksine arttırdı. Çünkü dünyanın şu anki en iyi tenisçisine karşı, neredeyse 38 yaşında amansız bir mücadele vermekle kalmadı, neredeyse kazanacak duruma bile geldi ve bunu kendine özgü o zarafetinden taviz vermeden yapmayı başardı. Bu da ortaya koyduğu son bir şov ile birlikte bize Federer’in ne anlama geldiğini öğretti aslında: Kazanın, kaybedin; sevinin, üzülün; ağlayın, gülün; günün sonunda önemli olan uğraştığınız işe ne kazar özveri gösterdiğiniz ve ne kadar özgünlük kazandırdığınızdır. Frank Sinatra’nın da dediği gibi; I faced it all and I stood tall, and did it my way

 

[1] Creer Grand Slam: Aynı yıl içinde olmaksızın 4 Grand Slam’de(Avustralya Açık, Fransa Açık ya da diğer adıyla Roland Garros, Wimledon , Amerika Açık)de şampiyonluğu bulunan tenisçilere verilen unvan.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Simona Halep: Kortların Hagi’si

Andre Agassi: İsyankar

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More