Mucize Çocuk: Luka Dončıć

Basketbol topunun peşinde Ljubljana’dan Dallas, Texas’a uzanan bir kariyer. 19 Yaşında Avrupa’yı fethedip, gözünü Amerika’ya diken bir Sloven’in hikayesi…

Kendisini ilk kez bir Bilbao deplasmanında izlemiştim yıl 2015, Luka 16 yaşında… Aynı sezon Euroleague playoffunda Real Madrid, Obradović’in Fenerbahçe’si tarafından süpürülürken pek süre alamasa da oynadığı 2.maçta henüz 16 yaşındaki bir basketbolcunun Avrupa basketbolunun zirvesinde ilerleyen yıllarda neler yapacağının fragmanını izletmişti. Aradan geçen 2 yılda kendisini öyle geliştirdi ki, önce Goran Dragić’le birlikte ülkesine Avrupa Şampiyonluğu’nu daha sonra da Real Madrid’e de Euroleague Şampiyonluğu’nu ve İspanya Ligi Şampiyonluğu’nu getirdi. Bunları yaparken aldığı Euroleague normal sezon MVP’liği, Euroleague Final Four MVP’liği, Euroleague Yükselen Yıldız ödülü, ACB Ligi MVP’liği gibi kişisel ödülleri de var.

Luka, 28 Şubat 1999 yılında Slovenya’nın Ljubljana kentinde dünyaya geldi. Sırp asıllı bir aileden gelmekte olan Luka’nın babası eski bir basketbolcuydu. Sporla içli dışlı bir aileye sahip olan Luka’nın basketbol topuyla tanışması henüz 7 aylıkken oluyordu. Babası kendisinin basketbola ilgisinin küçük, plastik bir basketbol topu ve belki de çoğumuzun evine bir kez de olsa girmiş olan küçük minyatür bir potayla başladığını söylüyor.

Luka’nın gerçek bir pota ve basketbol topuyla tanışması ise 7 yaşına, ilkokula başlamasına denk geliyor. Okulunun takımında basketbol oynamaya başlayan Luka kendinden fizik ve yaş olarak daha büyük çocuklarla karşılaşıyordu.

“Her zaman kendimden daha büyük ve daha tecrübeli çocuklarla basketbol oynayıp, antrenman yapıyordum. Çoğu benden daha fizikli, daha hızlı ve daha iyiydi. Durum böyle olunca onları zekamla yenmek zorundaydım” diyor Luka ve ekliyor: “O zamanlar Yunan guard Vassilis Spanoulis’i çok beğeniyordum. Tamamen beynini sahaya koyuyordu. İdolüm her zaman o olmuştu.”

Luka 8 yaşına geldiğinde babası Slovenya’nın köklü kulüplerinden Union Olimpija’da forma giyiyordu. Olimpija’nın basketbol akademisinin koçu olan Grega Brozoveč, Luka’yı kendi yaş grubundaki oyuncularıyla beraber oynaması için antrenmana davet etmişti. Luka daveti tabi ki kabul etmişti ancak ortada bir problem vardı.

Antrenman başladıktan sadece 16 dakika sonra koç Brozoveč kendisini üst yaş kategorisindeki çocukların yanına aldı. Bir sonraki antrenmanda bu gruba da fazla geldiği anlaşılan Luka’nın yeni durağı bir üst yaş kategorisi olan 14 yaş grubu oldu.

2012 yılının Nisan ayında Lido di Roma turnuvasında takımı Olimpija’yı şampiyon yapıp MVP ödülünün sahibi oldu. MVP olmasının yanında, finalde takımını sırtlarken gösterdiği performans dudak uçuklatan cinsten: 54 sayı, 11 ribaund, 10 asist…

Bu performansı kendisini Real Madrid’e taşıdı ve henüz 16 yaşında as takımla yerel ve uluslararası platformlarda sahne almaya başladı. Benchten gelip kısa süreler almış olsa da Avrupa’nın en büyük kulüplerinden birisinde 16 yaşında forma giymek zaten çok büyük bir işti. 2015-2016 sezonunu 4 sayı, 2.5 ribaund, 1.9 asist ortalamalarıyla tamamlayan Luka, ertesi sezonu 7.7 sayı, 4.5 ribaund, 3.6 asist ortalamalarıyla oynadı. Bu istatistikleri onu Euroleague Yükselen Yıldızı ödülüne taşıdı.

2017-2018 sezonunu 16 sayı, 5 ribaund, 4.3 asist ortalamalarıyla oynayan Luka, o sene ödüllere damga vurdu. Euroleague normal sezon MVP’liği, Euroleague Final Four MVP’liği, ACB Ligi MVP’liği ödüllerini süpürdü.

Bunları yaparken araya bir de EuroBasket 2017 şampiyonluğunu sıkıştıran Luka, yenilgisiz 9-0’la şampiyon olan Slovenya’nın Goran Dragić’le beraber en önemli ismiydi. Turnuvanın en iyi beşine seçilen Sloven basketbolcu turnuvayı 14.3 sayı, 8.1 ribaund, 3.6 asistle tamamladı.

Bu genç yaşında bunca başarı tabi ki karşılıksız kalmayacaktı, kalmadı da… 2018 NBA Draft’ında üçüncü sıradan Atlanta Hawks tarafından seçildi ancak daha sonra beşinci sırada Dallas Mavericks tarafından seçilen Trae Young’la takaslandı. Hiç şüphe yok Trae Young çok değerli ve gelecek vaad eden bir oyuncu, ancak eminim ki Hawks GM’i Travis Schlenk başını çok taşlara vurmuştur bu kararı için… Luka’nın seçiminde şaşırtıcı olan bir başka taraf da, birinci sıra seçimini elinde bulunduran Phoenix Suns’ın kendisini değil de DeAndre Ayton’ı seçmesiydi. Ayton tabi ki bu draft class’ının en önemli oyuncularından birisi ancak Suns’ın koçu Igor Kokoškov’un daha önce Luka’yla çalışmış olması tercihlerinin o yönde olacağını düşündürmüştü insanlara.

NBA kariyeri başlıyordu ve Luka, çalışmalarına hiç ara vermeden off-season’da son gaz gelişimine devam ediyordu. Yeni koçu Rick Carlisle kendisinden her fırsatta övgüyle bahsediyordu ve üstündeki beklenti gün geçtikçe artıyordu. Beklentiler bu kadar yükselirken kendisinin “overrated” olduğunu düşünen insan sayısı da hiç azımsanacak gibi değildi. Henüz hiçbir maça çıkmadan kendi kitlesini ve “hater” kitlesini oluşturmuştu. Avrupa Basketbolundan bihaber Amerika’lıların kendisini overrated bulması kadar normal bir şey de yoktu aslında…

Hakkındaki tartışmalar sürerken yeni sezon geldi çattı. Mavericks, Barnes’ın sakatlığının sıkıntısını yaşasa da senelerdir istediğini almış, DeAndre Jordan’ı kadrosuna katmıştı. Sezon başlarken ilk beşleri Dennis Smith Jr.-Wesley Matthews-Luka Dončić-Harrison Barnes-DeAndre Jordan gibi duruyor olsa da, koç Rick Carlisle, Dončić’i 4 numarada kullanacağını açıkladı ve dediğini de yaptı. Sakat olan Barnes sakatlıktan dönene kadar da 3 numarada genel olarak Dorian Finney-Smith forma giydi.

Sezonun ilk maçına Phoenix Suns karşısında çıkan Dončić’in birinci sıra seçimi Ayton karşısında ne yapacağı merak konusuydu ve bir çaylağa göre ortalama üstü denebilecek bir maç çıkarıp 10 sayı, 8 ribaund, 4 asistle oynadı. İkinci maçına çalkantılı günler geçiren Timberwolves karşısında çıkan Dončić içindeki potansiyelin ilk kırıntılarını bu karşılaşmada gösterdi ve karşılaşmayı 26 sayı, 6 ribaund, 3 asistle tamamladı.

Bu performansını istikrarlı bir şekilde sürdüren Luka, Spurs karşısında 31 sayı, 8 ribaund, 4 asistle oynayarak kariyer sayı rekoruna ulaştı. Barnes’ın dönüşüyle birlikte yükü hafifleyen ve daha fazla dinlenme şansı bulan Luka, her maç kendini geliştirdi.

Stepback 3 konusunda Harden’ı bile geride bırakacak işler yapıyor artık. Oyun görüşü çok üst düzeyde ki, Avrupa’dan geldiği için fundamental, oyun bilgisi, oyun görüşünün bu kadar üst seviye olması kimseyi şaşırtmasa gerek. 

Şimdiye kadar 22 maça çıkarken bu maçlarda 18.1 sayı, 6.5 ribaund, 4.3 asist istatistikleri yakalamış durumda. Aynı zamanda %59 isabetle oynayan Dončić, 20 yaşın altında 18 sayı ortalamasıyla oynayıp bunu başaran NBA tarihinde ilk oyuncu konumunda… İlk 15 maçında toplam 292 sayı atarak ilk 15 maçında 290 sayı atan Kevin Durant’i geçerek bu istatistikte de zirveyi almış durumda. Carmelo Anthony, çaylak yılında Luka’yla hemen hemen aynı istatistikleri yakalamış olsa da onun o istatistikleri Luka’nınkiler kadar efektif değildi. Bunu da şuradan anlayabiliriz; Dončić, %57.9 ile 4.çeyreklerde Victor Oladipo’dan sonra (%63) en çok isabet kaydeden isim. Kısaca şu anda NBA’in en “clutch” ikinci ismi…

İstatistiklerden ziyade Luka, tarihin en iyilerinden birisi, hemen herkese göre de tarihin en iyi iki isminden birisi olan “Kral” LeBron James’e üst üste iki blok vurabilecek cesarete de sahip…

Ona “WonderBoy” demelerinin birçok sebebi var ve o gerçekten de bir mucize olma yolunda ilerliyor. 20 sene önce dönüp bu satırlara göz gezdirdiğimizde bir Hall of Fame’in başarılarla dolu NBA kariyerinin başlarını okuyacağımızdan hiç şüphem yok…