Golden State Warriors

Hanedanlığın Hikayesi: Giriş, Gelişme ve Sonuç

Golden State Warriors, Houston Rockets karşısında kendi evinde 100-107 mağlup olmuştu. Henüz sezonun başında göreve gelen genç koç P.J Carlesimo için pek de parlak bir senaryo değildi bu, keza o maçla birlikte Warriors 1-13’lük derecesiyle ligin dibine demir atmıştı. Maçtan sonraki 3 günlük arayı takımı toparlamak ve daha iyi bir yola koymak için bir fırsat olarak gören Carlesimo beklenmedik bir olayla karşılaşacaktı. 1 Aralık’taki antrenman esnasında Carlesimo, Latrell Sprewell’e daha canlı olması konusunda uyarmıştı. Sprewell ise genç koça adeta ‘havamda değilim, bana bulaşma’ demişti. Carlesimo biraz olsun yaklaşıp konuşmak isteyince Sprewell, hışımla koçunun arkasına geçmiş boğazına adeta kancayı takmıştı. Yaklaşık 10 saniye boyunca koçunun boğazını sıkmıştı Sprewell. Takım arkadaşları ve asistan koçların araya girmesiyle ortalık yatışmış gibi gözüküyordu. Sprewell duş almaya gitti, üstünü başını değiştirdi ve maalesef geri döndü. Döndüğünde ise ilk hareketi Carlesimo’nun yüzüne bir yumruk patlatmak oldu.

Latrell Sprewell ve P.J Carlesimo

İlk olarak, Warriors yönetimi 10 maçlık bir ceza verdi Sprewell’e. Daha sonrasında kontratının tamamı iptal edildi. En sonunda ise NBA yönetimi meşhur balyozlarından birini indirdi ve Latrell Sprewell sezon sonuna kadar hiçbir maçta forma giyemedi. Warriors o sezonu 19-63’lük derecesiyle Batı’da 12. sırada bitirdi. Bu olay o zamanlar Warriors franchise’ını özetleyen bir olaydı. 2000’li yıllarda Warriors yalnızca bir kez play-off sahnesinde boy gösterdi, 2007’de NBA birincisi Dallas’ı eleseler de yolculukları o kadar da uzun soluklu olmadı. Nasıl Roma bir günde inşa edilmediyse, 2010’lu yıllara damga vuran Warriors hanedanlığı da bir günde inşa edilmedi.

İlk adım

2010 yazında Joe Lacob – Peter Guber ortaklığının Warriors’ı 450 milyon dolar karşılığında satın alması Warriors organizasyonun kaderini tamamen değiştirdi. Önce Jerry West hamlesi geldi, ardından da Bob Myers genel menajer koltuğuna oturdu. Klay Thompson, Draymond Green ve Harrison Barnes gibi isimleri draft ettiler. Daha sonrasında ise çarkın dönmesini beklediler.

2014 sezonunu 51-31’lik derecesiyle 6. sırada bitiren Warriors, play-off’ta Clippers duvarına çarptı. Fatura ise çaylak koç Mark Jackson’a kesildi. Yeni adres ise yine bir çaylak koç olan Steve Kerr olacaktı. Steve Kerr oyunculuk yıllarında hem Phil Jackson’ı görmüş hem de Gregg Popovich deneyimini tatmıştı. 2000’li yılların büyük bölümünü ise Phoenix Suns’ın yönetici katında geçirmişti, kısacası Mike D’Antoni’nin ‘7 saniye veya daha az’ basketboluna yakından tanık olmuştu. Belki de gözlemleyebileceği en büyük deneyimleri yaşamış, NBA tarihinin gördüğü en şaşaalı koçların yanında bulunmuş ve adeta kendini hazırlamıştı. Ancak bu gözlemlerin ve deneyimlerin hiçbiri Steve Kerr’ün çaylak bir koç olduğu gerçeğini değiştiremezdi.

Warriors sezona inanılmaz bir giriş yaptı. Sezonun yarısına gelindiğinde 35-6’lık dereceyle Batı’nın zirvesindeydi. Sezonun ilerleyen kısmında ilk önce play-off’u garantilediler, daha sonrasında ise Dallas karşısında aldıkları galibiyetle saha avantajını ceplerine koydular. Play-off’a gelindiğinde karşısına çıkanı ezip geçecek bir imaj çizen Warriors ilk turda Pelicans’ı süpürdü, ardından da Memphis engelini aştı. Daha öncesinde konferans finali tecrübesini tatmamış Warriors’un çekirdek kadrosu ve Steve Kerr, gayet kendinden emin bir şekilde James Harden’ın çılgınlar gibi oynadığı ve 45 sayıyla tamamladığı maç haricinde bütün maçları kazanarak finalde Lebron James’in Cavs’ının karşısına çıktı.

Normal sezonda ve finallere kadar olan bölümde Steph söz sahibi olmuş, bir yandan da normal sezon MVP’si ödülünü de cebine koymuştu. Üçüncü maç sona erdiğinde Cleveland seride 2-1 önde olan taraftı. Lebron James ilk üç maç itibarıyla 41 sayı ortalama tuttutmuş, finaller tarihinin en unutulmaz performanslarından birini şampiyonlukla süsleme niyetindeydi. Ancak Kevin Love ve Kyrie Irving’den yoksun Cavs çözüm üretmek konusunda başarılı olamadı. Andre Igoudala o sezon ne normal sezon da ne de play-off’ta ilk 5’te yer almıştı. Ancak dördüncü maçla birlikte işler değişti. Lebron James’in savunmasına geçmesi, hücumda adeta bir tutkal rolünü üstlenmesi ve akıcılığı sağlayan mutlak parçalardan biri olması onu Final MVP’si ödülüne kadar götürdü. Golden State’i en iyi yansıtan etkenlerden biri de buydu. Akıcı bir şekilde hücum eden ve topu doğru şekilde paylaşan Warriors finallerde kendi yıldızını inşa edecekti: Andre Igoudala.

Paylaşımcı ve içgüdüsel oyun, onları sahada hep birbirlerini besleyen bir yapıya kavuşturmuştu. İnşa ettikleri ve şampiyonlukla rüşdünü ispat ettikleri bu ‘yeni’ oyun daha sonraki yıllarda daha kalıcı ve istikrarlı bir yapıya bürünmelerini sağladı.

Tarihin en iyisi mi?

Kas hafızası son on yılda spor içerikli ürünlere baktığımızda karşımıza en çok çıkan tıbbi terimlerden biri. Basit tabirle; fazla tekrar, istikrarlı çalışma ve mutlak sonuç anlamına geliyor. Kas hafızasıyla birlikte en çok anılan takım ise Golden State Warriors. Curry’nin yarı sahayı hızlı geçişi, topu elinden en yukarı seviyedeyken değil de yükselme esnasındayken bir anda çıkarması, Andre Iguodala’nın birden çok pozisyonu savunabilecek durumda olması, Draymond Green’in oyunun belki de en kilit noktasında pasör rolünü üstlenmesi ve elbette Klay Thompson’ın adeta bir makine işlevi gören yay gerisinden yolladığı şutlar.

Golden State Warriors, 2016’da normal sezonu 73 galibiyetle bitirdi. Steve Kerr’in ekibi sadece o sezon  için NBA’in zirvesine çıkmamış, aynı zamanda ‘gelmiş geçmiş en iyi takım mı?’ tartışmalarının odağına oturmuştu. 2016 NBA Finalleri’ne giden yolda kendileri dışında ligin en iyi 5 ekibi olan San Antonio Spurs, Los Angeles Clippers, Oklahoma City Thunder, Toronto Raptors ve Cleveland Cavailers’la karşılaştıkları 15 maçta tam 14 galibiyet aldılar. Sene sonunda Stephen Curry 131 oyun tamamını alarak üst üste ikinci kez normal sezon MVP’si oldu. İnce ince işledikleri, iki günde bir parkeye yansıttıkları oyun için artık play-off vaktiydi. Önce Houston Rockets engelini kolay aştılar, ardından komşuları Portland’ı denize döktüler. Russell Westbrook, Serge Ibaka ve Kevin Durant’in başını çektiği Oklahoma her ne kadar seriyi yedinci maça götürme başarısı gösterse de yolun sonunda gülen yine Warriors olmuştu.

10 Haziran akşamı salonlarını dolduran binlerce Cavs taraftarı 73 galibiyetli, ‘NBA tarihinin en iyi takımı mı?’ sorularını sorduran o akıcı takımın 108-97 galip gelişini seyretmek zorunda kaldı. Maç sonunda hemen hepsinin yüzüne bir burukluk hakimdi, haklılardı da. Çünkü NBA finalleri tarihinde hiçbir takım 3-1’den geri dönmeyi başaramamıştı. Warriors 3-1’le evine dönerken NBA’in gündem maddesi, Draymond Green’in aldığı bir maçlık ceza ve olası şampiyonluk kutlamalarında sahaya hemen girmek ve o coşkudan uzak kalmamak isteyen Green’in maçı saha içi koltuklardan birinde izlemesine izin verilip verilmeyeceğiydi. Ancak işler hiç de öyle beklenildiği gibi gitmedi. Green’in hem hücumda hem de savunmada oynadığı kritik rolü acı bir şekilde deneyimledi Warriors. Daha sonrasında ise işler sarpa sarmaya devam etti. Holywood’da çekilse ‘amma abartmışlar ya!’ tepkilerinin verileceği bir final serisinde kazanan lanetli şehir Cleveland oldu. Geriye ise tarihe bir not değil, fotoğraf karesi kaldı.

Ayarları bozan takım

2016 yazı Lebron’un The Decision‘ından* sonra en çok konuşulan yaz oldu. 4 Temmuz günü Kevin Durant, The Players Tribune için kaleme aldığı yazıda dostlarını, birlikte ‘savaşa gittiği’ takım arkadaşlarını ve Oklahoma taraftarlarını unutmayacağını dile getirdi. Onların daima hayatında yer alacaklarını ve kalbindeki yerlerini koruyacaklarını söyledi. Sıradaki adresi ise Warriors Hanedanlığı oldu.

Durant’in seçimi NBA’in köküne kibrit suyu dökmekle eş değerdi. NBA’i dünyanın birçok yerinde izlenir kılan geçer akçe, rekabetçiliğin her daim en üst seviyede tutulma çabasıdır. Ancak geçtiğimiz sezon ‘NBA tarihinin en iyi takımı mı?’ sorularını sorduran Batı ekibi ligin en komple yıldızlarından birini daha kadrosuna katmıştı. Şutör guard tanımını baştan yazan Stephen Curry, kas hafızasının poster çocuğu Klay Thompson, hem savunma da hem de hücumda tutkal görevi gören Andre Iguodala, oyunu okuma konusunda belki de ligin en iyi uzunlarından olan Draymond Green’e ligin en komple paket oyuncularından biri olan Durant katılmıştı. Bu aynı zamanda NBA tarihinin gördüğü en sansasyonel beşi izlemek için de bir fırsattı.

2017 sezonunda ligin iki kutuplu hale geldiği iyiden iyiye tescillenmişti. Bir tarafta ‘The Decision’ sonrası imajını iyiden iyiye toparlayan Lebron James ve ekibi, diğer yanda ise geçtiğimiz yıllarda bütün sempati puanlarını toplamasına rağmen Durant hamlesiyle NBA’in adeta ‘cıvkını çıkaran’ veyahut ayarlarını bozan Warriors.

Sezonun kader anlarından biri ise Washington Wizards’ın evi Verizon Center’da meydana geldi. Maçın daha ilk çeyreğinde bir ribaund mücadelesinde Marcin Gortat’ın müdahalesiyle Zaza Pachulia, Durant’in sol dizinin üstüne düştü. Başta bunu hafif bir esneme olduğunu düşünmüştü Durant, ancak öyle değildi. Normal sezonun bitimine üç maç kala ancak dönebilme fırsatı buldu Bundan sonrası ise çılgınlıktı. Final MVP’liğine ve şampiyonluğa giden yolu kendisi çizdi. 2012 Finallerindeki gibi tekrardan Lebron’un şampiyonluğunu saha içinden izlemeye hiç niyeti yoktu. Bu sefer daha sağlam adımlar atmalıydı, ki attı da. Geçen yıl Warriors, rakibinin 3-1’den geri dönmesine izin vermiş, geriye kalan maçlardan  iki tanesi evinde olmasına rağmen kaybeden tarafta yer almıştı. Büyük sahnede tamamlayıcı ve iş bitirici olan MVP ödülünü alan Durant’ten başkası değildi. Warrios rakibini rahat bir seri sonunda 4-1’le geçerek şampiyon oldu, Warriors Hanedanlığı ise iyiden iyiye pekişmişti.

Threepeat’e** bir kala

Üst üste başarılar kazanan ve artık kazanacak bir şeylerinin kalmadığını düşünen takımların en büyük korkusu ise doygunluk hissidir. Karşınızda başarıya henüz uzanamamış, uzansa bile bunun keyfini dilediği gibi çıkaramamış bir takım varsa hele işiniz çok zordur. Kamuoyu sizden daha da sükseli bir performans beklerken sahada alacağınız mağlubiyetler adeta ikiyle çarpılacaktır. Rakipleriniz sizinle oynarken ayrı bir motivasyonla sahaya çıkacaktır. O sezonu ne kadar iyi bir sırada bitirirseniz bitirin, şampiyonluk sezonlarından biraz olsun gerideyseniz herkesin kafasında bir soru işareti belirir.

Golden State, 2018’e üç yıl üst üste finale çıkma başarısı göstermiş bir takım olarak girdi. 2015 ve 2017 şampiyon olarak tamamlanılmıştı. MVP ödüllerine ve rekorlara ambargo koyan bir takım vardı ortada. Sezonu 58-24’lük dereceyle Houston Rockets’in arkasında ikinci sırada bitirdiler. 24 mağlubiyette veya sezonu ikinci sırada bitirmelerinde öyle aman aman endişelenilecek bir durum yoktu aslında. Esas mesele bu yenilgilerin 10’unun son 17 maçta Stephen Curry’nin yokluğunda gelmesiydi. Öte yandan normal sezonun sonlarına doğru iyice palazlanarak gelen Houston Rockets, ligin hem en iyi izolasyon oyuncusuna hem de en iyi ikili oyun yöneten guardına sahipti.

Golden State, Steph’in yokluğunda ilk önce Spurs’ü rahat geçti, daha sonrasında ise New Orleans’ı. Golden State hanedanlığını inşa ederken en büyük etkisi ise diğer takımları etkilemekti. Birçok takım onlar gibi oynamak istemiş, kadro düzenlemelerini ona göre yapıyorlardı. New Orleans da onlar gibi oynamak istedi, ancak karşılarında bu işi yıllardır en üst seviyede yapan ekip vardı. Seri o kadar yüksek tempoda oynandı ki Stephen Curry’nin geri dönüşü ve ivme kazanması için uygun ortam sağlanmıştı.

Birçok kişinin o sezon için NBA’in gerçek finali olarak gördüğü eşleşmenin düğümü 5. maçta çözüldü. Bitime 57 saniye kala 1 sayı farkla önde olan Rockets, Chris Paul’la hücum etmek istedi. Chris Paul, karşısına Quinn Cook’u aldı, içeri drive etti, yön değiştirdi, orta mesafeden şutunu gönderdi, yere düştü ve savunmaya dönemedi. Kameralar bir kez daha Chris Paul’u gösterdiğinde sağ arka bacağını tutuyordu. Houston o maçı kazanmasını bildi. Ancak geriye kalan 2 maçta Chris Paul olmayacaktı. Houston çok yaklaşmışsa da muvaffak olamadı, son maçta 7/44 üçlük attılar. Houston seriyi iyi oynamıştı ama senaryo Warriors hanedanlığı için yazılmış gibiydi adeta.

Bir basketbol maçında sonucu tek bir top belirlemez. O topa gelene kadar onlarca şut kullanılmış; kimisi girmiş, kimisi kaçmıştır. Ancak bu pozisyon son topta olunca işler biraz değişiyor elbette. Muhtemelen finaller ilk maçından sonra atılacak tek manşet ‘Lebron James’in Tarihi Gecesi’ tarzında bir şey olabilirdi. Ancak öyle olmadı. JR Smith son pozisyonda takımının önde olduğunu zannedip zaman geçirmeye oynayınca işler tersine döndü. Rüzgar tamamen Golden State’den yanaydı. Golden State, rakibini 4-0’la geçti. Bu final serisi kimilerine göre Warriors’ın oynadığı en kolay seriydi. Steve Kerr’e göreyse en zoru.

O an: Lebron önce topu istiyor, sonra potayı gösteriyor ama Smith pek oralı değil.
Son Dans

Her şey bittikten sonra Steve Kerr’e şampiyonluk kutlamalarında sorulduğunda “Bu bizim en zor şampiyonluğumuzdu.” diyecekti. Cavs’ı 4-0’la geçmeleri genç koçun gözünü boyamamıştı. Her şeyin farkındaydı. Bu takımın normal sezonda birçok maçta ‘ya zaten üçüncü periyotta gaza basar, alırız bu maçı’ tavrı zararlı olmaya başlamıştı artık. Yaz döneminde DeMarcus Cousins hamlesi geldi. Rotasyonu genişletme ve takımdaki doymuşluk hissini biraz olsun törpüleme anlamında fena bir hamle değildi. Halihazırda Cousins’ın sakatlığı devam ediyordu. Sezonun büyük bir kısmını kaçırması onun için sürpriz değildi, play-off’larda katkı verirse ne âlâ…

Sezona Stephen Curry’in olağanüstü performansıyla başlayan Warriors 11-2 derecesiyle Los Angeles’a geldi. Maçın sonlarında bir pozisyon sonrasında bench’e gelirken Durant’le Draymond Green hararetli bir tartışmaya tutuştular. Birçok yıldızın ve birçok egonun beraber yaşamak zorunda kaldığı bir ortamda bu gayet olağan bir durumdu aslında. Los Angeles Clippers karşısında 11 sayılık bir seri yakalanmış ve maç kafa kafaya gelmişken böyle bir tartışmanın çıkmaması daha olumsuz bir durum olurdu hatta. Kazanma açlığı, hırsı, gözü dönmüşlüğü -adına ne dersek diyelim- gibi kavramlar kadrosunda bu kadar parıltılı isimler bulunduran bir takım için gayet doğaldı. Ancak maçtan sonra, Golden State Warriors’a ve Kevin Durant’e olan yakınlığıyla bilinen The Athletic yazarı Marcus Thompson’ın haberine göre ikili arasındaki diyaloglar yenilir yutulur cinsten değildi. “Sen bizi ne zannediyorsun? Sen gelmeden de biz şampiyonluk kazanıyorduk!” lafları son yıllarda saha içinde yaptıklarıyla gündeme gelen bu takımın saha dışına kaymasına neden oldu. Geçtiğimiz sene play-off’ların sonunda David West, son derece heyecanlı bir şekilde, belki de Warriors’un şampiyonluğunu daha değerli kılmak adına bir açıklama yapmıştı: “Golden State’in soyunma odasında neler yaşandığını bilmiyorsunuz. Bu şampiyonluğun ne kadar zor olduğunu bilmiyorsunuz.” İlk başta bakıldığında gerçekten de şampiyonluğun değerini katlayan bir açıklamaydı bu. Ancak Los Angeles’daki tartışmayla birleşince birtakım şeyler gün yüzüne çıkmaya başlamıştı artık. Kariyeri boyunca bir yere ait olmak ve saygı görmenin peşinde olan Durant, aradığını burada da bulamadığını hissetmeye başlamıştı.

Kevin Durant ve Draymond Green

Haziran ayına abone olan takımların normal sezonda birçok maçı düşük tempoda geçmesi, bazı maçları rölantide oynaması kanıksanmış bir gerçeklik artık. Curry’nin ve Durant’in başrolleri paylaştığı izolasyon temelli oyun da sonuç veriyordu vermesine ama Warriors’un alışık olduğu düzen bu değildi. Yılbaşından sonra alışık oldukları oyuna dönerek 57-25’lik derecesiyle Batı’yı birinci bitirdiler. Sezon içerisinde Boston’a da kaybettiler, Milwaukee’ye de, Houston Rockets’a da. Son 5 yılda en büyük rakiplerine karşı en çok mağlubiyet aldığı sene buydu, ama iş play-off’a gelince vites yükseltmesini bildiler. Önce Clippers engelini aştılar, daha sonrasında bir kez daha Houston Rockets’ı mağlup ettiler. Houston Rockets’a karşı oynadıkları beşinci maçta Durant’in sakatlığı serinin kaderini değiştirecek gibiydi. Ancak öyle olmadı, şampiyon olmanın gerekliliği böyle bir şeydi. Golden State, Batı Konferans Finali’nde Portland’ın karşısına çıktı. Portland oralara pek alışık bir takım görüntüsü vermiyordu, nitekim bu sonuca da yansıdı. Play-off’ların başından beri pek de iyi performans gösteremeyen Stephen Curry, bu seride kendini buldu. 36,5 sayı ve 7 asist ortalamalarıyla Portland’ı evine yolladı. Steph’in attığı üçlükler değil, atabileceği üçlüklerin yarattığı tehdit Warriors’ı farklı bir noktaya taşıyordu. Bunda Portland’ın uyguladığı savunma stratejisinin de büyük payı vardı elbette.

Haziran’a geldiğimizde en kilit nokta Durant’in hangi maçta parkeye ayak basacağı ve sakatlık sonrası kendi performansının yüzde kaçını sahaya yansıtabileceğiydi. Baş aktörleri bir kenara bıraktığımızda, Durant’in ne zaman döneceğinin belirsizliği, Nick Nurse’in maç kontrolü, Kyle Lowry’nin tükenmez enerjisi, Fred VanVleet’in kazanma açlığı ve savunması gibi kenar detaylar Toronto’yu Warriors’un birkaç adım önüne koymuştu bile. Yoğunluğun en üst seviyelere çıktığı bir final serisinde Durant, beşinci maçta döndü.  Ancak sahada yalnızca 12 dakika kalabildi. Durant hayatı boyunca kazanan, sahiplenilen ve saygı duyulan bir karakter olmak istemişti. Seri 3-1 Toronto Raptors lehineyken, bir Holywood filmindeymişçesine oyuna dahil olmak, Warriors’un kazanmasını sağlamak ve seriyi çevirme ihtimali biraz rüya gibiydi Durant için. Kariyeri boyunca kendini kabul ettirme, saygı görme ve ‘ben de buradayım’ mesajını vermeye çalışmıştı. Beşinci maç bu senaryo için biçilmiş kaftandı. Ancak işler hiç de beklenildiği gibi gitmedi. Houston Rockets serisinde sakatlandıktan sonra her hafta ‘ha döndü ha dönecek’ tadında geçince kamuoyundan gelen baskı hem Durant’i hem de Warriors yönetimini kötü etkiledi. Durant tam anlamıyla iyileşmemişti. Kendini iyi hissediyor olabilirdi ancak  tam olarak iyileşmeden yakın kas gruplarında sıkışma yaratmanın ve üzerine yük bindirmenin sonucunu ağır ödedi. Bunda Golden State yönetimin de payı vardı kuşkusuz.

Kevin Durant re-injured his leg and Raptors players had to tell ...
Korkulan olmuş ve Durant yeniden sakatlanmıştı.

Philadelphia ve Milwaukee serilerindeki sertlik ve yoğunluktan sonra rekabetçiliği perçinlenmiş bir Toronto Raptors, tarihinin ilk şampiyonluğunu kazandı. Golden State Warriors ise finallerin hüzün tarafındaydı. Sezon bitmeden önce dahi Kevin Durant’in serbest kalacağı ve takımdan ayrılacağı belliydi aslında. Nitekim öyle de oldu. Asıl darbe ise finallerin son maçında geldi. Klay Thompson üçüncü çeyreğin sonlarında hızlı hücuma çıkarken smaca kalktı, düşüşü ise çok kontrolsüzdü. Klay’in yere kontrolsüz inişiyle Golden State sadece o şampiyonluğu değil, gelecek seneyi de kaybetti.

Stephen Curry and Clay Thomson splash 3's all day, That s...
Splash Brothers: Stephen Curry ve Klay Thompson

Yaz döneminde Kevin Durant’in serbest kalması, takımda kalan Klay Thompson’ın gelecek seneyi boş geçecek olması, Andre Iguodala takası denilirken Warriors 2019-20 sezonuna farklı bir kadroyla girmişti. Sezonun beşinci maçında Aaron Baynes’in Curry’nin üstüne düşmesi talihsizliklerin artık son halkası oldu. Daha sonraki süreçte Warriors’ın sahaya çıktığı kadrolara Santa Cruz Warriors*** denilerek alay edildi. Sezonun askıya alınan bölümüne kadar çizdikleri tablo ise felaketti. 15-50 derecesiyle Batı Konferansı’nda son sıraya demir attılar. Gelecek sene Splash Brothers‘ın beraber dönüşü ve drafttan takımlarına katabilecekleri bir parçayla Batı’da tekrardan iddialarını koruyabilir, hâlâ daha şampiyonluk peşinde olabilirler. Belki de bir hanedanlığının sonu henüz gelmemiştir, bilemeyiz.

 

*The Decision: Lebron James’in 2010 yılında kariyerine hangi takımda devam edeceğini açıkladığı 1 saatlik ESPN programı.

**Threepeat: Basketbolda üc kez art arda şampiyon olmak.

***Santa Cruz Warriors: NBA G Ligi’nde, California’da bulunan bir Amerikan profesyonel basketbol takımıdır.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Biasone’dan D’Antoni’ye 24 Saniye

Futbolda Savunma Sanatları: 1. Sone

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More