Mıamı Heat: Spoelstra’nın Yolu

Pat Riley-Erik Spoelstra-Miami Heat üçgeni. NBA’in ‘daha’ takım olabilmiş takımı artık NBA Finalleri’nde ve bunu anlamak için filmi biraz geri sarmamız gerek.

27 Kasım akşamı LeBron James için pek iyi geçmiyordu. Sinirli ve gergindi. İstediklerini parkeye tam anlamıyla yansıtamayan bir takım görüntüsü çiziyordu Miami Heat. Yeteneklerini Güney sahillerine götürmüştü götürmesine ama Miami Heat için sezon hiç de diledikleri gibi başlamamıştı. Dallas Mavericks karşısına çıkana kadar Miami Heat 9-7’lik derecesiyle Doğu’da sıradan bir takım gibi gözüküyordu. O akşam da diğerlerinden farklı olmayacaktı aslında. Miami Heat, Mavericks karşısında ilk yarıyı 51-49 geride kapatarak soyunma odasının yolunu tutmuştu. O gün soyunma odasında nasıl bir atmosferin olduğu bilinmez. Neler konuşuldu? İlk yarıdaki eksiklikler ve ikinci yarıdaki planlar nelerdi veyahut bunlar takıma nasıl aktarılmıştı? Koca bir soru işareti. Üçüncü çeyreğe 6-0’lık bir seriyle girmişti Mavericks. Erik Spoelstra’nın ekibi, ikinci yarının ilk üç dakikasında skor üretememiş ve Dirk Nowitzki o meşhur fade-away’lerinden biriyle Erik Spoelstra’ya molayı aldırmıştı. Molaya damga vuran olayı bütün dünya dün gibi hatırlıyor. LeBron James, yıllardır Heat organizasyonun hemen her kademesinde yer almış ve 2008’de baş antrenör olma başarısı göstermiş çiçeği burnunda koç Erik Spoelstra’ya omuz atmıştı.

Lebron James Heat

Yaptığınız sporun zirve liginde, rekabet eşiğinin sınırlarının dahi tam olarak çizilemediği bir ortamda bu tarz münakaşalar yaşamak son derece normal kabul ediliyor. Eğer haziran ayına kadar bu oyunu oynamak istiyorsanız güllük gülistanlık bir yoldan geçmeniz biraz fazla iyimserlik olacaktır. Sesler yükselecek, tartışmalar yaşanacak ve alışık olduğumuz biçimde egoların savaşını izliyor olacağız. Nitekim o sezon da öyleydi. Miami Heat, haziran ayına kadar oynamıştı bu oyunu. Finallerde Dallas Mavericks’e mağlup olmuşlar ve birçoklarına göre başarısız olmuşlardı. En nihayetinde Dallas Mavericks play-off’lara underdog olarak başlamış ve Miami Heat karşısında bir peri masalı yazmıştı. Miami Heat mağlup ama aynı zamanda galipti. Neyse ki Erik Spoelstra’nın adı David değildi. LeBron James de yeni geldiği bir takımda koç kovduracak seviyede değildi belki de. Gerisi malum. Dört yılda dört final ve iki şampiyonluk. 2014 yazından bu yana Heat organizasyonunda çok şey değişti. Ve aynı zamanda hiçbir şey de değişmedi. Pat Riley, Erik Spoelstra ve haliyle Miami Heat kültürü hâlâ oradaki yerini koruyor.

* * *

Bir sabah kalktığınızda dün olduğunuzdan daha iyi bir koç olarak uyanmıyorsunuz. İyi savunmacılarını savunmanın ön hattına koyan, savunması zayıf şutörlerini de arka planda gizleyen 2-3 alan savunmasını hiçbir koç rüyasında görmüyordur herhâlde. Sezonu, maçı ve ortamı idare edebilecek iyi bir koç olmak bir süreç meselesi ve hayat sadece bugünden ibaret değil.

Spoelstra, Miami Heat organizasyonuna ilk adımını attığında video asistan koordinatörü olarak görev alır. Maçların kasetlerini izlemek, onların analizini yapmak ve yaptığı analiz kaydını teknik ekibe sunmakla mükelleftir. Daha ilk günlerinde VHS kasetleri sadece oynatmasını ve durdurmasını biliyordur. Bir de muhtemelen kapatmasını. Asıl isteği basketbolun hayatının çepeçevre sarmasıdır.

“Eski Miami Arena’daydı. Kullandıkları ofisin bir parçası bile değildi. Muhtemelen eskiden kullandıkları bir malzeme odasıydı. Kanımca bir video departmanı oluşturmak istediklerinde oradaki her şeyi çöpe atıp birkaç video kaset oynatıcısı koymuşlar ve ‘Tamam işte. Burası artık video odamız.’ demişler.” diyerek anlatıyor ilk görev yerini Spoelstra. Gecelerini uzunca bir süre ‘Dungeon’ adını verdiği yerde maç analizlerini yaparak geçirir. Hangi hücum setinin ne ölçüde efektif olduğu, hangi savunma kurgusunun başarılı sonuç vereceği gibi konulara kafa yoran Erik için duvarları griye boyanmış boğucu bir oda dahi cennet gibidir.

Erik Spoelstra

1995 yılından bu yana yaptıklarıyla Miami Heat organizasyonun simge isimlerinden biri olan Pat Riley, Spoelstra’ya en çok arka çıkan isimdir. “Bazen video koordinatörü ve scout olmanın, sizi asistan olmaktansa baş antrenör olmaya daha iyi hazırladığını düşünüyorum. Oyunun her kademesine bakmak zorunda kalıyorsunuz.” diyerek anlatıyor Spoelstra’ya olan güvenini. 2005-06 sezonunun henüz başında âdeta ‘ihtilal’ yaparak görevi alan Pat Riley, takımını sezon sonunda şampiyonluğa götürür. İki sene daha görevde kaldıktan sonra tekrardan yönetim katına çıkan Riley’in aklında artık tek bir isim vardır: Erik Spoelstra.

* * *

2010’lu yılların başında hemen herkesin aklında aynı düşünce vardı: Erik Spoelstra, taktik tahtasıyla yatıp kalkan bir basketbol nerd’iydi.[1] Büyük yıldızların ve aynı zamanda büyük egoların olduğu bir ortamda altına bir sandalye çekebilmesi kolay değildi. Hiç şüphe yok ki çaylak denilecek seviyede bir koçun ligin şaşaalı yıldızları ve onların kontrol edilmesi zor karakterleriyle bir yola çıkması ve bu yolda zafere ulaşması tahayyül edilenden çok daha zor oluyor.

Omuz atma hadisesinden sonra bugünlerde bir aplikasyon bildirimine dönüşüp hepimizin telefonuna giren Adrian Wojnarowski ses getiren bir başlık atacaktır: “Kral James, Spoelstra’nın ona boyun eğmesini istiyor.” Wojnarowski’ye göre Wade’in LeBron’u Spoelstra konusunda iyi anlamda etkilemesi gerekiyordur. Wade takımın eski oyuncusudur ve Spoelstra’yla yıllardır gerek parkede gerekse de antrenman sahasında beraberdirler. Wojnarowski’ye göre “LeBron, Wade’in omzundaki bir şeytandır ve enayi yerine koyabilecekleri birini, yani Spoelstra’yı işaret ediyordur.”

Wojnarowski, yazının geri kalan kısmında da sivri bir dille LeBron’u bir nevi hedef tahtasına oturtacaktır. 2008’de milli takım kampında yenilen bir yemekte ünlü bir aşçının pişirdiği patates kızartmasını fırlatıp “Bunlar soğuk!” diye bağırmasından girer, terli antrenman formasını yere atıp takım yöneticilerinden birine onu getirmesini emretmekten çıkar. Halihazırda ‘The Decision’ sonrası bir nefret objesine dönüşen LeBron için kalemler sivrilmiştir.

Erik Spoelstra ve Pat Riley ise tam da burada devreye girerler. Genç koçunun arkasındadır NBA’in Godfather lakaplı yöneticisi. Spoelstra, organizasyonun içinden yetişmiş birisidir ve büyük egolarla mücadele etmeyi öğreneceği en iyi yer de soyunma odası ve parkenin yanıdır. Öyle de olur. Taktik deha Spoelstra’nın LeBron’lu Miami’ye dair en radikal hamlesi LeBron’u 4 numara pozisyonuna kaydırıp oyunun merkezini oraya taşımasıydı. LeBron’un merkezinde olduğu bir yüksek post hücumu ve etrafındaki şutörler. Kulağa bir hayli tanıdık geliyor değil mi?

Miami Heat Pet Riley
Pet Riley

LeBron’un 4 numaradan pozisyon almasına Spoelstra’yı yakından takip etmiş olanların şaşırmaması gerek. Belki de asıl şaşırılması gereken nokta, LeBron’u 4 numarada daha verimli olabileceğine ikna etmesi oldu. Taktik dehasının yanına bir koçun olmazsa olmazı bir beceriye daha sahipti artık. Oyuncular her ne kadar büyük yıldızlar olurlarsa olsunlar onları ikna edebileğini göstermişti. Yolun sonu dört final, iki şampiyonluk ve daha sonraki yıllarda sırasını, hamle yapmayı bekleyen bir Miami Heat.

* * *

Erik Spoelstra ve Miami Heat, bu sezona Kendrick Nunn, Duncan Robinson gibi serbest oyuncu pazarında muhtemelen kimsenin yüzlerine dahi bakmayacağı oyuncularla başladı. Sezon ilerledikçe Heat’i takip edenlerin sayısı oldukça artmıştı. Heat, birçokları için ligin sempatik çocukları hâline gelmişti artık. Miami Heat organizasyonu ve aynı zamanda Miami Heat kültürü dediğimiz şey; draft’ta seçilmeyen, Michigan Üniversitesi’nde okuduğu dönemde gazeteci Mark Titus’a “Merhaba Mark! Ben Duncan Robinson. Michigan’da basketbol oynuyorum ve derslerimden biri, ilgilendiğim branşla ilgili ödev verdi. Yaptığınız işe hayranlık duyuyorum ve yazarlık için bilgi almak istiyorum.” diye mesaj atan bir oyuncudan NBA tarihinin en iyi şutör adayları arasına girmeye aday birini çıkardı.

Bir oyuncunun gelişiminde oyuncunun yetenek tavanı, isteği, arzusu kadar takımının onun için sağlayacağı ortam da oldukça mühim. Serbest atış çizgisinin etrafında pozisyon alan, gerektiğinde sırtı dönük oynayan, iyi perde yapıp şutörlere ve kanatlara alan açan, ikili sıkıştırma geldiğinde de Duncan Robinson’ı bulan Bam Adebayo da Miami Heat kültürünün bir parçası ve aynı zamanda 2012 LeBron’un 2020 modeli. Topu bir guard gibi getirebiliyor, orta mesafeden şut atabiliyor ve en önemlisi 2-3 alan savunmasında arka planda bir kaleci gibi bekleyebiliyor.

Chicago Bulls forması giydiği dönemde takımın gerekli çabayı göstermediğinden dem vuran ve bu serzenişlerini açıkça dile getiren Jimmy Butler ligde istenmeyen adam damgasını yemişti. Daha sonrasında aynı sorunu Minnesota’da da yaşamış, hatta daha ileri seviyeye giden şekilde ‘soyunma odası kanseri’ olarak adlandırılmaya başlamıştı. Kötü şöhretli bir antrenman maçı sonrası ilk önce Philadelphia’nın, daha sonra ise Miami Heat’in yolunu tutan Butler, doğru yerde olmak için fazlasıyla çabaladı ve karşılığını da almışa benziyor. NBA Finalleri’ne yükseldikleri maçtan sonra Spoelstra’nın Portland Üniversitesi’nde giydiği 30 numaralı formayla koçunun yanına giden ve ona sarılan biri artık Jimmy Butler. Ve bulunduğu yerden oldukça memnun olsa gerek.

Pat Riley, 1995 yılında takımdan hisse alarak geldiği Miami Heat’te ‘başka’ bir işe imza atmıştır. Yıllar içinde oynadıkları basketbol ne kadar değişirse değişsin tek bir şey asla değişmez. Parkeye adım attıklarında ortaya koydukları kolektif çaba. Birçok NBA takımı belli dönemlerde takım olabilmeyi başarmışsa da Miami Heat bunu hayli uzun bir döneme yaymayı başarmıştır. Pat Riley, 1990’lı yılların ortasında bir kültür inşasına girişti ve 2008’de anahtarları Erik Spoelstra’ya teslim etti. Buradan sonrası artık onun yoluydu. Bu kültürü koruyup bu duvara bir tuğla daha koyarken bakacağımız yegane nokta Miami Heat kültürünü modern basketbola, modern basketbolu ise bu kültüre entegre ederken göstereceği başarı.

***

Ünlü kolej efsanesi Dean Smith kazandığı ilk şampiyonluğun ardından gelen “Bu sonuç sizin büyük koçlar arasındaki yerinizi sağlama almanızı sağladı mı?” sorusuna “Üç saat önce olduğumdan daha iyi bir koç değilim.” yanıtını verir. Erik Spoelstra da büyük sahnenin sonunda ya kazanan ya da kaybeden taraftaki yerini alacak. Üç saat önce olduğu gibi bir koç olmaya ve sabah kalktığında bu sefer başka bir Dungeon’da çalışmaya kaldığı yerden devam edecek.

 

[1] Nerd: Aşırı entelektüel, takıntılı veya sosyal becerilerden yoksun görülen kişiler için kullanılan bir tanımdır.

Ayrıca, kelimenin telaffuzu ”nörd” şeklinde olsa da Türkçedeki kural gereğince yabancı özel adlar haricindeki yabancı kelimelere getirilen Türkçe ekler, o kelimenin telaffuzuna bakılmaksızın Türkçe okunuşuna göre yazılır. Yazıda da bu kurala riayet edilmiştir.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

LeBron v Kyrıe

Manute Bol: Basketbolun Uzun Adamı

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More