LeBron v Kyrıe

Koronavirüs süreci, ligin askıya alınması, Adam Silver’ın Orlando’daki planları ve Kyrie Irving’in başını çektiği oyuncu grubunun oynamak istememesi konuyu bu noktaya getirdi. “LeBron ve Kyrie” veya “LeBron vs. Kyrie”…

Koronavirüs pandemisinin tüm dünyayı etkisi altına alması birçok alanı etkiledi. Spor ise bu alanların belki de en başında gelenlerden. On binlerce insanın enfekte olduğu, binlercesinin ise yaşamını yitirdiği bir durumda elbette ligler de askıya alınacak ve tedbir amaçlı bir süreliğine durdurulacaktı. Ancak, liglerin durdurulduğu senaryoda bile yöneticilerin aklında tek bir soru vardı: “Ne zaman devam edeceğiz?” Bundesliga’nın öncülük ettiği yoldan, La Liga ve daha sonrasında Premier Lig geçti. Buna mecburdular çünkü yarattıkları ekonominin bırakın üç ayı, üç gün durma lüksü bile yoktu. Yaratılan ekonomi çarkın sürekli dönmesine bağlıydı ve bu çark zannedildiğinden çok daha büyüktü. Sporcusundan salon çalışanına, takım doktorundan antrenörüne, hakemlerinden bilet kesen görevlisine kadar herkes bu çarkın içindeki yerini çoktan almıştı.

Dünyayı etkisi altına alan olay sadece pandemiyle sınırlı kalsa da ABD’nin Minneapolis kentinde George Floyd’un beyaz bir polis memuru tarafından vahşice öldürülmesi Birleşik Devletler’in tamamını etkisi altına almıştı. Bu süreçte birçok eyalette polis şiddeti ve sistematik ırkçılık protesto edildi. ABD,  hem Covid-19’la hem de yıllardır içlerinde besledikleri ve bir türlü dışarı atamadıkları virüsle aynı anda baş etmek zorunda kaldı. ‘Black Lives Matter’ pankartları, beyaz üstünlüğü düşüncesi köklerine kadar işlemiş bir toplum yapısında seslerini çıkarmak isteyen kimilerinin sokakları ve dükkanları yağmalaması, başkan Trump’ın göstericiler hakkındaki sıra dışı açıklamaları… Yeni kıta bunların hepsini çok kısa bir süre içinde deneyimlemek zorunda kaldı.

Salgının merkez üssü haline gelen ve enfekte hasta sayısının milyonla ifade edilmeye başlandığı bir dönemde NBA, ligin geri dönüşü için 31 Temmuz’u belirledi ve programını aktardı. Daha sonrasında, oyuncular birliğinin de onaylamasıyla tarih kesinleşmişti. Bir hafta sonrasında ise Kyrie Irving’in başını çektiği bir grup oyuncunun ligin geri dönüşü için pek de istekli olmadığı haberleri sızmaya başladı. Oyuncularla yaptığı görüşmede “Orlando’ya gitmeyi savunmuyorum. Sistematik ırkçılığın ve bu saçmalığın yanında değilim.” sözleriyle ne kadar kararlı olduğunu ortaya koymuştu bile Kyrie. Bunlar görüşme esnasında söylenmiş alelade sözler değildi. Kamuoyuna aktarılsın diye söyleniyordu. Kyrie’nin yaklaşık 80 oyuncuyla yaptığı görüşmeden sonra, Patrick Beverley twitter üzerinden LeBron’a taş atan isimdi: “İsteyen istediğini söyleyebilir. LeBron James oynuyoruz derse, oynarız. Bu kişisel bir mesele değil, bu bir iş.” Ve en sonuna eklediği #StayWoke* hashtag’i Beverley’nin niyetini açıkça ortaya koyuyordu. Birçok basketbolcu, Birleşik Devletler’de hız kazanmış olan ırkçılık karşıtı protestolar çözüme kavuşmadan basketbol oynamayı doğru bulmuyordu. Onlara göre, basketbol haberleri protestoların önüne geçecek ve eşitlik arayışları arka plana itilecekti. Diğer yanda ise Los Angeles Lakers uzun bir aradan sonra tekrardan şampiyonluğun en güçlü adayı olarak girdiği sezonu tamamlamak için can atıyordu. Elbette can atanların başında gelen isim LeBron James’in kendisiydi. İki ismin aynı tarafta ve farklı cephelerde yer alması her zaman için bir yazının ana öznesi olmaya aday konumda.

*  * 

Takımda geçirdiği dört sezonda arka arkaya dört kez NBA Finalleri’nin bir tarafı olmak ve bu finallerden ikisini kazanarak parmaklarına iki yüzüğü geçirmek. LeBron James, birçok basketbolcunun kariyerinin bitiminde böyle bir özgeçmişe sahip olmayı hayal edeceği bir CV’yi dört yıllık Miami macerasında deneyimlemişti bile. San Antonio Spurs’e beş maç sonunda kaybedilen final serisi sonrasında LeBron, Miami’deki misyonunu tamamladığını düşünüyordu. Miami Heat’e gidişini ESPN’de yaklaşık 10 milyon seyircinin izlediği bir programda(The Decision) açıklamış ve işi şova dönüştürmüştü. Bu programdan elde edilecek gelirin ‘Boys&Girls of America’ isimli bir derneğe aktarılacağı ve hayır işleri için kullanılacağı açıklansa da LeBron’un repütasyonu bu durumdan oldukça zarar görmüştü.

Miami Heat’te geçirdiği dört yılın sonunda karşımızda daha farklı bir LeBron vardı. Gelişen detaylar sadece oyunuyla sınırlı değildi. Saha görüşü bir yana hayata bakış açısı da değişmişti. 2014 yazında Sports Illustrated’in başarılı isimlerinden Lee Jenkins’e bir makale yazdıracaktı, yazının ana mottosu son derece minimalistti: “Eve dönüyorum” Makalenin içeriğindeki “Tekrar yapmak zorunda kalsaydım yine yapardım, ancak daha farklı bir şekilde.” cümlesi LeBron’un nasıl bir farkındalık süzgecinden geçtiğini de ortaya koyuyordu.

2003 Draftı’nda ‘şehrin evladı’ olarak geldiği Cleveland’da uzun yıllar kalmış ancak en büyük başarısı 2007 finallerinde Spurs’e 4-0 mağlup olup ‘lanetli şehir Cleveland’ mitini güçlendirmek olmuştu. Miami Heat’te geçirdiği yıllar onu olgunlaştırmış ve tıpkı San Antonio Spurs’e karşı oynadıkları 2013 finalleri sonrasında Doris Burke’e verdiği maç sonu röportajında kendini ‘Akron’dan çıkan bir çocuk’ olarak tanımlamıştı. 2014 Temmuz’u , Akron’dan çıkan çocuğun eve dönüş vaktini gösteriyordu.

Her ne kadar eve dönüş kalıbı efsaneleşmiş ve LeBron’un imajını düzeltmişse de eve dönüş kararı duygusal olduğu kadar mantıklıydı da. Dört sene üst üste haziran ayında yedi maçlık bir seriye başlamayı alışkanlık haline getirmiş bir oyuncunun Cleveland’a adımını atması öyle kolay alınacak bir karar değildi. Cleveland, LeBron’un ayrılığından sonra mütemadiyen kendisini ligin alt sıralarında bulmuş ve Kyrie Irving gibi bir yıldızı kadrosuna katmıştı. Çaylak kontratının neredeyse sonuna gelen Kyrie’yle yeni bir kontrat imzalamıştı Cavs yönetimi. O yaz döneminde, ligin tartışmasız en büyük yıldızının ve son yılların topla en iyi oynayabilen ve potaya en rahat gidebilen isimlerinden birinin yanına Kevin Love eklemesi yapılacaktı. Cleveland yönetimi; Kyrie Irving, LeBron James ve Kevin Love’la, son yıllarda âdet olunduğu üzere kendi ‘Büyük Üçlü’sünü yaratıyordu.

Kendisinden daha büyük ve söz sahibi bir karakter tarafından yönetilmesi gereken Kyrie, LeBron’un takıma katılmasıyla daha rafine bir oyun anlayışına kavuşmuştu. Topla potaya gerektiğinde gidiyor, gerektiğinde şut kullanıyor ve gerektiğinde ayağını gazdan çekip ipleri tamamen LeBron’a teslim ediyordu. Sahada olmayı başardığı her sezon ve her maçta oyun görüşü konusunda üstüne koyarak giden LeBron James, kariyerinin o döneme kadarki en olgun dönemlerinden birini geçiriyordu. Oyuna olan hakimiyeti giderek artmış ve sahaya hükmeden konumunu iyice kuvvetlendirmişti. Minnesota’da geçirdiği son sezonda kariyerinin en yüksek istatistiklerini yakalayan ve LeBron’un yaz döneminde basketbol zekasını sık sık övdüğü Love, Büyük Üçlü’nün üçüncü ayağını oluşturuyordu.

Kevin Love, LeBron James ve Kyrie Irving

Son dört sezonda normal sezonu %50’nin aşağısında galibiyet oranlarıyla tamamlayan Cavs, 2014-15 sezonunu 53-29’la ikinci sırada bitirmişti. Boston Celtics, Chicago Bulls ve ardından sezonu doğu birincisi olarak tamamlayan Atlanta Hawks’ı geçme başarısı göstermişlerdi. Maç kağıdına baktığınızda play-off’lar Cleveland adına oldukça iyi gidiyordu. Boston’ı ve hatta doğu birincisi Atlanta’yı maç kaybetmeden geçmişti Cavs.

Ancak ‘Büyük Üçlü’ artık üçlü değildi. TD Garden’da oynanan serinin dördüncü maçında boştaki bir topun peşinde olan Kevin Love, Kelly Olynyk tarafından açıkça ve kasti bir şekilde faule maruz kalmıştı. Daha sonrasında, sol omzunu tutarak soyunma odasının yolunu tutan Love için sezonun geri kalan kısmı diye bir kavram olmayacaktı.

O sezon, sakatlanacak ve sezonun geri kalan kısmını kaçıracak tek isim Kevin Love değildi. Finallerin ilk maçında LeBron’un perdesini kullanarak içeri hareketlenen Kyrie’nin dizleri uzatmalara giden bu yoğun tempodaki maçı kaldıramamıştı. Sezonun geri kalan kısmı diye bir kavramı unutmak zorunda kalan diğer isim ise Kyrie Irving oldu.

Kyrie’nin sakatlığıyla ilk maçı kaybeden Cleveland, seride 2-1 üstünlüğü yakalasa da bunu koruyamadı ve ‘Büyük Üçlü’nün ilk senesi henüz üçlü final sahnesinde beraber olamamışken kapanmıştı. 35.8 sayı, 13.6 ribaund, 8.8 asist ortalamalarıyla şampiyonvari bir oyun sergileyen LeBron üçüncü yüzüğü için bir süre daha beklemek zorundaydı.

*  *  *

2016, son yıllarda adet olunduğu üzere doğunun zayıflığının en çok hissedildiği sezonlardan biri olmuştu. Cleveland, Golden State’e karşı aldığı 34 sayılık mağlubiyetten de o maçtan yalnız dört gün sonra koç David Blatt’ın kovulmasından da pek etkilenmemişti. Sezonu 57-25’lik dereceyle ilk sırada bitiren Cleveland, play-off’larda Detroit ve Atlanta serilerini olabilecek en kısa sürede bitirmiş, final yolunda ise tarihinde ilk defa finale çıkmak isteyen Toronto Raptors’ı evine yollamıştı.

Yıllarca profesyonel spor anlamında ‘lanetli şehir’ damgasını yemek zorunda kalan Cleveland için bu laneti kırmak pek de kolay olmayacaktı. Karşılarında NBA tarihinin bir sezonda en çok maç kazanan takımı vardı. 73 galibiyetle geçirdikleri sezonda mutlak favori konumundaydı Warriors. Nitekim kendilerine korkutucu bir lakap bile takılmıştı: Ölüm Beşi! Zayıf Doğu Konferası’nda zorlanmadan finale yürüyen Cleveland için artık yolun sonunun geldiği düşünülüyordu. Final zamanı gelip çattığında her zaman yapılan çok basit fakat mantıklı bir argümana dayanarak birçokları Cleveland’ın Warriors’tan dört maç çalamayacağı görüşündeydi. Nitekim 2016 Haziran’ının ilk günleri de bu sözleri doğrular nitelikte maçlara sahne olmuştu.

Serinin 3-1’e doğru gittiğinin anlaşıldığı, Türkiye’de maçı izleyenlerin yavaştan tekrardan yataklarına dönmek ve uykularını tamamlamak için az bir süreyi değerlendirmek istediği dakikalarda LeBron ile Draymond Green bir kavgaya tutuşmuşlardı. Draymond Green’in LeBron’un kasık bölgesine attığı yumruk ve rakibine maç esnasında kullandığı “bitch” küfrünün bedeli bir maçlık cezaydı. Green’in aldığı bir maçlık cezanın bir ehemmiyeti yoktu. NBA tarihinin bir sezonda en çok galibiyete ulaşan takımı elbette ki üst üste ikinci şampiyonluğuna gidiyordu.

LeBron ve Kyrie ikilisi daha önce hiçbir ikilinin gösteremediği bir performansla geri dönüşün ilk adımını atıyordu. Beşinci maçta ürettikleri 41’er sayıyla finaller tarihine geçtiler. Draymond Green olanları kenardan izlemek zorunda kalmıştı. Neyse ki kaçırdığı bir şey yoktu. Üç gün sonra, LeBron bu kez Cleveland’daki maçta 41 sayıyla oynayacak; Green ise bu performansa parkede tanıklık edecekti.

Kariyerinin ilk döneminde etrafına kurulan kadroların yetersizliği sebebiyle de maç içindeki birçok pozisyonu forse etmek zorunda kalan LeBron, ikinci Cleveland döneminde bu dertten muzdarip değildi. Finaller yedinci maçında, Miami Heat döneminde de alışkanlık haline getirdiği üzere, kendi takımının Draymond Green’i olmayı başarmıştı. Parkede ise ihtiyaç duyduğu anlarda kendi Curry’sini bulabilmenin rahatlığıyla hareket ediyordu.

Son üç buçuk dakikalık bölüme sezon öncesi idmanları, 82 maçlık yoğun lig temposunun yarattığı zorlu anlar, sakatlıklar, hayaller ve hayal kırıklıkları birikmişti. Ve yalnızca dört sayı… Son anlarına 89-89 eşitlikle girilen maçta ilk önce LeBron’un bloğuna şahitlik ediyorduk, daha sonrasında ise bitime 53 saniye kala Kyrie’nin sağ forvetten yolladığı üçlüğe. Geçen yıl sakatlığı sebebiyle ilk maçtan sonrasını oynamayan Kyrie ilk şampiyonluğu için atmıştı bu üçlüğü.

*  *  * 

Her şey toz pembe değildi. Parkeye öyle yansıyordu belki ama Kyrie’nin hissetikleri ve düşündükleri, seyircinin düşündüklerinden -her zaman olduğu gibi- farklıydı. 2017’de Durant’li Warriors’a kaybeden Cleveland’da yazın sıradışı bir gelişme yaşandı. Yıldız oyuncu takasını istiyordu.

2014 yazında sözleşmesini yenileyen, Cleveland’ın yüzü olmayı bekleyen yıldız oyuncu iki hafta sonra ipleri dünyanın en komple oyuncusuna bırakmak zorunda kalmıştı. Üstelik bu oyuncu ‘Akron’dan çıkan bir çocuk’tu. Geride bıraktıkları üç sezonda haziran ayına abone olmuşlar ve evlerine parmaklarına birer yüzük takarak dönmüşlerdi. Ancak, yolunda gitmeyen bir şeyler vardı.

Yardımcı oyuncu rolünden sıkılan ve artık LeBron’un gölgesi altında olmak istemeyen Kyrie, ‘Nereye gidecek?’ sorularının sıklıkla sorulduğu bir yaz döneminin baş aktörüydü. İstediği şey öncelikli olarak şampiyonluk kazanmak değildi belki de, spot ışıklarının altında olmayı tercih ediyordu. Nitekim, yaz döneminde gitmek istediği takımlardan birinin son yılların en sorunlu camiası olan Knicks olması onun bu spot ışıklarını ne ölçüde önemsediğinin bir göstergesiydi. Yoksa takımın ana rotasyonunun vazgeçilmez oyuncusu olan Kyrie neden Cleveland’ı bırakmak istesin ki?

Kyrie Irving ve LeBron James

Hayata olan bakış açısı da tıpkı oyuna olan bakış açısı gibi ilginç, bazılarına göre ise direkt olarak absürttü. Boston’daki yeni takım arkadaşı Marcus Smart onun oyununu daha ilk sezondan “Bazen topla potaya gittiğinde olması gerekenden daha zorlu bir biçimde bitiriyor. Bu onun kendini ifade etme şekli.” diyerek özetlemişti. Hayatı ise tıpkı 2017 yazı gibiydi. Birçok NBA oyuncusunun ‘herkes yüzük kazanmak için takım değiştiriyor’ denilerek eleştirildiği bir ortamda kitabın ortasından okumaya başlamışçasına Boston’ın yolunu tutmuş ve kendi takımının lideri olmak istemişti. Belki de bu karar, LeBron James’in 2010’da ‘sporcular kendi kaderlerini kendileri belirlemeli’ şiarının Kyrie-vari bir tezahürüydü.

*  *  *

Kyrie Irving, Boston’da geçirdiği iki sezonun ardından New York’un diğer yakasını mesken tutmuş, bu kez yanına yakın arkadaşı Kevin Durant’i de almıştı. Durant’in devam eden sakatlığı sebebiyle şimdilik Brooklyn’de sular durgun gözüküyor. Sezonun Orlando’da devam etmesi tasarlanan kısmında oynamak istemediğini açıkça ifade etti bile.

Sosyal adalet ve sistematik ırkçılık konusunda LeBron’un tavrını ve durduğu yeri bilmeyenimiz yok fakat ligin oynanıp oynanmaması ve George Floyd’un katledilmesinin kesiştiği noktada henüz bir açıklama yapmaması da hâlâ gerçekliğini koruyor. Kariyerinin son demlerini yaşayan ve Jordan’ın hayaletinin peşinde olan LeBron için şu an sezonun iptali pek gündemde değil gibi gözüküyor.

Ligdeki pozitif vaka artışları herkesin malumu. Önümüzdeki günler bize “LeBron ve Kyrie” başlığını mı yoksa “LeBron vs. Kyrie” başlığını mı attırır, onu virüsün kendisi gösterecek.

 

*Woke: Afro-Amerikalılar tarafından sosyal ve ırksal adaletle ilgili konularda kullanılan bir terim. Gözünüz açık olsun manasına geliyor.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Karanlık Onu Alt Edemedi

George Floyd İçin: Hepiniz Bizi Duyuyorsunuz Ama Dinlemiyorsunuz

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More