Naomı Osaka: Naomı’nin Platformu

Maria Sharapova’dan bu yana üçüncü Grand Slam’ini en genç yaşta havaya kaldıran isim. Amerika Açık boyunca sadece kort içinde yaptıklarıyla değil, kort dışında da ses getirdi. Bubble’den sesini duyurabilen isim: Naomi Osaka.

Naomi Osaka bundan yaklaşık birkaç gün önce ABD’li rakibi Shelby Rogers’ı 6-3 ve 6-4’lük setlerle mağlup etmiş, nispeten kolay geçen bir maçın ardından yarı finale yükselme başarısı göstermişti. Turnuva öncesinde planladığı gibi yedi turda yedi maskeyi takıp takamayacağı veya bu farkındalık yaratma çabasının oyununa etki edip etmeyeceği soru işaretlerinden bazılarıydı. O maçta ESPN maçın ardından apar topar yayından çıkmamıştı. Sybrina Fulton ve Marcus Arbery ulusal kanala gönderdikleri videolarla ilk önce kendilerini tanıtıyorlar, daha sonrasında ise Naomi’ye minnettarlıklarını dile getiriyorlardı. Bir Grand Slam çeyrek finalinden sonra ulusal kanalda mesajları gösterilen bu iki sıradan isim kim miydi? Naomi’nin geride bıraktığımız Grand Slam’in ilk turundan final müsabakasına kadar korta yürürken taktığı maskelerde isimleri yazılı olan iki ismin anne ve babasıydı. Travyon Martin ve Ahmaud Arbery.

* * *

Platformunu kullanmak. Son zamanlarda spor üzerine kalem oynatılan yazıların odak noktası olmuş bir kavram. Dünyanın hemen her yerinde ayrımcılığın ve üstünlük düşüncesinin birçok toplumun köklerine kazındığı bir gerçek. Hele hele bazı toplumlarda yapılanların ırkçılık veya ayrımcılık olduğunun fark edilmediği anlar bile oluyor. Lafta değil, özde ırkçılık da diyebiliriz. Birleşik Devletler de yıllardır çürümüş bir şekilde yürüttüğü ve yürütmeye devam ettirdiği kolluk kuvvetleri ve yargı sistemine dokunmadıkça ortaya korkunç vakalar çıkıyor. 25 Mayıs günü 20 dolarlık sahte bir banknot ihbarı üzerine olay yerine gelen bir polis memurunun George Floyd’u gündüz vakti, bir kameranın onu çektiğini bile bile öldürmesi, devamında bir şeylerin olacağının habercisiydi. Sistematik hâle gelmiş ve kurumların içine sızmış üstünlük düşüncesi her geçen gün can alıyordu ve artık susma vakti değildi.

The Esquire için kaleme aldığı yazıda videoyu izledikten sonra Minneapolis’e uçtuğunu ve protesto gösterilerine katıldığını söylüyordu Osaka. Japonya’da bile ‘Black Lives Matter’ yürüyüşünün yapıldığından bahsediyor ve ırkçı olmamanın yeterli bir davranış olmayacağını açık açık dile getiriyordu. En nihayetinde o da geçmişte ırkçı şakaların bir numaralı öznesi olmuştu. Haitili bir baba ve Japon bir annenin çocuğu olarak doğan Naomi hakkında Japonya televizyonunda çıkan iki komedyen, “fazla bronzlanmış, biraz ağartılması lazım” gibi ifadeler kullanabiliyordu. Irkçı ve ayrımcı düşünceleri en yakından deneyimlemişti ve yerinde durmaya pek de niyeti yoktu. Kort içindeki yükselişi, Grand Slam’ler kazanan bir sporcuya dönüşmesi, sosyal medya hesaplarındaki milyonu aşan takipçi sayısı, bir yıl içerisinde kazandığı 37.4 milyon dolarla gelmiş geçmiş en çok kazanan kadın sporcu olması, onu kortun dışında da aktif olmaya, farkındalık yaratmaya itti. Elbette hemen hemen herkes toplumun köklerine kazınmış bazı düşüncelerin, ırksal adaletsizliğin ve kurumsal eşitsizliğin tek gecede değişmeyeceğinin bilincinde. Ancak George Floyd’un katledilmesinden sonra memleketi Florida’daki gösterilere katılıp toplanan kalabalığa seslenen Coco Gauff’un söyledikleri gerçekten üzerine konuşmaya değerdi:

Biraz önce büyükannemle konuşuyordum. Onun 50 yılı aşkın bir süre önce protesto ettiği şeyleri hâlâ protesto etmek için toplanıyor oluşumuz çok üzücü.

* * *

23 Ağustos günü Jacob Blake isimli siyahi bir vatandaşa arabasına binerken yedi el ateş edilmesi, yavaş yavaş merceklerini ve kalemlerini farklı alanlara çevirmeye başlayan Amerikan medyasının ilgisinin tekrar tek bir doğrultuya girmesine önayak oldu. Çıkan sokak olaylarında Kyle Rittenhouse adında 17 yaşında bir beyaz vatandaşın makineli tüfekle sokağa çıkması, iki protestocuyu öldürmesi ve olay sosyal medyada yankı bulana kadar polis güçlerinin herhangi bir aksiyon almaması taşan bardağın yerlere dökülmesine sebep oldu. Milwaukee Bucks, Orlando Magic karşısına çıkmadı. O gün NBA’de oynanması gereken tüm maçlar ‘oyuncular tarafından’ askıya alındı. Grev rüzgarı o gece beyzbolu, hokeyi, futbolu ve son olarak da tenisi etkisi altına aldı.

Cincinnati Masters yarı finalinde Elise Mertens’in karşısında korta çıkacak Naomi maça çıkmama kararı aldı. Pandemi nedeniyle aylardır, gösteri turnuvaları hariç, hiçbir turnuva takvimde yerini alamamış, bazıları ertelenmiş, bazıları ise tamamen bu seneyi pas geçmek zorunda kalmıştı. Uzun süren bir çabanın boşa gitmesini istemeyen yetkililer turnuvaya bir günlüğüne ara vermeye karar verip Naomi’nin yanında durmuşlardı.

Amerika Açık bubble’yi[1] her ne kadar Benoit Paire’nin koronavirüs pozitif testi ve onunla yakın ilişkide bulunan ve isimleri açıklanmayan 11 kişiyle çalkalansa da Naomi Osaka, Marta Kostyuk ve Anett Kontaveit gibi isimleri turnuvanın dışına iterek çeyrek finale kadar geldi. Karşısındaki isim Shelby Rogers’tı. Kolay geçen bir maçın ardından Rogers engelini de aşan Osaka için bu artık bir maske daha takacağı anlamına geliyordu.

Breonna Taylor, Elijah McClain, Ahmaud Arbery, Trayvon Martin, George Floyd, Philando Castile, Tamir Rice

* * *

Çeyrek finalin ardından böyle bir mesajın ulusal kanalda yayınlanması önemliydi. Jacob Blake henüz sistematik ırkçılığın son kurbanı olmamışken ve oyuncuların aklında henüz greve gitme adına bir fikir yokken ESPN, ulusal marş esnasında diz çökme eylemini ekrana taşımama konusundaki ısrarcı tavrını sürdürüyordu. Hâlihazırda parkeye Black Lives Matter yazılmış ve oyunculara formanızın arkasına sadece bunları yazabilirsiniz ‘izni’ verilmişti. Sporcuların bilinirliklerini ve ünlerini birer vitrin olarak kullanmaları konusunda bir sakınca yoktu. İçinde bulunduğumuz dünya buna zaten çoktan alışmıştı. Dünyanın birçok yerinde spor organizasyonlarını yöneten birçok kurum, oyuncularının yanında olmaya çalışıyor, onları destekliyor. Ancak parkenin üzerine yazılan üç kelimelik bir yazıdan veya bir forma arkasına yazılan sosyal mesaj içeren birkaç kelimeden çok daha fazlasına ihtiyacımız var.

Naomi Osaka da bu okyanusa bir taş atmak isteyenlerdendi. Ödülünü almak için belki de turnuvanın sonunu beklemesine gerek yoktu. Çeyrek finalde ulusal kanalda gösterilen videolardan sonra “Kendimi bir araç olarak görüyorum. İçinde bulunduğumuz durumda bunun onların acısını dindirmeyeceğini biliyorum ama umarım ihtiyaç duydukları her konuda onlara yardımcı olabilirim.” ifadelerini kullanmıştı.

* * *

Finalde çok iyi bir turnuva geçiren Victoria Azarenka’nın karşısına çıktı Osaka. Yine geride bıraktığımız turlarda olduğu gibi maskesinin üstünde polis vahşetine kurban giden bir siyahi vatandaşın adı yazıyordu. İlk sette kelimenin tam anlamıyla korkunç bir performans sergiledi. İkinci setin ilk dakikalarında “Naomi bu maçı kaybetse bile bu yazıyı yazmak için masanın başına oturmalı mıyım?” düşüncelerine girdiğim anda o da maça dahil olmuştu artık. İkinci ve üçüncü setteki dominant oyununu 6-3’lük setlerle taçlandırmış ve üçüncü Grand Slam’ini havaya kaldırmıştı.

Naomı

Maçın ardından yapılan kupa seremonisinde ilk önce rakibini tebrik etmiş, daha sonrasında “Aslında seninle oynamaktan keyif almadım çünkü benim için çok zorlu geçen bir maçtı.” diyerek zor günler geçirerek buraya kadar gelen Azarenka’yı daha önce pek de tanık olmadığımız bir şekilde övmüştü. Klasik soruların sıkıcılığına katlanamayıp sırf Naomi için televizyonu açık tutarken beklenilen konu başlığı nihayet açılmıştı.

-Yedi maç, yedi maske ve yedi isim. Naomi, vermek istediğin mesaj neydi?

Sizin aldığınız mesaj neydi?

 

[1] Fanus anlamına gelen ‘bubble’ kelimesi aslında tüm oyuncular ve yetkililerin belirli bir bölgede toplanmış olmaları ve dışarıdan enfekte olmadıkları garanti edilmiş kişilerin zorunlu durumlar dışında kamp bölgesine girememelerinden kaynaklı kullanılıyor. 

Ayrıca, kelimenin telaffuzu ”babıl” şeklinde olsa da Türkçedeki kural gereğince yabancı özel adlar haricindeki yabancı kelimelere getirilen Türkçe ekler, o kelimenin telaffuzuna bakılmaksızın Türkçe okunuşuna göre yazılır. Yazıda da bu kurala riayet edilmiştir.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

George Floyd İçin: Hepiniz Bizi Duyuyorsunuz Ama Dinlemiyorsunuz

Roberto Clemente: Evhamlı Son Kahraman

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More