Doğu Konferansı Menüsü: NBA’de Doğu’nun Kralları

12 Mart’tan 31 Temmuz’a kadar resmi maç oynanmayan NBA nihayet start alıyor. İlk olarak, Doğu Konferansı’nın taraftarlarına hayal kurdurabilen takımlarıyla başlıyoruz.

Batı Konferansı Menüsü için tıklayınız.

12 Mart sabahında Rudy Gobert’in koronavirüs testinin pozitif çıkmasıyla lig yönetimi, o gece oynanan dört maçın ardından ligin askıya alındığı açıkladı. Bugün geldiğimiz noktada ise Birleşik Devletler ve hatta maçların oynanacağı eyalet olan Florida, virüsün en yoğun şekilde dolaşımda olduğu yer olarak dikkat çekiyor. Bu kaotik ortam Doğu Konferansı dahilindeki bazı takımlar için şans, bazı takımlar için ise büyük bir talihsizlik olarak görülebilir.

Bubble
Bubble, Disney World

NBA’in öncelikli amacı “Bubble adını verdikleri Disney World’de maçların başlaması. İkinci öncelikli amaçları ise elbette bu maçların tamamlanması, tabii işler çok uç noktalara gitmediği müddetçe. Peki nedir bu Bubble?

Bubble’ın Türkçe’ye en doğru çevirisi fanus olacak gibi gözüküyor. Oyuncular burada konaklıyorlar, farklı takımlardan arkadaşlarıyla temaslarını olabildiğince düşük seviyede tutuyorlar ve en önemlisi her gün koronavirüs testine tabi tutuluyorlar. Burada en kilit nokta Disney World çalışanlarının her gün işten evlerine, evlerinden tekrar işlerine gidiyor olmaları olacaktır. NBA yönetimi çalışanlarla oyuncuların arasındaki mesafenin korunacağını ve herhangi bir temasın asla gerçekleşmeyeceğini söylüyor. Eğer Adam Silver ve ekibine güveniniz tamsa Doğu Konferansı ile devam edebiliriz.

Milwaukee Bucks

Sezonu dört çeyreğe ayıracak olursak, ilk aylarda MVP yarışında başı çeken iki oyuncu bulunuyordu. Bu durumun aynısı, ligin ikinci ve üçüncü çeyrekleri için de geçerliydi. Önce James Harden, ardından Luka Doncic ve son olarak LeBron James. Ancak bu denklemin diğer tarafında hep aynı isim yazıldı: Giannis Antetokounmpo. Aslında bu bile Bucks’ın nasıl bir şampiyonluk adayı olduğunu anlatmak için yeterli. Peki play-off sahnesine çıkıldığında Bucks için dişliler nasıl dönecek?

Burada karşımıza Mike Budenholzer çıkıyor. 1996’da Gregg Popovich’in yardımcısı olarak adım attığı NBA’de 17 yıl boyunca Popovich’in yardımcılığını yapan Budenholzer ilk baş antrenörlük macerasına bir başka Doğu Konferansı takımı olan Atlanta’da adım atmıştı. Burada kurduğu yapı ve oynattığı basketbolla birçok çevrenin takdirini kazanmış, henüz ikinci yılında Doğu Konferansı yarışını ilk sırada tamamlasa da LeBron’un liderlik ettiği Cavs’a elenmekten kurtulamamıştı. Atlanta’da beraber çalıştıkları oyunculara seviye atlatmasıyla bilinen koç, Bucks kariyerinde ise oyunculara bireysel olarak seviye atlatmanın dışında takımı da çekebileceği en üst seviyeye çekmeyi başardı ve şampiyonluk hayallerinin kurulmasının da baş aktörlerinden biri oldu.

Budenholzer ve Antetokounmpo - Doğu Konferansı
Mike Budenholzer ve Giannis Antetokounmpo

Milwaukee Bucks, normal sezonun şu ana kadar oynanan bölümünde aldıkları 53-12’lik dereceyle sadece Doğu Konferansı değil, tüm ligin zirvesine oturmuş durumda. Bu liderlikteki en kritik noktalardan biri Giannis’in 57 maçta oynaması ve bu maçlarda 30 dakika ortalamayla parkete bulunmasının yeterli olmasıydı. Planlanan yapı o kadar iyi işliyor ki Budenholzer genç yıldızını bazı maçlarda yormaya gerek dahi duymuyor. Play-off sahnesinde ise işler o kadar basit değil. Sezon planı yaparken uzun vadede birçok şeyi kafasında oynayan Budenholzer’ın play-off’larda içinde bulunduğu seriye, maça, hatta periyota odaklanması gerekecek.

Giannis’in deneyimleri ve bu deneyimlerden çıkardığı dersler herkesin malumu. Geçen yıl Toronto Raptors’la oynadıkları Konferans Finali’nde Nick Nurse’ün Giannis’i savunma stratejisine bir türlü ayak uyduramamıştı Budenholzer. Aslında Nurse’ün yaptığı şey oldukça basit gözüküyordu, Kawhi Leonard ve Pascal Siakam değişmeli olarak Giannis’in savunmasına geçiyor ve Giannis topu yere vurduğu ve penetre etmeye niyetlendiği anda Marc Gasol veya Serge Ibaka’dan gelen yardım savunmasıyla karşısında âdeta bir duvar oluşuyordu. Topu yere vurabilmesi ve potaya doğru patlayabilmesiyle MVP seviyesinde bir oyuncu hâline gelen Giannis, Toronto serisinde tamamen sinmişti.

Giannis’in altı maçlık Toronto Raptors serisinden sonra canının yandığı oldukça belli. 2018-19 sezonunda oynadığı 72 maçta 203 üçlük kullanan yıldız oyuncu, bu sezon oynadığı 57 maçta 271 şut kullanmış durumda. Bunun yanında çizginin gerisinden attığı şutlardaki isabet oranını %25’ten %30 seviyelerine çekme başarısı gösterdi. Karantina döneminde kendisini ne kadar formda tuttuğu ise büyük bir merak konusu.

Son olarak ise iş elbette koç Budenholzer’ın ellerinde. Geçen seneki play-off atmosferinde belirlediği plana ‘fazla’ sadık kalmasıyla, Nikola Mirotic’e oldukça fazla dakika ve sorumluluk vermesiyle ve Giannis’e gelen savunmaya bir çözüm bulamamasıyla eleştirilmişti. Bu sene ise elinde daha gelişmiş bir Antetokounmpo modeli ve bolca şutör var. İşin içinden çıkacaksa şimdi tam zamanı.

Geçen seneki Toronto serisinde gerekli desteği veremeyen Khris Middleton burada kritik rolü oynayacak isimlerin başında geliyor. Normal sezonu %41 üçlük yüzdesiyle tamamlayan Middleton’ın bu performansını play-off’ta da sürdürmesi Bucks için hayat-memat meselesi.

Konu dış şuta geldiğinde Bucks, elbette sadece Khris Middleton’ın ellerine bakmıyor. Middleton’a destek vermesi beklenen isimlerin başında ise yine güvenebileceğiniz ellerden biri olan George Hill geliyor. Giannis’in yarattığı tehdit ve açtığı alanın mükâfatını almak isteyen Budenholzer’ın kadrosuna üç şutör takviyesi yapıldı ve Kyle Korver, Wesley Matthews ve Donte DiVincenzo’nun dış çizginin gerisinden yakalayacakları yüzdeler Bucks adına oldukça kritik.

Toronto Raptors

Denver Nuggets’ta yaptığı hamlelerle adından söz ettiren bir genel menajer hâline gelen ve hemen ardından Toronto’nun yolunu tutan Masai Ujiri, çiçeği burnunda takımı Raptors’la da birçoklarına göre ilginç bir işe imza atmıştı. 2018 yazında DeMar DeRozan, Jakob Pöltl ve birinci tur draft hakkı karşılığında Kawhi Leonard ve Danny Green’i alan Raptors’ta bir yıl boyunca parkeye ayak basmayan ve bir sonraki yaz serbest kaldığında ne yapacağı belli olmayan Kawhi, kesinlikle büyük bir kumardı. Herkesin malumu, Ujiri kumarını oynadı ve attığı zarlar düşeş geldi.

Yazın şampiyonluğun ana aktörü Kawhi ayrılmış ve Toronto Raptors bir sonraki sezon için konuşulan şampiyonluk adaylarından biri olma başarısını gösterememişti. Sezon başladıktan ve fikstürde hatırı sayılır maç sayısına ulaşıldıktan sonra ise Nick Nurse ve öğrencileri için ‘acaba’ soruları sorulmaya başladı. Kanada temsilcisi tekrardan Doğu Konferansı şampiyonu olmayı başarabilir mi?

Birçok sakat oyuncusuna rağmen mütemadiyen aynı oyunu oynayan bir takım hüviyetine kavuşmuştu Raptors. Üstelik bunu her akşam aynı tempo ve aynı istekle parkeye yansıtmışlardı. Terence Davis ve OG Anunoby’yi bir kenara koyduğumuzda bu sezon en çok forma giyen oyuncu 53 maçla Pascal Siakam oldu. Bu 53 maçın takım için anlamı ise oldukça büyük. Sakatlıkları fırsata dönüştürmek zorunda kalan Nick Nurse, âdeta altyapıdan topçu çıkarır gibi Terence Davis, Chris Boucher gibi bu sezonun öncesinde serbest kalsalar belki de birçok takımın rotasyon parçası olarak görmeyeceği oyunculara formayı vermiş ve onlara seviye atlatmıştı.

Nick Nurse - Doğu Konferansı
Toronto Raptors koçu, Nick Nurse

Bu sezon itibarıyla, şampiyonluk sezonunda oldukça iyi bir performans gösteren Kyle Lowry takımın ana top yönlendiricisi rolündeki konumunu yükseltmiş, tamamlayıcı rolleri üstlenen Fred VanVleet ve Norman Powell ise ana rolleri almış durumdalar. Terence Davis, Chris Boucher, Rondae Hollis-Jefferson gibi yan parçalar ise ‘acil durumda camı kırınız’ butonuna dönüşmüş durumda. Elbette bir de Pascal Siakam gerçeği var. Geçen sezonu Kawhi Leonard’ın gölgesi altında geçiren 25 yaşındaki yıldız oyuncu basamakları yavaş yavaş değil oldukça hızlı bir biçimde tırmanmaya başlamış gözüküyor. Siakam, basketbolda pozisyonların önemini yitirip rollerin ön plana çıkmaya başladığı bir dönemde üzerine takım kurulabilecek bir seviyeye geldiğini kanıtladı. Aklınıza gelebilecek birçok şeyi yapabilen, hem tam sahada hem de set hücumunda verimli olabilen, topu yere vurarak kendisi üretebilen, sezonun geride kalan kısmında %36’yla üçlük atmış bir oyuncudan bahsediyoruz. Eğer üstünden atması gereken son bir kabuk kaldıysa play-off’larda o kabuğu parçalayarak Toronto Raptors’ın sürükleyici gücü olup Kanada’nın hayal kurmasını sağlayabilir.

Philadelphia 76ers

Philadelphia 76ers yolun sonunda ya şampiyonluk ipini göğüsleyecek ya da Simmons – Embiid ikilisinden biri 76ers’a veda edecek. Bu kritik sezonda 76ers’ın şampiyon olması bir kenara, şampiyonluk kelimesiyle aynı cümle içinde geçmesi dahi Sam Hinkie’nin adını anmak için yeterli.

Sam Hinkie göreve gelmeden önce, 2010’lu yılların başında Philadelphia 30-40 galibiyet bandında dolaşan, play-off yapabilirse play-off’ta mücadele eden, yapamazsa bunu bir başarısızlık olarak görmekten uzak bir takım görüntüsündeydi. Doğu Konferansı için pek de bir şey ifade etmeyen, ne etliye ne sütlüye bulaştıkları sezonları art arda yaşadılar. Sam Hinkie göreve geldiğinde ise elinde sihirli bir değneği yoktu elbette. Draft’larda iyi seçimler yapabilmek için tanking herkesin bildiği bir gerçek ancak Hinkie’nin yaptığı iş biraz aşırıya kaçmıştı. Philadelphia “Trust the Process (Sürece İnanın)” döneminden önce ligin açık ara en az seyirciye oynayan takımı hâline gelmişti.

Hinkie göreve geldikten sonra, 2017’ye kadar geçen dört sezonda 76ers toplamda sadece 75 galibiyet aldı. Ortalamaya vurduğumuzda sezon başına galibiyet sayısı yalnızca 19’du. Birçok sezonda sizi ligin dibine yollayabilecek bir galibiyet-mağlubiyet oranından bahsediyoruz burada. Hinkie’nin herhangi bir alametifarikası var mıydı sorusu ise oldukça tartışmalı bir konu. O dönemde girdiği drafların birçoğunda ilk sıralardan seçim yapan 76ers oyuncuların pozisyonlarına bile bakmadı. Odaklandıkları tek nokta oyuncunun yetenek tavanıydı. Daha Joel Embiid’i parkede görmeden bir sezon sonraki draft’ta Jahlil Okafor’u üçüncü sıradan seçmek nereden bakarsak bakalım ilginç bir hamleydi. Sürecin meyvelerini parkede almaya başladıkları dönemde ise beklenen soru gündemdeydi: Joel Embiid ile Ben Simmons’ın beraber olduğu bir takım şampiyonluk kazanabilir mi?

Bu soru geçmiş yıllarda birçok kez soruldu ve çokça konuşuldu ama bu soruyu cevaplamadan önce şunun farkında olmak gerekiyor. Eğer Phila şampiyonluk hayalleri kuracaksa onlar için en doğru yer Orlando olacak. Sezonun koronavirüs öncesi döneminde 39-26’lık derecesiyle her ne kadar altıncı sırada yer alsalar da bu plansız ve kimsenin ne yapacağının bilinmediği bir yapıda farklarını ortaya koyabilirler.

Embiid ve Simmons - Doğu Konferansı
Joel Embiid ve Ben Simmons

Aylardır birlikte antrenman yapma konusunda sıkıntı yaşayan takımların tekrardan form tutmaları, birbirlerine alışmaları, bütün setleri ve aksiyonları ince işçilik seviyesinde yapmaları beklenemez. Elbette birçok defo göreceğiz. Philadelphia burada bir istisna. Çünkü Brett Brown’ın öğrencileri, taraftarlarına böyle bir yapının sözünü zaten vermiyordu. Plansızlık üzerine kurguladıkları veya kurgulamak zorunda kaldıkları oyunda bir sorun var; Embiid ve Simmons sahada birbirlerinin üstüne basıyorlar. Ligin en caydırıcı uzunlarından birine sahip olan 76ers bundan dilediği gibi faydalanabiliyor mu? Bu ciddi bir soru işareti. Joel Embiid’in büyük bir problemi var, Embiid sahada her şeyi yapmak istiyor. Geçiş hücumunda topu elinde istiyor, canı istediğinde post-up oynuyor, dilediği zaman birçok basketbolcu için dipsiz bir kuyuya dönüşen orta mesafeden şut atıyor. Embiid bunların hepsini hatırı sayılır bir ölçüde başarıyla yapıyor ancak takımdaki görev dağılımı ve Embiid’in kendini törpülemesi, sadece kendisinden beklenenleri yapması daha doğru olacak gibi.

Embiid’den daha büyük problem ise Ben Simmons ve Simmons’ın atmayı tercih etmediği meşhur şutlar. Bir oyun kurucunun şutu kötü olabilir, düşük yüzdeyle atabilir ancak atmayı tercih etmiyor oluşu kabul edilecek bir şey değil. Ligde şu ana dek geçirdiği üç sezonda toplam 2/23 üçlük atan Simmons’ın hâlâ üçlük atmayı bir gereklilik olarak görmüyor oluşu korkunç bir durum. Simmons’ın bu kadar süre parkede kalmasının elbette birden fazla sebebi var. Benim diyen guard’a taş çıkartacak derecede bir saha görüşüne ve pas yeteneğine sahip Simmons. İlk adımı oldukça hızlı ve açık sahada durdurulamaz bir silah. Ancak play-off’larda temponun düştüğü, işlerin kısmen yarı sahaya kaldığı düzende üçlük çizgisinin gerisinde vasat seviyede bir oyuncuya dönüşen Simmons, birçok takım tarafından çoktan mesafe bırakılarak savunulmaya başlandı bile. 76ers’ın Simmons’ın defosunu kapatmak için yapmak zorunda kalacağı iş ise savunmada yatıyor. Savunma reytinglerinde ligde altıncı sırada bulunan 76ers, bu dozajı daha da üst seviyeye çekip geçiş hücumlarını çok daha yüzdeli bitirmeli. Takımda yay gerisinden yüzdeli atan isimlerin savunmada yarattıkları zaaf sebebiyle uzun süre parkede kalamamaları da gerçekliğini koruyor.

Simmons ve Embiid’in savunmada takım arkadaşlarının zaaflarını kapatıp kapatamayacakları 76ers adına kritik rolü oynayacak. Birebir savunmada yeterli isimlere sahip olmayan 76ers; Tobias Harris, Al Horford ve Matisse Thybulle gibi isimlerle agresif bir savunma anlayışı güdebilir, fizikli beşlerle önüne çıkan birçok engeli aşabilir.

Koronavirüs sonrası Orlando’daki kaotik ortam onları konferans finali için aday hâline getiriyor. Burada en kritik nokta Philadelphia’nın yapabileceklerinden ziyade rakiplerinin yapamayacakları. Oyunlarını ince işçilik üzerine kuran takımlar burada kendilerine gelmek için vakit kaybedebilirler, Phila ise kaybetmeyecek. Çünkü onlar bu kaotik ortamın ta kendisi.

Boston Celtics

Boston Celtics’in pota altı rotasyonunda Daniel Theis, Enes Kanter, Robert Williams ve Semi Ojeleye bulunuyor. Hiç kimse bu oyuncularla savunmada sertlik koymanızı ve savunma reytinglerinde dördüncü sırayı almanızı beklemez. Normal şartlarda rakip takımların Boston’ın pota altına hücum ettiği ve bu dört oyuncunun ayaklarının zayıf olmasını bir zaaf olarak kullanmasını bekleriz. Savunmadaki üstün performanstaki aslan payı ise Daniel Theis’a gidiyor. Savunmada nereye, ne zaman gitmesi gerektiğini iyi bilen ve kısaların karşısında dahi kalabilen Theis, blok tehdidi ve adam takibiyle Boston savunmasının sacayaklarından biri.

Laf savunmadan açılmışken ilk olarak değinmemiz gereken isim parkede değil, bench’te. Kimilerinin Doğu Konferansı koçlarının en iyisi olarak gösterdiği Brad Stevens’ın savunmayı bu derece iyi kurgulayabilmesinin ana kaynağı ise Marcus Smart’ın her geçen gün yay gerisinde daha büyük bir tehdit hâline gelmesi ve birçok maçta üç numara gibi oynayabilmesi. 1.92’lik boyuyla nasıl oluyor da Smart üç numaranın bütün görevlerini yerine getirebiliyor diye soracak olursak, günümüz basketbolunda bazı oyuncular core, yani çekirdek kaslar olarak bildiğimiz bölgeyi o kadar iyi işliyorlar ki 1.92’lik Smart savunmada iki metrelik bir oyuncudan farksız hâle geliyor. Savunmada istisnasız herkesin karşısında kalabiliyor, top alçak post’a indiğinde uzunlara o çekirdek kas grubunun kuvvetiyle karşı koyabiliyor ve hızlı ayaklarıyla kısaların arasından çıkıyor.

Brad Stevens
Boston Celtics koçu, Brad Stevens

Marcus Smart’ın bireysel savunması, takım savunmasının önünü açıyor. Stevens, bu sayede Kemba Walker, Jaylen Brown, Marcus Smart ve Jayson Tatum’u aynı anda sahada tutabiliyor. Adam değişme savunmasında ve kaymalarda iyi iş çıkaran Celtics, âdeta perimetre savunmasına kilit vurmuş durumda ve geçit yok diyor gibi gözüküyor. Yardım savunması sayesinde güçlü alanı hemen kapatabilen, top yön değiştirdiğinde ise hızlı ayaklara sahip kısaların eski pozisyonlarını hızlıca almaları sayesinde Celtics elit savunmaları arasında anılıyor.

Perimetrede rakibini iyi karşılayan, karşılamaktan ziyade püskürten Boston Celtics geçiş hücumlarında da oldukça iyi iş çıkarıyor. Efektif saha içi yüzdesinde dokuzuncu sırada bulunuyorlar. Burada kritik nokta ise ribaund’ı alan kısaların sahayı çok kısa bir süre içinde kat edebiliyor olması ve en fazla iki pasla çembere gidebilmeleri.

Motion offense denilen, hareketliliği ön plana koyan hücum anlayışındaki en önemli nokta sahadaki beş oyuncunun varyasyonları çoğaltmasıdır. Celtics’in motion offense’inde Kemba Walker topu getirir, Jaylen Brown veya Jayson Tatum’a forvetlerde topu teslim eder ve ardından tepeye çıkan uzun birçok pas opsiyonuna sahiptir. Hand-off’tan topu alan Gordon Hayward tepeden şut atabilir, Jayson Tatum aldığı pasla içeri kat edebilir veya Jaylen Brown sağ dipten gelerek yaptığı katlarla basketbolseverlere o muhteşem smaçlarından birini izletebilir.

Celtics’in yapabileceği veya mecbur kalacağı iki şey var. İlki, normal sezonun kalan sekiz haftasında Toronto’nun bulunduğu ikinci sırayı alıp 76ers’tan kaçabilirler ancak Toronto’yla aralarında üç galibiyet fark olduğunu düşünürsek bu biraz zor. İkincisi ise Brad Stevens’ın şimdiden Phildelphia’nın zaaflarına çalışması. Brad Stevens, serinin ikinci maçının ilk çeyreğinde moladan dönerken kullanacağı seti bile şimdiden hazırlamış olabilir.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

San Antonıo Spurs: Ekol Takım

LeBron v Kyrıe

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More