Mehmet Okur: Money Man

Acarspor kalesinden NBA parkelerine uzanan bir başarı öyküsü

O gün, Yalova’dan Bursa’ya doğru hareket eden otobüsün yolcularının her biri; bambaşka bir gaye, hedef veya uğraş için çıkmıştı yola. Her yolcunun istikameti aynı, ama hikayesi farklıydı. Dünyadaki tüm otobüsler gibi, bu otobüs de yolcularla beraber yeni kararları, başlangıçları, kötü ya da iyi haberleri, kavuşmaları, ayrılıkları yüklemişti içine. Adını sanını hayatımız boyunca duymayacağımız kahramanlarla dolu terminaldeki bir otobüs göründüğünden daha fazlasıdır. Dili olsa da anlatsa… Ama bu otobüsün içindeki kahramanlardan birinin hikayesi bilinmek için otobüsün diline ihtiyaç duymayacak, o hikaye özel alandan çıkacak, yolculardan birinin adı sanı duyulmak bir yana, Yalova-Bursa güzergahı sınırlarını geçecekti.

Otobüsümüzün yolcu koltuğunda babasıyla beraber oturanlardan birinin ismi; Mehmet Okur’du.

Yol boyunca ağlayan 13 yaşında bir çocuk… Otobüs ilerledikçe, her kilometre katedişte, Bursa’ya olan mesafe azaldıkça Mehmet Okur hayallerinden daha fazla uzaklaşıyordu sanki. O yaşında onun için mutlak doğruluğuna inandığı tek gerçek Acarspor kaleciliğine devam etmekti ve gelecekte futbol branşında, bu pozisyonda ilerlemek. Kendimizin ve sahip olduklarımızın farkına varamadığımız, yeteneklerimize bakamadığımız ve geleceği yanlış yorumladığımız bazı zamanlar vardır. Böyle zamanlar dışarıdan bir çift göze ihtiyaç duyarız. Mehmet Okur için o bir çift göz babası olmuştu. Babası, oğlunun fiziğinin basketbola uygun olduğunu görmemiş, onu basketbola yönlendirmek için bir adım atmamış ve onu Acarspor kalesinde izlemeye devam etmiş olsaydı bu yazı bambaşka bir öykünün konusu olabilirdi. Belki de böyle bir yazı hiç olmazdı.

Mehmet Okur’un Acarspor kalesinde başlayan kariyerinde dünya çapında bir kaleciliğe evrilip evrilemeyeceği bir bilinmez olarak kalsın, biz onun yaşanmış ve bilinen basketbol hikayesine bakalım.

Mehmet Okur’un yolculukta başlayan huzursuzluğu, Bursa’ya varınca hatta basketbolda ilk durağı Oyak Renault’un antrenmanlarına katılmaya başlayınca da ve o antrenmanları başarısız geçirince de devam etmişti. Basketbol zamanla adım adım kazanacaktı Mehmet Okur’un kalbini.  Hala aklı Acarspor’un kalesinde ve Yalova’da bıraktığı ailesindeydi, günleri hala ağlayarak geçiyordu. Ancak Mehmet Okur’un yolu basketbol sapağından bu saatten sonra çıkamazdı, nitekim zamanla bulunduğu ortamdan keyif almaya ardından, takımını sevmeye ve en nihayetinden oynadığı oyuna gülümsemeye başlamıştı. Mecburiyetten yapmak zorunda olduğu şeylere de bulunduğu noktaya da sempati duyuyordu yavaş yavaş. Aradan yıllar geçtikten sonra, jübilesinde bu zamanlarına gönderme yaparak basketbola olan hislerini şu sözlerle anlatacaktı: “Geç başladığım, ancak aradaki farkı kapatmak istercesine, büyük bir azim, kararlılık ve aşk ile çalıştığım dolu dolu yaşadığım basketbol kariyerime, bireysel ve takım olarak sayısız başarılar sığdırma gururunu yaşadım.”

Mehmet Okur’un, ilk durağı Oyak Renault’ta profesyonel olmasıyla beraber artık içinde gözyaşı yerine, azmin, kararlılığın ve aşkın olduğu, dolu dizgin sürecek basketbol serüveni 1997-1998 sezonunda resmen başlamıştı. Bir senesini geçireceği Oyak Renault’ta çok şey yaşanmış, çok fazla şey değişmişti Mehmet için. Artık o, diğer büyük kulüplerin de radarına aldığı 4 numara pozisyonunda başarılı ve yaptığı işi gerçekten seven bir profesyoneldi. Basketbol sevgisine paralel olarak gelişen öğrenme arzusu onu daha da başarılı kılıyordu elbet. Bu büyüyen çizelge, doğrusu diğer Bursa temsilcisi Tofaş’ın da gözünden kaçmamış ve Mehmet Okur, 2 senede 5 kupa kazanacağı Tofaş’a 1998 yılında transfer olmuştu.  Bir “power forward” dan beklenen her şeyden daha fazlasını Tofaş’ta sergilemek için hazırdı. Tüm bir basketbol kariyeri boyunca az zamanda çok büyük işler yaptığı gibi, Oyak’ta da az zamanda çok önemli şeyler öğrendiğini Tofaş’ta gösterme zamanı gelmişti. Ama yeni takımının geniş kadrosunda kendisine yer bulması da ayrı bir mücadeleyi gerektiriyordu. Şans bulduğu her fırsatta, güçlü fiziği ve ayırt edici oyun stiliyle daha ilk maçlardan parkeye imzasını atmıştı. Tipik uzun forvetlerin sahip olduğu meziyetlere artı olarak hem savunmaya yardım etmesi hem de en kritik anlarda attığı üçlükler ile oyun tarzını yavaş yavaş oluşturuyordu. Yeri geldiğinde pota altını savunması, yeri geldiğinde etkili bir şutör olması gibi farklı meziyetlerini gösterdiği bu oyun tarzı onun pivot olarak oynamasını sağlayacaktı.

Mehmet Okur tam da girdiği yolu giderek benimsemiş, hatta oyun anlayışını yavaş yavaş şekillendirecek kadar kendini bulmuş ve bu yolda sorunsuz sıkıntısız ilerlerken her şeyi tekrar sekteye uğratacak bir gelişme yaşanacaktı. Tofaş, 2000-2001 sezonuna girerken idari bir kararla profesyonel yarışmalardan çekilme kararı almıştı.[1] Kulübün aldığı bu karar Mehmet Okur için de yeni bir dönemeç anlamına geliyordu. Oyak’ta öğrendiği ve sevdiği, Tofaş’ta geliştirdiği ve kendi imzasını attığı basketbol ile yolculuğu 2001-2002 sezonunda o imzayı daha da tanınır kılması için Anadolu Efes’te devam edecekti.

mehmet okur #169015 - uludağ sözlük galeri
Mehmet Okur Efes Pilsen formasıyla

Tıpkı Acarspor’da kalecilik kariyerinin sona ermesindeki gibi Tofaşspor’un kapanması da kahramanımız için akıllara olumsuz senaryoları getirse de kader, tüm dünyanın Mehmet Okur’u izlemesi için ağlarını örmüştü.  Zira Mehmet Okur 2001 yılında (o dönemki adı) FIBA SuproLig’de Avrupa 3’üncülüğü elde eden Efes kadrosunun arasında yer alacaktı. Buna ek olarak 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda Hidayet Türkoğlu, Mirsad Türkcan, Orhun Ene ve Harun Erdenay gibi Türk basketbolunun efsane isimleriyle beraber tekrar dünya devleriyle mücadele edecekti.

2001, Mehmet Okur için Türkiye’nin dışında da basketbol evreninin olduğunu gösteren, ülke basketbolu ve sınırların ardındaki perdenin aralandığı bir yıl olmuştu: Bu yıl, NBA Seçmeleri’nde Detroit Pistons takımı tarafından 2. turda 38. sıradan seçilmişti. 2002 yılına geldiğimizde ise kahramanımız için artık uçsuz bucaksız ufukları görebildiği pencerelerin ardına kadar açılması gerekiyordu.

Milenyumun ilk yılları, Mehmet Okur’un zamanıydı. O pencereler açılmış, kaderin okları da yeni istikameti, Detroit Pistons olarak göstermiş ve Mehmet Okur, NBA’ye giden üçüncü Türk basketbolcu olarak tarihteki yerini almıştı.  Bambaşka bir kıta, bir ülke, bir kültür ve Türk basketbolundan apayrı bir basketbol mentalitesi… Koca bir gösteri dünyasının içine düşen Mehmet Okur, meşhur basketbol arenasına kendi yorumunu koyabilecek mi, o yorumu kabul edilecek mi, oraya uyum sağlayabilecek miydi? ”Amerikan Show Business”in bir parçası olarak kabul gören, yıldızların, coşkuyu her daim canlı tutacak hareketlerin mekanı ve inanılmaz şeylerin olduğu, (Where amazing things happen) NBA’de Mehmet Okur için Detroit o zamanın şartlarında en iyi durak olarak görünüyordu. Belki Detroit, 80’li yılların Bad Boys lakaplı, tüm lig tarafından antipatik ilan edilen Detroit olsaydı Mehmet Okur kendisine yakışır bir ekibin içinde olamayacaktı.  Ama Detroit’in 20 yıl önceki “serseri” halinden eser yoktu. Buna bonus olarak takım devasa boyutta yıldızların parladığı 2000’lerin NBA’sinde, minik minik yıldızların bulunduğu ve her birinin takım oyununa hemen hemen eşit katkıyı sunduğu bir oyun anlayışı ortaya koyuyordu ve Mehmet Okur’un bu kadroda kendine yer açması basketbolun estetiğini tamamlayacak bir gelişmeydi.  Tam anlamıyla doğru yer, doğru zaman ideal denklemin oluşmasıyla beraber kitlelerce izlenen bir Türk hafızalarda kalacaktı.  “Doğru yer doğru zaman” denklemi, sadece basketbol yolculuğunda değil, oyun akışında da tam da olması gerektiği yerde pozisyon alması, gerektiği anda hamle yapması gibi yetenekleriyle de oluşmuştu.

Yolculuğun geri kalanında “Memo”, “Money Man” lakapları ve ‘ilk’lerin, ‘tek’lerin unvanları konuşulacaktı.  Ancak birinci sezon, Mehmet Okur’un kendini kanıtlama yılıydı. Bir yıl boyunca acımasız rekabet koşulları içinde ayakta kalma savaşı veren Memo güçlü kalmayı ve ilk sezondan alnının akıyla çıkmayı başarmıştı. Türkiye’de ilk tohumlarını ektiği kendine özgü 4 numara oyun anlayışını terk etmemiş aksine o tohumu büyütmeye çalışmıştı.  Her şeyden önce kenardan gelip oyuna direkt etki etmesi, hem savunmada (özellikle ribaundlarda rakipleri için dev bir kabusa dönüşmesi) hem hücumda sorumluk alması koçun aklını çelecek cinstendi. Nitekim Rick Carlislie, Mehmet Okur’un oyun zekasına ve yaratıcılığına kayıtsız kalamamış ve rotasyon yapmaya mecbur hale gelmişti.

Detroit yeni sezona, yeni koçla başlıyordu. Larry Brown ile sözleşme imzalayan takımda yeni hoca Mehmet Okur için artık daha zorlu bir periyot anlamına geliyordu. Zira yeni koç, oyuncunun gelişim çizgisine rağmen, forma verme konusunda oldukça cimriydi. Yine de Mehmet Okur süre aldığı dakikalarda akıllarda kalmayı başarmış ve ikinci sezon daha fazla göz önünde olmuştu.  “Daha” olan bir diğer madde ise oyuncunun artık daha fazla skor üretmesiydi.  Bu sezon takımın en öne çıkan isimlerinden, Amerika basınının en çok konuştuklarından ve taraftarın bağrına bastığı oyuncularından biriydi. SKOR on Twitter: "2004 yılında Mehmet Okur, takımı Detroit Pistons ...Amerika’daki ilk takımında ikinci sezonunda, tüm yeteneklerinin üzerine hep bir “daha”, bir artı koyarak, kondisyonunu sürekli geliştirerek gidiyordu.  Skor yüzdesini yükselttiği gibi takımının asist yükünü de sırtlanan oyunculardan biri yine Memo’ydu. Taraftar da Memo’yu daha fazla izlemek istiyor ancak Larry Brown, inatla oyuncunun daha fazla süre almasına ikna olamıyordu. Yine de sezon sonunda takımı, mutlu sona ulaşırken hem NBA’de şampiyonluk başarısı elde eden ilk Türk olmuş, hem de özellikle Los Angeles ile oynanan final maçındaki kritik isabetleriyle şampiyonlukta emeği en çok geçen oyuncular arasında bulunmuştu.

2004 yıl, Memo için uzun soluklu kulüp deneyiminin başlangıç düdüğünü çalmıştı. Detroit Pistons macerası, takıma Rasheed Wallace’in gelmesiyle sona ererken Mehmet Okur’un yeni adresi Utah olmuştu ve sanki Detroit’te koç Larry ile geçirdiği günlerin devamı niteliğinde bir sezon başlangıcı ona “merhaba” demişti. Yine formda, yine performans çizgisinin doruklarında ama yine benchteydi.

Yalova’da Bursa’ya doğru yola çıkan o çocuk ise hala içerisinde bir yerlerde saklıydı, ve süregelen büyük yolculuklarda eşlik ediyordu Mehmet Okur’a. NBA içinde sakladığı o çocuk için de Memo için de bir kurtlar sofrasıydı belki de. Forma savaşlarının tam da Amerika’nın bilinen o vahşi tabiatına uygun yaşandığı; şovun her parçasını yarışın, yarışın her parçasını şovun oluşturduğu o yerde Memo, her süre alışında, parkede basketboluyla konuşuyordu…  Üstelik artık yeni takımında pivot pozisyonunda görev alıyordu. Mehmet Okur için işler daha fazla zorlaşmış ama onun yine benchten gelip takımını ipten aldığı maçları NBA tarihi yazmıştı. O artık durdurulmaz bir şutördü ve her oyunda, her saniyenin hakkını verdiğini gösterdikçe layık olduğu ilk beşten başladığı maçların kapısı ona ikinci sezon tamamen açılmıştı. Geriye kalan sezonlar Kirilenko ve Boozer ile takımın vazgeçilmez oyuncuları arasında olmayı başarmıştı. Tüm basketbol otoritelerine oyun zekasını kanıtlamış, tecrübe kazandıkça özgüveni de artmıştı.  Amerika basketbolunun en büyükleri arasında yer aldığının tescillenmesi ise 2006-2007 sezonu arasında All Star Turnuvasına seçilmesiyle gerçekleşmiş, Mehmet Okur, 14 dakika 43 saniye sahada kaldığı maçta  2\2 saha içi isabetiyle oynamış ve Memo, All Star unvanını elde eden ilk Türk oyuncu olarak tarihe geçmişti. O artık çok değerli bir oyuncu anlamında kullanılan “Money Man”di.

2011 yılına kadar forma giydiği Utah Jazz’da, neredeyse her maç yapmayı alışkanlık edindiği double double’larıyla ve müthiş bir şut yüzdesiyle potada iz bırakarak devleştiği unutulmaz maçların sayısı çok fazlaydı. Ancak 2008-2009 Sezonu, Indiana Pacers karşılaşmasındaki performansı en hatırlanası ve en özel olanıydı. Memo o maçta adeta bir şut makinesine dönmüştü ve 43 sayı atarak kariyer rekoru kırmıştı.

Mehmet Okur, tecrübesi ve enerjisini harmanlamış, bunların toplamıyla üst düzey maçlar çıkarmış, kariyerinin zirvesine oturmuştu. Yolculuğun zirveden inme kısmı ise trajikti. Uzun süren sakatlığı onu basketbolda bir hayli alıkoymuş, tam kurtuldum demişken ağrıları tekrar nüksetmişti. Aslında uzun yıllar oynama potansiyeli olan bir oyuncu olmasına karşın bir türlü yakasını bırakmayan sakatlık illeti yüzünden basketbol kariyerini noktalamak zorunda kalmıştı. New Jersey ve Portland kısa duraklarının ardından 8 Kasım 2012’de basketbolu bıraktığını açıklamış, ama basketboldan uzak kalamayacağını bildiği için bu oyunun içinde koç olarak kalmaya karar verdi ve tam dört yıl sonra Phoenix’te, oyuncu geliştirme koçu olarak bir yıl çalışmıştı.

Mehmet Okur: Yalova-Bursa hattı otobüs biletinde yazan bir isim ve soy isim. O bilete yaşlı gözlerle bakan Mehmet bu ismin, sesleri tüm dünyaya ulaşan kaç spikerin ağzından çıkacağını ve bir saatlik  Yalova-Bursa yolunun başka bir kıtaya uzayacağını tahmin edebilir miydi? O sıralar aklının kenarından bile geçirmediği doludizgin ilerleyeceği serüveninde pek çok durak görmüş, bazen zor zamanlar geçirmiş, tökezlemiş, düşmüş, tekrar ayağa kalkmış, çok çalışmıştı. Yolculuğun sonunda geriye dönüp baktığında ise her adımında olgunlaştırdığı yolunun taşlarını, emeğini, unvanlarını, nice zaferlerini görüyordu ve ardından içinde saklamaya devam ettiği 13 yaşındaki Mehmet’e bakıp gülümsüyordu.

 

1- Tofaşspor Dergi, 2015 Kasım, sf. 6-7


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Shaquille O’Neal: Dominant

Alain Prost: Tek Başına

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More