Juan Manuel Fangio: Öncü

Tarihin en iyisi

Pele, Wilt Chamberlain, Eddy Merckx… Bu isimlerin ortak özellikleri, alanlarının ilk fenomenleri olmaları. Onlar geldi, gördü ve ezerek yendi. Formula 1’de ise Fangio vardı. Geriye kalanlar ise o kadar da önemli değildi.

Fangio, 24 Haziran 1911’de Arjantin’de küçük bir şehir olan Balcarce’de dünyaya geldi. Küçüklükten beri en iyi olmak isteyen ve mekaniğe ilgi duyan biriydi. O zamanlar öğrenecek bir yer ya da öğretecek kimse olmadığı için başkalarını izleyerek öğrendiğini söylüyor. Bu durum da zaten bu iş için yaratıldığını kanıtlıyor.

Formula 1, her zaman şimdiki gibi çok güvenli ve sadece üstün refleksler isteyen bir spor değildi. Eskiden pilotlar sadece arabayı sürmekle kalmaz,  bir tür mekaniker olarak da çalışırlardı. Fangio 1938’de, İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce böyle bir ortamda yarışmaya başladı. O zamanlar sadece Arjantin’de yarışan Fangio, İkinci Dünya Savaşı zamanında ise Arjantin’i dolaşarak sadece lastikleri için kamyon alıp satmış.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1948’de, yarışlardaki yeteneğinden dolayı Avrupa’ya gitme şansı buldu. Orada yarışlara katıldıktan sonra Arjantin’e dönen Fangio’nun başına, o zaman pilotlar için artık normal olan bir felaket geldi. Peru’da bir yarışta yardımcısı kaza anında araçtan dışarı uçtu ve hayatını kaybetti. Bu trajediden çok etkilenen Fangio, bir şekilde toparlandı ve ertesi sene artık temelli olarak yarışmak için Avrupa’ya gitti.

1950’de Formula 1 başlamadan önce, ayrı şehirlerde yapılan Grand Prix’ler vardı ve pilotlar bu Grand Prix’leri gezerek yarışırlardı. Geldiği sene Fangio, kelimenin tam anlamıyla rüzgar gibi geçti. 8 tane Grand Prix birinciliğiyle çaylak hâliyle bütün camiayı sallayan Makinelerin Terbiyecisi, ilerleyen günlerden bir fragman sunuyordu.

Formula 1

1950; motor sporlarının en prestijli markasının ortaya çıktığı yıl, Formula 1’in doğduğu yıl. Fangio oradaydı. Ve fethetmeye hazırdı.

İlk senesinde Fangio, zamanının en hızlı arabası Alfa Romeo ile yarışıyordu ve Alfa adeta sadece kendi içinde çekişiyordu. Öte yandan ilk denemesinde zafer onun yüzüne gülmeyecekti. Bir başka efsane Nino Farina’nın ardından ikinci oldu. 1951’de ise Dünya 4 kere daha izleyeceği sahnenin ilkini izleme fırsatını buldu. Juan Manuel Fangio, 8 Grand Prix’nin (evet sadece 8) üçünü kazanarak rakibi Alberto Ascari’nin önünde ilk şampiyonluğunu kazandı.

1952 ve 1953 onun seneleri olmayacaktı. Maserati’de geçen iki senede, Dünya Şampiyonası’nda en iyi sonucu ikincilik oldu ve Ascari’nin Ferrari’sine boyun eğmek zorunda kaldı. Bu durumda da “gezgin” Fangio’ya yol gözükmüştü. Çünkü uğruna çalışılmayı hak eden yegane hedef, kazanmaktı.

1954 senesinde de Maserati’de başlayan Juan Manuel, o sezonun yarısında spora geri dönmeye karar veren Mercedes takımına geçti. Tekerlerinin üstü kapalı ve gemiye benzer yapısıyla ikonik olan Mercedes arabasıyla Fangio, tekrar Dünya Şampiyonuydu..

Reims 1954. – Mercedes comes back to GP racing and wins first F1 race

Formula 1’de 1955 sezonunu da Mercedes’le kazanan Fangio için, trajedi başka yerde gelecekti. Le Mans 24 saat yarışına da katılan Mercedes’in araçlarından biri, 1955 Le Mans’da havalanıyor ve seyircilerin arasına uçuyordu. Yaklaşık 84 kişinin ölümüne sebep olan kaza, o zamanlar motor sporlarının ne kadar tehlikeli ve güvenliksiz olduğunun en büyük kanıtlarından. Fangio’nun da içinde bulunduğu yarıştaki kazadan sonra Mercedes, spordan çekilmeye karar veriyor ve tarih kitaplarından görkemli bir sayfa daha kapanıyordu.

Klişeler bazı durumları açıklamak için çok kullanışlıdır. Formula 1’in en büyük klişesi de, “Herkes bir gün Ferrari koltuğuna oturmak ister.” söylemidir.. Fangio bu hayale 1956’da ulaştı. 1956’da Ferrari’ye geçen Fangio, o sezon çok hızlıydı ve son yarışa kadar puan sıralamasında liderdi. Son yarışta ise yarışa devam ederken arabası bozuldu ve yolda kaldı. Bunun üzerine takım arkadaşı Peter Collins arabasını centilmence ona verdi ve bu şekilde Fangio, dördüncü şampiyonluğunu kazandı. Alonso, aynısını Hamilton için yapar mıydı? Belki Barrichello yapardı.

Artık kazanmayı sıkıcı hâle getirmişti. Ama oynayacak bir sahnesi daha vardı. 1957’de eski takımı Maserati’ye geri döndü. 8 yarışlık takvimde 6. yarış olan Almanya Grand Prix’sine gelene kadar 3 yarış kazanmıştı bile. Almanya’da da iyi başlamıştı. Fangio yeterli farkı açmış ve pite girmişti. Normalde pit-stop’ta 20-25 saniye kaybetmeyi planlıyorken bir vida arabanın altına düştü. Ve pitte 50-55 saniye kaybetti. Artık bitmişti. Kazanamazdı. En azından herkes öyle düşündü. Ama bazen sadece bir kişinin bile aksini düşünmesi yeterlidir. Bu da o bazenlerdendi. Fangio inandı, temposunu artırdı, Mike Hawthorne ile Peter Collins’i geçti ve imkansızı başardı. 4 saniye farkla kazanmıştı. Senenin sonunda ise 45 sene kırılamayacak bir rekor oluşturdu, 5 kez Dünya Şampiyonuydu. 46 yaşında bir “ihtiyar” için hiç de fena değil.

O da hepimiz gibi önce insandı. İyi insanlar tanıdı, yemekler yedi, 5 kez Dünya Şampiyonu oldu ve sonunda o da öldü. 1995’te vefat ettikten sonra her şeyin başladığı o küçük köyde, Balcarce’de her şey bitti. İnsanlar alkışladı. Sonra evlerine gittiler. Belki bir şey içtiler. En sonunda da unuttular. Ama unutmayanlar için 29 pole pozisyonu, 24 Grand Prix birinciliği, 5 şampiyonluk, en önemlisi de görmeyi bilenler için saygı duyulası bir yaşam vardı. O da bu dünyadan hepimiz gibi geldi geçti, sadece bunu biraz daha hızlı yapmayı tercih etti.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Ayrton Senna: Rüzgar Gibi Geçti

Alex Zanardi: Yarış Dünyasının En İlham Verici Karakteri

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More